Deniz Kıyısındaki Ev

image

Filmin Künyesi:

DENİZ KIYISINDAKİ EV | LA VILLA | Yönetmen: Robert Guédiguian / Senarist: Robert Guédiguian, Serge Valletti / Oyuncular: Ariane Ascaride (Angèle Barberini), Jean-Pierre Darroussin (Joseph), Gérard Meylan (Armand), Jacques Boudet (Martin, Yvan’ın Babası), Anaïs Demoustier (Bérangère), Robinson Stévenin (Benjamin), Yann Trégouët (Yvan), Geneviève Mnich (Suzanne, Yvan’ın Annesi), Fred Ulysse (Maurice, Üç Kardeşin Babası), Esther Seignon (Blanche)  / Fransa / 2017 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Deniz Kıyısındaki Ev, ölüm döşeğindeki babalarının yanında olabilmek için yıllar sonra bir araya gelen üç kardeşin hikayesini anlatıyor. Marsilya’da denize nazır bir villada yaşayan Maurice ölüm döşeğindedir. Üç kardeş hastalanan babalarının son zamanlarında yanında olabilmek için yıllar sonra yeniden bir araya gelir. Paris’te kendisine farklı bir dünya kuran Angèle, geçmişte yaşadıkları travma sonrası bir daha dönmemek üzere ayrıldığı eve yeniden gelmiş olmanın tedirginliği içerisindedir. Angele ile kendisinden genç bir kadına aşık olan Joseph ve ailenin butik restoranını işletmeye çalışan Armand aralarındaki bağın sarsılmasına neden olan olayla yüzleşmek zorunda kalır. Çocuklarını yıllar sonra etrafına toplayan Martin, onlara aşıladığı ideallerin ne kadarını koruyabildiklerini anlamak için onları test eder. Bu sırada ansızın hayatlarına giren davetsiz bir misafir evin tüm dengesinin değişmesine neden olur

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum. Sade ve kaliteli bir çalışma olmuş.
  • Hem başrol oyunculukları hem de yan rollerdeki oyunculuklar başarılı.
  • Filmin dokunduğu, üzerinde bir şeyler söylemeye çalıştığı pek çok tema/başlık var. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Aile, Vicdan, Mültecilik, Göçmen Politikası, Savaş, Kapitalizm, Rant ve bunun gibi.
  • Filmde müzik pek kullanılmamış. Geçmişte geçen sahneler gösterilirken tercih edilen şarkılar ise güzel ve keyifli olmuş.
  • Filmin ilk repliği birazdan hastalanacak/felç geçirecek olan Maurice’nin telaffuz ettiği “Çok kötü…” sözlerini içermekte. Buradaki sözcükler pek çok şeye yorumlanabilir. Hastalanmak üzere olduğu için Maurice’ninsağlığı kötüye gitmekte, insanların verdiği ekonomik savaş, ülkelerin verdiği siyasi savaş, mültecilik ve göçmen sorunu, çocukların geleceği.
  • Filmden siyasi bir replik: “Akıl sağda, kalp solda”.
  • Filmde pek çok güzel sahne yer almakta. Bunlardan ikisi ise toplu halde sigara içilmeye başlandığı kısım ile final bölümündeki yankı sahnesi.
  • Birbirlerinden uzakta hayat süren üç Fransız kardeş filmin sonlarına doğru karşılaşacakları sürpriz ile kardeş olmanın önemini ve değerini bir kez daha anlıyor olacaklar belki de.
  • Filmin genelinde “iyi/kusursuz” biri olarak resmedilen Yvan’ın kimi bölümlerdeki bazı davranışları ve tavırları kafa karıştırıcı.
  • Maurice işlettiği restorandan etrafta yaşayan herkesin faydalanabilmesi için yıllardır düşük fiyat politikası uygulamıştır.  Bu durum bana “Mavi Boncuk” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmini hatırlatır.  O filmde de Baba Yaşar (Münir Özkul) ve dostları, fakir fukaranın da gönlünce doyması ve eğlenebilmesi için fiyat politikası ucuz olan,rahatlıkla fikis menü seçilebilen bir gazino açmayı hayal ederler. Sonunda gerçekleştirirler de bu filmde olduğu gibi.
  • Balıkçılık yapan Benjamin ile tiyatro oyuncusu Angèle’nin duygusal yakınlaşması “Kara Gözlüm” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmindeki Balıkçı Azize (Türkan Şoray) ile Şopen (Chopin) Kenan (Kadir İnanır) ikilisini hatırlatır.
  • “Kelebekler” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filminin de benzer bir konusu vardır. Orada da iki erkek bir kızdan oluşan ve uzun yıllardır birbirleri ile görüşmeyen üç kardeş, babalarının hastalığı dolayısı ile yıllar sonra köye dönerler.
  • Kardeşlerin babası Maurice karakterini canlandıran Fred Ulysse 2012 yılında kaybettiğimiz usta sanatçımız Müşfik Kenter’i anımsatıyor.
    Fred Ulysse (Soldaki, Filmden bir kare)

    Müşfik Kenter
  • Benjamin karakterini canlandıran Robinson Stévenin dizi ve sinema çalışmalarından tanıdığımız oyuncu Emin Gürsoy’u anmsatıyor.
    Robinson Stévenin (Filmden bir kare)

    Emin Gürsoy
  • Martin karakterine hayat veren Jacques Boudet yakın zaman önce kaybettiğimiz Türk basketbol adamı Doğan Hakyemez’i anımsatıyor.
    Jacques Boudet (En soldaki, Filmden bir kare)

    Doğan Hakyemez
  • “Şapkadan Geçmiş Çıktı”
  • “Villadan Babam Çıktı”
  • “Fikis Menü”

İnatçı Bir Adam

image

Filmin Künyesi:

İNATÇI BİR ADAM | LERD | Yönetmen: Mohammad Rasoulof / Senarist: Mohammad Rasoulof / Oyuncular: Reza Akhlaghirad (Reza), Soudabeh Beizaee (Hadis), Nasim Adab,  Zeinab Shabani, Missagh Zareh, Zhila Shahi, Majid Potki, Mehdi Mehraban, Sepehr Ebadi, Bagher Yekta / İran / 2017 / Renkli / 118´

Sinopsis:

Reza kendini şehir bataklığından uzaklaştırmış, eşi ve tek çocuğuyla, Kuzey İran’ın uzak bir köyünde basit bir yaşam sürüyordur. Günlerini, japon balığı çiftliğinde çalışarak geçirir. Devletle ve yerel yönetimle yakın ilişkileri olan özel bir şirket, yerel yaşamı tamamen kontrol altına almıştır. Ortaklar, şirketin varlığını ve kazancını arttırmak için, yerel çiftçileri ve küçük iş sahiplerini zorlayarak varlıklarını ele geçirmeye çalışır. Yaşadıkları baskı sonucu birçok çiftçi kendiliğinden bu yozlaşmanın bir parçası olur. Reza tekelleşmeye karşı verdiği mücadelede yolunu ve kendi değerlerini kaybetmemek için çabalarken, olduğu kişi üzerine de pek çok sorgulamaya girişecektir…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi beğenmekle beğenmemek arasında kaldım.
  • Filmin başrol oyunculuklarını çok başarılı bulamadım.
  • Alışılageldik İran filmlerinden farklı bir çalışma olmuş. O açıdan izlenmeyi hak ediyor olarak değerlendirilebilir.
  • Gerçekçi üslup kullanımı açısından Romanya’dan Cristian Mungiu’nun; Rusya’dan  Andrey Zvyagintsev’in filmlerini hatırlatıyor.
  • Filmde genel anlamda “mülkiyet” ya da “mülkiyetsizlik” temasından söz edilebilir. Çeşitli konuların mülkiyeti açısından da şu filmlerle bir bağ kurulabilir. Suyun mülkiyeti açısından “Susuz Yaz” (Yönetmen: Metin Erksan); bürokrasinin mülkiyeti açısından “Leviathan” (Yönetmen: Andrey Zvyagintsev); doğanın mülkiyeti açısından “Balık” (Yönetmen: Derviş Zaim); iradenin mülkiyeti açısından “Takva” (Yönetmen: Özer Kızıltan)
  • “Hiçbir şeyde rızam yok,
    Sen yanımda ol yeter.”

Balık

image

Filmin Künyesi:

BALIK | FISH | Yönetmen:  Derviş Zaim  / Oyuncular:  Bülent İnal (Kaya), Sanem Çelik (Filiz), Myroslava Kostyeva Akay (Deniz), Gizem Akman (Deniz’in Teyzesi), Melih Sezgin, Coşkun Tamer, Rıza Sönmez / Türkiye / 2013 / Renkli / 84´

Sinopsis:

Kaya, göl kıyısındaki bir köyde yaşayan bir balıkçıdır. Kaya’nın ve karısı Filiz’in küçük kızları Deniz konuşamamaktadır. Filiz kızını iyileştirmek için eskiden kalan alternatif bir yöntem denemeye karar verir. Şifalı olduğuna inanılan bir cins balığı kıza yedirirse kızının iyileşeceğini düşünmektedir. Ancak aradığı şifalı balık o civarlarda yoktur. Filiz bu şifalı balığı bulmak için başka bir göle gider. Sonunda aradığı ender balıktan sekiz tanesini yakalar. Kızına şifa bulsun diye yedirmeye başlar.
Kaya balıkların varlığını keşfedince bu balıklardan bir çiftlikte yetiştirip bu işten para kazanmayı düşünür. Ön araştırma yapılması için balıkların birkaç tanesini karısından gizli olarak şehirdeki su ürünleri fakültesine götürür. Fakültedekilerden balıkların nasıl çoğalacağını anlamak için yardım ister. Ancak balık çiftliğini kurmak için paraya gereksinimi vardır. Yasadışı şekilde kimyasal malzeme kullanarak balık avlamaya başlar.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı ve izlemeye değer bir film olmuş.
  • Filmin görsel estetiğini çok beğendim. Bu açıdan filmi yönetmenin “Cenneti Beklerken” ve “Nokta” filmlerine yakın buldum.
  • Oyunculuk anlamında Myroslava Kostyeva Akay ve Bülent İnal oldukça başarılıydı.
  • Kaya’nın kimyasalı göle dökerken doğanın verdiği tepkiyi yönetmenin gösteriş biçimi oldukça güzeldi.
  • Bursa şehrine ait enfes görüntüler filmin içerisine ustaca yerleştirilmiş.

Eksiler

  • Tamam, ailemiz balıkçılıkla geçiniyor ama her öğün de balık yenmez ki 🙁
  • Kaya’nın, Filiz’in bahsettiği balıklara birden ilgi duymaya başlamasını pek anlamlandıramadım açıkçası.
  • Kaya’nın zehirli balıklarının, Dumrul Dede ya da bir başkası tarafından pekala kolayca temin edilebileceği fikri oldukça kuvvetli bir ihtimal bence. Kaya’nın bunu düşünemiyor olması ya da önemsememesi senaryodaki bir açık gibi geldi bana.

Keşif

  • Bir Derviş Zaim filmi olduğu kendini hissettiriyor.
  • Ekranda Sanem Çelik’i görmeyi özlemişiz.
  • Kaya ve Filiz’in çocuklarının isminin Deniz olması oldukça manidar.
  • Filiz karakterindeki bilgelik ile kaçıklık arasındaki çizgide gezinme hali bana “Ulak” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmindeki Meryem-Rabia (Hümeyra Akbay) karakterini hatırlattı.
  • Zehirli Turna balığını yiyerek yaşama veda eden Filiz’in sahnesi oldukça iyiydi. Filiz’in balık yerken ayağının altında bir ileri bir geri yuvarladığı plastik topun Filiz’in fenalaşmasıyla göle doğru yuvarlanmasını bir metafor olarak yorumladım. Top bir bakıma auta çıkarak Filiz’in bu dünyadan ayrılışına, Kaya’nın cezaevine girmesine neden oluyor. Diğer yandan bu metafor bana aynı zamanda “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki yuvarlanan elma metaforunu hatırlattı.
  • Filmin sonunda Kaya balık avlanmasını engelleyen demirleri geç de olsa buz tutmuş gölün üstüne koyuyor. Bu sahne bana yönetmenin “Nokta” filminde Ahmet’in (Mehmet Ali Nuroğlu) Tuz Gölü’nün ortasındaki çaresizliğini hissettirdi.
  • Filiz’in zehirli balığı yedikten sonra yerde bir balık gibi çırpındığı sahnede kamera bize aynı zamanda akvaryumdaki Deniz’e emanet edilen balığı da gösteriyor. Çok iyi bir sahneydi bu.
  • Tabi ki yönetmen tercihidir ama sanki filmin finali Kaya’nın, eşi Filiz’in mezarı başına geldiği ve kızı Deniz’in konuşabildiğini öğrendiği sahne de olabilirdi.
  • Filmin senaryosunu Derviş Zaim’in izlediğim diğer filmlerine (Devir, Gölgeler ve Suretler, Nokta, Cenneti Beklerken) göre daha az başarılı buldum.
  • Filmde balıkların yanı sıra kuşlar da önemli bir rol üstleniyor.
  • Doğanın dengesini bozan Kaya ailesinin de düzenini bozmuş oluyor.

Öylesine

  • “Searching for Fisherman (Bir Balığın Peşinde)”
  • “Kaya topu tut”