Mavi En Sıcak Renktir

image

Filmin Künyesi:

MAVİ EN SICAK RENKTİR | BLUE IS THE WARMEST COLOUR | LA VIE D’ADÈLE CHAPITRE 1 ET 2 | Yönetmen: Abdellatif Kechiche / Oyuncular:  Léa Seydoux, Adèle Exarchopoulos, Salim Kechiouche, Mona Walravens, Jérémie Laheurte  / Fransa  / 2013 / DCP / Renkli / 179’

Sinopsis:
Mavi renge bambaşka bir anlam yükleyen Abdellatif Kechiche’in son filmi, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından büyük ilgi görerek festivalin büyük ödülünü kazandı. Başkanlığını Steven Spielberg’in üstlendiği jüri, yönetmen Kechiche’le birlikte başrol oyuncuları Adèle Exarchopoulos ile Léa Seydoux’yu da Altın Palmiye’ye layık gördü. Cinselliğe çekincesiz yaklaşımı ve gerçekçiliğiyle sansür ve sanat tartışmalarına yol açan Mavi En Sıcak Renktir, biri henüz lise öğrencisi diğeri ise mavi saçlı bir sanatçı olan iki genç kızın yıllara yayılan birliktelikleri üzerinden yaşamı ve aşkı sorguluyor.

Artılar

  • “Adèle” rolünde Adèle Exarchopoulos ve “Emma” rolünde Léa Seydoux olağanüstü bir performans sergilemişler.

Eksiler

  • Filmde Adèle’in liseden sonraki üniversite hayatının atlanıp birkaç yıl sonrası ile devam edilmesi tercihinden çok emin olamadım.
  • Filmin ikinci yarısı olarak niteleyebileceğimiz Adèle ile Emma’nın birlikte yaşamaya başladıkları evrede, ikilinin aileleri ile olan ilişkileri hakkında pek bilgi alamıyoruz.

Keşif

  • Kamera genellikle yakın plan çalışmış. Özellikle film süresince adeta Adèle ile birlikte dolaşıyoruz. Bu durum bana “Zerre” (Yön: Erdem Tepegöz) filmini hatırlattı. Bu filmin her zerresinde de Adèle var.
  • Adèle’in final bölümünde Emma’nın sergi açılışına giderken tercih ettiği elbisenin mavi renkli olması anlamlı. Mavi’nin sıcaklığı Emma ile başlamıştı artık Adèle ile devam ediyor.
  • Adèle’in  cinsel tercih döngüsü:
    • Heteroseksüel »1» Homoseksüel
    • Homoseksüel  »2» Heteroseksüel
    • Heteroseksüel »3» Homoseksüel
    • Homoseksüel  »4» Heteroseksüel (?)
  • Büyük kavga sonrası ayrılan Adèle ve Emma’nın kafede buluşma sahnesi bana “Issız Adam” (Yön: Çağan Irmak) filmindeki benzer bir sahneyi anımsattı. Acaba karakterlerimize “Issız Adam” filmindeki gibi bir kafa sesi uyarlaması yapsak nasıl olurdu?
    • Adèle: Sen beni kovduktan sonra annen ve üvey babanın evine gittim. Babandan istiridye tarifi öğrenip, şarap tavsiyesi aldım.
    • Emma: Aslında Lise ile hiç mutlu değiliz. Çocuğu beni hiç sevmiyor. Gizli gizli senin öğretmenlik yaptığın anaokuluna gidip oradaki çocukları sevdim.
  • Kamera birçok defa Adèle uyurken onun aralık halindeki dudaklarını bize ilk olarak yakın plan gösteriyor. Belki de Adèle’i en masum yerinden izlemeye başlıyoruz her defasında.
  • Yönetmen Adèle – Emma arasındaki ilişkiyi kadın – erkek ilişkisindeki tüm evrelerden geçirmeye çalışmış.

Öylesine

  • “Adèle Gibi Sevenler”
  • “Çığlıklar ve Ağlamalar”
  • Adèle, “Yasak Emma”yı mı yemiş oldu acaba?

Bükreş’e Gece Çöktüğünde Ya Da Metabolizma

image

Filmin Künyesi:

BÜKREŞ’E GECE ÇÖKTÜĞÜNDE YA DA METABOLİZMA | WHEN EVENING FALLS ON BUCHAREST OR METABOLISM | CÂND SE LASA SEARA PESTE BUCUREŞTI SAU METABOLISM | Yönetmen: Corneliu Porumboiu / Oyuncular:  Diana Avramut, Bogdan Dumitrache, Mihaela Sirbu, Alexandru Papadopol, Alexandru Jitea, Gabriela Cretan  / Romanya  / 2013 / DCP / Renkli / 89’

Sinopsis:
Romanya’nın önde gelen “Yeni Dalga” yönetmenlerinden Corneliu Porumboiu, dünyanın halini absürt bir nüktedanlıkla ele aldığı Bükreş’in Doğusu ve Polis, (s.) filmlerinin ardından üçüncü uzun metrajında bu kez sinema dünyasına dalıyor. Bu film içindeki filmin yönetmeni Paul, çekimlerin son gününde, ilişki yaşadığı oyuncusu Alina’yla çıplak bir sahne çekmeye karar verir. Ama ertesi gün fikrini değiştirir ve yapımcısını arayıp ülseri olduğunu söyler. İlk uluslararası gösterimini Locarno Film Festivali’nde yapan ve yönetmenin alametifarikası plan sekanslardan oluşan filmin çıkış noktası Romanya’da sinemaya verilen devlet desteği için getirilen yeni şartlar olmuş.

Artılar

  • “Alina” rolünde Diana Avramut çok başarılı bir performans sergilemiş.
  • Uzun planlar halinde çekilen 2 yemek sahnesi  de çok iyi.
  • Filmde müzik kullanılmaması iyi bir tercih olmuş.

Eksiler

  • Yok.

Keşif

  • Filmin bir kısmındaki diyaloglarda Michelangelo Antonioni ve Monica Vitti  isimlerinin geçmesi güzel bir sürpriz oldu.
  • Paul’un (Bogdan Dumitrache) endoskopi videosunu (kendisine ait olup olmadığından emin değiliz) izliyoruz. Yönetmenin burada ilginç bir tercihi var. Video seyirciye izletilirken gösterilenlerle ilgili teknik bilgi verilmiyor. Daha sonra senaryo gereği videonun tekrar seyredilmesi gerekiyor. Bu sefer de video seyirciye gösterilmiyor ama verilen teknik bilgileri seyirci duyuyor.
  • Paul ve Alina’nın araba içerisinde yolculuk ettikleri sahneleri kamera bize hep arkadan çekerek gösteriyor.
  • Paul ve Alina karakterleri arasındaki ilişkide bir “uzaklık” sezinledim (özellikle de sinema sanatına bakışları açısından). Bu uzaklık bana “Uzak” (Yön: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki  Mahmut ile Yusuf karakterleri arasındaki ilişkiyi anımsattı.
  • Yemek kültürüne ilişkin Paul – Alina arasındaki sohbette, Paul yemek içeriği anlamında Çin/Asya mutfağını daha zengin bulurken; Avrupa mutfağının daha sade olduğunu ifade ediyor. Bu yargıyı acaba şu şekilde de okuyabilir miyiz diye düşündüm: Avrupa sineması  daha bireyci bir film diline sahipken; Asya sineması daha çoğulcu bir film diline sahip.

Öylesine

  • “Ah Güzel Bükreş”.

Benim Babam, Benim Oğlum

image

Filmin Künyesi:

BENİM BABAM, BENİM OĞLUM | LIKE FATHER, LIKE SON | SOSHITE CHICHI NI NARU| Yönetmen: Hirokazu Kore-eda / Oyuncular:  Masaharu Fukuyama, Machiko Ono, Yoko Maki, Lily Franky / Japonya  / 2013 / DCP / Renkli / 120’

Sinopsis:
İnsan nasıl baba olur, kan mı çeker yoksa zamanla mı? Kimse Bilmiyor, Bitmeyen Yürüyüşve Bir Dilek Tuttumfilmleriyle ünlenen Hirokazu Kore-eda’nın, ilk gösteriminde dakikalarca ayakta alkışlanan bu son filmi, Cannes’da 1987’den bu yana Jüri Ödülü kazanan ilk Japon filmi oldu. Doğumdan altı yıl sonra bebeklerinin hastanede karıştığını öğrenen, birbirinden çok farklı iki aileyi izleyen filmin başrolünde Japonya’nın şöhretli şarkıcılarından Masaharu Fukuyama var. Filmin çıkış noktası, Japonya’da 1970’lerde hastane doğumlarının artmasıyla yaşanan benzer karışıklıkların olması.

Artılar

  • Tüm oyuncular ve özellikle de çocuk oyuncular çok başarılı.
  • Senaryo filmin başarısındaki önemli etkenlerden biri.

Eksiler

  • Yok.

Keşif

  • Yıllar önce aynı  yönetmenin severek izlediğim “Bitmeyen Yürüyüş” filmindeki tadı aldım.
  • Doğumda karışan çocukların (Keita ve Ryusei) aileler arasında ilk değiş-tokuş edilmesi sırasında yaşanan ayrılık sahnesinde, kamera bize sadece Keita’yı gösteriyor ve o ana ait sadece Keita’nın duygularını gözlemlemiş oluyoruz.
  • Çocukları karışan ailelerden Ryota-Midori Nonomiya çiftinde, Ryota’nın “babalık” konusundaki problemlerinin kendi babası ile geçmişinde yaşadığı olaylara dayandığını algılıyoruz. Ryota’nın anne, baba ve kardeşi ile arasındaki sorunlu ilişkileri ve geçmişteki karanlık noktalar Çağan Irmak filmlerini anımsattı.
  • Yönetmen filmde Nonomiya ailesini ön plana çıkarsa da iki aile içerisindeki anneye ve babaya ilişkin tepkileri/duyguları gözlemleme de hemen hemen eşit davranıyor.
  • Filmde doğumda karışan çocuklardan Keita’nın oyuncak robotu dikkatimi çekti. “Robot”un burada Ryota’yı temsil ettiğini düşünebiliriz. Robotun içerisindeki  temel mekanik sistem ise diğer ailemiz olan Yudai-Yukari Saiki ailesindeki baba Yudai’yi temsil ediyor. Yudai “baba” figürüne en doğal hali ile özüne inerek bakabiliyorken; Ryota “baba” figürüne düğmesine basılınca çalışacak komple bir sistem olarak bakıyor.
  • Saiki ailesinin buluşmalara hep geç kalan taraf olması ve bahaneler üreterek özür dilemelerine ilişkin mizansenler filme renk katmış.

Öylesine

Geçmiş

image

Filmin Künyesi:

GEÇMİŞ | THE PAST | LE PASSÉ | Yönetmen: Asghar Farhadi / Oyuncular:  Bérénice Bejo, Tahar Rahim, Ali Mosaffa, Pauline Burlet, Elyes Aguis, Jeanne Jestin, Sabrina Ouazani, Babak Karimi, Valeria Cavalli / Fransa  / 2013 / DCP / Renkli / 130’

Sinopsis:
İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin Oscar’a layık görülen Bir Ayrılık filminin başarısını takip eden Geçmiş, Fransız eşi Marie’den boşanma işlemlerini tamamlamak üzere, dört yıllık bir ayrılığın ardından Tahran’dan Paris’e gelen Ahmet’i izliyor. Marie’nin niyeti, eski eşinin hayaline bile katlanamayan yeni sevgilisi Samir’le evlenmektir. Ahmet, Marie’nin önceki beraberliğinden olan kızı Lucie ile ilişkisinin sıkıntılı olduğunu fark edince aralarını bulmaya çalışır, fakat böylece geçmişten gelen sırlar açığa çıkmış olur. Asghar Farhadi’nin ülkesi dışında çektiği ilk film olan Geçmiş, duygusal gerilimi eksik olmayan, sürükleyici ve çetrefilli bir aile dramı.

Artılar

  • “Marie” rolünde Bérénice Bejo ve “Ahmad” rolünde Ali Mosaffa oyunculukları oldukça başarılı.
  • Marie’nin boşandığı eşi “Ahmad” ile yeni eş adayı “Samir” (Tahar Rahim) karakterlerinin beraber yer aldıkları sahneler çok başarılı çekilmiş.
  • Filmdeki çocuk oyunculara da ayrı bir parantez açmak lazım. Hepsi çok başarılı performans sergilemiş.

Eksiler

  • Samir’in komada olan eşi “Céline”in (Aleksandra Klebanska) intiharı ile ilgili Ahmad’ın önderliğindeki polisçilik/detektiflik bölümü sanki biraz uzun olmuş.

Keşif

  • Marie karakterinin yaşam serüveni bana yönetmen Ö. Lütfi Akad’ın ünlü üçlemesi “Gelin”, “Düğün”, “Diyet” film isimlerindeki temaları çağrıştırdı.
  • “Ahmad” ile “Samir”in mutfakta beraber yalnız kaldıkları sahne dikkat çekici. Işık Ahmad’ın yüzüne yansımış durumda. Ahmad’ı daha “canlı” bir durumda görürken; Samir’i “soluk” bir şekilde görüyoruz.
  • Marie’nin boşanma işlemleri devam ederken bir yandan da Ahmad’a nazire yapar gibi evin dekorasyonunu (boya, avizeler vb.) değiştirmesi.
  • Mahkemedeki boşanma ile ilgili duruşmada, kameranın Marie ve Ahmad konuşurken onları ayrı ayrı kadrajda tutması iyi bir tercih olmuş.

Öylesine

  • “Bir Geçmişin Peşinde”.

Pislikler

image

Filmin Künyesi:

PİSLİKLER| BASTARDS| LES SALAUDS| Yönetmen: Claire Denis/ Oyuncular:  Vincent Lindon, Chiara Mastroianni, Julie Bataille, Michel Subor, Christophe Miossec, Alex Descas, Lola Créton, Grégoire Colin / Fransa  / 2013 / DCP / Renkli / 100’

Sinopsis:
İnsanı hipnotize eden, derin, karanlık, kendi içinde dönüp duran bir intikam hikâyesi anlatıyor Claire Denis’nin son filmi. Hikâyenin kahramanı Marco, bir yük gemisinin kaptanıdır. Kız kardeşi Sandra, onu acilen Paris’e çağırır: Kocası intihar etmiş, işleri bozulmuş, kızı kötü durumdadır. Sandra, bütün olanlardan kudretli işadamı Edouard Laporte’u sorumlu tutmaktadır. Hızır gibi yetişen Marco, Laporte’un metresinin oturduğu binaya taşınır. Fakat kız kardeşinin kumpaslarından haberdar değildir. Akira Kurosawa’nın Warui yatsu hodo yoku nemuru / Kötüler Rahat Uyur filminden yola çıkan Pislikler, ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı. Filmin müzikleri yine, daha önce İstanbul Film Festivali’nde özel bir konser veren Tindersticks’e ait.

Artılar

  • “Raphaëlle” rolünde Chiara Mastroianni ve “Marco” rolünde Vincent Lindon oyunculukları oldukça başarılı.
  • Müzikler filme olumlu katkı yapmış.

Eksiler

  • Eşi intihar eden Marco’nun kardeşi “Sandra”ya (Julie Bataille)  ait ayakkabı şirketi ile intihardan sorumlu tuttukları gizemli iş adamı “Edouard Laporte” (Michel Subor) arasındaki bağlantı tam olarak ifade edilemiyor gibi.
  • “Kötü” bir karakter olarak resmedilen “Edouard Laporte” ile ilgili final sahnesi dışında başka olumsuzluklara rastlayamıyoruz sanki.

Keşif

  • Genelde yakın plan çekimler olduğunu görmekteyiz. Yönetmen özellikle “Sandra” karakterine aşırı yakın plan çekimler yapmış.
  • Film içerisindeki çekimlerde karanlık bir atmosfer hakim. Bu da filmin izlenirliğine olumlu yönde bir katkı yapmış.
  • Marco ile Raphaëlle karakterleri arasındaki ilişki bana “Gizemli Kadın” (Yön: Pawel Pawlikowski) filmindeki “Tom” (Ethan Hawke) ile “Margit” (Kristin Scott Thomas) karakterleri arasındaki ilişkiyi çağrıştırdı.

Öylesine

  • “Justine’in Suçu Ne”.
  • “Pandora’nın(Justine) Kutusu”.

Günahın Dokunuşu

image

Filmin Künyesi:

GÜNAHIN DOKUNUŞU| A TOUCH OF SIN| TIAN ZHU DING| Yönetmen: Jia Zhang-ke / Oyuncular:  Zhao Tao, Jiang Wu, Wang Baoqiang, Luo Lanshan, Zhang Jiayi, Li Meng / Çin  / 2013 / DCP / Renkli / 133’

Sinopsis:
Çin’in en başarılı yeni nesil sinemacılarından Jia Zhang-ke son filminde Çin’in Twitter’ı sayılan Weibo’da denk geldiği dört gerçek olayı ele alıyor. Filmin dört çaresiz anti-kahramanı, hayata sıkışmışlıklarını hızla, acımasızca ve şiddetle çözme yoluna gidiyor. Öfkeli bir maden işçisi kasabasındaki yolsuzluklara karşı isyan ediyor. Yılbaşı için memleketine dönen bir işçi silahtan medet umuyor. Saunada resepsiyonist olarak çalışan genç kadın zengin bir müşteriden şiddet görünce çok sert bir tepki gösteriyor. Genç bir fabrika işçisi daha iyi yaşam şartları peşinde bir işten diğerine geçiyor. Günümüz Çin’inin çağdaş bir portresi: şiddet ile aşınan bir ekonomi devi…

Artılar

Eksiler

  • Film içindeki 1. bölümde “Dahai” (Wu Jiang) karakterinin tüfekle serbestçe dolaşıp cinayetlerini işlerken dışarıdan herhangi bir tepki/müdahale gelmemesi ilginç.
  • Benzer şekilde film içindeki 2. bölümde baş karakterin çok rahat bir şekilde bir kadını yol ortasında öldürüp çantasını çalması karşısında da bir tepki/müdahale göremiyoruz.

Keşif

  • Filmde “şiddet” temasını birçok formda görüyoruz:
    Zayıfa
    Kadına
    Hayvana
    Doğaya
  • Film içindeki 3. bölümde saunada resepsiyonist olarak çalışan kızın şiddete başvurduğu sahne “Kill Bill” (Yön: Quentin Tarantino) filmini çağrıştırdı.

Öylesine

  •  

Büyülü Tarla

image

Filmin Künyesi:

BÜYÜLÜ TARLA| A FIELD IN ENGLAND | Yönetmen: Ben Wheatley / Oyuncular:  Ryan Pope, Peter Ferdinando, Michael Smiley, Richard Glover, Reece Shearsmith, Julian Barratt  / İngiltere  / 2013 / DCP / Siyah-Beyaz / 90’

Sinopsis:
Kill List / Ölüm Listesi’nin ardından Sightseers / Garip Turistler ile İstanbul Film Festivali’nde takipçilerini artıran yönetmen Ben Wheatley, bu kez 17. yüzyılda geçen alışılmadık bir psikedelik gerilim filmiyle beyazperdeye dönüyor. 1648 yılında, İngiltere’deki iç savaş sırasında, savaş meydanından kaçan birkaç kişi sonunda yakalanır. Bir simyacı, kaçakları gömülü bir hazineyi bulmaları için zorlar. Ne var ki hepsi önce öfke sonra da korku ve paranoyanın tutsağı olur. İngiltere’nin benzersiz kırsal kesiminde geçen bu “trip filmi”, halüsinasyonlar, kan, ince bir kara mizah, delilik ve mantarlarla dolu.

Artılar

  • Filmin görüntü yönetimi başarılı.

Eksiler

  • Filmin sonlarına doğru yönetmenin görüntüyü manipüle ettiği sahneler pek iyi bir tercih olmamış gibi.
  • Filmde kadın karakter olmaması.

Keşif

  • Filmin sonunda “Akbaş” (Reece Shearsmith) karakterinin üzerindeki silahlardan arındıktan sonra diğer iki yoldaşının hayaletleri ile karşılaşması manidar.
  • Filmin bir sahnesinde tarladaki otların rüzgar eşliğinde adeta dans ettiği bölüm güzel olmuş.
  • Akbaş belki de yakalandığı akıl tutulmalarından “güneş tutulması” izlenimi veren sahnelerde kurtuldu.
  • Filmin birkaç yerinde, tiyatro sahnesinde olan oyuncular izlenimi veren sahneler filme renk katmış..
  • Filmdeki 5 karakter farklı açılardan bana “Köyden İndim Şehire” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmindeki 5 ana karakteri çağrıştırdı:
    O’Neil – Ali Rıza (Tekin Akmansoy)
    Cutler – Himmet (Zeki Alasya)
    Whitehead/Akbaş – Hayret (Metin Akpınar)
    Friend – Saffet (Kemal Sunal)
    Jacob – Gayret (Halit Akçatepe)

Öylesine

  • “Mantarlı Tarlanın Kavalcısı”.
  • “Tarlalar Üstünde 20.000 Mantar”.
  • “Tarlanın Ardı”.

Ana Kuzusu

image

Filmin Künyesi:

ANA KUZUSU| MAMAROSH| Yönetmen: Momcilo Mrdakovic / Oyuncular:  Bogdan Diklic, Mira Banjac, Sergej Trifunovic, Bane Vidakovich  / Sırbistan  / 2013 / DCP / Renkli / 105

Sinopsis:
Ortak yapımcılığını Fatih Akın’ın üstlendiği Ana Kuzusu, bir AVM inşaatı protestosuyla açılıyor. Sinema tutkunu projeksiyoncu Pera, 1999’da NATO bombardımanı Belgrad’ı dövmeye başladığında kendini bir anda annesiyle (yani en iyi arkadaşıyla) mülteci olarak bulur. Hayat onları New York’a savurduğunda sinemada dijital çağ henüz başlamıştır. Sonra Pera bir gün eski bir sinema salonunda atılmak üzere olan projeksiyon makineleri bulur. Amacını belirlemiştir: İnsanlara 35 mm gerçek filmi tanıtıp sevdirecektir. Bir savaş filmi, bir yol filmi, hatta bir aşk filmi olan bu hem tatlı hem korkutucu komedi, ilk kez Moskova Film Festivali’nde gösterildi.

Artılar

  • “Pera” rolünde Bogdan Diklic ve annesi “Mara” rolünde Mirjana Banjac oldukça başarılı.

Eksiler

  • Genel olarak diyaloglarda mesaj verme kaygısı yapıtı didaktik bir boyuta taşırken izlenirliği biraz olumsuz etkilemiş.

Keşif

  • Filmde kurmacadan belgesele evrilen bazı bölümler görüyoruz.
  • Pera’nın çocukluğuna ilişkin geçmişe ait olayların farklı bir şekilde gösterildiği sahneler filme renk katmış.
  • Filmin sonunda Pera’nın 35mm formattaki filmi perde olarak New York semalarına, köprülerine yansıtması, onun dijitale karşı savaşını simgeler gibiydi.
  • “Çocuk Pozu” (Yönetmen: Calin Peter Netzer) filmindeki Anne -> Çocuk düşkünlüğünü bu filmde ters yönde Çocuk -> Anne şeklinde görüyoruz.

Öylesine

  •  

Metro Manila

image

Filmin Künyesi:

METRO MANILA| Yönetmen: Sean Ellis / Oyuncular:  Jake Macapagal, John Arcilla, Althea Vega, Erin Panlilio, Jm Rodriguez, Ana Abad Santos, Mailes Kanapi, Moises Mag Isa  / Filipinler-İngiltere  / 2012 / DCP / Renkli / 115

Sinopsis:
Bol ödüllü Cashback / Zamana Güzellik Kat ile dikkatleri üzerine toplayan genç İngiliz yönetmen Sean Ellis’in yönetmenliğini, senaristliğini, yapımcılığını ve kameramanlığını üstlendiği son filmi, şiirsel olduğu kadar gerçekçi bir polisiye dram. Daha iyi bir yaşam peşinde ailesiyle birlikte dağlık kuzeyden büyük şehir Manila’ya gelen Oscar, kısa sürede zırhlı araç şoförü olarak iş bulur. Müdürü Ong, ona iyi niyet ve sıcaklıkla yaklaşsa da niyeti hemen belli olur. Oscar’ın dürüstlüğü ve saflığından faydalanan Ong, şantaj yaparak onu çalıştıkları şirketi soymaya ikna edecektir.

image

Başka Söze Gerek Yok

image

Filmin Künyesi:

BAŞKA SÖZE GEREK YOK | ENOUGH SAID| Yönetmen: Nicole Holofcener / Oyuncular:  James Gandolfini, Julia Louis-Dreyfus, Toni Collette, Catherine Keener, Ben Falcone  / ABD  / 2013 / 35 mm / Renkli / 93’

Sinopsis:
Amerikan bağımsız sinemasının tanınmış yönetmenlerinden Nicole Holofcener’in yönetmenliğini üstlendiği, ilk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapan Başka Söze Gerek Yok, Haziran ayında kaybettiğimiz, The Sopranos dizisinin yıldızı James Gandolfini’nin rol aldığı son film. Başrolde Gandolfini’ye Seinfeld dizisinde Elaine rolüyle tanıdığımız Julia Louis-Dreyfus eşlik ediyor. Kızına düşkün Albert, eşinden yeni boşanmıştır, tıpkı masöz Eva gibi. Bir partide tanışan Eva ve Albert, yakınlaşmaya ve sonunda görüşmeye başlarlar. Ne var ki, Eva’nın arkadaş olduğu bir kadın müşterisi, bu tatlı denklemi alt-üst edecektir: Albert hakkında kimsenin bilmediği gerçekleri anlatacak olan bu kadın, Albert’ın eski eşidir.

image