Üç Renk: Beyaz

image

Filmin Künyesi:

ÜÇ RENK: BEYAZ | THREE COLOURS: WHITE | TROIS COULEURS: BLANC | Yönetmen: Krzysztof Kieslowski / Senarist: Krzysztof Kieslowski , Krzysztof Piesiewicz, Agnieszka Holland, Edward Zebrowski, Edward Klosinski, Marcin Latallo / Oyuncular: Zbigniew Zamachowski (Karol Karol), Julie Delpy (Dominique), Janusz Gajos (Mikolaj), Jerzy Stuhr (Jurek),Teresa Budzisz-Krzyzanowska (Madam Jadwiga) / Polonya / 1994 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Her hareketin bulacağı bir karşılık illa ki vardır. Her ne kadar işin içinde sevgi, aşk gibi kavramlar yer alsa da içgüdüsel tepkilerimiz çok farklı tezahür edebilir yeri geldiğinde. Polonyalı Karol, Paris’te yaşayan bir kuafördür. Evliliklerini cinsel açıdan doyurucu bulmayan karısının kendisini boşamasının ardından, bir de kuaför salonunu ateşe vermesi, üstelik zavallı adamı kundakçı olarak gammazlaması bardağı taşırır. Memleketi Polonya’ya dönemeyecek kadar parasız ve duygusal olarak çökmüş olan Karol, hala sevdiği karısıyla durumu eşitlemek için fantastik bir plan yapar…Usta sinemacı Kieslowski, modern ve en özgürlükçü toplumlarda bile ‘Eşitlik’ kavramının mümkün olamaması, aşkta ve savaşta en ‘güçlü’ olanın en ‘eşit’ olduğu bir dünyada yaşıyor olmamız durumunu dahice bir yöntemle alaya alıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi vasat buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Müzik kullanımı başarılı.
  • Julie Delpy’nin potansiyeli çok iyi kullanılamamış.
  • Mizahi anlamda artıları olsa da genel anlamda kalite sıkıntısı çeken bir film ortaya çıkmış.
  • Bavul ile seyahat olayı eğlenceli bir uygulamaydı.

Üç Renk: Mavi

image

Filmin Künyesi:

ÜÇ RENK: MAVİ | THREE COLOURS: BLUE | TROIS COULEURS: BLEU | Yönetmen: Krzysztof Kieslowski / Senarist: Krzysztof Kieslowski , Krzysztof Piesiewicz, Agnieszka Holland, Edward Zebrowski, Slawomir Idziak / Oyuncular: Juliette Binoche (Julie Vignon), Benoît Régent (Olivier), Florence Pernel (Sandrine), Charlotte Véry (Lucille ), Hélène Vincent (Gazeteci), Hugues Quester (Patrice), Emmanuelle Riva (Anne), Yann Trégouët (Antoine ) / Polonya / 1993 / Renkli / 100´

Sinopsis:

Film bir üçlemenin ilk bölümüdür. Bir müzisyen olan kocasını ve çocuğunu kaybeden bir kadının bu gerçekle ne şekilde baş ettiğini inceler. Julie, bir kazada kocasını da kızını da ölüme teslim eder. Julie’nin iki seçeneği kalır geriye. Ya geçmişin gölgeleri ile yaşamak ya da geleceği şekillendirmek üzere şimdide yeni bir hayat kurmak. O yaşama tutunmayı ve yeni hayatı yaratmayı seçer. Ancak özgürlük kolay elde edilen bir kavram değildir. Acı veren hatıralardan, geçmişten uzaklaşarak tam anlamıyla özgürleşmek kolay değildir. Yolu hiç şüphesiz zorlu ve çetin olacaktır. Çok şeyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Güzel bir film olmuş.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Müzik kullanımı ve şarkı/beste seçimleri güzel.
  • Mavi renginin kullanım biçimleri iyi tasarlanmış.
  • Bazı sahnelerde Julie’nin konuşması/tepkisi öncesi görüntünün kısa bir süreliğine karartılması/kesmeye uğratılması ilginç bir uygulama olmuş.
  • Yaşlı bir insanın elindeki şişeyi çöp tenekesine atmak için verdiği uğraş  ile ilgili sahne güzel bir ayrıntı olmuş. Benzer bir sahne üçlemenin ikinci filmi “Üç Renk: Beyaz” isimli çalışmada da var.
  • Eşi ve çocuğunun ölümü sonrası Julie’nin olaylara karşı davranışları ve tepkileri biraz “Yazgı” (Yönetmen: Zeki Demirkubuz) filmindeki Musa (Serdar Orçin) karakterini anımsatıyor.
  • “İyi Bir İnsan”

Bir Zamanlar Kasım’da

image

Filmin Künyesi:

BİR ZAMANLAR KASIM’DA| PEWNEGO GO RAZU W LISTOPADZIE | ONCE UPON A TIME IN NOVEMBER | Yönetmen: Andrzej Jakimowski / Senarist: Andrzej Jakimowski / Oyuncular: Grzegorz Palkowski (Marek), Agata Kulesza (Agata, Marek’in Annesi), Edward Hogg (Miki), Alina Szewczyk (Ola), Krzysztof Kiersznowski (Zdzislaw) / Polonya / 2017 / Renkli / 88´

Sinopsis:

İşsiz kalan öğretmen Agata, hukuk öğrencisi oğlu Mareczek’le beraber oturdukları evden tahliye edilmiştir. Çaresizlik içinde bir pansiyondan ötekine, bir sığınma evinden boş buldukları bir arsaya Varşova’yı dolaşırlar. Hiç kimsenin yoksulları önemsemediği bir sosyal düzende kurallar empatiden önce gelmekte ve bu iki eğitimli insan her gün başka bir aşağılanmaya göğüs germektedir. Yönetmen Jakimowski, Ken Loach, Oliver Stone ve Michael Moore’dan izler taşıyan filminde orta sınıfların kendilerini bir anda toplumun en alt tabakasında bulmalarının an meselesi olduğu gerçeğini gazetecilere özgü bir yaklaşımla yüzümüze vuruyor. İlk gösterimini Varşova Film Festivali’nde yapan filmde Agata rolünü, Oscar’lı Ida filminde teyzeyi oynayan Agata Kulesza üstleniyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Senaryo biraz daha derinlikli olabilirdi.
  • Yönetmen kurmaca ile belgesel görüntülerini uygun bir şekilde eklemlemeyi başarmış.
  • Agata’nın köpeği ile olan arkadaşlığı “Umberto D.” (Yönetmen: Vittorio De Sica) filmini akıllara getiriyor.

Yüz

image

Filmin Künyesi:

YÜZ| TWARZ | MUG | Yönetmen: Malgorzata Szumowska / Senarist: Malgorzata Szumowska, Michal Englert / Oyuncular: Mateusz Kościukiewicz (Jacek), Agnieszka Podsiadlik (Jacek’in Ablası), Malgorzata Gorol (Dagmara – Jacek’in Sevgilisi/Nişanlısı), Roman Gancarczyk (Rahip), Dariusz Chojnacki (Jacek’in Abisi), Robert Talarczyk (Jacek’in Eniştesi), Anna Tomaszewska (Jacek’in Annesi), Martyna Krzysztofik (Jacek’in Yengesi), Iwona Bielska (Dagmara’nın Annesi) / Polonya / 2018 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Wimie… / …adına’yla Teddy ve Beden’le En İyi Yönetmen ödüllerini kazandığı Berlin Film Festivali’nden Yüz’le Jüri Büyük Ödülü alan Polonyalı yönetmen Malgorzata Szumowska, yüz nakli ameliyatı üzerinden derin bir kimlik ve toplum eleştirisi yapıyor. Filmin ana karakteri, Polonya’da bir kasabada yaşayan ve buradan kaçma hayalleri kuran, metal müzik hayranı Jacek. Dünyanın en büyük İsa heykelinin inşaatında çalışan Jacek’e geçirdiği iş kazasının ardından Polonya’nın ilk yüz nakli uygulanır. Ameliyatın ardından herkesin Jacek’e karşı davranışı değişir. Kimlik, beden ve toplum politikalarına ciddi ancak kara mizahı ihmal etmeyen bir bakışla yaklaşan Szumowska, filmini “yetişkinler için bir masal” olarak tanımlıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Jacek’e yapılan “yüz nakli” bir anlamda toplumdaki “yüzsüzlük” kavramını da ortaya çıkarıyor.
  • Kiliseye, sağlık sistemine vb.  kurumlara, kimliklere yapılan eleştiriler güzel olmakla birlikte filmdeki gösteriş şekli fazla göze sokularak yapılıyor.
  • Filmin ilk yarısı daha başarılı.
  • Yönetmenin bir önceki “Beden” filmi yerine bu daha içine girilebilen ve özdeşleşilebilir bir film olmuş.
  • Jacek’in “yüz nakli” sonrasında reklam yüzü olarak kullanılması bir başka sıradan Şaban karakterinin (Kemal Sunal) reklam yüzü olduğu “Yüz Numaralı Adam” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filmini akla getirir.

Ardıl Görüntü

image

Filmin Künyesi:

ARDIL GÖRÜNTÜ | POWIDOKI | AFTERIMAGE | Yönetmen: Andrzej Wajda / Senarist: Andrzej Mularczyk / Oyuncular: Boguslaw Linda (Wladyslaw Strzeminski), Bronisława Zamachowska (Nika Strzeminska), Zofia Wichlacz (Hania), Tomasz Wlosok (Roman), Paulina Galazka (Wasinska), Mateusz Rusin (Stefan), Irena Melcer (Jadzia) / Polonya / 2016 / Renkli / 98´

Sinopsis:

Polonya’nın Oscar adayı Ardıl Görüntü, komünist rejimin toplumsal hafızadan silmeye çalıştığı “çağdaş resim sanatının mesihi” Wladyslaw Strzeminski’nin hayatından bir kesiti anlatıyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında Strzeminski, Komünist Parti baskısına boyun eğmeyi reddedince öğrencilerinin desteğine rağmen sefalete sürüklenir. Wajda’ya göre Ardıl Görüntü, “eğilmeyen, kararlarının arkasında duran, kendini tamamen sanata adamış bir adamın portresi

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Sert ve etkileyici bir film olmuş.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Biz de filmde Wladyslaw Strzeminski’nin ardıl görüntüsünü izliyoruz.
  • Filmin başında Wladyslaw Strzeminski’yi kırda yuvarlanırken görüyoruz pozitif anlamda. Daha sonra ise negatif anlamda yuvarlanma görüyoruz onun hayatında.
  • Filmin sonlarında Wladyslaw Strzeminski bir giysi dükkanında cansız mankenleri düzenlerken kendisi de cansız bir mankene dönüşüyor bir bakıma.
  • Wladyslaw Strzeminski’nin beyaz çiçekleri boya ile maviye dönüştürüp eşinin mezarına bıraktığı sahne güzeldi.
  • Wladyslaw Strzeminski görme kuramını tamamlayamadan ölme kuramını tamamladı maalesef.
  • “Ardıl bir şey mi var?”

Véronique’in İkili Yaşamı

image

Filmin Künyesi:

VÉRONİQUE’İN İKİLİ YAŞAMI | LA DOUBLE VİE DE VÉRONİQUE | Yönetmen: Krzysztof Kieslowski / Senarist: Krzysztof Kieslowski, Krzysztof Piesiewicz / Oyuncular: Irène Jacob (Weronika / Véronique), Philippe Volter (Alexandre Fabbri), Sandrine Dumas (Catherine), Aleksander Bardini (Orkestra Şefi) / Polonya / 1991 / Renkli / 98´

Sinopsis:

İki farklı şehirde (Fransa ve Polonya’da), paralel iki kızın doğumundan beri 20 sene geçmiştir. Ortak hiçbir şeyleri yoktur, ne bir baba, ne bir anne ne de büyükanne veya büyükbaba, aileleri de hiç tanışmamıştır. Ancak birbirlerinin aynısıdırlar: ikisi de solaktır, çıplak ayakla yürümeyi sever ve altın yüzükleri gözkapaklarına değer. En önemlisi ise ikisinin de muhteşem, eşsiz sesleri, gelişmiş müzikal algıları ve tespit etmesi zor kalp gelişim bozuklukları vardır. Biri, farkında olmadan diğerinin deneyim ve bilgeliğinden faydalanır. Ayrıca ne zaman biri kendini bir şeyle yaralarsa, diğeri yaralayan objeyle temastan kaçınır. Bu basit ve duygusal bir aşk hikayesidir. Diğerinin vücudunda ve ruhunda devam etmesi için bir varlığın sona ermesinin hikayesidir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim. Başarılı bir film olmuş.
  • Müzikler oldukça başarılı.
  • Oyunculuk performansları, görüntü yönetimi ve görsel atmosfer iyi.
  • Senaryo ve hikaye kurgusunu beğendim.

Eksiler

  • Bulunamadı.

Keşif

  • Tren seyahatinde ilk Véronique’nin elindeki küreden etrafı ters olarak gösteriyor kamera bizlere. Belki de diğer Véronique’nin yansımasıdır bu.
  • İki Véronique’nin de karakteristik özellikleri benzemekte: Müziğe olan ilgi, aşık olmak, baba-kız ilişkisi…
  • Bir “kadın” filmi olma anlamında Atıf Yılmaz’ı yad ettirdi film.
  • Véronique karakterlerini canlandıran oyuncuyu görsel olarak Sermin Hürmeriç’e (Film: Muhsin Bey; TV Dizisi: Ekmek Teknesi)benzettim nedense.

Öylesine

  • “Véronique’in Tuhaf Vakası”

Kum Saati Sanatoryumu

image

Filmin Künyesi:

KUM SAATİ SANATORYUMU | SANATORIUM POD KLEPSYDRA| THE HOURGLASS SANATORIUM | Yönetmen: Wojciech Has / Oyuncular: Jan Nowicki (Józef), Tadeusz Kondrat (Jakub – Józef’in Babası), Gustav Holoubek (Dr. Gotard), Halina Kowalska (Adela), Irena Orska (Józef’in Annesi), Mieczyslaw Voit (Kör Kondüktör) / Polonya / 1973 / Renkli / 124´

Sinopsis:

Hayranları arasında David Lynch, Francis Ford Coppola ve Quay kardeşler gibi isimler bulunan Polonyalı yönetmen Wojciech Has, hâlâ şiddetle keşfedilmeyi bekleyen usta bir yönetmen. 1965 tarihli kült klasiği Zaragoza´da Bulunmuş Elyazması dışındaki filmleri izleyici karşısına nadiren çıkabilmişti. Zamanında Polonya tarafından yurtdışına çıkarılması yasaklanan Kum Saati Sanatoryumu, gizlice gönderilen kopyasıyla Cannes´da gösterilmiş ve Jüri Özel Ödülü kazanmıştı. 2000´lerde, kopyası Martin Scorsese sayesinde restore edilen film, hikâyeden çok biçim ve atmosferle ilgilenen, görüntü yönetimiyle büyüleyen fantastik, sürreel bir düş. Ya da Derek Elley´nin deyişiyle “Akıllara durgunluk veren bir çalışma, Mahler´in bütün senfonilerinin bir araya toplanmasının sinematografik muadili.”

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Filmin girişi etkileyici olmuş.
  • Yönetim, mekan tasarımı, kamera kullanımı gibi ögeler başarılı olmuş.
  • Jan Nowicki başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Filmin fazlaca hayal sahnelerine yer vermesi odaklanmayı zorlaştırıyor.

Keşif

  • Zaman kavramına atfedilen benzetmeler/ifadeler güzeldi. Zamanda oynamakla ilgili kum saati benzetmesi ilginçti.
  • Filmin zamanla olan ilişkisi bana yönetmen Ömer Kavur’u çokça düşündürttü.
  • Filmi izlerken hatırıma Luis Bunuel, Alejandro Jodorowsky, Peter Greenaway, Aleksei German, Ingmar Bergman, Ömer Kavur gibi yönetmenler geldi.
  • Józef’in filmin sonunda yeni kondüktör olması güzel bir final olmuş.

Öylesine

  • “Saatleri Ayarlama Sanatoryumu”

Beden

image

Filmin Künyesi:

BEDEN | CIALO | BODY | Yönetmen: Malgorzata Szumowska / Oyuncular: Janusz Gajos (Attorney), Maja Ostaszewska (Anna), Justyna Suwala (Olga) / Polonya / 2015 / Renkli/ 90´

Sinopsis:

İşi başından aşkın bir savcının son zamanlarda aklını en çok meşgul eden şey kızıdır. Annesinin ölümünün ardından kendini toparlayamayan Olga anoreksiye yakalanınca, savcı çareyi onu bir rehabilitasyon merkezine yatırmakta bulmuştur. Mantığa ve bilime sıkı sıkıya bağlı olan savcı birbirinden garip cinayet dosyalarıyla boğuşurken, Olga’nın kaldığı merkezde terapistlik yapan Anna, Olga’nın sıkıntısına sıra dışı bir çare önerir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oyunculuklar iyi bir seviyede olmuş.
  • Kamera ve ışık kullanımı başarılı.

Eksiler

  • Genel anlamda başarısız bir film olmuş.
  • Bilindik bir sonla biteceği tahmin edilen filmin hikayesi, merak uyandırma konusunda sıkıntılar yaşıyor.
  • Senaryoyu zayıf buldum.

Keşif

  • Filmin genel havası Ulrich Seidl filmlerini hatırlattı.

Öylesine

  • “Bedenle alay eder bedel ödememiş olan”

Ida

image

Filmin Künyesi:

IDA | Yönetmen: Pawel Pawlikowski / Oyuncular: Agata Kulesza (Wanda), Agata Trzebuchowska (Anna/Ida), David Ogrodnik (Lis) / Polonya / 2014 / Siyah-Beyaz / 80´

Sinopsis:

Yıl 1962, Polonya. Anna, rahibe olmaya hazırlanan yetim bir kızdır. Son yeminini etmeden halen yaşayan bir akrabası olduğunu öğrenince onu ziyarete gider ve aslında Yahudi olduğunu, gerçek isminin de Ida olduğunu öğrenir. Birlikte geçirecekleri süre içerisinde kökenleriyle ilgili birçok sırrı daha keşfedecek, gerçek kimliği ile Nazi işgali sırasında hayatını kurtaran dini arasında seçim yapmak zorunda kalacaktır. 2014 yılının en büyük sürpriz başarı hikayelerinden biri olan Ida, anlatımı ve hissiyatıyla izleyicinin üzerinde iz bırakacak bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin görsel atmosferi başarılı.
  • Oyuncu seçimi ve oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Kimi geçişleri pek keskin buldum. Anna ve Wanda’nın karşılaştıktan hemen sonra beraber geçmişi arayışa girişmesi; Wanda’nın ölümünden hemen sonra Anna’nın onun gibi olmaya çalışması.

Keşif

  • Bir sahnede, yolculuğa çıkan Wanda ve Anna gittikleri bir yerde birkaç saat beklemeleri gerektiklerini öğrenirler. Bu zamanı iki karakter de kendilerine uygun şekilde geçirirler. Wanda bir bara gidip içkisini yudumlarken; Anna bir kilisede dua etmektedir.
  • Anna ve Wanda mezarlıktaki sahnede geçmişte yaşadıkları kayıplardan (Anna’nın anne-babası ve Wanda’nın çocuğu) kalan bir torba ile acı bir şekilde karşılaşırlar. Tıpkı “Küf” (Yönetmen: Ali Aydın) filminde Basri’nin (Ercan Kesal) oğlunun ardından kalan sandık ile karşılaşması gibi.
  • Wanda karakteri de “Gloria” (Yönetmen: Sebastián Lelio) filmindeki Gloria (Paulina Garcia) gibi hayat dolu. En azından intihar edene kadar öyle gözüküyordu. Bu arada Wanda’nın intihar etme kararı da oldukça şaşırtıcıydı.
  • Ida, gerçekten kim/ne olmak istediğiyle ilgili çelişkiler yaşıyor. Önce Rahibe olmaktan vazgeçip teyzesi Wanda gibi olmayı seçiyor. Sonra ondan da vazgeçip Rahibe olmaya yeniden karar veriyor.
  • İki kadının hem içsel hem de dışsal mini bir yolculuk hikayesi.
  • Filmin içinde sahne gereği yer alan müzikler başarılıydı.
  • Rahibe adayı Anna (Ida) ruhunun gıdasını ilahilerden ziyade Alto çalan gencin müziğinden alıyor.
  • “Tabu” (Yönetmen: Miguel Gomes) gibi siyah-beyaz bir film, zaman zaman da şiirsel ve gülümsetici.

Öylesine

  • “Saklı Saçlar”
  • “Uzak İhtimal”

Hayat Çok Güzel

image

Filmin Künyesi:

HAYAT ÇOK GÜZEL | LIFE FEELS GOOD | CHCE SIE ZYC | Yönetmen: Maciej Pieprzyca / Oyuncular: Dawid Ogrodnik (Mateusz), Dorota Kolak (Mateusz’un Annesi), Arkadiusz Jakubik (Mateusz’un Babası), Helena Sujecka (Matylda), Mikolaj Roznerski (Tomek), Katarzyna Zawadzka (Magda), Anna Karczmarczyk (Anka)  / Polonya / 2013 / Renkli / 112´

Sinopsis:

Hayat Çok Güzel gerçek bir hikayeden yola çıkıyor. Film, çocukluğunun ilk yıllarında zeka geriliği teşhisi konulan ve dış dünyayla bağlantı kurmadan büyüyen serebral palsi hastası Mateusz’un hikayesine odaklanıyor. Yirmi beş yıl sonra Mateusz’un gayet normal ve akıllı bir insan olduğu ortaya çıkar. bu yapım, pek çok kişiye engellilik meselelerine yönelik oldukça eski kafalı bir yaklaşım içinde gibi görünebilecek olsa da, daha şimdiden oldukça etkileyicidir. Üstelik, Polonya açısından çığır açıcı nitelikte ve hatta ana akım Polonya sineması düşünüldüğünde cesur bile sayılabilecek bir yapımdır. Fiziksel ve zihinsel engellilere yönelik tutum, filmin de bizi bilgilendirdiği üzere, seksenler, doksanlar ve 2000’li yılların başında çok daha bilinçsizdi. Bu dönemler çocukluğunu Kamil Tcakz’in oynadığı, yetişkinlik halini ise Dawid Ogrodnik’in canlandırdığı Mateusz’un büyüdüğü zamanlara denk geliyor.

Artılar

  • Genel anlamda iyi bir film diyebilirim.
  • Dawid Ogrodnik oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Filmdeki müzik kullanımı başarılı.
  • Görüntü yönetimini başarılı buldum.

Eksiler

  • Filmde “meme” sorunsalı biraz fazla yer işgal etmiş gibi geldi bana.
  • Mateusz’u çok seven annesinin evdeki kazadan sonra onu tekrar yanına almaması iyi yansıtılamamış gibi geldi bana.
  • Mateusz’un, başarısından dolayı gazeteye haber olup sonrasında başka yere nakledilmesi ile ilgili süreç çok iyi aktarılamamış gibi geldi bana.

Keşif

  • Aşırı salgılanan testosteron hormonunun Mateusz üzerindeki etkisi “Özür Dilerim” (Yönetmen: Cemil Ağacıkoğlu) filminde benzer kaderi paylaşan Selim (Güven Kıraç) karakterini bana hatırlattı.
  • Mateusz’un ailesi ile beraber yaşadığı evin içindeki sahne çekimleri başarılıydı.
  • Dış ses kullanımı başarılı bir şekilde uygulanmış.
  • Film içerisindeki bölümlemelerde simgeler kullanılması hoş olmuş.
  • Mateusz’un babası filme oldukça renk katmış.
  • Mateusz’un iletişim kurma becerisindeki iyileşme sonrasında hemen herkesin olduğu bir sahnede “Ben bitki değilim” demeye çalıştığı sahne oldukça duygusaldı.
  • Mateusz’un konuşurken zaman zaman “memelemesi” “Hanzo” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki Kemal Sunal’ı hatırlattı.
  • Mateusz’un babasının, oğlunun yerdeki zoraki sürünüşünü bir oyuna çevirdiği sahne çok anlamlı ve güzeldi.

Öylesine

  • “İnsanları Seyreden Mateusz”