Sergi

image

Filmin Künyesi:

SERGİ | EXHIBITION | Yönetmen: Joanna Hogg / Oyuncular: Liam Gillick, Viv Albertine, Tom Hiddleston, Harry Kershaw, Mary Roscoe / İngiltere / 2013 / Renkli / 104´

Sinopsis:
Joanna Hogg (Unrelated, Achipelago) Londra’da çektiği ilk filmi olan bu üçüncü uzun metraj filminde bize oldukça mesafeli ama son derece büyüleyici bir seyir sunuyor. Hikayenin ana kahramanları sanatçı çift D (Turner ödülü adayı ve konsept sanatçısı Liam Gillick) ve H (Tanınmış punk grubu The Slits’in gitaristi Viv Albertine) yaklaşık 20 yıllık ilişkilerinde ve büyük ihtimalle işlerinde belirleyici rol oynayan modern tarzdaki evlerini satmaya hazırlanırlar. Bu ani ve büyük değişiklik endişelerin su yüzüne çıkmasına ve ilişkilerindeki çatlakların büyümesine sebep olur. Rüyalar, hatıralar ve korkular, hepsi evin üzerinde etkilerini bırakmıştır. Evin kendisinin de bir Çin bulmacası gibi keskin köşeleri ve kayan kapıları ile içinde yaşayanlar kadar anlaşılması zor üçüncü bir başrol oyuncusu olduğu sürükleyici ve etkileyici film mimar James Melvin’e ithaf edilen bir kapanışla son buluyor

Artılar

  • “D” rolünde Viv Albertine’nin oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Filmin senaryosu ve temposu yeterince güçlü değil.

Keşif

  • Film, konusu ve yer yer işleyişi bakımından yakın zaman önce izlediğim “Hayatboyu” (Yönetmen: Aslı Özge) filmine benziyor. “Hayatboyu” çok daha başarılı bir film olmuş bana göre.
  • D’nin  sandalye ile yapmış olduğu performans, “Düttürü Dünya” filminde (Yönetmen: Zeki Ökten) “Pehlivan” lakaplı karakterin (Ayberk Çölok)  pavyonda sandalye ile yaptığı güreş sahnesini anımsattı.
  • Çiftimiz D ve H’nin (Liam Gillick) evlerine veda için düzenlediği partide ev şeklinde yapmış oldukları pastada bahçe dekorunun da düşünülmüş olması hoş bir ayrıntıydı.
  • Film boyunca aslında çiftimiz D ve H’nin yaşamlarından bir sergi izlemiş oluyoruz.
  • Filmin temsil ettiği kadın karakter sürekli bir devimim ve yaratım içinde yer alır iken erkek karakter daha stabil bir duruş sergiliyor.
  • Çiftimizin gerçek hayattan kopmamasını, evlerinin olduğu bölgede devam eden inşaat işleri ve sokaklarda ara ara çalan korna sesleri sağlıyor diye düşündüm.
  • D, yaratıcı işlerini ortaya koyabilmek için önce kendi bedeninde ve ruhunda bir yaratım yapmaya ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacı ise eşi H ile beraber değil de kendi kendine gideriyor.
  • Çiftin yatak odasındaki uzunca perdeyi bir tiyatro/sinema perdesi olarak hayal ettim. Her sabah uyandıklarında perdeyi açmaları  ile filme/sergiye sanki yeniden başlıyoruz.

Öylesine

  •  “Kırık Bir Hikayenin Aşkı”.
  • Çiftimizin yatak odasındaki perde dikkatimi çekti. Sanki aynı perdeyi “Perde” filminde de (Yönetmen: Jafar Panahi & Kamboziya Partovi) görmüştüm. Perde perdeye benzer tabi ama nedense bu ayrıntı ilgimi çekti.
  • D’nin güvenlik konusundaki aşırı takıntı ve hassasiyeti, İstanbul Film Festivali’nde izlediğim başrolde Harold Lloyd’un oynadığı “Güvenlik Sonra Gelir” filmini (Yönetmen: Fred Newmeyer) aklıma getirdi. D için sanırım “Güvenlik Önce Gelir” desek yanlış olmaz.

Özür Dilerim

image

Filmin Künyesi:

ÖZÜR DİLERİM | Yönetmen: Cemil Ağacıkoğlu / Oyuncular: Güven Kıraç, Sema Poyraz, Köksal Engür, Gökhan Kıraç, Deniz Denker, Serkan Ercan, Gamze Süner Atay, Ayten Uncuoğlu, Batur Belirdi / Türkiye / 2013 / DCP / Renkli / 85´

Sinopsis:
İlk uzun metrajlı filmi Eylül ile Altın Koza´dan En İyi Yönetmen ödülü alan Cemil Ağacıkoğlu, ikinci filminde zihinsel engelli bir adamın hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Hayatı boyunca birine bağımlı yaşamak zorunda olan Selim´in geleceği, annesi Neriman Hanım´ın en büyük endişesidir. Zafer, kardeşi Selim´in sorunları yüzünden yıllardır aile içinde hep ikinci plana itilmiş hissediyordur kendini. Evlilik hazırlığı içinde olduğu Hale, annesiyle sorunlarından kaçmak için Zafer´e tutunmaya çalışmaktadır. Evde başlayan düğün hazırlıkları ve telaş, ailedeki gündemi değiştirir. Düğün yeri, salona doluşan kalabalık, gürültü ve telaş arasında Selim açılan kapıdan çıkar ve kaybolur. Selim´in gidişiyle ailede çözülmeler, iç hesaplaşmalar yaşanmaya başladığında, aileyi bir arada tutan bağın Selim olduğunun farkına varırlar. “Bizler tüm duyguları içimizde barındırdığımızı unutsak da Selim´ler her zaman bunu bize hatırlatacaktır. Gerçeğin ortasından baktığımızda bilinen ve en gerçek olan yol ilgi ve şefkattir.” – Cemil Ağacıkoğlu

Artılar

  • Selim rolünde Güven Kıraç’ın ve Neriman rolünde Sema Poyraz’ın oyunculukları başarılı.

Eksiler

  • Zafer (Gökhan Kıraç) ve Hale’nin (Deniz Denker) evlilik sonrasındaki planlarından bahsedildiği kimi sahnelerde konunun seyirciye aktarılmasında eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan Zafer ve Hale karakterleri de aslında bu konuda tabi pek net değiller 🙂

Keşif

  • Kaybolan Selim’i arama çalışmaları sırasında Hale’nin Selim’e ilk defa “Selim abi” diye seslenişini duyuyoruz. Hale için Selim’in varlığı değil de sanki yokluğu bir anlam ifade ediyor diye düşündüm.
  • Zafer’in ailesinin ve Hale’nin annesi Serap’ın (Gamze Süner Atay) bir arada olduğu akşam yemeğinde en renkli giyinen karakterin Selim olmasını anlamlı buldum.
  • Selim’in zihinsel engeli var ama filmdeki diğer karakterlerin yaşamlarında da hep engeller olduğunu görüyoruz.
  • Baba Tevfik’in (Köksal Engür) yine aynı akşam yemeğinde oğlu Zafer’in evlenip gidecek olması üzerine eşine dönüp söylediği “Neriman, bir başımıza kalacağız.” cümlesi önemli. Buradan Tevfik’in diğer oğlu Selim’i önemsemediği ya da yok saydığı anlamını çıkarabiliriz.
  • Anne Neriman’ın neredeyse her sahnesinde yüzünde yer alan “acı” ifadeyi görmek mümkün. Özellikle iki sahneyi öne çıkarmak istiyorum:
                Evin balkonunda elini başına dayayıp tek başına oturduğu sahne.
                Gece yatağa girdiği bir sahnede kameraya doğru baktığı an.
  • Düğün gününde iki annenin de (Neriman ve Serap) siyah renkte elbise giymelerini iki şekilde yorumladım
                  İki anne de aslında bu evliliği çok onaylamıyor.
                  Siyah giyerek sanki bir matemi çağırdılar ve Selim kayboldu.
  • Bu filmdeki Tevfik – Neriman çiftini benzer şekilde engelli bir çocuğa sahip olan “Tamam Mıyız” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmindeki İsmail – Feride (Gürkan Uygun – Zuhal Gencer Erkaya) çiftine benzettim. İki filmdeki “anne” ve “baba” karakterlerinin engelli çocuklarına gösterdikleri tepki ve duygular benzer.
  • Final sahnesinde Zafer, Hale ve Koray (Serkan Ercan) karakterlerini araba içerisinde uyuklarken görüyoruz. Ve sonrasında kamera bize arka planda yer alan karmaşık bir İstanbul siluetini gösteriyor. Bu görüntüyü, Selim’in bulunmasının imkansız ya da çok zor olması şeklinde yorumladım.        

Öylesine

  •  “Bir Engelin Peşinde”.

Zürafa

image

Filmin Künyesi:

ZÜRAFA GIRAFFADA Yönetmen: Rani Massalha / Oyuncular: Saleh Bakri, Roschdy Zem, Ahmad Bayatra, Mohamad Bakri, Laure de Clermont / Filistin / 2013 / Renkli / 85´

Sinopsis:
Rani Massalha’nın incelikle yönettiği ilk filmi Zürafa, insanın içine işleyen bir dramayı ince bir alay ile anlatıyor. Gerçek bir hayat hikayesinden esinlenen filmin başrollerinde, usta performansıyla bir yıldız gibi parlayan Saleh Bakri (The Band’s Visit, The Time that Remains) ve dikkat çekici oyunculuklarıyla Mohamad Bakri (Laila’s Birthday) ve Roschdy Zem (Days of Glory) yer alıyor. Yacine (Saleh Bakri), Filistin Batı Şeria bölgesinde ayakta kalan tek hayvanat bahçesinde veterinerlik yapmakta ve 10 yaşındaki oğlu Ziad (Ahmad Bayatra) ile yalnız yaşamaktadır. Ziad’ın hayvanat bahçesindeki iki zürafa ile özel bir bağı vardır ve onlarla iletişim kurabilen tek kişidir.

Bölgeye yapılan bir hava saldırısı sonrasında erkek zürafa ölür. Veteriner yeni bir eş bulamazsa, dişi zürafa Rita da yaşamını sürdüremeyecektir. Erkek zürafa bulunabilecek tek hayvanat bahçesi ise Tel Aviv’dedir…

Artılar

  • İlk film olarak belirli bir seviyede yer alan bir çalışma olmuş.

Eksiler

  • “Rita” isimli zürafanın hamile olduğunu öğrendikten sonra “Yacine” (Saleh Bakri), “Ziad” (Ahmad Bayatra) ve “Laura” (Laure de Clermont-Tonnerre) karakterlerinin neden o kadar sevindiğini pek anlayamadım.
  • Oyuncuların doğallığı ve filmin konusu mizah yönünün kuvvetli olacağını düşündürse de senaryo mizahi açıdan oldukça zayıf kalmış.
  • “Yacine” ile gazeteci “Laura” arasındaki yakınlaşma oldukça klasik.
  • Filistin ile İsrail arasındaki savaş/gerilim konusuna da değinmek isteyen yönetmenin bu çabası biraz yüzeysel kalmış diye yorumladım.

Keşif

  • Veteriner olan “Yacine” karakterinin yaşadığı yerdeki konumu ve olaylara tepkileri bana “Barbara” filmindeki (Yönetmen: Christian Petzold) başrolde yer alan doktor “Barbara” (Nina Hoss) karakterini anımsattı.
  • “Ziad”ın salıncağın üzerindeki sahnelerde Kalkiya’ya ait gördüğümüz beyaz renkteki evlerin görüntülerinin oluşturduğu manzara belki de bir açıdan geleceğe dair umudu simgeliyordu.
  • “Romeo” isimli zürafanın Tel Aviv’den Kalkiya’ya getirildiği son bölümlerde, caminin önünden geçerken namaz kılan insanların bir anda zürafayı dışarıda önlerinden geçerken gördükleri sahne güzeldi. Bana “Salak Milyoner” filmindeki (Yönetmen: Ertem Eğilmez) son sahnelerden birinde evin yıkılması ile namaz kılarken yerin altına düşen ama düştükten sonra da karakterin namaza devam ettiği sahneyi hatırlattı.

Öylesine

  • Nedendir bilmem “Ziyad” karakterini canlandıran Ahmad Bayatra yüzü ve konuşma şekli ile bana bir zamanların şarkıcı fenomeni “Küçük İbo”yu hatırlattı.

Tamam Mıyız

image

Filmin Künyesi:

TAMAM MIYIZ | Yönetmen: Çağan Irmak / Oyuncular: Deniz Celiloğlu , Aras Bulut İynemli, Sumru Yavrucuk, Zuhal Gencer Erkaya, Aslı Enver, Gürkan Uygun / Türkiye / 2013 / Renkli / 92´

Sinopsis:
İhsan bedensel engeli nedeniyle annesine bağımlı olarak yaşamak zorunda olan ve içerisinde kısılıp kaldığı bu hayata günbegün daha fazla küsen genç bir adamdır. Hayalleri vardır; asla gerçekleşmeyeceğini düşündüğü bu hayallerin uktesi ve annesine yük olduğu fikrinin ağırlığıyla yaşamdan kopmaktadır. Temmuz ise idealleri doğrultusunda baba evinden ayrılan ve bu süreçte ayaklarının üzerinde durmak için çabalayan bir heykeltıraştır. Geçinebilmek amacıyla çocuk romanlarında çizerlik yapar ve mutlu bir ilişkisi de vardır. Her şey böylesine yolunda giderken kız arkadaşı tarafından terk edilmesi ve üstüne işten çıkarılması hayatını altüst eder. Temmuz ve İhsan’ın yolları hayatlarının böylesine karanlık bir döneminde kesişir ve bu tesadüf ikisinin de yeniden doğmasını sağlar.

Artılar

  • “Feride” rolünde Zuhal Gencer Erkaya belki de filmin en olumlu tarafı.

Eksiler

  • “İhsan” rolünde Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğunu maalesef beğenmedim. Karaktere olan inandırıcılıkta anlamlandıramadığım bir problem vardı film boyunca. Karakterdeki o duygunun seyirciye yeterince verilemediğini düşünüyorum.
  • “Temmuz” (Deniz Celiloğlu) ve “İhsan” karakterlerinin sözlerle ifade ettikleri duyguları, değişimleri maalesef hareketlerde, yüz ifadelerinde aynı paralelde göremiyoruz. Bu durumun seyircinin filmin içerisine girmesine ve o duygudaşlığı kurmasına engel olduğunu düşünüyorum.
  • Diyaloglarda zaman zaman kullanılan kaba dil pek hoş olmamış.

Keşif

  • İhsan’ın cefakar/vefakar/hizmetkar annesi Feride’den, Temmuz’a evin adresini tarif ettiği sahnede çok güzel bir replik gelir: “Bizim buralar çicek kokar.”
  • “İsmail” rolünde izlediğimiz Gürkan Uygun bana Yeşilçam filmlerinde daha çok gaddar/kötü adam rollerde izlediğimiz Erol Taş ve Hüseyin Baradan’ı anımsattı.
  • İsmail ve arkadaşının İETT otobüsü ile Temmuz’un evine baskın yapmaya (toplu taşıma ile toplu baskın) giderlerken İsmail’in beni benden alan repliği:
    “Ya bu trafik de gıdım gıdım ilerliyor.”

Öylesine

  • Temmuz’un içki ile olan sorunu ve çevresinin ona içki konusundaki uyarıları bana “Gerzek Şaban” (Yönetmen: Natuk Baytan) filminde “Osman/Seyfi” (Kemal Sunal) karakterinin “Arap” (Celal Yonat) karakterine bir içki masaında söylediği şu cümleyi hatırlattı: “Arap, sen içme … çıkarıyorsun”. 

Esther

image

Filmin Künyesi:

ESTHER | Yönetmen: Amos Gitai / Oyuncular: Simona Benyamini, Mohammed Bakri, Juliano Merr, Zare Vartanian, Schmuel Wolf, David Cohen, Sarah Cohen, Rim Bani / İsrail-Avusturya-İngiltere / 1985 / Renkli / 97´

Sinopsis:
Dev bir “tableau vivant” olarak tasarlanan film Eski Ahit’teki Ester’in hikayesini anlatıyor. Kral Hşayarşa tarafından eş olarak seçilen Ester, Yahudi olduğunu bilmemektedir. Halkına karşı girişilecek bir komployu öğrendiğinde, onları kurtarmayı başarır. Hayatta kalma ve direniş mitini kullanan Gitai, Yahudilerin düşmanlarına karşı giriştiği intikam katliamlarını anlatıyor. Bu şiddet, günümüz olaylarında da yankılanıyor ve Gitai’nin hikayeyi filme çektiği Wadi Salib’deki yıkıntıların vurguladığı bir koşutluk yaratıyor.  Film Spirit of Exile (Sürgün Ruhu) adlı üçlemenin ilk filmi; diğer bölümler Berlin, Kudüs ve Golem’i içeriyor.

Artılar

  • Anlatıcı olarak filmde yer alan karakter (Schmuel Wolf) olumlu anlamda renk katmış.
  • Filmdeki mekanların yıkıntı, harabe biçimde olması filmin savaş ve intikam konularında vermek istediği mesajlar açısından uygun bir tercih olmuş.

Eksiler

  • Şarkılı/müzikli kısımlar sanki biraz fazla olmuş.
  • Filmin temposu genel anlamda düşük.

Keşif

  • Filmin son kısmında oyuncuların bir yandan yürürken bir yandan da teker teker kendi gerçek hikayelerinden bahsetmeleri bana “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği” (Yönetmen: Luis Bunuel) filmindeki uçsuz bucaksız yolda yürüyüş sahnelerini çağrıştırdı.
  • Genellikle uzak plan çekimler ve sabit kamera kullanımı tercih edilmiş.
  • Haman’ın (Juliano Merr) Yahudilerin katledilmesi ile ilgili hazırlattığı fermanın okunması sırasında etrafta pek insan görmüyoruz. Hatta uzunca bir süre fermanın tekrar edildiği bir yerde ise çeşitli hayvanların toplanmış olduğunu görüyoruz. Bir nevi Nuh Tufanı’nın başka bir versiyonu gibi.

Öylesine

  • Kral’ın (Zare Vartanian) Esther (Simona Benyamini) için okuyacağı şarkı sanırım şöyle olurdu:
    “Esther’im biçim biçim”
    “Ölürüm Esther için”
    “Alem bana düşmandır”
    “Esther sevdiğim için”

Hayatboyu

image

Filmin Künyesi:

HAYATBOYU | Yönetmen: Aslı Özge / Oyuncular: Defne Halman, Hakan Çimenser, Gizem Akman, Onur Dikmen / Türkiye-Almanya-Hollanda / 2013 / DCP / Renkli / 108´

Sinopsis:
İlk filmi Köprüdekiler ile İstanbul, Adana ve Ankara Film Festivalleri´nde en iyi film ödüllerini alan Aslı Özge´nin yeni filmi Hayatboyu, dünya prömiyerini 63. Berlin Film Festivali´nde yaptı. Film, sorunlarının çözümü ayrılık olabilecekken birbirlerinden kopamamanın duygusal sıkışıklığını yaşayan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Filmin izlediği Ela saygın bir sanatçı, Can ise başarılı bir mimar. İstanbul´un en seçkin semtlerinden birinde, mimari tasarımını Can´ın yaptığı, bir evi paylaşmaktalar. İlişkilerindeki tutku çoklukla sönmüş olsa da karşılıklı saygı ve ilgi, beraberliklerinin sürmesini sağlıyor. Ta ki Ela bir gün Can´ın bir telefon konuşmasına kulak misafiri oluncaya dek… “İnsanlar mutsuzluklarına rağmen yaşamlarının mevcut halinin o kadar da kötü olmadığına kendilerini inandırabiliyorlar. İnsan gerçekleri görmezden gelip hiçbir sorun yokmuş, her şey yolundaymış gibi davranmayı seçebiliyor. Değişime, yeniye, bilinmeyene doğru gitmeye cesaret edemiyor. Ela ve Can da evliliğin konformizmine sığınarak sadece çevrelerine karşı değil, birbirlerine, hatta belki kendi kendilerine karşı bile oyun oynuyorlar.” – Aslı Özge

 

Artılar

  • “Ela” rolünde Defne Halman gerçekten olağanüstü.
  • Ela’nın yemek sahnelerinde ( Dostları ile evde ve spor salonunda, Bayram sofrasında, Ankara yolculuğunda mola yerinde) oyunculuğu Nirvana’ya ulaşıyor.
  • Ela karakterindeki değişim hem psikolojik hem de fiziksel olarak çok güzel resmedilmiş.
  • Filmin görüntü yönetimi oldukça başarılı.

 

Eksiler

  • Aldatma konusu ile ilgili Can (Hakan Çimenser) ve Ela’nın açık açık konuştukları bir sahne iyi olabilir miydi?

 

Keşif

  • Filmin sonlarında Ela’nın sergisinde gördüğümüz renk temalı çalışması çok anlamlı. Bu çalışma Ela’nın gözünde eşi Can’ın geçirdiği değişimi sergiliyor belki de. Ya da hayatboyu bir insanın sergileyebileceği tüm renkleri temsil ediyor.
  • Ela, Can, kızları Nil (Gizem Akman) ve erkek arkadaşı Tan’ın (Onur Dikmen) ilk kez hep beraber oturdukları mekânda tüm karakterleri ayrı birer pencere çerçevesinde (dağınık bir aile) görüyoruz.
  • Ela’nın film boyunca temsil ettiği karakter ve geçirdiği değişimleri bana Michelangelo Antonioni filmlerindeki bazı kadın karakterleri anımsattı.
    1. Eşindeki değişimleri gördükten sonra “Serüven” filmindeki “Anna” (Lea Massari) karakteri
    2. Aldatıldığını öğrendikten sonra “Gece” filmindeki “Lidia” (Jeanne Moreau) karakteri
    3. Ayrılmaya karar verdikten sonra “Batan Güneş” filmindeki “Vittoria” (Monica Vitti) karakteri
    4. Psikolojik nedenlerden dolayı hastalandıktan sonra “Kızıl Çöl” filmindeki “Giuliana” (Monica Vitti) karakteri
  • Film boyunca sanki bir galerideki sergiyi izlemiş hissine kapıldık.
  • Filmdeki birçok karakterin isminin 3 harften oluşuyor olması dikkatimi çekti: Ela, Can, Nil, Tan, Ahu, Ali vb.

 

Öylesine

  • “Taş yerinde ağırdır”. (Galeride’de Yüreğinde’de)
  • Ela’nın hiç dinlemek istemeyeceği şarkılardan biri bu olurdu herhalde: “Bir Fotoğraf Çekinebilir miyiz?” (Mirkelam).
  • Tansiyon yükselmesinden sonra Ela’ya da “Avrupa Yakası” (Proje: Gülse Birsel) dizisindeki “İfo” (Hümeyra) karakteri gibi soldan soldan gelmeye başladılar.
  • İlişkilerindeki depremle yeterince sarsılan Ela ve Can gerçek depremi hissetmediler bile.

Frances Ha

image

Filmin Künyesi:
FRANCES HA | Yönetmen: Noah Baumbach / Oyuncular: Greta Gerwig, Mickey Sumner, Michael Esper, Adam Driver, Michael Zegen, Charlotte d’Amboise, Grace Gummer / ABD / 2012 / Siyah-Beyaz / 86´

Sinopsis:
Bir dans topluluğunda çıraklık yapan 27 yaşındaki Frances, pek de parlak bir kariyere sahip olmayan bir dansçıdır. Tam anlamıyla istikrarlı bir işe sahip olmayan Frances’in tek hayali çalıştığı bu şirketin daimi çalışanı olabilmektir. Öte yandan kendi jenerasyonundakiler gibi birçok farklı işe atılmakta ancak hiçbirinde tam anlamıyla başarılı olamamaktadır. Frances’i tam anlamıyla anlayan tek kişi ise aynı daireyi paylaştığı Sophie’dir. Ne var ki Sophie’nin hayallerindeki şehre taşınacak olması ilişkilerini sarsacak; Frances’in ‘gerçek hayat ve sorumluluklar’ gerçeğiyle tanışmasına neden olacaktır. Senenin en ilgi çekici yapımlarından biri olan Frances Ha’nın yönetmen koltuğunda son dönemin en yetenekli isimlerinden biri oturuyor. The Squid and the Whale filmiyle büyük başarı yakalayan Noah Baumbach’ı, Wes Anderson filmleri için yazdığı senaryolardan da hatırlıyoruz.

Artılar

  • “Frances” rolünde Greta Gerwig çok başarılı.
  • Frances’in arkadaşı “Sophie”den (Mickey Sumner) ayrıldıktan sonraki geçiş dönemi güzel resmedilmiş.

Eksiler

  • Frances’in bir süre evlerini paylaştığı “Ben” (Michael Zegen) ve “Lev”den (Adam Driver) ayrılma kısmı biraz işlense iyi olabilir miydi diye düşündüm.

Keşif

  • Frances’in filmin başlarındaki bir sahnede para çekmek için uğraş verirken yaptığı koşu Mirkelam’ın “Her Gece” şarkısına çektiği klipteki koşusunu hatırlattı.

Öylesine

  • “Orta Direk Frances”.
  • “Lost in Love” (Bir Aşık Olabilse).
  • Frances için Zeki Müren’den geliyor: “Bir Sevgi İstiyorum”.
  • Trafik işaretleri arasına Frances için yeni bir üye katılabilir belki: “Dikkat! Çıkılamaz!”.
  • “Pamuk Frances ve Yedi Cüceler”.

Sen Aydınlatırsın Geceyi

image

Filmin Künyesi:

SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ | Yönetmen: Onur Ünlü / Oyuncular: Ali Atay, Demet Evgar, Damla Sönmez, Ercan Kesal, Ezgi Mola, Serkan Keskin, Nadir Sarıbacak, Ahmet Mümtaz Taylan, Cengiz Bozkurt, Tansu Biçer, Kaan Yılmaz, Derya Alabora / Türkiye / 2013 / DCP / Siyah-Beyaz / 107´

Sinopsis:
Sen Aydınlatırsın Geceyi birtakım olağanüstü özellikleri olan kasabalıların olağan sıkıntıları, endişeleri ve dertlerini anlatır. Küçük bir Anadolu kasabasında hayat kendi halinde akmaktadır; yan hakemlik yapan Cemal maçları yönetmekte, Yasemin yumurta fabrikasında çalışmakta, Defne kasabadaki tezgâhında kitap satmakta, Doktor İrfan hastalarıyla uğraşmaktadır. Göğünde iki güneşi, üç dolunayı olan bu kasabada duvarların arkasını görebilen Cemal´in hayattan bir beklentisi kalmamıştır. Üstüne çöken sıkıntıyla baş etmeye çalışırken nesneleri parmağıyla oynatabilen Yasemin de kendine bir çıkış yolu arar. Fakat zamanı durdurabilen Defne bir süre sonra işlerin karışmasına sebep olacak, Yasemin´in ölümsüz patronu da Cemal´in endişelerini gidermeye çalışan görünmez ilkokul öğretmeninin tavsiyelerini boşa çıkartacak şeyler yapacaktır. “Film, karakterlerin özelliklerini ‘süper güç´, karakterleri de ‘süper kahraman´ olarak tanımlamıyor, dünya böyle olsa dahi insanın özünün aynı kalacağını iddia ediyor; dertlerin, sıkıntıların, endişelerin değişmeyeceğini. Bu yüzden de Euripides´in ‘İnsan endişeden yaratılmıştır´ sözüyle açılıyor.” – Onur Ünlü

Artılar

  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Filmin genelinde kullanılan Khaled Mouzanar’ın “Mreyte Ya Mreyte” şarkısı güzel bir seçim olmuş.

Eksiler

  • Filmin genelinde şarkı yer alan bölümler sanki biraz fazla olmuş gibi geldi bana.

Keşif

  • Filmdeki başrol “Cemal” (Ali Atay) karakteri “Gölgesizler” (Yön: Ümit Ünal) filmindeki “Berber” (Taner Birsel) karakterini anımsattı.
  • Bağ evindeki bir sahnede Cemal’in Orhan Gencebay – Ferdi Tayfur kıyaslaması yaptığı sahne güzeldi.
  • Filmdeki olaylara ilişkin kilit sahnelerde karakterlerin kendi geçmişlerinden bahsederken görüntünün arka planındaki küçük ekranda aslında yalan söylediklerini görüyor olmamız ilginç bir uygulama olmuş.
  • Cemal ile Yasemin’in (Demet Evgar) çay bahçesindeki ilk buluşma sahnesi oldukça keyifli.
  • Filmin sonlarına doğru bir sahnede Cemal’in en yakın arkadaşı tarafından vurulmaya çalışıldığı sahne “Başka Semtin Çocukları” (Yön: Aydın Bulut) filminde “Veysel” (İsmail Hacıoğlu) ile onu vuran en yakın arkadaşı “Simo” (Volga Sorgu Tekinoğlu) arasındaki ilişkiyi hatırlattı.

Öylesine

  • Cemal için Ajda Pekkan’dan geliyor: “Dünya Dönüyor”
  • “Cemal Bey ve Kasabasının Aşırı Acıklı Hikayesi”.
  • “Bir Döngünün Peşinde”.

Ömer Kavur Filmlerinden Cümle Oluşturma

Ömer Kavur filmlerinin isimlerinden cümle oluşturma denemelerim.

“(Anayurt Oteli) (Melekler Evi)”

“(Akrebin Yolculuğu) (Kırık Bir Aşk Hikayesi)”

“(Gece Yolculuğu) (Karşılaşma)”

“(Körebe) (Yusuf ile Kenan)”

“(Gizli Yüz) (Yatık Emine)”