Dolunay

image

Filmin Künyesi:

DOLUNAY | Yönetmen: Şahin Kaygun / Oyuncular: Macit Koper (Ömer), Aslı Altan (Biriçim), Kenan Bal (Biriçim’in Kocası) / Türkiye / 1987 / Renkli / 100´

Sinopsis:

Biriçim, severek evlendiği kocasıyla bir türlü mutluluğa ulaşamamıştır. İçinde bulunduğu depresyon nedeniyle resme olan aşkından bile uzaklaşmaktadır. Kendisinin dahi ne aradığını bilemeyen Biriçim’in hayatı,evlerine gelen bir konukla değişir. Geçmişinden gelen bir portre misali bu konuk, kaybolmuş anılarını tekrar canlandıracak ve Biriçim’i sonu belli olmayan bir tutkuya sürükleyecektir. Varoluşçu bir sorunsalı irdeleyen “Dolunay”, kapalı bir alanda, bireysel krizler, boşluklar ve taşıdığı tuhaf melankoliyle 80’ler sinemasının iyi bir temsilidir de. Cannes Film Festivali’nde Semaine de la Critique seçkisine dahil edilen film için eleştirmen Alain Bellet “Egzotizm ve iyi duygularla yüklü folklorik Türkiye, sahneyi terk ediyor” diyerek yabancıların etnik susuzluklarını bileyen yönetmenlerden sonra Kaygun’un filminin salt var olma sorununu görkemli bir şekilde ele aldığını ekler.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern’in sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Senaryodaki edebi yönü başarılı buldum.
  • Macit Koper ve Aslı Altan oldukça iyi bir performans sergilemişler.

Eksiler

  • Biriçim’in geçmişine dair gördüğümüz sahnelerde Dayısı ile hiç konuşmuyor olması pekiyi ifade edilemiyor.
  • Biriçim ile Ömer arasındaki yakınlaşma çok çabuk verilmiş filmde.

Keşif

  • Biriçim sanki en iyi resmini yaptıktan sonra tıkanan bir karakter gibi geldi bana. Tıpkı “Muhteşem Güzellik” (Yönetmen: Paolo Sorrentino) filmindeki Jep Gamberdella’nın (Toni Servillo) büyük övgüler alan ilk romanı sonrası tıkanma yaşaması gibi.
  • Biriçim bana Michelangelo Antonioni’nin filmlerinde Monica Vitti’nin hayat verdiği karakterleri hatırlattı.
  • Biriçim ile Ömer arasındaki yakınlaşmalar oldukça şiirsel ve romantikti.
  • Biriçim’in, Ömer ile olan kimi sahnelerde çok benzediği Dayısı ile olan anılarına ilişkin yapılan sahne geçişleri güzeldi.
  • Biriçim’deki ruhsal bunalım durumu bana biraz “Aynanın İçinden” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki Karin (Harriet Andersson) karakterini anımsattı.

Öylesine

  • “Biriçim Güzellik”
  • “Tuvalin İçinden”
  • Ömer biriçim(de) gidiverdi.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

image

Filmin Künyesi:

FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU | Yönetmen: Çiğdem Vitrinel / Oyuncular: Erdal Beşikçioğlu (Arif), Sezin Akbaşoğulları (Müzeyyen), Erdinç Gülener (Poyraz), Ege Aydan, Hare Sürel, Harun Tekin / Türkiye / 2014 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Kendi deyimiyle, “henüz hiçbir kitabı yayınlanmamış yazar” Arif tam da kadınları ve aşkı anlamaya çalıştığı bir sırada Müzeyyen’e rastlar. Arif kadınların kendisinden hep bir şeyler beklemesinden bıkmıştır, Fakat Müzeyyen çoktan kendi hayatını kurmuştur… Arif’e göre, kadınlar kendilerinden söz etmeyi severler, Fakat Müzeyyen hep Arif’i konuşturur… Müzeyyen saçlarını kendisi keser, iyi bir kadın olmak istemez, konuşurken gözlerini kaçırmaz… Bir yandan kitabını bitirmeye çalışan Arif bir yandan da Müzeyyen’in gizemli ve tutkulu dünyasında dolaşır. Sonunda Müzeyyen Arif’e büyük acılar ve bu acıların içinde de aradığı cevapların bazılarını verecektir.

Artılar

  • Genel anlamda izlemeye değer bir film olmuş.
  • Sezin Akbaşoğulları çok başarılı ve hoş bu filmde.
  • Filmin final sahnesi pek güzel ve romantik.
  • Diyaloglar edebi açıdan güçlü. Bunda ilham alınan İlhami Algör’ün aynı isimli romanının da katkısı büyük elbet.

Eksiler

  • Filmde bana biraz tempo ve sürükleyicilik sorunu var gibi geldi, dikkatli bakılmadığında pek fark edilmese de.
  • Poyraz’ın farklı yönde estiğini anladığımız Gay Bar sahnesi filmde biraz eğreti ve amaçsız durmuş.

Keşif

  • Kahvede Arif’in hikayeye başlama tarzı “Adı Vasfiye” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmini getiriverdi aklıma.
  • Müzeyyen’deki gizemli hal bana “Gizemli Kadın” (Yönetmen: Pawel Pawlikowski) filmini hatırlattı. O filmde de başroldeki erkek oyuncu bir yazardı bu filmde olduğu gibi.
  • İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan da kısa bir rolde çıkıveriyor karşımıza.
  • Derya Alabora hiç tam ışık altında çekilmiş bir sahnede yer almamasına rağmen her zamanki gibi çok başarılı.
  • Arif’in belki de gördüğü bir imgenin peşinden gitmesi ve onun izini sürmesi gibi noktalar nedense “Lizbon’a Gece Treni” (Yönetmen: Bille August) filmini çağrıştırdı bana.

Öylesine

  • “Bekle Dedim Tutkuya”
  • “Adı Arif”

Nergis Hanım

image

Filmin Künyesi:

NERGİS HANIM | Yönetmen:  Görkem Şarkan / Oyuncular:  Zerrin Sümer (Nergis), Settar Tanrıöğen (Ekrem), Begüm Akkaya (Bahar), Faruk Barman (Gökhan) / Türkiye / 2013 / Renkli / 87´

Sinopsis:

Orta yaşlı Ekrem, Alzheimer hastası annesine bakmak zorundadır. Adını bile hatırlayamayan annesinin bakımını üstlenebilmek için açık denizlere yelken açma hayalini bir kenara bırakmıştır. Azıcık parayla yaşadıkları bu küçük eski evde geçen her gün birbirinin aynısıdır. Nergis her yere işer, yemeği çöpe atar. Bıkmış usanmış Ekrem de annesiyle bu pis kokan eski eve hapsolmuştur. Annesinin evden kaçmasına mani olmak için evin tüm kapıları ve pencerelerini kilitleyen Ekrem, kaderini kabul etmiş gibidir. Ta ki Nergis sabrını taşırana dek…

Artılar

  • Oyunculuklar çok başarılı.
  • Tek bir mekanda geçmesine rağmen sonuna kadar odak noktasını kaybetmeyen bir film olmuş.

Eksiler

  • Film içerisinde ana iki karakterin dönüşümü ile ilgili bir sıkıntı var sanki. Nergis Hanım ya da Ekrem film boyunca aslında herhangi bir dönüşüme uğramıyorlar gibi geldi bana.
  • Nergis Hanım’ın parayı kağıt sanıp kestiği sırada Ekrem’in mutfakta uzunca bir süre anahtarı aramakla meşgul olması bana biraz doğal olmayan planlı bir hareket gibi geldi.

Keşif

  • Aynı sinema ustalığında ya da derinliğinde olmasa da film bana Michael Haneke’nin “Aşk” filmini hatırlattı. Özellikle de biri sağlıklı diğeri hasta iki kişinin bir ev içerisinde yaşadıkları deneyimleme açısından.
  • Gökhan ve Bahar’ın eve ziyarete geldikleri sahnede geçen diyaloglar o kadar hayattan ve gerçekçi ki.
  • Gökhan karakterinin verdiği tepkilerde ve sergilediği davranışlarda kendimi buldum diyebilirim.
  • Filmin başında Nergis Hanım’ın radyoda dinlediği şarkıda geçen “Bir senaryo içinde kendi yazdığımızı yaşıyoruz” sözleri oldukça manidar. Tam aklımda tutamadım ama şarkı sözleri buna benzerdi diye hatırlıyorum.
  • Ekrem’in duvardaki tekne resmi üzerinden Gökhan ile yaptığı sohbet bölümü çok iyiydi.
  • Evin içindeki eşyalarda, objelerde bir Alzheimer durumu söz konusu sanki. Salonun duvarındaki saat durmuş, Ekrem’in odasındaki takvim yaprakları hiç koparılmamış, evin duvarları çürümeye başlamış…
  • Film içerisindeki diyaloglardan Nergis Hanım ve ailesi ile ilgili çatlaklardan adım adım haberdar oluyoruz.

Öylesine

  • “Hayallerim, Annem ve Ölüm”
  • O değil de Ekrem’in odasındaki duvar askısı hoşuma gitti 🙂