Balayı

image

Filmin Künyesi:

BALAYI | HONEYMOON | LIBANKY| Yönetmen: Jan Hrebejk / Oyuncular:  Anna Geislerova, Stanislav Majer, Jiri Cerny, Kristyna Fuitova, David Maj, Jiri Sestak, Jana Radojcicova, Matej Zikan, Vlastimil Dusek, Eva Kukuckova  / Çek Cumhuriyeti  / 2013 / DCP / Renkli / 98’

Sinopsis:
2013 Karlovy Vary En İyi Yönetmen

İstanbul Film Festivali’nde Kutsal Dörtlüfilmiyle aile ve cinsellik konularına mizahi bir bakış açısıyla eğilen Jan Hrebejk’in Temmuz ayında Karlovy Vary Film Festivali’nde prömiyerini yapan yeni filmi bir aile melodramı. Bir akşamdan sabah saatlerine kadar geçen film, ideal çift gibi görünen Tereza ve Radim’in her yönüyle kusursuz görünen düğünüyle açılıyor. Davetlilerle aile neşe içinde dans edip kutlamaya devam ederken nikâh sırasında ortaya çıkan davetsiz bir misafir, herkesin keyfini kaçırır. Damadın arkadaşı olduğunu söyleyen bu genç adam yüzünden hem damadın geçmiş günahları hem de gelinin sıkıca sarıldığı sırları ortaya dökülür. Eski günahların gölgeleri hep uzun olur derler…

Artılar

  • “Tereza” rolünde Anna Geislerová oldukça başarılı.

Eksiler

  • Filmde müzik kullanımı biraz fazla olmuş.
  • “Radim”in (Stanislav Majer) ailesi ile ilgili film içerisinde biraz bilgi alabilsek acaba iyi olur muydu diye düşünmeden edemedim karakteri daha iyi anlayabilmek adına.

Keşif

  • “Ales” karakterinin küvet içinde darp edildiği sahnede gerçekten bir an onun öldüğüne inanıyoruz. Daha sonradan yaşadığını göstererek yönetmenin ters köşe yapması başarılıydı.
  • Filmin ilk yarısı salt komedi; ikinci yarısı salt dram olarak değerlendirilebilir.

Öylesine

  •  “Balayı Sonatı”.

 

Sefertası

image

Filmin Künyesi:

SEFERTASI | THE LUNCHBOX | DABBA | Yönetmen: Ritesh Batra / Oyuncular:  Irrfan Khan, Nimrat Kaur, Nawazuddin Siddiqui, Denzil Smith, Bharati Achrekar  / Hindistan  / 2013 / DCP / Renkli / 104’

Sinopsis:
2013 Cannes İzleyici Seçimi (Eleştirmenler Haftası)

Bombay, mucizeler kentidir… Bu dev kentte her gün 160.000 sefertası evlerden alınıp işyerlerine dağıtılır, akşamüstleri de aynı şekilde toplanır. Mutsuz ev kadını İla’nın, ilgisiz kocasını heyecanlandırmak ümidiyle denediği tarifler, özene bezene hazırladığı sefertasları yanlışlıkla, emekliliğini iple çeken yalnız Saajan’a ulaşır. İla ile Saajan birbirlerine böylece ufak notlar iletmeye başlarlar. Hayallerin katili bu dev kentte ikisi de bir yudum umut bulur sefertaslarında. Birbirlerini gerçekten hiç görmeseler de yaşam düzenlerini tehlikeye atmayı göze alarak sefertasları üzerinden olağanüstü bir ilişkiye girişirler.

Artılar

  • Senaryo çok güçlü.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Bombay şehrine ait günlük yaşama ilişkin görüntüler ustaca çok göze batırılmadan filmde yer almış.
  • Film boyunca kendisini görmediğimiz ama sesini duyduğumuz “Deshpande” (Bharati Achrekar) ve “Saajan”ın (Irrfan Khan) yardımcısı “Shaikh” (Nawazuddin Siddiqui) karakterleri filme oldukça güç katmış.

Eksiler

  • Bulamadım.

Keşif

  • Filmden son dönemin başarılı yönetmenlerinden Mahmut Fazıl Coşkun filmlerinin tadını aldım.
  • Dram ve komedinin uyumlu bir harmoni içerisinde filmde yer alması bana Ertem Eğilmez ve Yavuz Turgul filmlerini anımsattı.
  • Saajan ve Shaikh karakterleri bana “Muhsin Bey” (Yön: Yavuz Turgul) filmindeki “Muhsin” (Şener Şen) ve “Ali Nazik” (Uğur Yücel) ikilisini anımsattı.
  • “Ila”nın (Nimrat Kaur) üst kat komşusu Deshpande karakteri bir bakıma Ila’nın altıncı hissi gibi.
  • Filmdeki karakterlerle “Kavşak” (Yön: Selim Demirdelen) filmindeki karakterler arasında garip bir bağ kurdum:
                      Güven -> Saajan
                      Arzu -> Ila
                      Haydar -> Shaikh
                      Tamer -> Rajeev

Öylesine

  •  Filmden çok anlamlı bir cümle: “Anlatacak biri yoksa bazen geçmişi unutuyoruz”.
  • “Bombay’ın Mor Gülü”.
  • “Uzak İhtimal”.
  • “Saajan’ın Trenleri”.
  • Sefertaslarını taşıyan “Postacı” karakteri ile Ila arasında geçen Harvard’lı diyalog ayrı bir komikti.

Ilo Ilo

image

Filmin Künyesi:

ILO ILO | Yönetmen: Anthony Chen / Oyuncular:  Koh Jia Ler, Angeli Bayani, Chen Tian Wen, Yeo Yann Yann  / Singapur  / 2013 / DCP / Renkli / 99’

Sinopsis:
2013 Cannes Altın Kamera

Screen Dailydergisinin “küçük bir mücevher” sözleriyle övdüğü, Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan bu ilk Singapur filmi, Lim ailesiyle yeni hizmetçileri Teresa arasındaki dokunaklı ilişkiyi mercek altına yatırıyor. Filipinli birçok kadın gibi Teresa da daha iyi bir yaşam hayalinin peşinde Singapur’a gelmiştir. Zarif ve duyarlı Teresa’nın yemek hazırlamak ve temizlik dışında aileye bir düzen getirmeye çalışması, aile fertlerini huzursuz eder. Bu arada ailenin sorunlu küçük oğlu Jiale ile Teresa arasında özel bir bağ kurulmaya başlar. 1997 yılında Asya kıtasını sarsan finansal krizin eşiğinde Teresa, yavaş yavaş da olsa ailede kabul görmeye başlar. Ilo Ilo’nun esin kaynağı, yönetmen Chen’in çocukluk anıları.

Artılar

  • “Hwee” rolünde Yann Yann Yeo başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Başlangıçta birbirlerinden hoşlanmayan “Jiale” (Koh Jia Ler) ile hizmetçileri “Teresa” (Angeli Bayani) karakterlerinin birbirlerine yakınlaşmasına ilişkin sahneler biraz daha fazla olabilir miydi diye düşünmeden edemedim.

Keşif

  • Jiale ile Teresa karakterleri ilk başta aynı odayı paylaşmaları gerekiyor ama birbirlerini de henüz sevmiyorlardır. Bu ikili bana “Bizim Aile” (Yönetmen: Ergin Orbey) filmindeki “Feride” (Ayşen Gruda) ve “Tuncay” (Tuncay Akça) ikilisini hatırlattı.
  • Yine filmde başarısız bir satıcı portresi çizen Jiale’nin babası “Teck” (Tian Wen Chen) karakteri bana “Aile Şerefi” filmindeki (Yönetmen: Orhan Aksoy) “Sucu Rıza“nın (Münir Özkul) “başarısız satıcı” damadı rolündeki “Zihni” (Şevket Altuğ) karakterini anımsattı.
  • Hamile olan annenin  bu durumun verdiği duygusal devinimlerin de etkisi ile hizmetçileri Teresa’yı oğlundan ve kocasından kıskanma durumları filmde iyi işlenmiş.
  • 1997 yılındaki Asya kıtasını sarsan ekonomik kriz çok detaya inilmeden genel hatları ile filmde yer almış.

Öylesine

  •  Annenin parasını dolandıran sözde “kişisel gelişimci” karakterin insanlara tavsiyesi olan “Umut İçimizde” cümlesini olumlu anlamda biz de yönetmen için diliyoruz.

Gloria

image

Filmin Künyesi:

GLORIA | Yönetmen: Sebastián Lelio / Oyuncular:  Paulina García, Sergio Hernández, Diego Fontecilla, Fabiola Zamora, Coca Guazzini, Hugo Moraga, Alejandro Goic, Liliana García, Antonia Santa Maria, Luz Jiménez, Marcial Tagle  / Şili  / 2013 / DCP / Renkli / 104’

Sinopsis:
2013 Berlin Gümüş Ayı-En İyi Kadın Oyuncu (P. García)

58 yaşında, boşanmış, yalnız bir kadın yine de hayattan zevk almaya bakıyorsa terslik bunun neresinde? Yaşının icap ettiğine karşı gelip hayattan elini eteğini çekmeyi kabul etmeyen Gloria, bekârların arasına karışmaya karar verir. Gece kulüplerinde aşk ve macera peşinde umut, hayal kırıklığı ve boşluk hissiyle karşı karşıya kalır. Bir deniz subayıyla tanışıp yakınlaştığında kendi sırlarıyla da yüzleşmek zorunda kalacaktır. Acaba bu ilişki aşk yolundaki son durağı mı olacaktır? Yürütücü yapımcılığını No filminin yönetmeni Pablo Larraín’in yaptığı filmin yönetmeni Sebastián Lelio, Nisan ayında İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Uluslararası Yarışması jürisinde yer almıştı.

Artılar

  • “Gloria” rolünde Paulina García çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Rodolfo’nun (Sergio Hernandez) ikinci terk edişinden sonra Gloria’nın hayatında bir düşüş olduğu gibi filmin temposunda da bir düşme oluyor.

Keşif

  • “Gloria” karakterinin film içerisindeki kimi anları bana “Külkedisi” masalını anımsattı. Geceyarısından sonra Gloria’nın hayatında da bazen masaldaki “faytonun balkabağına dönüşmesi” formunu görüyoruz:
    Sevgilisi Rodolfo onu iki kere gece yarısı aniden terk ediyor.
    Sorunlu üst kat komşusunun hezeyanları geceyarılarından sonra patlak veriyor.
  • Gloria’nın paintball tabancası ile  Rodolfo’dan intikam alma sahnesi çok hoştu.
  • Gloria’nın gözlüklerine değinmeden olmaz. Gözlükler karakterin karikatürleşmesini sağlamış ve alttan alta filme mizahi bir hava katmış. Diğer yandan büyük çerçeveli gözlüklere sahip baş karakterlere Amerika kıtasından çıkan filmlerde  daha çok rastlıyorum diye düşünüyorum. Aklıma hemen gelen bir iki örnek vermek gerekirse:
    “Cennette Savaş” (Yönetmen: Carlos Reygadas)
    “Faydalı Hayat” (Yönetmen: Federico Veiroj)
  • Bu film Atıf Yılmaz’ın 1980 sonrasında çektiği kadın temalı filmlerini anımsattı.

Öylesine

  • Gloria için Sezen Aksu’dan geliyor: “İkinci Bahar”.
  • Gloria’nın istediği “Bir Yudum Sevgi”.

Moebius

image

Filmin Künyesi:

MOEBIUS| Yönetmen: Kim Ki-duk / Oyuncular:  Cho Jaehyun, Seo Youngju, Lee Eunwoo  / Kore  / 2013 / DCP / Renkli / 89’

Sinopsis:
Konusu nedeniyle ülkesi Kore’de sansür tartışmaları yaratan ve zar zor gösterim izni koparan MoebiusKim Ki-duk’un geçen yıl Pieta ile Altın Aslan’ı kazandığı Venedik Film Festivali’nde Eylül’de ilk kez izleyici karşısına çıktı. Bir ailenin parçalanmasını cinsellik üzerinden ele alan Moebius, arzularına teslim olan bir baba, babasını kıskanan bir oğul ve ikisinin de trajik bir sona sürüklenmesine neden olan bir anneyi izliyor. Anne, kocasının sadakatsizliğini oğlunu yaralayarak cezalandırır. Suçlulukla ezilen baba, tüm bu felaketlerin kaynağı olan kendi cinsel organını keser ve kendini oğluna adar. Yaralar iyileşir, fakat felaketlerin sonu gelmez.

Artılar

  • Kadın oyuncuların performansı oldukça başarılı.

Eksiler

  • Hazmı gerçekten zor bir film.

Keşif

  • Genelde Türk filmlerinde de sıkça gördüğümüz askıntı “Bakkal” tiplemesi bu filmde bir kadın karakter olarak karşımıza çıkıyor.
  • Erkek üreme organı üzerine bir alegori.
  • Baba ve oğul ekseninde üreme organı filmin ismindeki gibi bir “mobius şeridi” karakterine bürünür.
  • Üreme organı kesilen karakterle üreme organı kesilmiş olan esas oğlan arasında yol ortasında geçen mücadele bana “Salak Milyoner” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmindeki “Saffet”in (Kemal Sunal) haritanın 4. parçasını vermek istememesi sonucu elinden uçurarak yola düşürme sahnesini çağrıştırdı. İki filmde de farklı formlarda da olsa bir “define/hazine” savaşı yaşanıyor.

Öylesine

  • “Taş yerinde ağırdır”.
  • “Horoz ölür gözü taşlıkta kalır”.
  • Ailemiz için Orhan Gencebay’dan geliyor: “Derdim Dünyadan Büyük”.
  • Ailemize bir “sabır taşı” lazım.
  • Karakterlerimiz bir an “taşikardi“ geçirecekler diye çok korktum.
  • Organ bağışının önemine de dikkat çeken bir filmdi.

Gerçeğin Dansı

image

Filmin Künyesi:

GERÇEĞİN DANSI | THE DANCE OF REALITY | LA DANZA DE LA REALIDAD | Yönetmen: Alejandro Jodorowsky / Oyuncular:  Brontis Jodorowsky, Pamela Flores, Jeremias Herskovits, Alejandro Jodorowsky, Bastian Bodenhöfer, Andres Cox, Adan Jodorowsky, Cristobal Jodorowsky  / Şili  / 2013 / DCP / Renkli / 130’

Sinopsis:
Bu film, 1970’lerde The Holy Mountain / Kutsal Dağ ile El Topo gibi filmleriyle yeraltı sanat dünyasının ve uluslararası karşı kültür hareketinin süperstarı olan Alejandro Jodorowsky’nin “derin tarihi” üzerine bir zihin egzersizi. Jodorowsky’nin kendi sözleriyle “Gerçeğin Dansı, benim otobiyografik romanımın bir uyarlaması, kendi sinemamın bir rönesansı. Bana kalırsa bu film, zihinsel bir atom bombası gibi. Kendimi yeniden keşfetmek için çocukluğumun dibine iniyorum, büyüdüğüm yere geri dönüyorum.” 23 yıllık bir aradan sonra sinemaya bomba gibi geri dönen yönetmenin bu son filminde baba karakterini yönetmenin oğlu Brontis Jodorowsky oynamış.

Artılar

  • Genel anlamda oyunculuklar başarılı.
  • Final sahnesi oldukça güzel.
  • Görüntü yönetimi başarılı.

Eksiler

  • Yok.

Keşif

  • “Jaime” (Brontis Jodorowsky) karakterinin eşi “Sara” (Pamela Flores) karakterinin opera söylüyor formunda konuşması filme renk katmış.
  • Jaima’nın simasını Muhammet Uzuner’e çok benzettim.
  • Sara’nın Jaime’yi vebadan kurtarma; oğlunu ve kendini siyaha boyayarak karanlıktan kurtulma sahneleri ilginçti.
  • Filmin işleyiş şekli ve dili bana Raul Ruiz filmlerini anımsattı.

Öylesine

  • Sara bir “Bereket Tanrıçası” gibiydi.

Mavi En Sıcak Renktir

image

Filmin Künyesi:

MAVİ EN SICAK RENKTİR | BLUE IS THE WARMEST COLOUR | LA VIE D’ADÈLE CHAPITRE 1 ET 2 | Yönetmen: Abdellatif Kechiche / Oyuncular:  Léa Seydoux, Adèle Exarchopoulos, Salim Kechiouche, Mona Walravens, Jérémie Laheurte  / Fransa  / 2013 / DCP / Renkli / 179’

Sinopsis:
Mavi renge bambaşka bir anlam yükleyen Abdellatif Kechiche’in son filmi, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından büyük ilgi görerek festivalin büyük ödülünü kazandı. Başkanlığını Steven Spielberg’in üstlendiği jüri, yönetmen Kechiche’le birlikte başrol oyuncuları Adèle Exarchopoulos ile Léa Seydoux’yu da Altın Palmiye’ye layık gördü. Cinselliğe çekincesiz yaklaşımı ve gerçekçiliğiyle sansür ve sanat tartışmalarına yol açan Mavi En Sıcak Renktir, biri henüz lise öğrencisi diğeri ise mavi saçlı bir sanatçı olan iki genç kızın yıllara yayılan birliktelikleri üzerinden yaşamı ve aşkı sorguluyor.

Artılar

  • “Adèle” rolünde Adèle Exarchopoulos ve “Emma” rolünde Léa Seydoux olağanüstü bir performans sergilemişler.

Eksiler

  • Filmde Adèle’in liseden sonraki üniversite hayatının atlanıp birkaç yıl sonrası ile devam edilmesi tercihinden çok emin olamadım.
  • Filmin ikinci yarısı olarak niteleyebileceğimiz Adèle ile Emma’nın birlikte yaşamaya başladıkları evrede, ikilinin aileleri ile olan ilişkileri hakkında pek bilgi alamıyoruz.

Keşif

  • Kamera genellikle yakın plan çalışmış. Özellikle film süresince adeta Adèle ile birlikte dolaşıyoruz. Bu durum bana “Zerre” (Yön: Erdem Tepegöz) filmini hatırlattı. Bu filmin her zerresinde de Adèle var.
  • Adèle’in final bölümünde Emma’nın sergi açılışına giderken tercih ettiği elbisenin mavi renkli olması anlamlı. Mavi’nin sıcaklığı Emma ile başlamıştı artık Adèle ile devam ediyor.
  • Adèle’in  cinsel tercih döngüsü:
    • Heteroseksüel »1» Homoseksüel
    • Homoseksüel  »2» Heteroseksüel
    • Heteroseksüel »3» Homoseksüel
    • Homoseksüel  »4» Heteroseksüel (?)
  • Büyük kavga sonrası ayrılan Adèle ve Emma’nın kafede buluşma sahnesi bana “Issız Adam” (Yön: Çağan Irmak) filmindeki benzer bir sahneyi anımsattı. Acaba karakterlerimize “Issız Adam” filmindeki gibi bir kafa sesi uyarlaması yapsak nasıl olurdu?
    • Adèle: Sen beni kovduktan sonra annen ve üvey babanın evine gittim. Babandan istiridye tarifi öğrenip, şarap tavsiyesi aldım.
    • Emma: Aslında Lise ile hiç mutlu değiliz. Çocuğu beni hiç sevmiyor. Gizli gizli senin öğretmenlik yaptığın anaokuluna gidip oradaki çocukları sevdim.
  • Kamera birçok defa Adèle uyurken onun aralık halindeki dudaklarını bize ilk olarak yakın plan gösteriyor. Belki de Adèle’i en masum yerinden izlemeye başlıyoruz her defasında.
  • Yönetmen Adèle – Emma arasındaki ilişkiyi kadın – erkek ilişkisindeki tüm evrelerden geçirmeye çalışmış.

Öylesine

  • “Adèle Gibi Sevenler”
  • “Çığlıklar ve Ağlamalar”
  • Adèle, “Yasak Emma”yı mı yemiş oldu acaba?

Bükreş’e Gece Çöktüğünde Ya Da Metabolizma

image

Filmin Künyesi:

BÜKREŞ’E GECE ÇÖKTÜĞÜNDE YA DA METABOLİZMA | WHEN EVENING FALLS ON BUCHAREST OR METABOLISM | CÂND SE LASA SEARA PESTE BUCUREŞTI SAU METABOLISM | Yönetmen: Corneliu Porumboiu / Oyuncular:  Diana Avramut, Bogdan Dumitrache, Mihaela Sirbu, Alexandru Papadopol, Alexandru Jitea, Gabriela Cretan  / Romanya  / 2013 / DCP / Renkli / 89’

Sinopsis:
Romanya’nın önde gelen “Yeni Dalga” yönetmenlerinden Corneliu Porumboiu, dünyanın halini absürt bir nüktedanlıkla ele aldığı Bükreş’in Doğusu ve Polis, (s.) filmlerinin ardından üçüncü uzun metrajında bu kez sinema dünyasına dalıyor. Bu film içindeki filmin yönetmeni Paul, çekimlerin son gününde, ilişki yaşadığı oyuncusu Alina’yla çıplak bir sahne çekmeye karar verir. Ama ertesi gün fikrini değiştirir ve yapımcısını arayıp ülseri olduğunu söyler. İlk uluslararası gösterimini Locarno Film Festivali’nde yapan ve yönetmenin alametifarikası plan sekanslardan oluşan filmin çıkış noktası Romanya’da sinemaya verilen devlet desteği için getirilen yeni şartlar olmuş.

Artılar

  • “Alina” rolünde Diana Avramut çok başarılı bir performans sergilemiş.
  • Uzun planlar halinde çekilen 2 yemek sahnesi  de çok iyi.
  • Filmde müzik kullanılmaması iyi bir tercih olmuş.

Eksiler

  • Yok.

Keşif

  • Filmin bir kısmındaki diyaloglarda Michelangelo Antonioni ve Monica Vitti  isimlerinin geçmesi güzel bir sürpriz oldu.
  • Paul’un (Bogdan Dumitrache) endoskopi videosunu (kendisine ait olup olmadığından emin değiliz) izliyoruz. Yönetmenin burada ilginç bir tercihi var. Video seyirciye izletilirken gösterilenlerle ilgili teknik bilgi verilmiyor. Daha sonra senaryo gereği videonun tekrar seyredilmesi gerekiyor. Bu sefer de video seyirciye gösterilmiyor ama verilen teknik bilgileri seyirci duyuyor.
  • Paul ve Alina’nın araba içerisinde yolculuk ettikleri sahneleri kamera bize hep arkadan çekerek gösteriyor.
  • Paul ve Alina karakterleri arasındaki ilişkide bir “uzaklık” sezinledim (özellikle de sinema sanatına bakışları açısından). Bu uzaklık bana “Uzak” (Yön: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki  Mahmut ile Yusuf karakterleri arasındaki ilişkiyi anımsattı.
  • Yemek kültürüne ilişkin Paul – Alina arasındaki sohbette, Paul yemek içeriği anlamında Çin/Asya mutfağını daha zengin bulurken; Avrupa mutfağının daha sade olduğunu ifade ediyor. Bu yargıyı acaba şu şekilde de okuyabilir miyiz diye düşündüm: Avrupa sineması  daha bireyci bir film diline sahipken; Asya sineması daha çoğulcu bir film diline sahip.

Öylesine

  • “Ah Güzel Bükreş”.

Benim Babam, Benim Oğlum

image

Filmin Künyesi:

BENİM BABAM, BENİM OĞLUM | LIKE FATHER, LIKE SON | SOSHITE CHICHI NI NARU| Yönetmen: Hirokazu Kore-eda / Oyuncular:  Masaharu Fukuyama, Machiko Ono, Yoko Maki, Lily Franky / Japonya  / 2013 / DCP / Renkli / 120’

Sinopsis:
İnsan nasıl baba olur, kan mı çeker yoksa zamanla mı? Kimse Bilmiyor, Bitmeyen Yürüyüşve Bir Dilek Tuttumfilmleriyle ünlenen Hirokazu Kore-eda’nın, ilk gösteriminde dakikalarca ayakta alkışlanan bu son filmi, Cannes’da 1987’den bu yana Jüri Ödülü kazanan ilk Japon filmi oldu. Doğumdan altı yıl sonra bebeklerinin hastanede karıştığını öğrenen, birbirinden çok farklı iki aileyi izleyen filmin başrolünde Japonya’nın şöhretli şarkıcılarından Masaharu Fukuyama var. Filmin çıkış noktası, Japonya’da 1970’lerde hastane doğumlarının artmasıyla yaşanan benzer karışıklıkların olması.

Artılar

  • Tüm oyuncular ve özellikle de çocuk oyuncular çok başarılı.
  • Senaryo filmin başarısındaki önemli etkenlerden biri.

Eksiler

  • Yok.

Keşif

  • Yıllar önce aynı  yönetmenin severek izlediğim “Bitmeyen Yürüyüş” filmindeki tadı aldım.
  • Doğumda karışan çocukların (Keita ve Ryusei) aileler arasında ilk değiş-tokuş edilmesi sırasında yaşanan ayrılık sahnesinde, kamera bize sadece Keita’yı gösteriyor ve o ana ait sadece Keita’nın duygularını gözlemlemiş oluyoruz.
  • Çocukları karışan ailelerden Ryota-Midori Nonomiya çiftinde, Ryota’nın “babalık” konusundaki problemlerinin kendi babası ile geçmişinde yaşadığı olaylara dayandığını algılıyoruz. Ryota’nın anne, baba ve kardeşi ile arasındaki sorunlu ilişkileri ve geçmişteki karanlık noktalar Çağan Irmak filmlerini anımsattı.
  • Yönetmen filmde Nonomiya ailesini ön plana çıkarsa da iki aile içerisindeki anneye ve babaya ilişkin tepkileri/duyguları gözlemleme de hemen hemen eşit davranıyor.
  • Filmde doğumda karışan çocuklardan Keita’nın oyuncak robotu dikkatimi çekti. “Robot”un burada Ryota’yı temsil ettiğini düşünebiliriz. Robotun içerisindeki  temel mekanik sistem ise diğer ailemiz olan Yudai-Yukari Saiki ailesindeki baba Yudai’yi temsil ediyor. Yudai “baba” figürüne en doğal hali ile özüne inerek bakabiliyorken; Ryota “baba” figürüne düğmesine basılınca çalışacak komple bir sistem olarak bakıyor.
  • Saiki ailesinin buluşmalara hep geç kalan taraf olması ve bahaneler üreterek özür dilemelerine ilişkin mizansenler filme renk katmış.

Öylesine

Geçmiş

image

Filmin Künyesi:

GEÇMİŞ | THE PAST | LE PASSÉ | Yönetmen: Asghar Farhadi / Oyuncular:  Bérénice Bejo, Tahar Rahim, Ali Mosaffa, Pauline Burlet, Elyes Aguis, Jeanne Jestin, Sabrina Ouazani, Babak Karimi, Valeria Cavalli / Fransa  / 2013 / DCP / Renkli / 130’

Sinopsis:
İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin Oscar’a layık görülen Bir Ayrılık filminin başarısını takip eden Geçmiş, Fransız eşi Marie’den boşanma işlemlerini tamamlamak üzere, dört yıllık bir ayrılığın ardından Tahran’dan Paris’e gelen Ahmet’i izliyor. Marie’nin niyeti, eski eşinin hayaline bile katlanamayan yeni sevgilisi Samir’le evlenmektir. Ahmet, Marie’nin önceki beraberliğinden olan kızı Lucie ile ilişkisinin sıkıntılı olduğunu fark edince aralarını bulmaya çalışır, fakat böylece geçmişten gelen sırlar açığa çıkmış olur. Asghar Farhadi’nin ülkesi dışında çektiği ilk film olan Geçmiş, duygusal gerilimi eksik olmayan, sürükleyici ve çetrefilli bir aile dramı.

Artılar

  • “Marie” rolünde Bérénice Bejo ve “Ahmad” rolünde Ali Mosaffa oyunculukları oldukça başarılı.
  • Marie’nin boşandığı eşi “Ahmad” ile yeni eş adayı “Samir” (Tahar Rahim) karakterlerinin beraber yer aldıkları sahneler çok başarılı çekilmiş.
  • Filmdeki çocuk oyunculara da ayrı bir parantez açmak lazım. Hepsi çok başarılı performans sergilemiş.

Eksiler

  • Samir’in komada olan eşi “Céline”in (Aleksandra Klebanska) intiharı ile ilgili Ahmad’ın önderliğindeki polisçilik/detektiflik bölümü sanki biraz uzun olmuş.

Keşif

  • Marie karakterinin yaşam serüveni bana yönetmen Ö. Lütfi Akad’ın ünlü üçlemesi “Gelin”, “Düğün”, “Diyet” film isimlerindeki temaları çağrıştırdı.
  • “Ahmad” ile “Samir”in mutfakta beraber yalnız kaldıkları sahne dikkat çekici. Işık Ahmad’ın yüzüne yansımış durumda. Ahmad’ı daha “canlı” bir durumda görürken; Samir’i “soluk” bir şekilde görüyoruz.
  • Marie’nin boşanma işlemleri devam ederken bir yandan da Ahmad’a nazire yapar gibi evin dekorasyonunu (boya, avizeler vb.) değiştirmesi.
  • Mahkemedeki boşanma ile ilgili duruşmada, kameranın Marie ve Ahmad konuşurken onları ayrı ayrı kadrajda tutması iyi bir tercih olmuş.

Öylesine

  • “Bir Geçmişin Peşinde”.