Amcam

image

Filmin Künyesi:

AMCAM | MON ONCLE| Yönetmen: Jacques Tati / Senarist: Jacques Lagrange, Jean L’Hôte, Jacques Tati / Oyuncular: Jacques Tati (Monsieur Hulot), Jean-Pierre Zola (Charles Arpel), Adrienne Servantie (Madame Arpel), Alain Bécourt (Gerard Arpel) / Fransa / 1958 / Renkli / 117´

Sinopsis:

Jacques Tati’nin hem yönettiği hem başrolünü oynadığı, senaryosunu yazıp yapımcılığını da üstlendiği bu film, geleneksel ahlâk değerlerinin oluşturduğu yaşam tarzı ile tüketim toplumunun ortaya çıkardığı kargaşa ve koşuşturma arasındaki çelişkiyi vurguluyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında Fransa’da başlayan Amerikan tarzı tüketim sevdasını, geleneksel mimarinin yok edilip yerini soğuk modern yapıların almasını ve otomobil çılgınlığını eleştiriyor. Film, betimlenen absürt modern mimarinin vurgulanabilmesi için Henri Schmitt’in tasarımı olan bir dekorda çekilmişti.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim. Filmin mizahi dili ise özellikle başarılı.
  • Oyunculuklar iyi bir seviyede.
  • Filmin müziği pek güzel.

Eksiler

  • Kimi sahnelerde yakın kamera çekimi tercih edilebilirdi diye düşündüm.
  • Amcanın yeğenine aynı ölçüde ve karşılıkta bir sevgi beslediğini pek hissedemiyoruz.

Keşif

  • Amcanın yaşadığı daireye çıkması sırasında kameranın tam karşı açıdan bize tüm süreci gösterdiği sahneyi başarılı buldum.
  • Amcanın, kardeşi ve yengesinin evde verdiği partiye katıldığı sahne oldukça keyifliydi.
  • Çağdaş ev ile geleneksel ev arasındaki zıtlıklar iyi bir şekilde aktarılmış.
  • Konusunun bir amca/dayı ve yeğen arasındaki dostuluğu, bağlılığı da içermesinden dolayı bu film aklıma “Sevgili Dayım” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmini getirdi.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Gökdelen

image

Filmin Künyesi:

GÖKDELEN | HIGH-RISE | Yönetmen: Ben Wheatley / Senarist: Amy Jump, J.G. Ballard (Roman) / Oyuncular: Tom Hiddleston (Laing), Jeremy Irons (Royal), Sienna Miller (Charlotte), Luke Evans (Wilder), Elisabeth Moss (Helen) / İngiltere / 2015 / Renkli / 119´

Sinopsis:

J.G. Ballard’ın romanından uyarlanan film, kainatın bir türlü efendisi olmayı başaramayan insanın şaşkınlığını, gururunu, yoldan çıkmışlığını özetliyor. Doktor Robert Laing aslında biraz kendi içine çekilmek, ortalarda fazla gözükmemek için lüks, fütüristik bir apartmana yerleşir. Betondan yapılmış bu kulenin birbirinden ilginç sakinleri vardır. Aşağı katlarda bitmek bilmeyen uyuşturucu ve toplu seks partileriyle hedonizm tavan yaparken, gökdelenin mimarı Mr. Royal binanın en üstteki teras katında alt katlarda yaşayanlardan kopuk, saraylarla yarışır bahçesiyle üstün bir hayat sürmekteyken, üst, orta ve alt kattakiler arasındaki ilişki giderek vahşileşir ve akıl almaz derecede şiddetli bir savaşa dönüşür.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Senaryo daha güçlü olabilirdi.
  • Bir bütün olarak değerlendirildiğinde filmin içerisine tam girilemiyor.

Keşif

  • İzlenmeyi hak eden ilginç bir çalışma olmuş film.
  • Mekan tasarımı başarılı. Gökdelenin kendine has klostrofobisi izleyiciye hissettiriliyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Bakir Dev

image

Filmin Künyesi:

BAKİR DEV | VIRGIN MOUNTAIN | FÚSİ | Yönetmen: Dagur Kári / Oyuncular: Gunnar Jónsson (Fúsi), İlmur Kristjánsdóttir (Sjöfn), Sigurjón Kjartansson (Mörður) / İzlanda / 2014 / Renkli / 94´

Sinopsis:

Berlin Film Festivali’nde özel gala gösteriminde prömiyerini gerçekleştiren filmin yönetmeni Dagur Kári, altı yıl sonra tam anlamıyla dağ gibi, 43 yaşındaki bir adamın sıcak hikayesi ile sinemaya döndü. Halen annesiyle yaşamakta olan ve yetişkin hayatına tam olarak adapte olmamış Fusi’nin rutini, enerji dolu bir kadın ve sekiz yaşında bir kız çocuğu beklenmedik bir anda hayatına girmesiyle değişir. Gunnar Johnsson’un etkileyici ve ödüllü performansıyla hayat bulan kahramanımızın aşık olmasıyla birlikte henüz keşfetmediği potansiyeli de ortaya çıkacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin konusu/hikayesi yeni olmasa da eli yüzü düzgün bir iş ortaya çıkmış.
  • Gunnar Jónsson’un oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Sjöfn’nin depresyona girmesine ilişkin öykü zemini iyi hazırlanamamış.

Keşif

  • Film komedi yapmaya çalışmadan güldürmeyi başarıyor zaman zaman.

Öylesine

  • “Tanklar Kimin İçin Çarpışıyor” 

Sevgili Rosa

image

Filmin Künyesi:

SEVGİLİ ROSA | ROSA LUXEMBOURG | Yönetmen: Margarethe von Trotta / Oyuncular: Barbara Sukowa (Rosa Luxemburg), Daniel Olbrychski (Leo Jogiches), Otto Sander (Karl Liebknecht) / Almanya / 1986 / Renkli / 122´

Sinopsis:

Rosa Luxemburg’un politik kimliği kadar özlemleri, aşkları ve düşleriyle bir kadın olarak portresi… Seven, kıskanan, çocuk isteyen, dans eden, günbatımına karşı şarap içmekten hoşlanan, hapishane avlusunu çorak bir köşesine ektiği çiçeklerle bahçeye çeviren bir kadın… Devrimin olunacak ve yaşanacak bir pratik olduğunun farkında bir devrimci… Kişiliğinden, cinselliğinden, yaşamından ödün vermeyen bir kadın. Tutkusu ve cesaretiyle, daima Sevgili Rosa…

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda izlenmeyi hak eden bir film.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Hikayenin geçtiği dönemi yansıtması açısından kostüm tasarımı yerinde olmuş.

Eksiler

  • Filmin tarihsel olarak bölümlendirmeleri biraz fazlaydı.

Keşif

  • Akılda kalan güzel sahnelerden: Filmin giriş bölümü Rosa’ya siyah bir kuşun eşlik/arkadaşlık ettiği anlar.
  • Rosa’nın küçüklük halleri de pek bir bilmiş : )
  • Filmin bir sahnesinde Rosa’nın hediye olarak Lev Tolstoy’un “Anna Karenina” kitabını seçmesi anlamlıydı.
  • Film boyunca Rosa giydiği tüm beyaz renkli aydınlık elbiselere rağmen filmin sonunda kendisini karanlıklar içinde buluyor.
  • Rosa her ne kadar lider kişiliği ile davası uğruna meşgul bir kadın olsa da hep bir çocuk tarafı da var.
  • Bir kadın figürün böylesine bir oluşum ve eylemin içinde olması “Gölgede Dans” (Yönetmen: James Marsh) filmini hatırlattı.

Öylesine

  • Rosamary’nin Bebeği”

Kız Kardeşler Ya Da Mutluluğun Dengesi

image

Filmin Künyesi:

KIZ KARDEŞLER YA DA MUTLULUĞUN DENGESİ | SISTERS, OR THE BALANCE OF HAPPINESS | SCHWESTERN ODER DIE BALANCE DES GLUCKS | Yönetmen: Margarethe von Trotta / Oyuncular: Jutta Lampe (Maria Sundermann), Gudrun Gabriel (Anna Sundermann), Jessica Fruh (Miriam Grau) / Almanya / 1979 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Maria ve Anna kız kardeşler birlikte yaşarlar. Yönetici sekreterliği yapan Maria, Anna’yı eğitimini bitirip çalışmaya başlaması için cesaretlendirir. Üniversiteyi bırakmayı düşünen Anna ise ilaç üstüne ilaç alır ve bir yandan da günlük tutar. Maria’nın patronunun oğlu Maurice ile yeni başlayan ilişkisi Anna’nın sert müdahalesiyle biter. Maria’nın Anna ve geçmişiyle ilişkisi diğer ilişkilerine de dolanmaya devam edecek midir?

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • İzlemeye değer bir film olmuş.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Müzik kullanımı başarılı.

Eksiler

  • Sekreter adayının Maria ile kurduğu ilişki ve patronun oğluna yakın olmaya çalışma bölümleri tam bir bütünlük sağlayamıyor.

Keşif

  • Maria kardeşi Anna’nın ölümünden sonra iş yerindeki sekreter adayını onun yerine koymaya ve hatta onu yönetmeye çalışıyor.
  • Maria ve Anna’nın karakteristik özellikleri giyimlerine de yansıyor. Maria daha resmi giyinirken; Anna daha spor. Hatta iş yerindeki sekreter adayının giyimi de Anna gibi.
  • Maria karakterinde bir Liv Ullmann havası vardı sanki.
  • Filmin kadın karakterlerinde yönetmen Ingmar Bergman filmlerindeki kadınların havası vardı.
  • Kahverengi renk kullanımı filmin geçmişle olan ilişkisine oldukça katkı sağlıyor.
  • Filmin dış mekan çekimlerindeki melankolik hava “Teyzem” (Yönetmen: Halit Refiğ) filmini anımsatıyor.
  • Anna karakterini “Çile” (Yönetmen: Dietrich Brüggemann) filmindeki Maria (Lea Van Acken) karakterine “adanmışlık” teması üzerinden yakın buldum. Maria kendini dinine adarken; Anna kendini ablasına adıyor. Sonrasında iki karakter de çektikleri çileye dayanamayıp intihar yolunu seçiyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Leviathan

image

Filmin Künyesi:

LEVIATHAN | Yönetmen: Andrey Zvyagintsev / Oyuncular: Alexey Serebryakov (Kolya), Elena Lyadova (Lilya), Vladimir Vdovitchenkov (Dmitriy), Roman Madyanov (Vadim Shelevyat) / Rusya / 2014 / Renkli / 141´

Sinopsis:

Rusya’nın kuzeyinde Barents Denizi kıyısındaki bir kasabada yaşayan Kolya, otomobil tamirciliği yapmaktadır. Günün birinde belediye başkanı, Kolya’nın tüm mal varlığı olan dükkanını, evini ve arazisini satın almak ister. Her şeyini bırakıp anavatanından kopmak istemeyen Kolya, yozlaşmış düzenle zorlu bir mücadeleye girecektir. Eyüp Peygamber’in öyküsünden esinlenen ve otoriter rejime karşı bir başkaldırı öyküsü anlatan film, Cannes Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ödülünü kazandı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Senaryo da genel anlamda iyi yazılmış.
  • Oyunculukları dengeli buldum.
  • Filmin görüntü yönetimi de başarılı.

Eksiler

  • İhanetten sonra, Kolya gibi gururlu, güçlü, biraz da maço birinin Lilya ile beraber yaşamaya devam etmek istemesine dair filmde daha güçlü argümanlar yer alsa iyi olabilirmiş.
  • Filmin dinle olan ilişkisinde fazlaca mesaj kaygısı güdülmüş.

Keşif

  • Filmdeki uzun planlı ve diyaloglu iki duruşma sahnenin bir benzerine “Küf” (Yönetmen: Ali Aydın) filminin girişinde de rastlanabilir.
  • Denizdeki azgın dalgalar karakterlerin hayatında da bir operasyon dalgası olarak mevcut: Belediyenin arazi operasyonu, Lilya’nın aldatma operasyonu, Kolya’nın arkadaşlarının doğum günü operasyonu vb.
  • Ülkedeki dünyevi ve uhrevi liderlerin bir kraliyet sofrasında yaptıkları maneviyat eksenli sohbet oldukça manidar.
  • Kolya’nın evinin yıkılması sırasında, kameranın çektiği açıda biz seyirciler evin içerisinde oturuyormuşuz gibi hissediyoruz. Aslında o evde yaşamın normal şekilde devam etmesi gerektiğine dair bir yorum olarak algıladım bu tercihi.
  • Politik göndermeler oldukça başarılıydı ve buradaki taşlamalara hiç de yabancı olmadığımızı düşünüyorum.
  • Filmdeki mekanların geniş ve büyük olması yabancılaşma etkisini artırmış.
  • Eski liderlerin resimlerinin atış hedefi şeklinde kullanılması ilginç bir fikirdi.
  • “Erkekler kadınlara güzel derler ama sonra da öldürürler”, filmden bir replik.

Öylesine

  • “Bir Zamanlar Soğuk Deniz’de”
  • “Vadim O Kadar Rezildi Ki”

İnsan Sermayesi

image

Filmin Künyesi:

İNSAN SERMAYESİ | HUMAN CAPITAL | IL CAPITALE UMANO | Yönetmen: Paolo Virzi / Oyuncular: Fabrizio Bentivoglio (Fabrizio Bentivoglio), Matilde Gioli (Serena Ossola), Valeria Bruni Tedeschi (Carla Bernaschi), Guglielmo Pinelli (Massimiliano Bernaschi), Fabrizio Gifuni (Giovanni Bernaschi), Gigio Alberti (Giampi), Valeria Golino (Roberta), Silvia Cohen (Adriana Crosetti), Giovanni Anzaldo (Luca Ambrosini) / İtalya / 2013 / Renkli / 109´

Sinopsis:

İflasın eşiğindeki Rovelli ailesi ile zengin Bernaschi ailesinin kaderleri, bir trafik kazası ile kesişir. Bu trajik kazanın aileler üzerindeki etkilerini üç farklı farklı bakış açısından anlatan yönetmen kapitalist bir düzende arzunun, para hırsının ve toplumsal statülerin insani değerleri nasıl hiçe sayabileceğine değiniyor. Sınıf eleştirisiyle cinayet esrarını stil bir dramda buluşturan film, katıldığı her festivalden bir ödülle döndü.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Film genel anlamda vasatın üstünde.
  • Oyunculuklar genel olarak başarılı.

Eksiler

  • Filmin sonlarında Massimiliano, Serena ve Luca arasında geçen sahnelerin, diyalogsuz müzik eşliğinde uzunca bir süre devam ettirilmesi pek başarılı bir tercih olmamış.
  • Filmin sonunda Dino’nun akıbeti ne oldu o da gösterilse iyi olabilirmiş.

Keşif

  • Dino’nun kalem bulma sahnesinde üzerinden çıkardığı nesneler mi daha çok yoksa “İyi Aile Çocuğu” (Yönetmen: Osman F. Seden) filminde Kemal’in (Kemal Sunal) adres bulma sahnesinde üzerinden çıkardığı nesneler mi? : )
  • Dino’nun kanıt karşılığında Carla’dan paranın yanında bir de öpücük istemesi ilginçti : )
  • Kazayı gerçekten kimin yaptığı konusu filmin büyük bölümünde iyi bir şekilde gizli tutuluyor.
  • Filmin kurgulanması dikkat çekici. Yönetmen aynı olayları 3 farklı karakteri merkeze alıp 3 farklı açıdan gösteriyor.
  • Filmin para ile kurduğu ilişki teması “Kapital” (Yönetmen: Costa-Gavras) filminde de görülebilir.
  • Carla’yı canlandıran kadın Lady Diana’ya oldukça benziyor.
  • Carla’da biraz, “Kış Uykusu” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde Nihal (Melisa Sözen) karakterindeki hal var. Zengin koca, bir şeyler başarma isteği, sosyal sorumluluk projesi girişimi vb. açılardan.
  • Giovanni ile Carla arasında biraz “Mavi Yasemin” (Yönetmen: Woody Allen) filmindeki zengin çift durumu var.
  • Dino -> GiovanniGiovanni -> CarlaCarla -> Dino için bir insan sermayesi.

Öylesine

  • Bulunamadı

Ida

image

Filmin Künyesi:

IDA | Yönetmen: Pawel Pawlikowski / Oyuncular: Agata Kulesza (Wanda), Agata Trzebuchowska (Anna/Ida), David Ogrodnik (Lis) / Polonya / 2014 / Siyah-Beyaz / 80´

Sinopsis:

Yıl 1962, Polonya. Anna, rahibe olmaya hazırlanan yetim bir kızdır. Son yeminini etmeden halen yaşayan bir akrabası olduğunu öğrenince onu ziyarete gider ve aslında Yahudi olduğunu, gerçek isminin de Ida olduğunu öğrenir. Birlikte geçirecekleri süre içerisinde kökenleriyle ilgili birçok sırrı daha keşfedecek, gerçek kimliği ile Nazi işgali sırasında hayatını kurtaran dini arasında seçim yapmak zorunda kalacaktır. 2014 yılının en büyük sürpriz başarı hikayelerinden biri olan Ida, anlatımı ve hissiyatıyla izleyicinin üzerinde iz bırakacak bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin görsel atmosferi başarılı.
  • Oyuncu seçimi ve oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Kimi geçişleri pek keskin buldum. Anna ve Wanda’nın karşılaştıktan hemen sonra beraber geçmişi arayışa girişmesi; Wanda’nın ölümünden hemen sonra Anna’nın onun gibi olmaya çalışması.

Keşif

  • Bir sahnede, yolculuğa çıkan Wanda ve Anna gittikleri bir yerde birkaç saat beklemeleri gerektiklerini öğrenirler. Bu zamanı iki karakter de kendilerine uygun şekilde geçirirler. Wanda bir bara gidip içkisini yudumlarken; Anna bir kilisede dua etmektedir.
  • Anna ve Wanda mezarlıktaki sahnede geçmişte yaşadıkları kayıplardan (Anna’nın anne-babası ve Wanda’nın çocuğu) kalan bir torba ile acı bir şekilde karşılaşırlar. Tıpkı “Küf” (Yönetmen: Ali Aydın) filminde Basri’nin (Ercan Kesal) oğlunun ardından kalan sandık ile karşılaşması gibi.
  • Wanda karakteri de “Gloria” (Yönetmen: Sebastián Lelio) filmindeki Gloria (Paulina Garcia) gibi hayat dolu. En azından intihar edene kadar öyle gözüküyordu. Bu arada Wanda’nın intihar etme kararı da oldukça şaşırtıcıydı.
  • Ida, gerçekten kim/ne olmak istediğiyle ilgili çelişkiler yaşıyor. Önce Rahibe olmaktan vazgeçip teyzesi Wanda gibi olmayı seçiyor. Sonra ondan da vazgeçip Rahibe olmaya yeniden karar veriyor.
  • İki kadının hem içsel hem de dışsal mini bir yolculuk hikayesi.
  • Filmin içinde sahne gereği yer alan müzikler başarılıydı.
  • Rahibe adayı Anna (Ida) ruhunun gıdasını ilahilerden ziyade Alto çalan gencin müziğinden alıyor.
  • “Tabu” (Yönetmen: Miguel Gomes) gibi siyah-beyaz bir film, zaman zaman da şiirsel ve gülümsetici.

Öylesine

  • “Saklı Saçlar”
  • “Uzak İhtimal”

Dolunay

image

Filmin Künyesi:

DOLUNAY | Yönetmen: Şahin Kaygun / Oyuncular: Macit Koper (Ömer), Aslı Altan (Biriçim), Kenan Bal (Biriçim’in Kocası) / Türkiye / 1987 / Renkli / 100´

Sinopsis:

Biriçim, severek evlendiği kocasıyla bir türlü mutluluğa ulaşamamıştır. İçinde bulunduğu depresyon nedeniyle resme olan aşkından bile uzaklaşmaktadır. Kendisinin dahi ne aradığını bilemeyen Biriçim’in hayatı,evlerine gelen bir konukla değişir. Geçmişinden gelen bir portre misali bu konuk, kaybolmuş anılarını tekrar canlandıracak ve Biriçim’i sonu belli olmayan bir tutkuya sürükleyecektir. Varoluşçu bir sorunsalı irdeleyen “Dolunay”, kapalı bir alanda, bireysel krizler, boşluklar ve taşıdığı tuhaf melankoliyle 80’ler sinemasının iyi bir temsilidir de. Cannes Film Festivali’nde Semaine de la Critique seçkisine dahil edilen film için eleştirmen Alain Bellet “Egzotizm ve iyi duygularla yüklü folklorik Türkiye, sahneyi terk ediyor” diyerek yabancıların etnik susuzluklarını bileyen yönetmenlerden sonra Kaygun’un filminin salt var olma sorununu görkemli bir şekilde ele aldığını ekler.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern’in sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Senaryodaki edebi yönü başarılı buldum.
  • Macit Koper ve Aslı Altan oldukça iyi bir performans sergilemişler.

Eksiler

  • Biriçim’in geçmişine dair gördüğümüz sahnelerde Dayısı ile hiç konuşmuyor olması pekiyi ifade edilemiyor.
  • Biriçim ile Ömer arasındaki yakınlaşma çok çabuk verilmiş filmde.

Keşif

  • Biriçim sanki en iyi resmini yaptıktan sonra tıkanan bir karakter gibi geldi bana. Tıpkı “Muhteşem Güzellik” (Yönetmen: Paolo Sorrentino) filmindeki Jep Gamberdella’nın (Toni Servillo) büyük övgüler alan ilk romanı sonrası tıkanma yaşaması gibi.
  • Biriçim bana Michelangelo Antonioni’nin filmlerinde Monica Vitti’nin hayat verdiği karakterleri hatırlattı.
  • Biriçim ile Ömer arasındaki yakınlaşmalar oldukça şiirsel ve romantikti.
  • Biriçim’in, Ömer ile olan kimi sahnelerde çok benzediği Dayısı ile olan anılarına ilişkin yapılan sahne geçişleri güzeldi.
  • Biriçim’deki ruhsal bunalım durumu bana biraz “Aynanın İçinden” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki Karin (Harriet Andersson) karakterini anımsattı.

Öylesine

  • “Biriçim Güzellik”
  • “Tuvalin İçinden”
  • Ömer biriçim(de) gidiverdi.

Anayurt Oteli

image

Filmin Künyesi:

ANAYURT OTELİ | Yönetmen: Ömer Kavur / Oyuncular: Macit Koper (Zebercet), Şahika Tekand (Esrarengiz Kadın), Orhan Çağman (Emekli Subay Mahmut), Serra Yılmaz (Zeynep) / Türkiye / 1985 / Renkli / 94´

Sinopsis:

Yusuf Atılgan’ın romanının son derece yaratıcı bir uyarlaması olan bu büyülü gerçekçilik filmi, yalnızlık ve kişinin iç dünyası üzerine iz bırakan bir psikolojik öykü anlatıyor. Anadolu taşrasında küçük bir otel işleten Zebercet’i günün birinde bir kadın ziyaret eder. Geçirdikleri bir günün ardından kadın tekrar geleceğini söyler ve Zebercet bekleyişe geçer. İletişim sorunları ve içe kapanıklığıyla da beraber bu bekleyiş, onu büyük bir yalnızlığa ve cinnete doğru sürükleyecektir. Baskıların olduğu bir toplumda yer edinememenin melankolik anlatısı olan bu sosyo-psikolojik film, hem bir “auteur” filmidir hem de 1980 darbesiyle karakter sinemasına yönelen Türk sinemasının öncülerinden kabul edilir.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern’in sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmde bir Macit Koper resitali izliyoruz.
  • Oldukça başarılı bir film olmuş.
  • Görsel atmosfer ve ışık kullanımı başarılı.
  • Film müzikleri de genel anlamda iyiydi.

Eksiler

  • Gizemli kadının otel odasında kalan havlusunu almaya Bey’in adamlarının gelme sahnesi, hikayeyeye eklemlenme açısından biraz eksik kalmış.

Keşif

  • Hepimiz biraz Zebercet gibi değil miyiz şu hayatta. Yıllardır beklediğimiz bir şey bir tansık gibi giriverir hayatımıza ve sonrasında beklemeye geçeriz.
  • Zebercet’in film boyunca üzerindeki giysileri çok uyumlu bir şekilde devamlılık sağlamış.
  • Otelin yakınındaki esnafın, Zebercet’e gelip hal hatır sorması, durum sorgulaması yapması ilginç bir kullanım olmuş.
  • Asılma konusu ve bununla ilgili Zebercet’in takıntısı “Daire” (Yönetmen: Atıl İnaç) filmini aklıma getiriverdi.
  • Nasıl filmdeki gün bölümlemeleri peşi sıra yapılmadıysa Zebercet de 100’den geriye doğru sayarken arada bazı sayıları atlıyor.
  • Zebercet’de biraz ergenliği yaşayamamış, anne eksikliğini hisseden bir hal var. Belki de o nedenle o gizemli kadında annesini buluverdi, o ümitle yaşadı.
  • Otel ne kadar hareketli günler geçiriyorsa Zebercet bir o kadar olumsuz etkileniyor bundan. Kendi başına kalmak istiyor ve ortamı yavaş yavaş hazırlıyor.
  • Zebercet’in yalandan söylediği 6 numaralı odada da aynı havlunun çıkması efsunlu bir sahneydi.

Öylesine

  • “Gizemli Kadın”
  • “Eksik Resim”