13. FilmEkimi’nin Ardından

image

Bu festival süresince ( 11 Ekim – 17 Ekim 2014 ) toplam 14 tane film seyretmiş oldum. En beğendiğim film “Mucizeler” oldu. İzlediğim tüm filmlerin beğeni sıralaması aşağıdaki gibi oluştu. Filmlerle ilgili yazılarımı daha sonra sayfada yayınlamaya çalışacağım.

1.  MUCİZELER | THE WONDERS | LE MERAVIGLIE

2. TIMBUKTU

3. ÇİLE | STATIONS OF THE CROSS | KREUZWEG

4. İKİ GÜN, BİR GECE | TWO DAYS, ONE NIGHT | DEUX JOURS, UNE NUIT

5. İNSANLARI SEYREDEN GÜVERCİN | A PIGEON SAT ON A BRANCH REFLECTING ON EXISTENCE | EN DUVA SATT PA EN GREN OCH FUNDERADE PA TILLVARON

6. SARAYBOSNA’NIN KÖPRÜLERİ | BRIDGES OF SARAJEVO

7. ÇOCUKLUK | BOYHOOD

8. ÖZGÜRLÜK DANSI | JIMMY’S HALL

9. DİNGİN SULAR | STILL THE WATER | FUTATSUME NO MADO

10. HAVANA’YA DÖNÜŞ | RETURN TO ITHACA | RETOUR A ITHAQUE

11. KARDA BİR BEYAZ KUŞ | WHITE BIRD IN A BLIZZARD

12. MISS JULIE

13. YILDIZ HARİTASI | MAPS TO THE STARS

14. DİLE VEDA | GOODBYE TO LANGUAGE | ADIEU AU LANGAGE

image

Yabancı

image

Filmin Künyesi:

YABANCI | A STRANGER | OBRANA I ZASTITA | Yönetmen: Bobo Jelcic / Oyuncular:  Bogdan Diklic, Nada Durevska, Ivana Roscic, Izudin Bajrovic / Hırvatistan  / 2013 / DCP / Renkli / 87’

Sinopsis:
2013 Saraybosna Jüri Özel Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu (B. Diklic)

2013 Pula (Hirvatistan) En İyi Film (Ulusal), En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Görüntü, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Yönetmen

2013 Motovun En İyi Film

Barış geleli on yıllar olsa da Bosna’da olanlar hafızalardan silinmedi. Hele Mostar’da, Müslüman Boşnaklarla Katolik Hırvatlar, fiziksel bir sınır olmamasına rağmen, kuşku ve güvensizlikle birbirlerinden ayrı kaldılar. Slavko’nun eski dostu Dulaga öldüğünde de bu ayrım kendini hissettirecektir. Slavko cenazeye gitse komşularıyla birtakım politikacıların gözünden düşecek, gitmese karısının diline düşecek, dostunun ailesine de rezil olacaktır. Böylesine parçalanmış bir toplumda hayat, kimi zaman komik ama hep hüzünlü geçmektedir.

Artılar

  • Oyunculuklar oldukça doğal.

Eksiler

  • Filmin içine girmenin çok kolay olduğunu söyleyemeyeceğim.
  • Slavko ile oğlu Kreso (Rakan Rushaidat) arasındaki problemin ne olduğuna dair tam bir fikir yürütemiyoruz.

Keşif

  • Film gerçek hayata oldukça yakın bir izlenim veriyor. Bu açıdan bana “Bir Hurdacının Hayatı” (Yön: Danis Tanovic) filmini anımsattı.
  • Cenaze evinde “Zehra” (Ivana Roscic) ile “Slavko-Milena” (Bogdan Diklic-Nada Djurevska) çifti arasında geçen araba ile eve bırakma konusunda uzayan diyaloglar bana “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yön: Nuri Bilge Ceylan) filminde araba içerisinde geçen manda yoğurdu sohbetini çağrıştırdı.
  • Filmin isminde de geçen “yabancı” temasını birkaç formda görmek mümkün:
                  Slavko oğlu Kreso’ya yabancı.
                  Dragon Slavko’ya yabancı.
                  Kimi Boşnaklar ve Hırvatlar birbirlerine yabancı.
                  Bürokrasi vatandaşa yabancı.

Öylesine

  •  

Döşeğimde Ölürken

image

Filmin Künyesi:

DÖŞEĞİMDE ÖLÜRKEN | AS I LAY DYING | Yönetmen: James Franco / Oyuncular:  James Franco, Logan Marshall-Green, Danny Mcbride, Tim Blake Nelson, Ahna O’reilly, Beth Grant, Jim Parrack, Jesse Heiman, Scott Haze  / ABD  / 2013 / DCP / Renkli / 110’

Sinopsis:
William Faulkner’ın 1920’lerde bilinç akışı anlatımıyla yazdığı, 20. yüzyıl edebiyatının en iyi yapıtlarından kabul edilen ve uyarlanması imkânsız görülen Döşeğimde Ölürken romanını sinemaya aktaran James Franco, aynı zamanda filmin 15 ana karakterinden biri olan Darl Bundren’ı da canlandırıyor. İlk kez Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen film, Bundren ailesini izliyor. Aile büyüğü Addie henüz ölmüştür ve cenazeyi kadının memleketine götürmek üzere bütün aile yola düşer. Kocası ve çocukları, 65 kilometre ötedeki Jefferson’a giden yolda olmadık her tür engelle karşılaşırlar: nehirler taşar, yangınlar çıkar, kazalar olur ve ailenin her ferdi, kendi içlerindeki fırtınaların yanında bir de bu felaketlerle baş etmek zorunda kalır.

Artılar

  • Genelde oyunculuklar başarılı. “Dewey” rolünde Ahna O’Reilly bir adım öne çıkıyor.

Eksiler

  • Normal şekilde ve ekranı ikiye bölerek yapılan görüntü yönetiminde tam bir denge sağlanamamış gibi.
  • Ölen anne ile eşi ve çocukları arasındaki bağın çok güçlü olduğu ifade edilmeye çalışılıyor. Keşke bunu destekleyen bazı sahneler de filmde yer alsaydı. Film bir roman uyarlaması olduğu için belki bu durum kitapta da bu şekilde işlenmiş olabilir. Romanı okumamış olduğum için sürçü lisan ettiysem affola.

Keşif

  • Görüntü yönetiminde zaman zaman ekranı ikiye bölme tercihi filme ayrı bir boyut katmış.
  • Filmde annenin vasiyeti üzerine gömülmesi için Jefferson’a götürülme hikayesini görüyoruz. Aslında eşi ve çocukları arasında bir tek “Jewel”in (Logan Marshall-Green) gerçek niyeti annesinin vasiyetini yerine getirmek gibi. Diğer karakterlerin asıl amaçları ise biraz daha farklı:
                  Anse: Dişlerini yaptırmak istiyor.
                  Dewey: Kürtaj yaptırmak istiyor.
                  Cash: Yeni marangoz işleri almak istiyor.
                  Darl: Vasiyete engel olmak istiyor.
                  Vardaman: Mecbur kalıyor.

Öylesine

  •  “Anse Bundren ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi”.

Genç ve Güzel

image

Filmin Künyesi:

GENÇ VE GÜZEL | YOUNG & BEAUTIFUL | JEUNE & JOLIE | Yönetmen: François Ozon / Oyuncular:  Marine Vacth, Geraldine Pailhas, Frederic Pierrot, Fantin Ravat, Johan Leysen, Charlotte Rampling  / Fransa  / 2013 / DCP / Renkli / 95’

Sinopsis:
En son İstanbul Film Festivali’nde ve ardından vizyonda izlediğimiz Evde ile formunu hiç kaybetmediğine tanık olduğumuz François Ozon, Cannes Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren Genç ve Güzel ile Altın Palmiye için yarıştı. “4 mevsim ve 4 şarkıyla 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımladığı son filminde Ozon, Buñuel’in meşhur Gündüz Güzeli filmini çağrıştıran bir öyküyü ele alıyor. Filmin merkezindeki Isabelle, ergenlikten henüz çıkmıştır ve cinsel uyanışıyla aşk arayışını bir fahişe olarak yaşamayı tercih eder. Beden, ergenlik, aile ve cinsellik kavramlarını tartışmaya açan filmde geçen her bir mevsime bir Françoise Hardy şarkısı eşlik ediyor.

Artılar

  • “Isabelle” rolünde Marine Vacth ve annesi “Sylvie” rolünde Géraldine Pailhas oyunculukları başarılı.

Eksiler

  • Yakın zamanda izlediğim yönetmenin  “Başka Bir Evde” filminden sonra çıta biraz düşmüş sanki.

Keşif

  • Isabelle’in fahişelik yapması “kadın bedeninin metalaştırılması” konusunu düşündürürken; Isabelle’in fahişeliğe başlangıç serüveni ve erkeklere yaklaşımı acaba onun da “erkek bedenini metalaştırması” olarak yorumlanabilir mi diye düşündüm.
  • Isabelle ile ölümüne neden olduğu “Georges” (Johan Leysen)  karakterinin eşinin aynı otel odasında bulundukları sahne güzel ve önemli. Yatakta yan yana uzandıkları bölümde birbirlerine bakmaktadırlar. Isabelle karşı tarafta kendi yaşlılığını; Georges’un eşi de Isabelle’de kendi gençliğini görüyordur belki de.
  • Kimi açılardan “Uyuyan Güzel” (Yön: Julia Leigh) filmini çağrıştırdı
  • Isabelle kendi yaşıtındaki erkeklere karşı bir “aşk suçu” işliyor sanki. Çünkü yaşıtlarıyla cinsel birliktelik yaşadıktan sonra onlardan ayrılıyor.

Öylesine

  •  Isabelle için Teoman’dan geliyor: “Daha On Yedi”.
  • “Akşamüstü Güzeli”.

Balayı

image

Filmin Künyesi:

BALAYI | HONEYMOON | LIBANKY| Yönetmen: Jan Hrebejk / Oyuncular:  Anna Geislerova, Stanislav Majer, Jiri Cerny, Kristyna Fuitova, David Maj, Jiri Sestak, Jana Radojcicova, Matej Zikan, Vlastimil Dusek, Eva Kukuckova  / Çek Cumhuriyeti  / 2013 / DCP / Renkli / 98’

Sinopsis:
2013 Karlovy Vary En İyi Yönetmen

İstanbul Film Festivali’nde Kutsal Dörtlüfilmiyle aile ve cinsellik konularına mizahi bir bakış açısıyla eğilen Jan Hrebejk’in Temmuz ayında Karlovy Vary Film Festivali’nde prömiyerini yapan yeni filmi bir aile melodramı. Bir akşamdan sabah saatlerine kadar geçen film, ideal çift gibi görünen Tereza ve Radim’in her yönüyle kusursuz görünen düğünüyle açılıyor. Davetlilerle aile neşe içinde dans edip kutlamaya devam ederken nikâh sırasında ortaya çıkan davetsiz bir misafir, herkesin keyfini kaçırır. Damadın arkadaşı olduğunu söyleyen bu genç adam yüzünden hem damadın geçmiş günahları hem de gelinin sıkıca sarıldığı sırları ortaya dökülür. Eski günahların gölgeleri hep uzun olur derler…

Artılar

  • “Tereza” rolünde Anna Geislerová oldukça başarılı.

Eksiler

  • Filmde müzik kullanımı biraz fazla olmuş.
  • “Radim”in (Stanislav Majer) ailesi ile ilgili film içerisinde biraz bilgi alabilsek acaba iyi olur muydu diye düşünmeden edemedim karakteri daha iyi anlayabilmek adına.

Keşif

  • “Ales” karakterinin küvet içinde darp edildiği sahnede gerçekten bir an onun öldüğüne inanıyoruz. Daha sonradan yaşadığını göstererek yönetmenin ters köşe yapması başarılıydı.
  • Filmin ilk yarısı salt komedi; ikinci yarısı salt dram olarak değerlendirilebilir.

Öylesine

  •  “Balayı Sonatı”.

 

Sefertası

image

Filmin Künyesi:

SEFERTASI | THE LUNCHBOX | DABBA | Yönetmen: Ritesh Batra / Oyuncular:  Irrfan Khan, Nimrat Kaur, Nawazuddin Siddiqui, Denzil Smith, Bharati Achrekar  / Hindistan  / 2013 / DCP / Renkli / 104’

Sinopsis:
2013 Cannes İzleyici Seçimi (Eleştirmenler Haftası)

Bombay, mucizeler kentidir… Bu dev kentte her gün 160.000 sefertası evlerden alınıp işyerlerine dağıtılır, akşamüstleri de aynı şekilde toplanır. Mutsuz ev kadını İla’nın, ilgisiz kocasını heyecanlandırmak ümidiyle denediği tarifler, özene bezene hazırladığı sefertasları yanlışlıkla, emekliliğini iple çeken yalnız Saajan’a ulaşır. İla ile Saajan birbirlerine böylece ufak notlar iletmeye başlarlar. Hayallerin katili bu dev kentte ikisi de bir yudum umut bulur sefertaslarında. Birbirlerini gerçekten hiç görmeseler de yaşam düzenlerini tehlikeye atmayı göze alarak sefertasları üzerinden olağanüstü bir ilişkiye girişirler.

Artılar

  • Senaryo çok güçlü.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Bombay şehrine ait günlük yaşama ilişkin görüntüler ustaca çok göze batırılmadan filmde yer almış.
  • Film boyunca kendisini görmediğimiz ama sesini duyduğumuz “Deshpande” (Bharati Achrekar) ve “Saajan”ın (Irrfan Khan) yardımcısı “Shaikh” (Nawazuddin Siddiqui) karakterleri filme oldukça güç katmış.

Eksiler

  • Bulamadım.

Keşif

  • Filmden son dönemin başarılı yönetmenlerinden Mahmut Fazıl Coşkun filmlerinin tadını aldım.
  • Dram ve komedinin uyumlu bir harmoni içerisinde filmde yer alması bana Ertem Eğilmez ve Yavuz Turgul filmlerini anımsattı.
  • Saajan ve Shaikh karakterleri bana “Muhsin Bey” (Yön: Yavuz Turgul) filmindeki “Muhsin” (Şener Şen) ve “Ali Nazik” (Uğur Yücel) ikilisini anımsattı.
  • “Ila”nın (Nimrat Kaur) üst kat komşusu Deshpande karakteri bir bakıma Ila’nın altıncı hissi gibi.
  • Filmdeki karakterlerle “Kavşak” (Yön: Selim Demirdelen) filmindeki karakterler arasında garip bir bağ kurdum:
                      Güven -> Saajan
                      Arzu -> Ila
                      Haydar -> Shaikh
                      Tamer -> Rajeev

Öylesine

  •  Filmden çok anlamlı bir cümle: “Anlatacak biri yoksa bazen geçmişi unutuyoruz”.
  • “Bombay’ın Mor Gülü”.
  • “Uzak İhtimal”.
  • “Saajan’ın Trenleri”.
  • Sefertaslarını taşıyan “Postacı” karakteri ile Ila arasında geçen Harvard’lı diyalog ayrı bir komikti.

Ilo Ilo

image

Filmin Künyesi:

ILO ILO | Yönetmen: Anthony Chen / Oyuncular:  Koh Jia Ler, Angeli Bayani, Chen Tian Wen, Yeo Yann Yann  / Singapur  / 2013 / DCP / Renkli / 99’

Sinopsis:
2013 Cannes Altın Kamera

Screen Dailydergisinin “küçük bir mücevher” sözleriyle övdüğü, Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan bu ilk Singapur filmi, Lim ailesiyle yeni hizmetçileri Teresa arasındaki dokunaklı ilişkiyi mercek altına yatırıyor. Filipinli birçok kadın gibi Teresa da daha iyi bir yaşam hayalinin peşinde Singapur’a gelmiştir. Zarif ve duyarlı Teresa’nın yemek hazırlamak ve temizlik dışında aileye bir düzen getirmeye çalışması, aile fertlerini huzursuz eder. Bu arada ailenin sorunlu küçük oğlu Jiale ile Teresa arasında özel bir bağ kurulmaya başlar. 1997 yılında Asya kıtasını sarsan finansal krizin eşiğinde Teresa, yavaş yavaş da olsa ailede kabul görmeye başlar. Ilo Ilo’nun esin kaynağı, yönetmen Chen’in çocukluk anıları.

Artılar

  • “Hwee” rolünde Yann Yann Yeo başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Başlangıçta birbirlerinden hoşlanmayan “Jiale” (Koh Jia Ler) ile hizmetçileri “Teresa” (Angeli Bayani) karakterlerinin birbirlerine yakınlaşmasına ilişkin sahneler biraz daha fazla olabilir miydi diye düşünmeden edemedim.

Keşif

  • Jiale ile Teresa karakterleri ilk başta aynı odayı paylaşmaları gerekiyor ama birbirlerini de henüz sevmiyorlardır. Bu ikili bana “Bizim Aile” (Yönetmen: Ergin Orbey) filmindeki “Feride” (Ayşen Gruda) ve “Tuncay” (Tuncay Akça) ikilisini hatırlattı.
  • Yine filmde başarısız bir satıcı portresi çizen Jiale’nin babası “Teck” (Tian Wen Chen) karakteri bana “Aile Şerefi” filmindeki (Yönetmen: Orhan Aksoy) “Sucu Rıza“nın (Münir Özkul) “başarısız satıcı” damadı rolündeki “Zihni” (Şevket Altuğ) karakterini anımsattı.
  • Hamile olan annenin  bu durumun verdiği duygusal devinimlerin de etkisi ile hizmetçileri Teresa’yı oğlundan ve kocasından kıskanma durumları filmde iyi işlenmiş.
  • 1997 yılındaki Asya kıtasını sarsan ekonomik kriz çok detaya inilmeden genel hatları ile filmde yer almış.

Öylesine

  •  Annenin parasını dolandıran sözde “kişisel gelişimci” karakterin insanlara tavsiyesi olan “Umut İçimizde” cümlesini olumlu anlamda biz de yönetmen için diliyoruz.

Gloria

image

Filmin Künyesi:

GLORIA | Yönetmen: Sebastián Lelio / Oyuncular:  Paulina García, Sergio Hernández, Diego Fontecilla, Fabiola Zamora, Coca Guazzini, Hugo Moraga, Alejandro Goic, Liliana García, Antonia Santa Maria, Luz Jiménez, Marcial Tagle  / Şili  / 2013 / DCP / Renkli / 104’

Sinopsis:
2013 Berlin Gümüş Ayı-En İyi Kadın Oyuncu (P. García)

58 yaşında, boşanmış, yalnız bir kadın yine de hayattan zevk almaya bakıyorsa terslik bunun neresinde? Yaşının icap ettiğine karşı gelip hayattan elini eteğini çekmeyi kabul etmeyen Gloria, bekârların arasına karışmaya karar verir. Gece kulüplerinde aşk ve macera peşinde umut, hayal kırıklığı ve boşluk hissiyle karşı karşıya kalır. Bir deniz subayıyla tanışıp yakınlaştığında kendi sırlarıyla da yüzleşmek zorunda kalacaktır. Acaba bu ilişki aşk yolundaki son durağı mı olacaktır? Yürütücü yapımcılığını No filminin yönetmeni Pablo Larraín’in yaptığı filmin yönetmeni Sebastián Lelio, Nisan ayında İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Uluslararası Yarışması jürisinde yer almıştı.

Artılar

  • “Gloria” rolünde Paulina García çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Rodolfo’nun (Sergio Hernandez) ikinci terk edişinden sonra Gloria’nın hayatında bir düşüş olduğu gibi filmin temposunda da bir düşme oluyor.

Keşif

  • “Gloria” karakterinin film içerisindeki kimi anları bana “Külkedisi” masalını anımsattı. Geceyarısından sonra Gloria’nın hayatında da bazen masaldaki “faytonun balkabağına dönüşmesi” formunu görüyoruz:
    Sevgilisi Rodolfo onu iki kere gece yarısı aniden terk ediyor.
    Sorunlu üst kat komşusunun hezeyanları geceyarılarından sonra patlak veriyor.
  • Gloria’nın paintball tabancası ile  Rodolfo’dan intikam alma sahnesi çok hoştu.
  • Gloria’nın gözlüklerine değinmeden olmaz. Gözlükler karakterin karikatürleşmesini sağlamış ve alttan alta filme mizahi bir hava katmış. Diğer yandan büyük çerçeveli gözlüklere sahip baş karakterlere Amerika kıtasından çıkan filmlerde  daha çok rastlıyorum diye düşünüyorum. Aklıma hemen gelen bir iki örnek vermek gerekirse:
    “Cennette Savaş” (Yönetmen: Carlos Reygadas)
    “Faydalı Hayat” (Yönetmen: Federico Veiroj)
  • Bu film Atıf Yılmaz’ın 1980 sonrasında çektiği kadın temalı filmlerini anımsattı.

Öylesine

  • Gloria için Sezen Aksu’dan geliyor: “İkinci Bahar”.
  • Gloria’nın istediği “Bir Yudum Sevgi”.

Moebius

image

Filmin Künyesi:

MOEBIUS| Yönetmen: Kim Ki-duk / Oyuncular:  Cho Jaehyun, Seo Youngju, Lee Eunwoo  / Kore  / 2013 / DCP / Renkli / 89’

Sinopsis:
Konusu nedeniyle ülkesi Kore’de sansür tartışmaları yaratan ve zar zor gösterim izni koparan MoebiusKim Ki-duk’un geçen yıl Pieta ile Altın Aslan’ı kazandığı Venedik Film Festivali’nde Eylül’de ilk kez izleyici karşısına çıktı. Bir ailenin parçalanmasını cinsellik üzerinden ele alan Moebius, arzularına teslim olan bir baba, babasını kıskanan bir oğul ve ikisinin de trajik bir sona sürüklenmesine neden olan bir anneyi izliyor. Anne, kocasının sadakatsizliğini oğlunu yaralayarak cezalandırır. Suçlulukla ezilen baba, tüm bu felaketlerin kaynağı olan kendi cinsel organını keser ve kendini oğluna adar. Yaralar iyileşir, fakat felaketlerin sonu gelmez.

Artılar

  • Kadın oyuncuların performansı oldukça başarılı.

Eksiler

  • Hazmı gerçekten zor bir film.

Keşif

  • Genelde Türk filmlerinde de sıkça gördüğümüz askıntı “Bakkal” tiplemesi bu filmde bir kadın karakter olarak karşımıza çıkıyor.
  • Erkek üreme organı üzerine bir alegori.
  • Baba ve oğul ekseninde üreme organı filmin ismindeki gibi bir “mobius şeridi” karakterine bürünür.
  • Üreme organı kesilen karakterle üreme organı kesilmiş olan esas oğlan arasında yol ortasında geçen mücadele bana “Salak Milyoner” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmindeki “Saffet”in (Kemal Sunal) haritanın 4. parçasını vermek istememesi sonucu elinden uçurarak yola düşürme sahnesini çağrıştırdı. İki filmde de farklı formlarda da olsa bir “define/hazine” savaşı yaşanıyor.

Öylesine

  • “Taş yerinde ağırdır”.
  • “Horoz ölür gözü taşlıkta kalır”.
  • Ailemiz için Orhan Gencebay’dan geliyor: “Derdim Dünyadan Büyük”.
  • Ailemize bir “sabır taşı” lazım.
  • Karakterlerimiz bir an “taşikardi“ geçirecekler diye çok korktum.
  • Organ bağışının önemine de dikkat çeken bir filmdi.

Gerçeğin Dansı

image

Filmin Künyesi:

GERÇEĞİN DANSI | THE DANCE OF REALITY | LA DANZA DE LA REALIDAD | Yönetmen: Alejandro Jodorowsky / Oyuncular:  Brontis Jodorowsky, Pamela Flores, Jeremias Herskovits, Alejandro Jodorowsky, Bastian Bodenhöfer, Andres Cox, Adan Jodorowsky, Cristobal Jodorowsky  / Şili  / 2013 / DCP / Renkli / 130’

Sinopsis:
Bu film, 1970’lerde The Holy Mountain / Kutsal Dağ ile El Topo gibi filmleriyle yeraltı sanat dünyasının ve uluslararası karşı kültür hareketinin süperstarı olan Alejandro Jodorowsky’nin “derin tarihi” üzerine bir zihin egzersizi. Jodorowsky’nin kendi sözleriyle “Gerçeğin Dansı, benim otobiyografik romanımın bir uyarlaması, kendi sinemamın bir rönesansı. Bana kalırsa bu film, zihinsel bir atom bombası gibi. Kendimi yeniden keşfetmek için çocukluğumun dibine iniyorum, büyüdüğüm yere geri dönüyorum.” 23 yıllık bir aradan sonra sinemaya bomba gibi geri dönen yönetmenin bu son filminde baba karakterini yönetmenin oğlu Brontis Jodorowsky oynamış.

Artılar

  • Genel anlamda oyunculuklar başarılı.
  • Final sahnesi oldukça güzel.
  • Görüntü yönetimi başarılı.

Eksiler

  • Yok.

Keşif

  • “Jaime” (Brontis Jodorowsky) karakterinin eşi “Sara” (Pamela Flores) karakterinin opera söylüyor formunda konuşması filme renk katmış.
  • Jaima’nın simasını Muhammet Uzuner’e çok benzettim.
  • Sara’nın Jaime’yi vebadan kurtarma; oğlunu ve kendini siyaha boyayarak karanlıktan kurtulma sahneleri ilginçti.
  • Filmin işleyiş şekli ve dili bana Raul Ruiz filmlerini anımsattı.

Öylesine

  • Sara bir “Bereket Tanrıçası” gibiydi.