Atölye

image

Filmin Künyesi:

ATÖLYE | L’ATELIER | THE WORKSHOP | Yönetmen: Laurent Cantet / Senarist: Robin Campillo, Laurent Cantet / Oyuncular: Marina Foïs (Olivia Dejazet), Matthieu Lucci (Antoine), Florian Beaujean (Etienne), Mamadou Doumbia (Bouba), Mélissa Guilbert (Lola), Warda Rammach (Malika), Julien Souve (Benjamin), Julien Souve (Fadi), Olivier Thouret (Teddy Chauvin, Antoine’nin Kuzeni) / Fransa / 2017 / Renkli / 113´

Sinopsis:

Marsilya yakınlarındaki küçük La Ciotat kasabası, mevsim yaz… Bir grup genç yazar adayı, bir atölye çalışması için ünlü yazar Olivia Dejazet’in rehberliğinde bir araya gelir. Gençlerden kasabanın endüstriyel geçmişiyle de bağ kuracak bir suç romanı yazmaları istenir. Romanında yarattığı katil karakterle kendini rahatsız edici şekilde özdeşleştiren ve asabi tavırlarıyla sivrilen genç Antoine, atölyenin gidişatını tamamen değiştirecektir. Fransız sinemasının en önemli yönetmenlerinden Laurent Cantet, kurgu ve yaratıcısı arasındaki ilişkiyi masaya yatırdığı, Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen yeni filminin senaryosunu, Kalp Atışı Dakikada 120 ile dikkat çeken Robin Campillo ile birlikte yazdı.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Hikayedeki çatışma ortamı iyi yaratılmış.
  • Bir başka Fransız yönetmen François Ozon’un çalışması “Evde” filmini hatırlatıyor zaman zaman.
  • “Atölyede”

Aşkın Gözü

image

Filmin Künyesi:

AŞKIN GÖZÜ | HIKARI | Yönetmen: Naomi Kawase / Senarist: Naomi Kawase / Oyuncular: Masatoshi Nagase (Masaya Nakamori), Ayame Misaki (Misako Ozaki), Tatsuya Fuji (Kitabayashi / Juzo), Kazuko Shirakawa (Yasuko Ozaki), Misuzu Kanno (Tomoko / Tokie), Mantarô Koichi (Akitoshi)  / Japonya / 2017 / Renkli / 101´

Sinopsis:

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye aday gösterilen ve Evrensel Jüri ödülüne layık görülen Aşkın Gözü, görme engelliler için film betimlemesi yapan Misaki ile hastalığı nedeniyle zamanla görme yetisini kaybetmekte olan ünlü fotoğrafçı Masaya’nın hikayesini anlatıyor. Misaki’nin filmde gördüklerini olabildiğinde kusursuz ve dengeli bir şekilde kelimelere dökme çabasını dinleyen test grubuna dahil olan Masaya’nın Misaki’nin betimlemelerini acımasızca eleştirmesiyle gergin başlayan ilişkileri zaman içinde empatik ve sevgi dolu bir yere doğru gidiyor. Naomi Kawase’nin kendine özgü tarzıyla akıcılık kazanan Aşkın Gözü, başkalarını daha iyi anlamak için bakış açımızı genişletmenin ve iletişim kurmanın yeni yollarını araştırıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Diyaloglar iyi yazılmış.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Filmin müziklerini çok beğendim.
  • Dingin ve şiirsel bir çalışma olmuş.
  • Filmdeki ışık kullanımı ve görüntü yönetimi iyi.
  • Misako ve Masaya ikilisinin aşkı, duyguları hissetme ve ifade etme biçimleri yer yer “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filmini hatırlatır. Filmin başlarında Masaya, Misako’nun filmi betimlemesi sırasında onun öznel duyguları fazlasıyla kattığını ifade eder. Masaya ondan izlenen film ile kendisinin ya da genel anlamda seyircinin arasına bu kadar girilmemesini ister. Tıpkı “Sevmek Zamanı” filminde Boyacı Halil’in (Müşfik Kenter) Meral’den (Sema Özcan) resmi ile kendisi arasına girmesini istememesi gibi.
  • Filmin içerisinde başka bir filmin betimlemesi gösterilir.  Sinemayı ve aşk temalarını bir arada bulundurması bakımından “Aşkın Çekimi” (Yönetmen: Lone Scherfig) filmini de az da olsa hatırlatır.
  • Yönetmenin bundan önceki son iki filmi olan “Umudun Tarifi” ve “Dingin Sular” isimli yapımları çok başarılı bulmamıştım açıkçası. Bu film ile tekrar çıtayı yükseltiyor kendisi adına.
  • Filmden bir replik: “Fotoğrafçı avcı gibidir. Onun avı zamandır”
  • Masaya Misako’ya şöyle bir şey sorsa “Bana mutluluğun betimlemesini yapabilir misin?”
  • “Betimlemek Zamanı”
  • “Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok”
  • “Götür Beni Güneşin Battığı Yere”

Ava

image

Filmin Künyesi:

AVA | Yönetmen: Sadaf Foroughi / Senarist: Sadaf Foroughi / Oyuncular: Mahour Jabbari (Ava), Bahar Noohian (Bahar, Ava’nın Annesi), Vahid Aghapoor (Vahid, Ava’nın Babası), Parnian Akhtari (Anahita), Sarah Alimardani (Shirin),  Mona Ghiasi (Yasi), Houman Hoursan (Nima), Leili Rashidi (Bayan Dehkhoda), Shayesteh Sajadi (Melody)  / İran / 2017 / Renkli / 102´

Sinopsis:

Ava, Tahran’da ailesiyle birlikte yaşayan, oldukça programlı bir hayatı olan bir lise öğrencisidir. En büyük tutkularından biri keman çalmak olan Ava da her genç gibi arkadaşlarıyla vakit geçirmekten keyif alır. Kendi yaşındaki bir oğlanla görüştüğünü öğrenen annesi duruma aşırı tepki göstererek Ava’yı jinekoloğa götürür. Olayın travmasını atlatamayan Ava, annesinin de kendi yaşındayken yaptığı “uygunsuz” davranışları öğrenince, keman derslerini atlatmaya ve okulda düzeni bozacak davranışlarda bulunmaya başlar. Annesinin koyduğu sınırlar daraldıkça, Ava’nın başkaldırısı ve özgürlüğüne olan özlemi de katlanarak artacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda vasat buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Annesinin Ava’yı jinekoloğa götürdüğü andan sonra evdeki çekimlerde Ava’yı daha çok karanlık ışıkta görürüz. Öncesinde ise Ava ile ilgili evdeki sahneler daha aydınlıktır.
  • Evet, Ava sanatla ilgili. Keman çalıyor, klasik müzik dinliyor, bir piyanosunun olmasını istiyor. Öte yandan ailenin geri kalanında sanatla ilgili bir bağ, alaka pek görülemiyor.
  • Genellikle beyaz eldivenleri ile görülen okul müdürü eğitimi tırnak içinde ameliyat eden ama bunda da başarısız olan bir cerrah gibi gözüküyor. Ava’nın annesi de bir doktor/cerrah. O da kızının eğitimi üzerinde başarısız bir ameliyat gerçekleştiriyor.
  • Yakın zaman önce 37. İstanbul Film Festivalinde yer alan başka bir İran yapımı “Tarihsiz, İmzasız” (Yönetmen: Vahid Jalilvand) filmindeki gibi bu filmde de hikayenin bazı noktalarına inandırıcılık sorunları var.
  • “Odamdaki Kemancı”

Renksiz Rüya

image

Filmin Künyesi:

RENKSİZ RÜYA | HEWNO BERENG | Yönetmen: Mehmet Ali Konar / Senarist: Mehmet Ali Konar / Oyuncular: Civan Güney Tunç (Mirza), Bilal Bulut (Mir Ahmed), Orhan Alıcı, Cuma Karaaslan / Türkiye / 2017 / Renkli / 80´

Sinopsis:

90’lı yılların karanlık politik olaylarının ortasında kalan Mirza, bu uğursuz, süreğen durumun mağduru olmaktan kurtulamamıştır. Annesinin ölümünün ardından iyice içine kapanıp gördüğü kötü rüyalarla savaşmaya çalışan Mirza’nın hayatı, Mir Ahmed’in bir süreliğine evlerine misafir gelmesiyle değişir. Renksiz Rüya, kuşatılmış bir zaman aralığında çocukluk, matem ve hayallerin hikâyesini, bir çocuğun yaşam ritmi ve farkındalığı üzerinden anlatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar sade, doğal ve başarılı.
  • Senaryoyu dengeli buldum.
  • Çocuk oyuncu Civan Güney Tunç bakışları ile bile oynuyor pek çok yerde.
  • Mir Ahmed evin çatısında gördüğü Mirza’ya “haykır” diye bir tavsiyede bulunur. O anda olmasa bile filmin sonunda bu tavsiyeyi sessiz bir şekilde uygular Mirza.
  • Görsel atmosfer ve bir çocuğun yetişkinlerle olan iletişimini ele alma açısından bu yapım “Rauf” (Yönetmen: Soner Caner, Barış Kaya) filmini hatırlatıyor. Öte yandan “Renksiz Rüya” filminin daha başarılı olduğunu düşünüyorum.
  • Bingöl’e ait bir halk oyunu olan Kartal’a filmde yer verilmesi güzel olmuş.
  • Film için Ajda Pekkan’dan geliyor: “Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile”
  • “Siyah Giyme Söz Olur”
  • “Siyah Giyen Adamlar”

The Bookshop

image

Filmin Künyesi:

THE BOOKSHOP | Yönetmen: Isabel Coixet / Senarist: Isabel Coixet (Senarist), Penelope Fitzgerald (Aynı Adlı Romanın Yazarı) / Oyuncular: Emily Mortimer (Florence Green), Bill Nighy (Edmund Brundish), Patricia Clarkson (Violet Gamart), Honor Kneafsey (Christine), James Lance ( Milo North), Frances Barber (Jessie), Reg Wilson (General Gamart) / İspanya / 2017 / Renkli / 113´

Sinopsis:

Penelope Fitzgerald’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmde, Florence Green İngiltere’de küçük bir kasabada yaşayan bir kadındır. Kasabada bulunun tarihi bir evi kitapçı olarak işletmeye karar verir. Büyük bir risk alarak girdiği işte başarılı olan genç kadın, bir süre sonra kasaba halkına ödünç kitap vererek kitapçıyı bir kütüphaneye dönüştürür. Hayatını yoluna koyduğunu düşünen Florence’in bilmediği gerçekler vardır. Kasabada yaşayan inatçı bir kadının tarihi bina ile ilgili başka planları vardır ve kadın planlarını gerçekleştirmek için her şeyi yapmaya hazırdır.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi vasat buldum.
  • Film olmamışlık hissi yaratıyor.
  • Dekor ve kostüm tasarımı başarılı.
  • Çocuk oyuncu Honor Kneafsey iyi bir performans sergilemiş.
  • Filmin ikinci yarısı ilk bölüme göre daha iyi gözüküyor.
  • Müzik kullanımı fazla olmuş.
  • Filmin finali başarılı.

Hiçbir Zaman Burada Değildin

image

Filmin Künyesi:

HİÇBİR ZAMAN BURADA DEĞİLDİN | YOU WERE NEVER REALLY HERE | Yönetmen: Lynne Ramsay / Senarist: Lynne Ramsay (Senarist), Jonathan Ames (Yazar) / Oyuncular: Joaquin Phoenix (Joe), Judith Roberts (Joe’nin Annesi), Alex Manette (Senator Albert Votto), Ekaterina Samsonov (Nina Votto, Albert Votto’nun Kızı) / İngiltere / 2017 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Mesleğinde bir ömre yetecek kadar şiddete tanık olan Joe, geride kalan hayatını, seks ticareti için kaçırılan kızları kurtararak kazanmaya başlamıştır. New York senatörünün kızını kurtarması için kiralandığı zaman ise bir komplo ağının içine sürüklenir. Joe kısa sürede, kendisini ölü görmek isteyen düşmanlarıyla savaşmak zorunda olduğunu kavrayacaktır…

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi vasat buldum.
  • Joaquin Phoenix’in oyunculuğu başarılı.
  • Gerilim yaratmak için kullanılan müziklerin dışında tercih edilen şarkılar ve müzikler güzel.
  • Yönetmenin bir önceki filmi “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” daha iyi bir çalışmaydı.
  • Tuhaf bir şekilde filmin soğukkanlı atmosferi “Kutsal Geyiğin Ölümü” (Yönetmen: Yorgos Lantimos) filmini çağrıştırıyor. Öte yandan iki filmde de finalin geçtiği mekanın benzer olması da diğer bir ayrıntı.
  • Film ayrıca Cüneyt Arkın’ın 1970’lerin ortasından itibaren oynadığı ve zaman zaman da yönettiği suç, polisiye, intikam ve adalet filmlerini (“Hınç”, “Yarınsız Adam”, “Kavga”) de akıllara getiriyor.

Ahlat Ağacı

image

Filmin Künyesi:

AHLAT AĞACI | THE WILD PEAR TREE | Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Senarist: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu / Oyuncular: Doğu Demirkol (Sinan Karasu), Murat Cemcir (İdris Karasu, Sinan’ın Babası), Bennu Yıldırımlar (Asuman Karasu, Sinan’ın Annesi), Akın Aksu (İmam Veysel), Ercüment Balakoğlu (Sinan’ın Dedesi Ramazan, Asuman’ın Babası), Hazar Ergüçlü (Hatice), Öner Erkan (İmam Nazmi), Özay Fecht (Sinan’ın Anneannesi Hayriye, Asuman’ın Annesi), Serkan Keskin (Yazar Süleyman), Asena Keskinci (Yasemin Karasu, Sinan’ın Kardeşi), Tamer Levent (Sinan’ın Dedesi Recep, İdris’in Babası), Ahmet Rıfat Şungar (Ali Rıza), Kubilay Tunçer (İlhami, Kumcu), Kadir Çermik (Belediye Başkanı Adnan)  / Türkiye / 2018 / Renkli / 188´

Sinopsis:

Bazıları için taşra, tüm umutların eninde sonunda yalnızlıkla kesiştiği bir sürgün yeridir. Tıpkı babaların ve oğulların kesişen kaderleri gibi, tüm umutların, hayallerin, çaresizlikle kesiştiği hudutsuz bir sürgün yeri… Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanan Ahlat Ağacı, Sinan’ın hikayesine odaklanıyor. Üniversiteyi bitiren Sinan yazdığı kitabı bastırmak için gereken parayı bulmak için memleketine dönecek ve burada hem ailesi hem de geçmişiyle yüzleşecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Nuri Bilge Ceylan yine güzel bir şahesere imza atmış.
  • Oyunculuklar başarılı. Özellikle de baş roldeki Sinan karakterine hayat veren Doğu Demirkol güzel bir performans sergilemiş.
  • Görüntü yönetimi başarılı. Tüm Nuri  Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi yine muazzam kareler var.
  • Diyaloglar çok başarılı yazılmış. Diyaloglardaki mizahi ton yönetmenin diğer filmlerine nazaran burada daha yüksek.
  • Filmin finalini başarılı ve sarsıcı buldum.
  • Senaryo bir bütün olarak ele aldığında başarılı. Fakat bazı karakterlerin, olayların incelemesinde eksiklikler de söz konusu.
  • Film içerisinde Sinan’ı farklı karakterlerle uzun diyaloglu sahnelerde izliyoruz. Benim en beğendiğim iki sahne ise İmamlar ve Yazar Süleyman ile olan kısımlar.
  • Film hem bir baba oğul  hikayesi hem de bundan daha fazlası aslında. Sinan’ın ailesiyle, taşrayla ile olan çatışması da çokça anlatılmakta.
  • Sinan’ın Hatice ile karşılaşmasından sonra dudağına atılan çentik belki de onun sonraki karşılaşmalarında ağzından dökülen bilmişliğin yolunu açmıştır.
  • Filmde yazdığı kitabı bastırmaya çalışan Sinan karşılaştığı her kişi ile girdiği uzun diyaloglar ile yeni yeni kitaplar da yazmakta bir yandan.
  • İdris’in oğlu Sinan’ın kitabı ile ilgili bir gazete haberini saklaması “Kelebekler” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filmini hatırlatır. Öte yanan o filmde kelebekler bir metafor olarak kullanılmıştı. Bu filmde de karıncalar metaforlardan biri.
  • Çiftçilik ve baba oğul ilişkisi gibi temalar ekseninde İsveç yapımı “Kuzgunlar” (Yönetmen: Jens Assur) filmini hatırlatmakta.
  • Filmde kullanılan önemli ögelerden biri de “kuyu”. Kuyudan bahsetmişken usta yönetmen Metin Erksan’ın “Kuyu” filminin ismini de burada anmak gerekir. İki filmde de “kuyu” oldukça önemli.
  • Sinan film boyunca bir nevi kendi kuyusunu kazmakta.
  • Nuri Bilge Ceylan’ın bu yeni filmi “Kış Uykusu” filminden daha başarılı kanımca. Diğer yandan yönetmenin filmlerinin içinde en iyisi ise hala “Bir Zamanlar Anadolu’da”.
  • “Karıncalar”
  • “Çan Eğrisi”
  • “Çan Uykusu”
  • “Herkesin Bir Kuyusu Vardır”
  • “Kuyulu Gerçekçilik”

Hemşire

image

Filmin Künyesi:

HEMŞİRE | Yönetmen: Dilek Çolak / Senarist: Dilek Çolak / Oyuncular: Evren Duyal (Leyla), Sermet Yeşil (Kerem), Aytaç Öztuna (Kerem’in Annesi), Serhat Özcan (Leyla’nın Eşi), Ayşe Tunaboylu (Leyla’nın Annesi) / Türkiye / 2018 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Hemşire Leyla, kocasından şiddet gören, bunu da kimseyle paylaşamayan mutsuz bir kadındır. Hayatının rutinliği içinde sürekli rejim ve spor yaparak yaşadıklarını görmezden gelmeye çalışmaktadır. Bu esnada cezaevlerine operasyon düzenlenmiş, siyasi tutuklular hücre tipi cezaevlerine karşı açlık grevlerine başlamıştır. Leyla’nın çalıştığı hastaneye bu eylemcilerden biri getirilir. Bu genç adamın adı Kerem’dir. Leyla’nın aksine Kerem onu hayata bağlayacak her şeye sıkı sıkıya bağlı bir adamdır. Bu iki zıt insan zaman ilerledikçe birbirlerinin yaşamlarını ve seçimlerini sorgulamaya başlarlar. Biri inandığı bir siyasi görüş için hayatını ortaya koyarken diğeri çocuğu ve eşi için kendi yaşamından feragat etmektedir. Kerem’in hapsedildiği, içinden fiziksel olarak çıkamadığı oda bir süre sonra Leyla’nın mutsuzluğundan kurtulmak için seçtiği bir kaçış alanı olur.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Senaryo iyi yazılmış. Diyaloglardaki yer yer şiirsel ve masalsı üslup oldukça güzel.
  • Filmin hikayesindeki çatışma düzlemi iyi bir şekilde planlanmış. Bir tarafta kilolarından vazgeçmek için yememeye çalışan Leyla diğer tarafta ise ideallerinden vazgeçmemek için yememeye çalışan Kerem karakteri.
  • Görüntü yönetimini başarılı bulmadım. Daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum.
  • Serhat Özcan’ın hayat verdiği Leyla’nın eşi karakteri “Saklı” (Yönetmen: Selim Evci) filminde tipik orta sınıf tırnak içinde “muhafazakar” baba karakterine rol veren Settar Tanrıöğen’i hatırlattı.
  • Filmin ağırlıklı olarak hastane içerisinde geçmesi atmosfer olarak Romanya yapımı “Yaralı Kalpler” (Yönetmen: Radu Jude) filmini çağrıştırdı.

İnatçı Bir Adam

image

Filmin Künyesi:

İNATÇI BİR ADAM | LERD | Yönetmen: Mohammad Rasoulof / Senarist: Mohammad Rasoulof / Oyuncular: Reza Akhlaghirad (Reza), Soudabeh Beizaee (Hadis), Nasim Adab,  Zeinab Shabani, Missagh Zareh, Zhila Shahi, Majid Potki, Mehdi Mehraban, Sepehr Ebadi, Bagher Yekta / İran / 2017 / Renkli / 118´

Sinopsis:

Reza kendini şehir bataklığından uzaklaştırmış, eşi ve tek çocuğuyla, Kuzey İran’ın uzak bir köyünde basit bir yaşam sürüyordur. Günlerini, japon balığı çiftliğinde çalışarak geçirir. Devletle ve yerel yönetimle yakın ilişkileri olan özel bir şirket, yerel yaşamı tamamen kontrol altına almıştır. Ortaklar, şirketin varlığını ve kazancını arttırmak için, yerel çiftçileri ve küçük iş sahiplerini zorlayarak varlıklarını ele geçirmeye çalışır. Yaşadıkları baskı sonucu birçok çiftçi kendiliğinden bu yozlaşmanın bir parçası olur. Reza tekelleşmeye karşı verdiği mücadelede yolunu ve kendi değerlerini kaybetmemek için çabalarken, olduğu kişi üzerine de pek çok sorgulamaya girişecektir…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi beğenmekle beğenmemek arasında kaldım.
  • Filmin başrol oyunculuklarını çok başarılı bulamadım.
  • Alışılageldik İran filmlerinden farklı bir çalışma olmuş. O açıdan izlenmeyi hak ediyor olarak değerlendirilebilir.
  • Gerçekçi üslup kullanımı açısından Romanya’dan Cristian Mungiu’nun; Rusya’dan  Andrey Zvyagintsev’in filmlerini hatırlatıyor.
  • Filmde genel anlamda “mülkiyet” ya da “mülkiyetsizlik” temasından söz edilebilir. Çeşitli konuların mülkiyeti açısından da şu filmlerle bir bağ kurulabilir. Suyun mülkiyeti açısından “Susuz Yaz” (Yönetmen: Metin Erksan); bürokrasinin mülkiyeti açısından “Leviathan” (Yönetmen: Andrey Zvyagintsev); doğanın mülkiyeti açısından “Balık” (Yönetmen: Derviş Zaim); iradenin mülkiyeti açısından “Takva” (Yönetmen: Özer Kızıltan)
  • “Hiçbir şeyde rızam yok,
    Sen yanımda ol yeter.”

Monika’yla Bir Yaz

image

Filmin Künyesi:

MONİKA’YLA BİR YAZ | SOMMAREN MED MONIKA | SUMMER WITH MONIKA | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Anders Fogelström / Oyuncular: Harriet Andersson (Monika Eriksson), Lars Ekborg (Harry Lund), Dagmar Ebbesen (Bayan Lindström), Åke Fridell (Monika’nın Babası), Georg Skarstedt (Harry’nin Babası) / İsveç / 1953 / Siyah-Beyaz / 96´

Sinopsis:

19 yaşındaki genç Harry Lund bir gün, 17 yaşındaki romantik, tasasız ve asi Monika’yla tanışır ve ikili birbirlerine aşık olur. Yaşadıkları küçük kasabadan kaçıp ailelerini ve işlerini geride bırakırlar ve Harry’nin babasının botunu alarak ıssız bir adaya giderler. Bütün bir yazı beraber geçirirlerken Monika hamile kalır. Harry Monika’yla evlenmeye karar verir, sonra da bir işe girer, okula devam eder ve kızları June’u yetiştirirken bir yandan da daha iyi bir hayata sahip olmaları için uğraşır. Ancak Monika’nın tek isteği eğlenmeye devam etmektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Senaryoda biraz sıkıntılar var. Bu sıkıntılar özellikle de Monika ve Harry çiftinin adaya kaçmalarından sonra başlıyor. Öte yandan filmin senaryosunun şaşırtıcı olarak Bergman’a ait olmadığını belirtelim. Senaryo İsveçli yazar Anders Fogelström’e ait.
  • Film, aile ilişkilerini ele alma, aile yaşamını gösterme açısından zaman zaman 1950’lerin İtalyan ve İspanyol filmlerini hatırlatıyor.