Üç Tepe Filmi Üzerine Öylesine Notlar

Filmden bir sahne. Aaron ile Tristan meşhur Üç Tepe'de.

Üç Tepe filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

ÜÇ TEPE | THREE PEAKS | DREI ZINNEN | Yönetmen: Jan Zabeil / Senarist: Jan Zabeil / Oyuncular: Alexander Fehling (Aaron), Bérénice Bejo (Lea), Arian Montgomery (Tristan) / Almanya / 2017 / Renkli / 93´

Sinopsis:

Aile bağlarının ne kadar da zor kurulduğunu kâbusa dönen bir tatil üzerinden inceleyen Üç Tepe, sevgilisi ve onun küçük çocuğuyla dağda tatile giden bir adamın çocukla yakınlaşma çabalarının aniden basan sisle yarım kalışını anlatıyor. Babacan niyetli adam rolünde Inglourious Basterds / Soysuzlar Çetesi, Labyrinth of Lies / Yalan Labirenti ve Homeland’den tanıdığımız Alexander Fehling’in parladığı Üç Tepe, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde özel bir gösterimde yaptı. Görüntü yönetmenliğinden yönetmenliğe geçen, festivalde daha önce, başrolünde yine Alexander Fehling’in yer aldığı Nehir Bir İnsandı filmini izlediğimiz yönetmen Jan Zabeil’in bu son filmindeki hassas aile dinamikleri herkese tanıdık gelecek.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Genel anlamda vasat bir film olmuş.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Hem temponun yavaş olması hem de neredeyse tek mekan kullanılması filmin içine girmeyi zorlaştırıyor.
  • Tepede Aaron ile Tristan’ın oynadıkları gözleri bağlı yön bulma oyunu “Korkusuz Cengaver” (Yönetmen: Duygu Sağıroğlu) filminde Şahin Bey (Cüneyt Arkın) ile oğlu Sencer (Salih Kırmızı) arasında geçen bir sahneyi hatırlatıyor. Gözlerini kaybeden Şahin Bey, Sencer’in gösterdiği hedefleri seslerinden tanıyarak oku ile vurmaya çalışır.

Üç Tepe Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • “Benim Babam Değil, Benim Oğlum Değil”

 

Deniz Kıyısındaki Ev

image

Filmin Künyesi:

DENİZ KIYISINDAKİ EV | LA VILLA | Yönetmen: Robert Guédiguian / Senarist: Robert Guédiguian, Serge Valletti / Oyuncular: Ariane Ascaride (Angèle Barberini), Jean-Pierre Darroussin (Joseph), Gérard Meylan (Armand), Jacques Boudet (Martin, Yvan’ın Babası), Anaïs Demoustier (Bérangère), Robinson Stévenin (Benjamin), Yann Trégouët (Yvan), Geneviève Mnich (Suzanne, Yvan’ın Annesi), Fred Ulysse (Maurice, Üç Kardeşin Babası), Esther Seignon (Blanche)  / Fransa / 2017 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Deniz Kıyısındaki Ev, ölüm döşeğindeki babalarının yanında olabilmek için yıllar sonra bir araya gelen üç kardeşin hikayesini anlatıyor. Marsilya’da denize nazır bir villada yaşayan Maurice ölüm döşeğindedir. Üç kardeş hastalanan babalarının son zamanlarında yanında olabilmek için yıllar sonra yeniden bir araya gelir. Paris’te kendisine farklı bir dünya kuran Angèle, geçmişte yaşadıkları travma sonrası bir daha dönmemek üzere ayrıldığı eve yeniden gelmiş olmanın tedirginliği içerisindedir. Angele ile kendisinden genç bir kadına aşık olan Joseph ve ailenin butik restoranını işletmeye çalışan Armand aralarındaki bağın sarsılmasına neden olan olayla yüzleşmek zorunda kalır. Çocuklarını yıllar sonra etrafına toplayan Martin, onlara aşıladığı ideallerin ne kadarını koruyabildiklerini anlamak için onları test eder. Bu sırada ansızın hayatlarına giren davetsiz bir misafir evin tüm dengesinin değişmesine neden olur

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum. Sade ve kaliteli bir çalışma olmuş.
  • Hem başrol oyunculukları hem de yan rollerdeki oyunculuklar başarılı.
  • Filmin dokunduğu, üzerinde bir şeyler söylemeye çalıştığı pek çok tema/başlık var. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Aile, Vicdan, Mültecilik, Göçmen Politikası, Savaş, Kapitalizm, Rant ve bunun gibi.
  • Filmde müzik pek kullanılmamış. Geçmişte geçen sahneler gösterilirken tercih edilen şarkılar ise güzel ve keyifli olmuş.
  • Filmin ilk repliği birazdan hastalanacak/felç geçirecek olan Maurice’nin telaffuz ettiği “Çok kötü…” sözlerini içermekte. Buradaki sözcükler pek çok şeye yorumlanabilir. Hastalanmak üzere olduğu için Maurice’ninsağlığı kötüye gitmekte, insanların verdiği ekonomik savaş, ülkelerin verdiği siyasi savaş, mültecilik ve göçmen sorunu, çocukların geleceği.
  • Filmden siyasi bir replik: “Akıl sağda, kalp solda”.
  • Filmde pek çok güzel sahne yer almakta. Bunlardan ikisi ise toplu halde sigara içilmeye başlandığı kısım ile final bölümündeki yankı sahnesi.
  • Birbirlerinden uzakta hayat süren üç Fransız kardeş filmin sonlarına doğru karşılaşacakları sürpriz ile kardeş olmanın önemini ve değerini bir kez daha anlıyor olacaklar belki de.
  • Filmin genelinde “iyi/kusursuz” biri olarak resmedilen Yvan’ın kimi bölümlerdeki bazı davranışları ve tavırları kafa karıştırıcı.
  • Maurice işlettiği restorandan etrafta yaşayan herkesin faydalanabilmesi için yıllardır düşük fiyat politikası uygulamıştır.  Bu durum bana “Mavi Boncuk” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmini hatırlatır.  O filmde de Baba Yaşar (Münir Özkul) ve dostları, fakir fukaranın da gönlünce doyması ve eğlenebilmesi için fiyat politikası ucuz olan,rahatlıkla fikis menü seçilebilen bir gazino açmayı hayal ederler. Sonunda gerçekleştirirler de bu filmde olduğu gibi.
  • Balıkçılık yapan Benjamin ile tiyatro oyuncusu Angèle’nin duygusal yakınlaşması “Kara Gözlüm” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmindeki Balıkçı Azize (Türkan Şoray) ile Şopen (Chopin) Kenan (Kadir İnanır) ikilisini hatırlatır.
  • “Kelebekler” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filminin de benzer bir konusu vardır. Orada da iki erkek bir kızdan oluşan ve uzun yıllardır birbirleri ile görüşmeyen üç kardeş, babalarının hastalığı dolayısı ile yıllar sonra köye dönerler.
  • Kardeşlerin babası Maurice karakterini canlandıran Fred Ulysse 2012 yılında kaybettiğimiz usta sanatçımız Müşfik Kenter’i anımsatıyor.
    Fred Ulysse (Soldaki, Filmden bir kare)

    Müşfik Kenter
  • Benjamin karakterini canlandıran Robinson Stévenin dizi ve sinema çalışmalarından tanıdığımız oyuncu Emin Gürsoy’u anmsatıyor.
    Robinson Stévenin (Filmden bir kare)

    Emin Gürsoy
  • Martin karakterine hayat veren Jacques Boudet yakın zaman önce kaybettiğimiz Türk basketbol adamı Doğan Hakyemez’i anımsatıyor.
    Jacques Boudet (En soldaki, Filmden bir kare)

    Doğan Hakyemez
  • “Şapkadan Geçmiş Çıktı”
  • “Villadan Babam Çıktı”
  • “Fikis Menü”

Ahlat Ağacı

image

Filmin Künyesi:

AHLAT AĞACI | THE WILD PEAR TREE | Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Senarist: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu / Oyuncular: Doğu Demirkol (Sinan Karasu), Murat Cemcir (İdris Karasu, Sinan’ın Babası), Bennu Yıldırımlar (Asuman Karasu, Sinan’ın Annesi), Akın Aksu (İmam Veysel), Ercüment Balakoğlu (Sinan’ın Dedesi Ramazan, Asuman’ın Babası), Hazar Ergüçlü (Hatice), Öner Erkan (İmam Nazmi), Özay Fecht (Sinan’ın Anneannesi Hayriye, Asuman’ın Annesi), Serkan Keskin (Yazar Süleyman), Asena Keskinci (Yasemin Karasu, Sinan’ın Kardeşi), Tamer Levent (Sinan’ın Dedesi Recep, İdris’in Babası), Ahmet Rıfat Şungar (Ali Rıza), Kubilay Tunçer (İlhami, Kumcu), Kadir Çermik (Belediye Başkanı Adnan)  / Türkiye / 2018 / Renkli / 188´

Sinopsis:

Bazıları için taşra, tüm umutların eninde sonunda yalnızlıkla kesiştiği bir sürgün yeridir. Tıpkı babaların ve oğulların kesişen kaderleri gibi, tüm umutların, hayallerin, çaresizlikle kesiştiği hudutsuz bir sürgün yeri… Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanan Ahlat Ağacı, Sinan’ın hikayesine odaklanıyor. Üniversiteyi bitiren Sinan yazdığı kitabı bastırmak için gereken parayı bulmak için memleketine dönecek ve burada hem ailesi hem de geçmişiyle yüzleşecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Nuri Bilge Ceylan yine güzel bir şahesere imza atmış.
  • Oyunculuklar başarılı. Özellikle de baş roldeki Sinan karakterine hayat veren Doğu Demirkol güzel bir performans sergilemiş.
  • Görüntü yönetimi başarılı. Tüm Nuri  Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi yine muazzam kareler var.
  • Diyaloglar çok başarılı yazılmış. Diyaloglardaki mizahi ton yönetmenin diğer filmlerine nazaran burada daha yüksek.
  • Filmin finalini başarılı ve sarsıcı buldum.
  • Senaryo bir bütün olarak ele aldığında başarılı. Fakat bazı karakterlerin, olayların incelemesinde eksiklikler de söz konusu.
  • Film içerisinde Sinan’ı farklı karakterlerle uzun diyaloglu sahnelerde izliyoruz. Benim en beğendiğim iki sahne ise İmamlar ve Yazar Süleyman ile olan kısımlar.
  • Film hem bir baba oğul  hikayesi hem de bundan daha fazlası aslında. Sinan’ın ailesiyle, taşrayla ile olan çatışması da çokça anlatılmakta.
  • Sinan’ın Hatice ile karşılaşmasından sonra dudağına atılan çentik belki de onun sonraki karşılaşmalarında ağzından dökülen bilmişliğin yolunu açmıştır.
  • Filmde yazdığı kitabı bastırmaya çalışan Sinan karşılaştığı her kişi ile girdiği uzun diyaloglar ile yeni yeni kitaplar da yazmakta bir yandan.
  • İdris’in oğlu Sinan’ın kitabı ile ilgili bir gazete haberini saklaması “Kelebekler” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filmini hatırlatır. Öte yanan o filmde kelebekler bir metafor olarak kullanılmıştı. Bu filmde de karıncalar metaforlardan biri.
  • Çiftçilik ve baba oğul ilişkisi gibi temalar ekseninde İsveç yapımı “Kuzgunlar” (Yönetmen: Jens Assur) filmini hatırlatmakta.
  • Filmde kullanılan önemli ögelerden biri de “kuyu”. Kuyudan bahsetmişken usta yönetmen Metin Erksan’ın “Kuyu” filminin ismini de burada anmak gerekir. İki filmde de “kuyu” oldukça önemli.
  • Sinan film boyunca bir nevi kendi kuyusunu kazmakta.
  • Nuri Bilge Ceylan’ın bu yeni filmi “Kış Uykusu” filminden daha başarılı kanımca. Diğer yandan yönetmenin filmlerinin içinde en iyisi ise hala “Bir Zamanlar Anadolu’da”.
  • “Karıncalar”
  • “Çan Eğrisi”
  • “Çan Uykusu”
  • “Herkesin Bir Kuyusu Vardır”
  • “Kuyulu Gerçekçilik”

Uğur Böceği

image

Filmin Künyesi:

UĞUR BÖCEĞİ | LADY BIRD | Yönetmen: Greta Gerwig / Senarist: Greta Gerwig / Oyuncular: Saoirse Ronan (Lady Bird McPherson), Laurie Metcalf (Marion McPherson), Tracy Letts (Larry McPherson), Lucas Hedges (Danny O’Neill), Timothée Chalamet (Kyle Scheible), Beanie Feldstein (Julie Steffans), Lois Smith (Sarah Joan), Odeya Rush (Jenna Walton), Jordan Rodrigues (Miguel McPherson), Marielle Scott (Shelly Yuhan) / ABD / 2017 / Renkli / 94´

Sinopsis:

Christine McPherson, namıdiğer “Uğur Böceği” her ne kadar annesi gibi olmamak için elinden geleni yapsa da başaramayan, tıpkı onun gibi olan bir gençtir. Uğur Böceği’nin hemşire olan annesi, eşinin işini kaybetmesinden sonra ailesini geçindirmek için yorulmak bilmeden çalışır. Lise son sınıfta okuyan Uğur Böceği’nin yaklaşan üniversite tercihinin yarattığı stresin yanısıra, ergenlik sorunları, sosyal hayatında yaşadığı zorluklar ve annesi ile arasındaki zıtlaşmalarla uğraşır. Bunaldığı yaşantısından uzaklaşmak isteyen Christine, üniversite eğitimi için New York’a gitmeye çalışır.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Bir büyüme ya da uçmaya hazırlanma hikayesi olarak film bilindik şeyleri anlatmış olsa da bir bütün olarak ele alındığında belirli bir kaliteyi koruyabilmiş.
  • Bir futbol takımı koçunun tiyatrodaki oyuna koçluk yapmaya çalıştığı sahne eğlenceliydi.
  • Bu filmdeki Uğur Böceği Christine karakteri aklıma “Ateş Böceği” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filmindeki Necla (Necla Nazır) karakterini getiriverdi.
  • “La La Bird”
  • “Uğur Böceğiyim yok başka işim
    Silerim hüznü baştan çizerim
    Dünya dursa ben yine uçarım
    Uğur Böceğiyim yok başka işim”

Sofra Sırları

image

Filmin Künyesi:

SOFRA SIRLARI | Yönetmen: Ümit Ünal / Senarist: Ümit Ünal / Oyuncular: Demet Evgar (Neslihan), Fatih Al (Ethem), Alican Yücesoy (Komiser), Fırat Altunmeşe (Ramo), Elit Çam (Meral), Ferit Aktuğ (Mehmet), Emrah Kolukısa (Ahmet), Burcu Halaçoğlu (Müjgan), Burcu Şeyben (Kadriye) / Türkiye / 2018 / Renkli / 103´

Sinopsis:

Hayatını kocası ve eşine adamış Neslihan, dışarıdan bakıldığında sevimli ve utangaç bir ev hanımıdır. Eşinin işi sebebiyle uzun yıllardır Anadolu kasabalarında yaşayan Neslihan, iyi de bir aşçıdır ve tüm çevresi onun yemeklerine bayılır. Gayet sıradan görünen bu aile hayatında, Neslihan’ın yakın çevresindekiler bir bir ölmeye başlayınca tüm gözler ona çevrilir. Mükemmel bir aşçı, evine ve eşine düşkün kısacası mükemmel bir ev hanımı olan Neslihan, aslında bir seri katildir. Şehre yeni atanmış, çok zeki, Amerika’da eğitim görmüş, hırslı ve genç bir komiser bu işin peşini bırakmamaya kararlıdır…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Demet Evgar oyunculuğu ile filme hükmediyor.
  • Diyaloglardaki absürd mizahı ve kelime oyunlarını eğlenceli buldum.
  • Filmde Neslihan’ın yemek programı sunucusu olarak anlatıcı şeklinde yer alması fikrini pek beğenemedim açıkçası. Filmi negatif yönde etkilediğini düşünüyorum.
  • Filmin absürd ve parodi özellikleri Onur Ünlü (“İtirazım Var”), Çağan Irmak (“Nadide Hayat”), Gani Müjde (“Kaygısızlar”), Levent Kırca (“Olacak O Kadar”) filmlerini/hikayelerini de akıllara getiriyor.
  • Çiçekçide çalışan çocuk Neslihan ile bir “Bonnie ve Clyde” (Yönetmen: Arthur Penn) hayali kurmuştu ama olamadı ne yazık ki.
  • “Neslihan Hayat”

Foxtrot

image

Filmin Künyesi:

FOXTROT | Yönetmen: Samuel Maoz / Senarist: Samuel Maoz / Oyuncular: Lior Ashkenazi (Michael Feldmann), Sarah Adler (Daphna Feldmann), Yonatan Shiray (Jonathan Feldmann), Shira Haas (Alma Feldmann) / İsrail / 2017 / Renkli / 114´

Sinopsis:

İlk uzun metrajlı filmi Lübnan (Lebanon) ile tanıdığımız Samuel Maoz’un yeni filmi Foxtrot’ta, filme adını veren dansın bir adım ileri bir adım geri hareketleri gibi, tüm karakterler ne yaparlarsa yapsınlar sonunda yine kaderlerini değiştiremiyorlar. Üç perdeden oluşan bir tiyatro oyununu da andıran bu dikkatle tasarlanmış filmin ilk perdesinde askerdeki oğlunun ölüm haberini alan bir anne baba ve yas sürecinde onlara “destek” olup yol göstermeye çalışan ordu mensuplarını izliyoruz. Ardından gelen bölümlerin sürprizlerle dolu gelişmelerinin hepsi savaşın anlamsızlığının ve sonuçlarının bireysel etkilerinin altını ustaca çiziyor. Uzun süre hafızalarda kalacak bu psikolojik gerilim, Venedik Film Festivali’nde Gümüş Aslan Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülmüştü.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyuncuların performanslarını başarılı buldum.
  • Görüntü yönetimi farklı ve başarılı olmuş.
  • Mizahi unsurlar İsrail filmlerinde genellikle karşılaştığımız türdendi.
  • Filmin sınırda geçen ikinci bölümü hem tempoyu hem de kaliteyi düşürüyor gibi geldi bana.
  • Sınırda geçen ve yer yer absürt durumlar içeren sahneler “Gişe Memuru” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filminde uzak bir yere sürülen Gişe Memuru Kenan’ın (Serkan Ercan) başından geçen olayları/sahneleri hatırlattı.
  • Animasyon içeren sahneler filme renk katmış.
  • Savaş, ordu, askerlik vb. gibi unsurlar açısından film bana başka bir İsrail yapımı olan “Dağların Tepelerin Ardında” (Yönetmen: Eran Kolirin) filmini hatırlattı.

Sevgisiz

image

Filmin Künyesi:

SEVGİSİZ | LOVELESS | Yönetmen: Andrey Zvyagintsev / Senarist: Oleg Negin, Andrey Zvyagintsev / Oyuncular: Mariana Spivak (Zhenya), Alexei Rozin (Boris), Matvei Novikov (Alyosha), Varvara Shmykova (Lena), Andris Keiss (Anton), Marina Vasileva (Masha), Aleksey Fateev (Ivan) / Rusya / 2017 / Renkli / 127´

Sinopsis:

Zhenya ve Boris, bıkkınlık, nefret ve karşılıklı suçlamalarla tükenen evliliklerini sonlandırmak üzeredir. Boşanma işlemlerini başlatmadan çok önce hayatlarına birileri giren ikili yeni bir başlangıç yapmak için sabırsızdır; ta ki tartışmalarından birine kulak misafiri olan 12 yaşındaki oğulları Alyosha ortadan kayboluncaya kadar. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri yıkılınca ağlamayı bile unutmuş Rus toplumunun portresini çiziyor bu filminde. Sevgisiz, bu yıl Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nün sahibi oldu ve Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Başarılı bir film olmuş.
  • Oyunculuklar başarılı. Oyuncular büyük bir sevgi ile “sevgisiz” karakterler yaratmışlar.
  • Alyosha’nın her şeyi tüm çıplaklığı ile yarı çıplakken banyoda öğrendiği sahne güzeldi.
  • Filmin görsel atmosferi bana “Beden ve Ruh” (Yönetmen: Ildikó Enyedi) filmini hatırlattı. Öte yandan Boris’in çalıştığı iş yeri ve iş yerindeki yemekhane sahneleri de “Beden ve Ruh” filmindeki benzer sahneleri çağrıştırıyor.
  • Boris karakteri “Velayet | Custody” (Yönetmen: Xavier Legrand) filmindeki başka bir “sevgisiz” ve sevimsiz baba karakteri Antoine Besson’u (Denis Ménochet) hatırlattı. Alexei Rozin ve Denis Ménochet fiziki olarak da biraz birbirlerine benziyorlar sanki.
  • “Sevgi anlaşmak değildir.
    Nedensiz de sevilmez.”

Thelma

image

Filmin Künyesi:

THELMA | Yönetmen: Joachim Trier / Senarist: Eskil Vogt, Joachim Trier / Oyuncular: Eili Harbo (Thelma), Kaya Wilkins (Anja), Henrik Rafaelsen (Trond), Ellen Dorrit Petersen (Unni) / Norveç / 2017 / Renkli / 116´

Sinopsis:

Norveç’in son dönemlerde öne çıkan yönetmenlerinden Joachim Trier yeniden bir büyüme hikayesi ile karşımızda. Şehirde üniversiteye gitmek için köydeki evinden ve tutucu ailesinden ilk defa ayrılan çekingen Thelma’nın yaşadıklarını izliyoruz. Thelma, sınıflarından birindeki başka bir kıza aşık olmasıyla hem yaşadığı duygu yoğunluğuna hem de açığa çıkan doğa üstü güçlerine anlam vermeye çalışıyor. Yetiştiriliş tarzından içine işlemiş doğrular, ailesinin baskıcı tutumu ile iç dünyasında yaşadıklarının çatışması arasında kendini bulmaya çabalıyor. Açılış sahnesinden itibaren izleyiciyi kendine bağlayan bu etkileyici film dünya prömiyerini Toronto Film Festivalinde yapmıştı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Eili Harbo’nun oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Filmin görsel estetiğini başarılı buldum.
  • Filmdeki müzik kullanımı iyi tasarlanmış.
  • Kameranın kimi sahnelerde yukarıdan gerçekleştirdiği çekimler Thelma’nın Tanrısal varlığına dair bir gönderme olabilir.
  • Film kimi açılardan “Mavi En Sıcak Renktir” (Yönetmen: Abdellatif Kechiche) kimi açılardan ise “Bahçe” (Yönetmen: Martin Šulík) filmini hatırlattı bana.
  • “Bu Nöbetler Neden Thelma”
  • “Köyden İndim Kente”

Daha

image

Filmin Künyesi:

DAHA | Yönetmen: Onur Saylak / Senarist: Doğu Akal  (Senaryo), Onur Saylak (Senaryo), Hakan Günday (Roman) / Oyuncular: Ahmet Mümtaz Taylan (Ahad), Hayat Van Eck (Gaza), Turgut Tunçalp (Harmin), Ahmet Melih Yılmaz (Osman), Kağan Uluca (Yadigar), Uğur Aslan (Zahir), Tuba Büyüküstün (Ahra), Fırat Tanış (Hikaye Anlatıcısı) / Türkiye/ 2017 / Renkli / 115´

Sinopsis:

Film, Hakan Günday’ın 17 dile çevrilmiş kitabından uyarlanan Daha’da, 14 yaşındaki Gaza, yaşadığı küçük sahil kasabasından ayrılarak, liseyi büyük şehirde okumayı hayal ederken, babasının onu insan kaçakçılığı şebekesinin bir parçası haline getirmesiyle suçla tanışır. Gaza’nın ergenliği, babasının baskıcı karakteri ve sürekli gözlemlediği göçmenlerle geçmeye başlar. Gaza, babası gibi şiddet ve baskı üzerine bir hayat mı kuracaktır yoksa o da bir göçmen mi olacaktır?

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Onur Saylak ilk filminde güzel bir iş ortaya çıkarmış.
  • Oyuncular, özellikle de Hayat Van Eck ve Ahmet Mümtaz Taylan oldukça başarılı.
  • Filmin görsel estetiğini ve görüntü yönetimini beğendim.
  • Gaza’nın gitgide artan kayıtsızlığı onu bir Zeki Demirkubuz filmi karakterine dönüştürüyor adeta.
  • “Daha çok insan, Daha çok alet, Daha çok ölüm, Daha çok para, Daha çok yara. Ne daha ne kadar çok?”
  •  “Ahad” isminin anlamı bir, kişi, kimse; “Gaza” isminin anlamı ise İslam dininde müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaş demek. Filmdeki iki karakter de isimlerinin taşıdığı anlamın dışına çıkıyor diye yorumlayabiliriz. Ahad, sadece bir kişi olmak yerine çok kişi olmaya çalışıyor. Gaza ise kendi yarattığı bir kutsalda savaş Tanrısı olmayı seçiyor.

Yol Ayrımı

image

Filmin Künyesi:

YOL AYRIMI | Yönetmen: Yavuz Turgul / Senarist: Yavuz Turgul / Oyuncular: Şener Şen (Mazhar), Mert Fırat (Barlas), Rutkay Aziz (Altan), Nihal Yalçın (Emine), Çiğdem Selışık Onat (Firdevs), Tilbe Saran (Nur),  Ruhsar Öcal (Belgin), Defne Kayalar (Defne), Şerif Erol (Besim) / Türkiye / 2017 / Renkli / 150´

Sinopsis:

Mazhar, hayatını babasından devraldığı teskstil imparatorluğunu büyültmeye adamıştır. Bunun için de agresif ve acımasız yöntemler izlemekten çekinmez. Fakat Mazhar’ın yaşadığı trafik kazası birçok şeyi değiştirir. Kaza Mazhar’ın hayata yeniden tutunmasını sağlar. Belki böylece geçmişten bugüne fark etmeden taşıdığı ağır yükten de kurtulabilecektir. Bu değişim tabii ki kolay olmayacaktır. Karşılaştığı yol ayrımında, ailesi önünde bir engel olarak beklemektedir. Mazhar Kozanlı, yaptığı tercihin bedelini ödemek ya da pes etmekle karşı karşıya kalacaktır. Çıktığı bu yolda yeni dostlar ve mekânlar bulacak, yolu Nur’un Gemisi ve tayfasıyla da kesişecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Mazhar ile Emine karakterleri arasındaki ilişki yönetmenin “Gönül Yarası” filmindeki Nazım (Şener Şen) ile Dünya (Meltem Cumbul) karakterleri arasındaki ilişkiyi/yakınlaşmayı hatırlatıyor.
  • Mazhar’ın çocukları Defne ve Barlas ile olan sorunlu ilişkileri yine “Gönül Yarası” filminde Nazım’ın çocukları Piraye (Devin Özgür Çınar) ile Mehmet (Güven Kıraç) arasındaki ilişkiyi hatırlatıyor.
  • Filmde kullanılan/tercih edilen bazı kelimelerin içerdiği ironi güzel: Mazhar’ın satın almaya çalıştığı şirketin isminin “Yeni Hayat” olması; Emine’nin oturduğu evin yer aldığı sokağın isminin “Çalış Sokağı” olması; Hastanedeki sahnede doktorun telaffuz ettiği “Arabanız sizi korudu” cümlesi; Nur’un işlettiği mekanın isminin “Nur’un Gemisi” olması
  • Altan karakteri vasıtası ile filmin şiirle kurduğu teması sevdim.
  • Bisiklet nesnesinin kullanılma biçimini beğendim.