Ahlat Ağacı

image

Filmin Künyesi:

AHLAT AĞACI | THE WILD PEAR TREE | Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Senarist: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu / Oyuncular: Doğu Demirkol (Sinan Karasu), Murat Cemcir (İdris Karasu, Sinan’ın Babası), Bennu Yıldırımlar (Asuman Karasu, Sinan’ın Annesi), Akın Aksu (İmam Veysel), Ercüment Balakoğlu (Sinan’ın Dedesi Ramazan, Asuman’ın Babası), Hazar Ergüçlü (Hatice), Öner Erkan (İmam Nazmi), Özay Fecht (Sinan’ın Anneannesi Hayriye, Asuman’ın Annesi), Serkan Keskin (Yazar Süleyman), Asena Keskinci (Yasemin Karasu, Sinan’ın Kardeşi), Tamer Levent (Sinan’ın Dedesi Recep, İdris’in Babası), Ahmet Rıfat Şungar (Ali Rıza), Kubilay Tunçer (İlhami, Kumcu), Kadir Çermik (Belediye Başkanı Adnan)  / Türkiye / 2018 / Renkli / 188´

Sinopsis:

Bazıları için taşra, tüm umutların eninde sonunda yalnızlıkla kesiştiği bir sürgün yeridir. Tıpkı babaların ve oğulların kesişen kaderleri gibi, tüm umutların, hayallerin, çaresizlikle kesiştiği hudutsuz bir sürgün yeri… Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanan Ahlat Ağacı, Sinan’ın hikayesine odaklanıyor. Üniversiteyi bitiren Sinan yazdığı kitabı bastırmak için gereken parayı bulmak için memleketine dönecek ve burada hem ailesi hem de geçmişiyle yüzleşecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Nuri Bilge Ceylan yine güzel bir şahesere imza atmış.
  • Oyunculuklar başarılı. Özellikle de baş roldeki Sinan karakterine hayat veren Doğu Demirkol güzel bir performans sergilemiş.
  • Görüntü yönetimi başarılı. Tüm Nuri  Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi yine muazzam kareler var.
  • Diyaloglar çok başarılı yazılmış. Diyaloglardaki mizahi ton yönetmenin diğer filmlerine nazaran burada daha yüksek.
  • Filmin finalini başarılı ve sarsıcı buldum.
  • Senaryo bir bütün olarak ele aldığında başarılı. Fakat bazı karakterlerin, olayların incelemesinde eksiklikler de söz konusu.
  • Film içerisinde Sinan’ı farklı karakterlerle uzun diyaloglu sahnelerde izliyoruz. Benim en beğendiğim iki sahne ise İmamlar ve Yazar Süleyman ile olan kısımlar.
  • Film hem bir baba oğul  hikayesi hem de bundan daha fazlası aslında. Sinan’ın ailesiyle, taşrayla ile olan çatışması da çokça anlatılmakta.
  • Sinan’ın Hatice ile karşılaşmasından sonra dudağına atılan çentik belki de onun sonraki karşılaşmalarında ağzından dökülen bilmişliğin yolunu açmıştır.
  • Filmde yazdığı kitabı bastırmaya çalışan Sinan karşılaştığı her kişi ile girdiği uzun diyaloglar ile yeni yeni kitaplar da yazmakta bir yandan.
  • İdris’in oğlu Sinan’ın kitabı ile ilgili bir gazete haberini saklaması “Kelebekler” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filmini hatırlatır. Öte yanan o filmde kelebekler bir metafor olarak kullanılmıştı. Bu filmde de karıncalar metaforlardan biri.
  • Çiftçilik ve baba oğul ilişkisi gibi temalar ekseninde İsveç yapımı “Kuzgunlar” (Yönetmen: Jens Assur) filmini hatırlatmakta.
  • Filmde kullanılan önemli ögelerden biri de “kuyu”. Kuyudan bahsetmişken usta yönetmen Metin Erksan’ın “Kuyu” filminin ismini de burada anmak gerekir. İki filmde de “kuyu” oldukça önemli.
  • Sinan film boyunca bir nevi kendi kuyusunu kazmakta.
  • Nuri Bilge Ceylan’ın bu yeni filmi “Kış Uykusu” filminden daha başarılı kanımca. Diğer yandan yönetmenin filmlerinin içinde en iyisi ise hala “Bir Zamanlar Anadolu’da”.
  • “Karıncalar”
  • “Çan Eğrisi”
  • “Çan Uykusu”
  • “Herkesin Bir Kuyusu Vardır”
  • “Kuyulu Gerçekçilik”

Hemşire

image

Filmin Künyesi:

HEMŞİRE | Yönetmen: Dilek Çolak / Senarist: Dilek Çolak / Oyuncular: Evren Duyal (Leyla), Sermet Yeşil (Kerem), Aytaç Öztuna (Kerem’in Annesi), Serhat Özcan (Leyla’nın Eşi), Ayşe Tunaboylu (Leyla’nın Annesi) / Türkiye / 2018 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Hemşire Leyla, kocasından şiddet gören, bunu da kimseyle paylaşamayan mutsuz bir kadındır. Hayatının rutinliği içinde sürekli rejim ve spor yaparak yaşadıklarını görmezden gelmeye çalışmaktadır. Bu esnada cezaevlerine operasyon düzenlenmiş, siyasi tutuklular hücre tipi cezaevlerine karşı açlık grevlerine başlamıştır. Leyla’nın çalıştığı hastaneye bu eylemcilerden biri getirilir. Bu genç adamın adı Kerem’dir. Leyla’nın aksine Kerem onu hayata bağlayacak her şeye sıkı sıkıya bağlı bir adamdır. Bu iki zıt insan zaman ilerledikçe birbirlerinin yaşamlarını ve seçimlerini sorgulamaya başlarlar. Biri inandığı bir siyasi görüş için hayatını ortaya koyarken diğeri çocuğu ve eşi için kendi yaşamından feragat etmektedir. Kerem’in hapsedildiği, içinden fiziksel olarak çıkamadığı oda bir süre sonra Leyla’nın mutsuzluğundan kurtulmak için seçtiği bir kaçış alanı olur.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Senaryo iyi yazılmış. Diyaloglardaki yer yer şiirsel ve masalsı üslup oldukça güzel.
  • Filmin hikayesindeki çatışma düzlemi iyi bir şekilde planlanmış. Bir tarafta kilolarından vazgeçmek için yememeye çalışan Leyla diğer tarafta ise ideallerinden vazgeçmemek için yememeye çalışan Kerem karakteri.
  • Görüntü yönetimini başarılı bulmadım. Daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum.
  • Serhat Özcan’ın hayat verdiği Leyla’nın eşi karakteri “Saklı” (Yönetmen: Selim Evci) filminde tipik orta sınıf tırnak içinde “muhafazakar” baba karakterine rol veren Settar Tanrıöğen’i hatırlattı.
  • Filmin ağırlıklı olarak hastane içerisinde geçmesi atmosfer olarak Romanya yapımı “Yaralı Kalpler” (Yönetmen: Radu Jude) filmini çağrıştırdı.

İnatçı Bir Adam

image

Filmin Künyesi:

İNATÇI BİR ADAM | LERD | Yönetmen: Mohammad Rasoulof / Senarist: Mohammad Rasoulof / Oyuncular: Reza Akhlaghirad (Reza), Soudabeh Beizaee (Hadis), Nasim Adab,  Zeinab Shabani, Missagh Zareh, Zhila Shahi, Majid Potki, Mehdi Mehraban, Sepehr Ebadi, Bagher Yekta / İran / 2017 / Renkli / 118´

Sinopsis:

Reza kendini şehir bataklığından uzaklaştırmış, eşi ve tek çocuğuyla, Kuzey İran’ın uzak bir köyünde basit bir yaşam sürüyordur. Günlerini, japon balığı çiftliğinde çalışarak geçirir. Devletle ve yerel yönetimle yakın ilişkileri olan özel bir şirket, yerel yaşamı tamamen kontrol altına almıştır. Ortaklar, şirketin varlığını ve kazancını arttırmak için, yerel çiftçileri ve küçük iş sahiplerini zorlayarak varlıklarını ele geçirmeye çalışır. Yaşadıkları baskı sonucu birçok çiftçi kendiliğinden bu yozlaşmanın bir parçası olur. Reza tekelleşmeye karşı verdiği mücadelede yolunu ve kendi değerlerini kaybetmemek için çabalarken, olduğu kişi üzerine de pek çok sorgulamaya girişecektir…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi beğenmekle beğenmemek arasında kaldım.
  • Filmin başrol oyunculuklarını çok başarılı bulamadım.
  • Alışılageldik İran filmlerinden farklı bir çalışma olmuş. O açıdan izlenmeyi hak ediyor olarak değerlendirilebilir.
  • Gerçekçi üslup kullanımı açısından Romanya’dan Cristian Mungiu’nun; Rusya’dan  Andrey Zvyagintsev’in filmlerini hatırlatıyor.
  • Filmde genel anlamda “mülkiyet” ya da “mülkiyetsizlik” temasından söz edilebilir. Çeşitli konuların mülkiyeti açısından da şu filmlerle bir bağ kurulabilir. Suyun mülkiyeti açısından “Susuz Yaz” (Yönetmen: Metin Erksan); bürokrasinin mülkiyeti açısından “Leviathan” (Yönetmen: Andrey Zvyagintsev); doğanın mülkiyeti açısından “Balık” (Yönetmen: Derviş Zaim); iradenin mülkiyeti açısından “Takva” (Yönetmen: Özer Kızıltan)
  • “Hiçbir şeyde rızam yok,
    Sen yanımda ol yeter.”

Monika’yla Bir Yaz

image

Filmin Künyesi:

MONİKA’YLA BİR YAZ | SOMMAREN MED MONIKA | SUMMER WITH MONIKA | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Anders Fogelström / Oyuncular: Harriet Andersson (Monika Eriksson), Lars Ekborg (Harry Lund), Dagmar Ebbesen (Bayan Lindström), Åke Fridell (Monika’nın Babası), Georg Skarstedt (Harry’nin Babası) / İsveç / 1953 / Siyah-Beyaz / 96´

Sinopsis:

19 yaşındaki genç Harry Lund bir gün, 17 yaşındaki romantik, tasasız ve asi Monika’yla tanışır ve ikili birbirlerine aşık olur. Yaşadıkları küçük kasabadan kaçıp ailelerini ve işlerini geride bırakırlar ve Harry’nin babasının botunu alarak ıssız bir adaya giderler. Bütün bir yazı beraber geçirirlerken Monika hamile kalır. Harry Monika’yla evlenmeye karar verir, sonra da bir işe girer, okula devam eder ve kızları June’u yetiştirirken bir yandan da daha iyi bir hayata sahip olmaları için uğraşır. Ancak Monika’nın tek isteği eğlenmeye devam etmektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Senaryoda biraz sıkıntılar var. Bu sıkıntılar özellikle de Monika ve Harry çiftinin adaya kaçmalarından sonra başlıyor. Öte yandan filmin senaryosunun şaşırtıcı olarak Bergman’a ait olmadığını belirtelim. Senaryo İsveçli yazar Anders Fogelström’e ait.
  • Film, aile ilişkilerini ele alma, aile yaşamını gösterme açısından zaman zaman 1950’lerin İtalyan ve İspanyol filmlerini hatırlatıyor.

Bütün Saadetler Mümkündür

image

Filmin Künyesi:

BÜTÜN SAADETLER MÜMKÜNDÜR | Yönetmen: Selman Kılıçaslan / Senarist: Selman Kılıçaslan / Oyuncular: Kemal Uçar (Ali), Arif Erkin (Mevlüt Amca), Nilay Erdönmez (Gülce), Ruhi Sarı (Osman) / Türkiye / 2017 / Renkli / 97´

Sinopsis:

Mühendislik öğrencisi Ali (21), okuduğu küçük şehirden ayrılarak Erasmus projesiyle yurtdışına çıkma hayalleri kurar. Bununla beraber kendisini tanımaya çalıştığı, hayata dair sorular sorduğu bir arayış sürecindedir. Sakin hayatı, türkü kafede solistlik yapan Gülce’den hoşlanmasıyla beraber hareketlenir. Bir hemşire adayı olan Gülce, yaşadığı maddi sıkıntılarını aşmak için Adapazarı’nın eski mahallelerinden birinde yaşlı ve yalnız bir adamın bakıcılığını yapar. Gülce’ye (23) yakınlaşarak onu tanımaya başlayan Ali, Mevlüt’ün (83) de hikayesine ortak olur. Ali arayışını bu karşılaşmanın eşiğinde sürdürür, cevabını kitaplarda bulamayacağı bir soruyla beraber… Bütün saadetler mümkün
müdür?

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Bir sahnede Osman, Ali’ye Satranc-ı Urefa (Ariflerin Satrancı) oyununun çizildiği bir el yazması gösterir. Alim Muhyiddin İbn-i Arabi tarafından tasavvuf yolunu öğrencilerine öğretmek üzere geliştirilmiş ilginç bir oyundur bu. Bir bakıma bu oyun Ali’nin kendini tanıma, yolunu bulma ve o yolda ilerleme anlamında önüne çıkan bir temsil olmuştur.
  • Filmde Cumhuriyet dönemi şair ve yazarı Ziya Osman Saba’dan (1910-1957) da pek çok iz görmek mümkün.
  • Filmden bir replik: “Dalgın olanlar aslında pür dikkatlidirler”.
  • Diyaloglarda kullanılan şiirsel üslup “Kelebeğin Rüyası” (Yönetmen: Yılmaz Erdoğan) filmini çağrıştırır.
  • Filmde dergah ve derviş görüntülerinin yer aldığı sahneler “Takva” (Yönetmen: Özer Kızıltan) filmini akıllara getirir.

37. İstanbul Film Festivalinin Ardından

image

Bu festival süresince ( 6 Nisan – 17 Nisan 2018 ) toplam 23 tane film seyretmiş oldum. Festivalde izlediğim filmlerle ilgili beğeni sıralamam aşağıdaki gibi oldu. Bu listeye sadece 2017 ve 2018 yıllarında çekilmiş filmleri dahil etmenin daha uygun olacağını düşündüm. O nedenle “Bergman 100 Yaşında”, “Gömülü Hazineler”, “Cinemania” ve “Mimari Ütopyalar – Sinematik Distopyalar” bölümlerinde izlemiş olduğum filmleri bu sıralamaya dahil etmedim.

  1. DOVLATOV – Yönetmen: Alexey German Jr. – Ülke: Rusya
  2. ONA İYİ BAK | HJERTESTART | HANDLE WITH CARE – Yönetmen: Arild Andresen – Ülke: Norveç
  3. KUZGUNLAR | KORPARNA | RAVENS – Yönetmen: Jens Assur – Ülke: İsveç
  4. YÜZ | TWARZ | MUG – Yönetmen: Malgorzata Szumowska – Ülke: Polonya
  5. SERGIO & SERGEI – Yönetmen: Ernesto Daranas – Ülke: Küba
  6. DUA | LA PRIÈRE | THE PRAYER – Yönetmen: Cédric Kahn – Ülke: Fransa
  7. FRANSA’DA BİR MEVSİM | UNE SAISON EN FRANCE | A SEASON IN FRANCE – Yönetmen: Mahamat-Saleh Haroun – Ülke: Fransa
  8. EKSİ BİR | MINUS ONE – Yönetmen: Orhan Oğuz – Ülke: Türkiye
  9. BİR ZAMANLAR KASIM’DA | PEWNEGO GO RAZU W LISTOPADZIE… | ONCE UPON A TIME IN NOVEMBER – Yönetmen: Andrzej Jakimowski – Ülke: Polonya
  10. TARİHSİZ, İMZASIZ | BEDOUNE TARIKH, BEDOUNE EMZA | NO DATE, NO SIGNATURE – Yönetmen: Vahid Jalilvand – Ülke: İran
  11. EV | THE HOME – Yönetmen: Asghar Yousefinejad – Ülke: İran
  12. MAVİLİ | IN BLUE – Yönetmen: Jaap van Heusden – Ülke: Hollanda
  13. 24 KARE | 24 FRAMES – Yönetmen: Abbas Kiarostami – Ülke: İran
  14. HESAPLAŞMA | UNA QUESTIONE PRIVATA | RAINBOW (A PRIVATE AFFAIR) – Yönetmen: Paolo Taviani, Vittorio Taviani – Ülke: İtalya
  15. BIKINI MOON – Yönetmen: Milcho Manchevski | Ülke: ABD
  16. HANNAH – Yönetmen: Andrea Pallaoro – Ülke: İtalya

Utanç

image

Filmin Künyesi:

UTANÇ | SKAMMEN | SHAME | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Liv Ullmann (Eva Rosenberg), Max von Sydow (Jan Rosenberg), Sigge Fürst (Filip), Gunnar Björnstrand (Jacobi, Belediye Başkanı), Birgitta Valberg (Jacobi’nin Eşi), Hans Alfredson (Fredrik Lobelius), Ingvar Kjellson (Oswald) / İsveç / 1968 / Siyah-Beyaz / 103´

Sinopsis:

Savaşın ortasında kalmış bir çiftin birbirlerine tutunma hikâyesi üzerinden utanç, ahlaki çöküntü ve şiddet kavramlarını ele alan Utanç, Bergman’ın ender distopya filmlerinden biri. Apolitik, sanatçı çift Eva ve Jan, savaştan olabildiğince uzak kalabilmek için ıssız bir adaya yerleşmişlerdir. Ancak eninde sonunda onlara ulaşan savaşın çiftin üzerindeki etkisi son derece yıkıcı olacaktır. Vietnam Savaşı’nın en sıcak döneminde çekilen film, savaşın kendisinden çok, birey üzerindeki psikolojik etkilerine değiniyor. Bergman, kendi yaşadığı ıssız Farö adasında çektiği Utanç’ta asıl savaşın hemen çeperinde süregiden “küçük savaş” kavramına yoğunlaştığını söylüyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar ve yaratılan atmosfer başarılı.
  • Genelde Bergman filmlerinde pek rastlamam ama bu filmin ikinci yarısında senaryoda yer yer aksaklıklar yer alıyor.
  • Jacobi karakteri sima olarak Stalin’i andırıyor.
  • Jan karakterinin bir benzerini yakın dönem çalışmalarından “Turist” (Yönetmen: Ruben Östlund) filmindeki Tomas (Johannes Kuhnke) karakterinde görmek mümkün.
  • Bencil ve korkak olan Jan, Eva’nın elinden kayıp gitmemesi için bencilliğinden vazgeçmeden korkaklığını yenmeye çabalıyor.

Stalker

image

Filmin Künyesi:

STALKER | İZ SÜRÜCÜ | Yönetmen: Andrei Tarkovsky / Senarist: Arkadiy Strugatskiy, Boris Strugatskiy (Özgün Yapıt: “Yol kenarında Piknik) / Oyuncular: Aleksandr Kaydanovskiy (İz Sürücü), Anatoliy Solonitsyn (Yazar), Nikolay Grinko (Profesör), Alisa Freyndlikh (Zhena Stalkera), Natalya Abramova (Marta) / Rusya / 1979 / Renkli / 162´

Sinopsis:

Efsane Rus yönetmen Andrey Tarkovski’nin başyapıtı kabul edilen Stalker, CGI’ın olmadığı bir dönemde yalnızca film dilinin gücünün nelere yetebileceğinin kanıtı sanki. İki yolcunun bir rehber eşliğinde yasak bir bölgeye yaptığı metafizik yolculuğu konu alan film, alışılagelmiş kalıpların çok dışında, yalın ama güçlü görüntüleriyle hem gerçek bir bilimkurgu hem de tam bir zihin egzersizi. İnsanın doğasına ve umutlarına odaklanan, aynayı izleyenin kendi yüreğine yönelten Stalker tekinsiz atmosferi, felsefi çağrışımları her sinemaseverin mutlaka görmesi gereken, günümüzde de etkisinden hiçbir şey kaybetmeyen, benzersiz bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Hem oyunculuklar hem de görsel atmosfer iyi.
  • Filmin uzun denilebilecek süresi izlenirken neredeyse hiç hissedilmiyor.
  • İnanç, mutluluk ve vicdan ile ilgili yer alan söylemler güzel.
  • “Önemli olan takip edilen iz değil, izi takip ettiren sürücüdür”

Sessizlik

image

Filmin Künyesi:

SESSİZLİK | TYSTNADEN | THE SILENCE | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Ingrid Thulin (Ester), Gunnel Lindblom (Anna), Birger Malmsten (Barmen), Håkan Jahnberg (Garson), Jörgen Lindström (Johan) / İsveç / 1963 / Siyah-Beyaz / 96´

Sinopsis:

Tanrının Sessizliği üçlemesinin son filmi olan Sessizlik, iki kız kardeş arasındaki çatışma üzerinden modern dünyada iletişimsizliği konu alıyor. Ester, kız kardeşi Anna ve oğlu, Avrupa’daki yolculukları sırasında, Ester’in hastalığının iyice kötüleşmesiyle, dillerini bile bilmedikleri, isli ve sevimsiz bir şehirde konaklamak zorunda kalırlar. Yerleştikleri otelde zaman geçtikçe, kız kardeşler arasındaki mesafe ve gerginlik iyice artar. Gösterime girdiğinde ahlaksızlık suçlamalarıyla İsveç parlamentosundan kiliseye kadar birçok kurumdan çok ağır tepkiler alan film, bu sayede müthiş bir gişe başarısına ulaştı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar, senaryo ve görüntü yönetimi başarılı.
  • Film boyunca kardeşlerden Anna sıcaktan bunalırken Ester soğuktan üşüyor biraz da hastalıktan kaynaklı. Bu durum biraz karakterlerin mizacını da yansıtıyor. Küçük kardeş Anna daha sıcakkanlı, kadınsı bir karakterken; abla Ester daha soğukkanlı, erkeksi bir karakter.
  • Bergman’ın pek çok filminde karakterler arasındaki problemin temel kaynağı olarak yorumlanabilecek “kibir” duygusu bu filmde de var.
  • Bu filmi de izledikten sonra Bergman’ın “Tanrının Sessizliği” ya da diğer bir ismiyle “Oda” üçlemesinin (“Aynanın İçinden”, “Kış Işığı”, “Sessizlik”) en iyi filminin “Aynanın İçinden (Through a Glass Darkly)” olduğuna kanaat getirdim.
  • “Kusursuzlar” (Yönetmen: Ramin Matin) filmindeki iki kız kardeş arasındaki iletişimsizlik problemi de bu filmdekine benziyor. O filmde abla Yasemin (Esra Bezen Bilgin) sıcakkanlı bir karakterken kardeş Lale (İpek Türktan Kaynak) soğukkanlı bir karakterdi.

Ona İyi Bak

image

Filmin Künyesi:

ONA İYİ BAK | HJERTESTART | HANDLE WITH CARE | Yönetmen: Arild Andresen / Senarist: Hilde Susan Jægtnes, Jorge Camacho, Arild Andresen / Oyuncular: Kristoffer Joner (Kjetil), Marlon Moreno (Tavo), Kristoffer Bech (Daniel), Patricia Castañeda (Victoria), Amalia Santamaria (Chelsea),  Ellen Dorrit Petersen (Camilla),  Marcela Carvajal (Pilar), Mary Herrera (Olga), Vegar Hoel (Tom),  Kristina Lilley (Barbara Clarke), Uma Feed (Linda) / Norveç / 2017 / Renkli / 102´

Sinopsis:

Bir deniz platformunda petrol işçisi olarak çalışan Kjetil, karısının ölümünden sonra evlat edindiği oğlu Daniel ile ilişki kurmakta zorlanmaya başlar. Büyük bir çaresizlik içinde, oğlunu doğduğu Kolombiya’ya getiren adam, çocuğun biyolojik annesini aramaya koyulur. Norveçli yönetmen Arild Andresen, travmayla zedelenmiş bir baba-oğul ilişkisini odağına alırken, meselesini yalnızlık üzerine kuruyor. Kristoffer Joner’ın başroldeki kusursuz performansından gücünü alan film, baba-oğlun birbirlerinden ve ülkelerinden “uzakta” oluşlarını da ele alan oldukça çarpıcı bir dram.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Hem Kjetil rolünü oynayan Kristoffer Joner hem de Daniel rolünde çocuk oyuncu Kristoffer Bech oldukça iyi bir performans sergilemişler.
  • Klasik Kuzey Ülkeleri filmlerinin aksine oldukça sıcak ve dramatik yönü ağır basan bir Latin Amerika filmi olmuş.
  • Daniel’in Kolombiyalı olması gibi film de Kolombiya yapımı Norveç tarafından evlat edinilmiş gibi durmakta (olumlu anlamda).
  • Filmin Norveç’te geçen bölümleri daha ciddiyken Kolombiya’da geçen bölümleri daha eğlenceli.
  • Tavo’nun bir sahnede Kjetil’e onun yetimhanedeki çocuklar ile ilgili verdiği örnekten yola çıkarak vermiş olduğu cevap güzeldi.