Ahlat Ağacı

image

Filmin Künyesi:

AHLAT AĞACI | THE WILD PEAR TREE | Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Senarist: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu / Oyuncular: Doğu Demirkol (Sinan Karasu), Murat Cemcir (İdris Karasu, Sinan’ın Babası), Bennu Yıldırımlar (Asuman Karasu, Sinan’ın Annesi), Akın Aksu (İmam Veysel), Ercüment Balakoğlu (Sinan’ın Dedesi Ramazan, Asuman’ın Babası), Hazar Ergüçlü (Hatice), Öner Erkan (İmam Nazmi), Özay Fecht (Sinan’ın Anneannesi Hayriye, Asuman’ın Annesi), Serkan Keskin (Yazar Süleyman), Asena Keskinci (Yasemin Karasu, Sinan’ın Kardeşi), Tamer Levent (Sinan’ın Dedesi Recep, İdris’in Babası), Ahmet Rıfat Şungar (Ali Rıza), Kubilay Tunçer (İlhami, Kumcu), Kadir Çermik (Belediye Başkanı Adnan)  / Türkiye / 2018 / Renkli / 188´

Sinopsis:

Bazıları için taşra, tüm umutların eninde sonunda yalnızlıkla kesiştiği bir sürgün yeridir. Tıpkı babaların ve oğulların kesişen kaderleri gibi, tüm umutların, hayallerin, çaresizlikle kesiştiği hudutsuz bir sürgün yeri… Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanan Ahlat Ağacı, Sinan’ın hikayesine odaklanıyor. Üniversiteyi bitiren Sinan yazdığı kitabı bastırmak için gereken parayı bulmak için memleketine dönecek ve burada hem ailesi hem de geçmişiyle yüzleşecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Nuri Bilge Ceylan yine güzel bir şahesere imza atmış.
  • Oyunculuklar başarılı. Özellikle de baş roldeki Sinan karakterine hayat veren Doğu Demirkol güzel bir performans sergilemiş.
  • Görüntü yönetimi başarılı. Tüm Nuri  Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi yine muazzam kareler var.
  • Diyaloglar çok başarılı yazılmış. Diyaloglardaki mizahi ton yönetmenin diğer filmlerine nazaran burada daha yüksek.
  • Filmin finalini başarılı ve sarsıcı buldum.
  • Senaryo bir bütün olarak ele aldığında başarılı. Fakat bazı karakterlerin, olayların incelemesinde eksiklikler de söz konusu.
  • Film içerisinde Sinan’ı farklı karakterlerle uzun diyaloglu sahnelerde izliyoruz. Benim en beğendiğim iki sahne ise İmamlar ve Yazar Süleyman ile olan kısımlar.
  • Film hem bir baba oğul  hikayesi hem de bundan daha fazlası aslında. Sinan’ın ailesiyle, taşrayla ile olan çatışması da çokça anlatılmakta.
  • Sinan’ın Hatice ile karşılaşmasından sonra dudağına atılan çentik belki de onun sonraki karşılaşmalarında ağzından dökülen bilmişliğin yolunu açmıştır.
  • Filmde yazdığı kitabı bastırmaya çalışan Sinan karşılaştığı her kişi ile girdiği uzun diyaloglar ile yeni yeni kitaplar da yazmakta bir yandan.
  • İdris’in oğlu Sinan’ın kitabı ile ilgili bir gazete haberini saklaması “Kelebekler” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filmini hatırlatır. Öte yanan o filmde kelebekler bir metafor olarak kullanılmıştı. Bu filmde de karıncalar metaforlardan biri.
  • Çiftçilik ve baba oğul ilişkisi gibi temalar ekseninde İsveç yapımı “Kuzgunlar” (Yönetmen: Jens Assur) filmini hatırlatmakta.
  • Filmde kullanılan önemli ögelerden biri de “kuyu”. Kuyudan bahsetmişken usta yönetmen Metin Erksan’ın “Kuyu” filminin ismini de burada anmak gerekir. İki filmde de “kuyu” oldukça önemli.
  • Sinan film boyunca bir nevi kendi kuyusunu kazmakta.
  • Nuri Bilge Ceylan’ın bu yeni filmi “Kış Uykusu” filminden daha başarılı kanımca. Diğer yandan yönetmenin filmlerinin içinde en iyisi ise hala “Bir Zamanlar Anadolu’da”.
  • “Karıncalar”
  • “Çan Eğrisi”
  • “Çan Uykusu”
  • “Herkesin Bir Kuyusu Vardır”
  • “Kuyulu Gerçekçilik”

Tarihsiz, İmzasız

image

Filmin Künyesi:

TARİHSİZ, İMZASIZ | BEDOUNE TARIKH, BEDOUNE EMZA | NO DATE, NO SIGNATURE | Yönetmen: Vahid Jalilvand / Senarist: Ali Zarnegar, Vahid Jalilvand / Oyuncular: Amir Agha’ee (Kaveh Nariman), Navid Mohammadzadeh (Moosa), Hediyeh Tehrani (Sayeh), Zakiyeh Behbahani (Leila), Sa’eed Dakh, Alireza Ostadi, / İran / 2017 / Renkli / 104´

Sinopsis:

İlk filmi 9 Mayıs, Çarşamba daha önce festivalde gösterilen Vahid Jalilvand’ın son filmi, suçluluğun pençesinde kıvranan bir doktorun trajik günlerini mercek altına alıyor. Namuslu ve ilkeli bir adli tabip olan Doktor Kave bir trafik kazası yapar ve 8 yaşında bir oğlanın yaralanmasına sebep olur. Ertesi gün, çocuğun öldüğünü öğrenir. Acaba bu ölüme kendi kazası mı yol açmıştır, yoksa konulan gıda zehirlenmesi teşhisi doğru mudur? Korkaklık, şüphe ve dürüstlük gibi kavramları ahlaki bir ikilem üzerinden sorgulayan Tarihsiz, İmzasız, özellikle oyuncularının çarpıcı performansları ve senaryosuyla dikkat çekerken İran sinemasının son yıllardaki yükselişinin nedensiz olmadığını vurguluyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Konu ve içerik itibarı ile çok yeni bir şey söylemese de film, bir bütün olarak iyi bir iş çıkarmış yönetmen.
  • Doktor Kave’nin karıştığı kaza ve bundan dolayı duyduğu vicdan azabı noktasında inandırıcılık anlamında biraz sıkıntı barındırıyor film.
  • Hem atmosfer hem de savcı, doktor vb. karakterleri açısından “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmini de akıllara getiriyor.

Körfez

image

Filmin Künyesi:

KÖRFEZ | Yönetmen: Emre Yeksan / Senarist: Emre Yeksan , Ahmet Büke / Oyuncular: Ulaş Tuna Astepe (Selim), Ahmet Melih Yılmaz (Cihan), Serpil Gül (Nihal),  Müfit Kayacan (Bülent), Merve Dizdar (Pınar),  Cem Zeynel Kılıç (Necati) / Türkiye / 2017 / Renkli / 110´

Sinopsis:

30’lu yaşlarında, yeni boşanmış Selim, ailesinin yanına İzmir’e döner. Selim, eski hayatının izleriyle karşılaşırken, körfezde gerçekleşen bir kaza şehirdeki hayatı derinden sarsar. Selim, yıllar sonra geri döndüğü İzmir’de yeni bir dünyayı keşfe dalar.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı. Özellikle Ahmet Melih Yılmaz’ın karakter temsili iyi.
  • Kimi sahnelerde diyalog devam ederken, kamera  bizim olayın dışındaki pasif durumdaki karakteri/karakterleri izlememizi sağlıyor. Bu tercihi değişik ve başarılı buldum.
  • Filmin temel olarak tempo ve ritim anlamında sıkıntıları var.
  • Polis arabasında geçen sahne “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmini hatırlatıyor.
  • “Bir Zamanlar Körfez’de”
  • “Körfez’in Ardı”

Başsız Kadın

image

Filmin Künyesi:

BAŞSIZ KADIN | THE HEADLESS WOMAN | LA MUJER SIN CABEZA | Yönetmen: Lucrecia Martel / Senarist: Lucrecia Martel / Oyuncular: María Onetto (Verónica), Claudia Cantero (Josefina), Inés Efron (Candita), César Bordón (Marcos), Daniel Genoud (Juan Manuel), Guillermo Arengo (Marcelo), Mará Vaner (Tía Lala) / Arjantin / 2008 / Renkli / 87´

Sinopsis:

Arjantin’de şehirden uzakta bir otoyolda, oyun oynayan yoksul çocuklar ve sokak köpekleri dışında bir canlı görmek zor. Verónica ise bu yoldan arabasıyla geçtiğine emin, fakat çarptığı şeyin bir çocuk mu yoksa bir köpek mi olduğunu bilmiyor. Durup bakmak ve yardım etmek yerine yola devam etmeyi, röntgen çektirmek için hastaneye gitmeyi ve geceyi bir otelde geçirmeyi tercih ediyor. Şokta olduğunu söylüyor. Kendine geldiğinde olay mahaline dönmeye, gazeteleri kontrol etmeye karar veriyor; peki ya hastanedeki ve oteldeki kayıtları? Başsız Kadın, işleyip işlemediğine emin olmadığı bir suçun karanlığı altında ezilen, orta sınıftan, orta yaşlı bir kadının psikolojik buhranını anlatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi pek başarılı bulduğumu söyleyemem.
  • Aslında güzel bir hikayesi var filmin. Ancak senaryo ve yönetim için aynı şeyi söylemek zor.
  • Verónica da kendi üzerine düşeni yapıp saç rengini değiştirerek bir bakıma delil “karartıyor” denilebilir..
  • “Çocuk Pozu” (Yönetmen: Calin Peter Netzer) filminde de benzer bir hikaye yaşanıyor filmin başında. O filmde hikaye iyi bir şekilde senaryolaştırılmış ve yönetilmiş.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde hikaye bizi sık sık bozkırdaki bir çeşmenin başına getirir. Bu filmde de sık sık otoyoldaki bir kanalın yanında buluveririz kendimizi.
  • Alfred Hitchcock’un “Vertigo” filmi Türkçe “Ölüm Korkusu” olarak da isimlendirilir. “Başsız Kadın”filminde  Verónica karakterine genellikle Veró diye hitap edildiğini görürüz. Alternatif bir film ismi olarak “Verotigo” kullanırsak Türkçe olarak “Öldürmüş Olma Korkusu” diye isimlendirebiliriz.

Mezuniyet

image

Filmin Künyesi:

MEZUNİYET | GRADUATION | BACALAUREAT | Yönetmen: Cristian Mungiu / Senarist: Cristian Mungiu / Oyuncular: Adrian Titieni (Romeo), Maria Dragus (Eliza), Lia Bugnar (Magda), Malina Manovici (Sandra), Vlad Ivanov (Baş Müfettiş), Gelu Colceag (Sınav Komitesi Başkanı), Rares Andrici (Marius) / Romanya / 2016 / Renkli / 127´

Sinopsis:

Kızının yozlaşmış bir ülkeden kurtulabilmesi adına bir baba, kendisi de yozlaşır mı? Mezuniyet, Altın Palmiye’li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’le dünya çapında tanınan Romen yönetmen Cristian Mungiu’nun imzasını taşıyor. Filmde doktor baba, kızının İngiltere’deki bursunu kaybetmemesi için lise bitirme sınavlarında hile yapmaya karar veriyor. Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan bu etkileyici dram, ahlak ve yozlaşmayla ilgili tespitleriyle evrensel bir nitelik kazanıyor. Usta işi senaryosu, etkileyici performansları, aileden yola çıkıp toplumu gösterirken alttan alta işlediği paranoya hissi ve gerilimle Mezuniyet, yılın en çok takdir toplayan filmlerinden.

Not: Yukarıdaki paragraf Film Ekimi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Oyunculuklar, senaryo ve diyaloglar başarılı.
  • Filmin başındaki cama taş atılması olayı “Kış Uykusu” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmini hatırlatıyor.
  • Filmin ilerleyen sürecinde konu gereği işin içinde doktor, polis, savcı vb. karakterler olması “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmini hatırlatıyor.
  • “Nasıl Geçti Torpilsiz,
    O Güzelim Yıllarım”
  • Matei karakteri “Sivas” (Yönetmen: Kaan Müjdeci) filmindeki Aslan’a (Doğan İzci) benziyor.

Sivas

image

Filmin Künyesi:

SİVAS | Yönetmen: Kaan Müjdeci / Oyuncular: Doğan İzci (Aslan), Ozan Celik (Şahin), Çakır (Sivas), Muttalip Müjdeci (Muhtar) / Türkiye / 2014 / Renkli / 97´

Sinopsis:

11 yaşındaki Aslan’ın yaşadığı küçük köydeki tek gündeliği okula gitmek ve arkadaşlarıyla vakit geçirmekten ibarettir; en büyük derdiyse aynı sınıfta okuduğu Ayşe’ye olan aşkıdır. Bir gün yaşadıkları yerde bir hayli popüler olan köpek dövüşlerinden birine denk gelen Aslan, burada dövüşü kaybeden ve yaralanıp yere yığılan Sivas adında terk edilmiş kangal köpeğiyle karşılaşır. Bu karşılaşma o andan itibaren yaşayacağı hayatı etkileyecek en önemli dönüm noktalarından biri olur.

Artılar

  • Bir ilk film olarak oldukça başarılı.
  • Filmin görüntü yönetimini beğendim.
  • Senaryoyu genel anlamda beğendim.
  • Doğan İzci’nin oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Belki filmin geçtiği yerdeki hayatın doğasında da küfür fazlaca vardır ama filmde 7’den 70’e herkesin ilgili sahne gereği küfürlü konuşması beni biraz rahatsız etti.
  • Köpeğini çok seven Aslan’ın dövüşlere onu yem etmesi biraz garip geldi bana hele ki dam üstünde dağı taşı inleterek isyan ettiği o sahneden sonra.
  • Köy yerinde daha otoriter olmasını beklediğimiz “baba” figürünü Aslan’ın babası için söylemek biraz zor.
  • Oldukça fazla erkek egemen bir film ve doyurucu bir kadın karakter yok.
  • Öğretmenin köpek dövüştürülmesi ile ilgili Aslan’a ya da diğer çocuklara bir nasihatte bulunmamasını garipsedim.

Keşif

  • Finalde arabadan yükselen Neşet Ertaş’ın “Hata Benim” şarkısı aklıma “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) yine arabada geçen bir sahnede çalan Neşet Ertaş’ın “Allı Turnam” türküsünü getirdi.
  • Son sahnede türkü yavaş yavaş akarken kamera bizlere dövüşten yeni çıkmış Sivas’ın gözlerini gösteriyor.
  • Aslan’ın koşarak öğretmenin evine gittiği ve Prens’i oynamak istediğini söylediği sahne oldukça güzeldi. Bu sahnede kamera Aslan’ı bize avlunun arkasından  göz hizasında gösteriyor sanki bir cüce gibi.
  • Filmin sonuna doğru Muhtar’ın, insanların ve hayvanların doğadaki yerleri ile ilgili anlattıkları aklıma “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde arabada geçen bürokratik hiyerarşiyi getirdi.
  • Mavi branda üzerinde Aslan, Ayşe ve Sivas arasında geçen sahne güzeldi.
  • Bu filmde fark yaratıcı bir role sahip olan “Muhtar” karakteri bana “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki Muhtar’ı (Ercan Kesal) hatırlattı.

Öylesine

  • “Home Sivas Home”
  • “Aslan Sivas”
  • “Aslan Ayşe’yi Seviyor”
  • Aslan için Nil Karaibrahimgil’den geliyor: “Peri”. Sözleri biraz değiştirdim 🙂
    “O beni prens Sivas sanıyor
    Ne hata yapsam geri sarıyor
    Mitolojiden biri sanıyor
    Bendeki de boy o cüce görüyor”

Mucizeler

image

Filmin Künyesi:

MUCİZELER | THE WONDERS | LE MERAVIGLIE | Yönetmen: Alice Rohrwacher / Oyuncular: Maria Alexandra Lungu (Gelsomina), Sam Louwyck (Wolfgang), Alba Rohrwacher (Angelica), Sabine Timoteo (Cocò), Agnese Graziani (Marinella), Monica Bellucci (Milly Catena), Luis Huilca Logrono / İtalya / 2014 / Renkli / 110´

Sinopsis:

Bu yaz sona ererken Gelsomina, üç kız kardeşi ve geleneklere sıkı sıkıya bağlı, arıcılık yapan babası için hiçbir şey aynı kalmayacaktır artık. Çünkü bu yaz, aileyi bir arada tutan kurallar çatırdamaya başlayacaktır: Önce gençlik rehabilitasyon programına dahil olan genç bir Alman kasabaya gelir. Kasabanın diğer ziyaretçileri ise dev ödüller dağıtan bir televizyon yarışması ile muhteşem güzellikteki gizemli sunucusu Milly olur; üstelik herkes bu yarışmaya katılmak için can atmaktadır. Mucizeler, yönetmeni Rohrwacher’a göre “İtalya’nın doğal görünümünü, mahvını ve bir tur lunaparka dönüşmesini anlatıyor.”

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Yönetmenlik performansı başarılı.
  • Filmin görüntü yönetimi güzel.
  • Filmdeki tüm oyunculuklar iyi bir seviyede.
  • Filmin final sahnesi güzeldi.
  • Şiirsel bir film olmuş.
  • 2014 Cannes Büyük Ödül’ünü sonuna kadar hak eden bir yapım olmuş.

Eksiler

  • Köy Yaşamı Mucizeleri yarışmasının adadaki gösteri kısmı filmin genel havasını sanki biraz bozuyor gibi geldi bana.
  • Coco ve Adrian karakterlerinin ailedeki varlıkları tam olarak resmedilemiyor gibi geldi bana.

Keşif

  • Filmde köy hayatına ait sade ve doğal görüntüler bana “Medealar” (Yönetmen: Andrea Pallaoro) filmini hatırlattı.
  • Filmin başlangıç sekansı bana “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmini hatırlattı.
  • Bu filmde de “Medealar” filminde olduğu gibi o yazdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
  • Filme ismini de veren “mucize” temasını birçok noktada görmemiz mümkün.
    1. Köy Yaşamı Mucizeleri Yarışması
    2. Konuş(a)mayan Martin’in ıslığı
    3. Gelsomina’nın yüzünde dans eden arılar
    4. Monica Belluci 🙂
  • Bir bakıma babasının sahip olamadığı “erkek çocuğu” görevini üstlenen Gelsomina, Martin’in gelmesi ile bu rolün biraz elinden alınmasına içten içe bozuluyor diye gözlemledim.
  • Ailemiz gerçekten de “arı” gibi çalışıyor.
  • Bal damıtma makinesindeki kovanın değiştirilmesinin unutulması sonrasında odanın bal ile dolması güzel bir sahneydi. Bu bana “Gülen Gözler” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filminde tavan arasından evin içerisine dolan sabun tozu/köpüğü sahnesini hatırlattı.
  • Martin’i bir masal kahramanı olarak da hayal edebiliriz diye düşündüm: “Konuş(a)mayan Güzel”. Gelsomina konuşamayan Martin’i öpmeye çalıştığında büyü bozuluyor, masal sona eriyor.
  • Gelsomina ve kardeşi Marinella arasındaki çekişme filmde iyi bir şekilde işlenmiş/kullanılmış.
  • Mavi renk ayrı bir yakışıyor Gelsomina’ya.
  • Anne ve babanın evde olmadıkları bir gün Gelsomina ve kardeşleri yalnızdırlar (Coco da onlardan biri) ve belki de özgürdürler. Depoda bal ile uğraşırlarken Marinella teybin sesini sonuna kadar açarak özgürlüklerini bir şekilde ilan ederler. Çok hayatın içinden bulduğum bir sahneydi bu.

Öylesine

  • Bal dök izle 🙂
  • “Getir Götür Gelsomina”
  • “Islıklar ve Vızıltılar”

Balık

image

Filmin Künyesi:

BALIK | FISH | Yönetmen:  Derviş Zaim  / Oyuncular:  Bülent İnal (Kaya), Sanem Çelik (Filiz), Myroslava Kostyeva Akay (Deniz), Gizem Akman (Deniz’in Teyzesi), Melih Sezgin, Coşkun Tamer, Rıza Sönmez / Türkiye / 2013 / Renkli / 84´

Sinopsis:

Kaya, göl kıyısındaki bir köyde yaşayan bir balıkçıdır. Kaya’nın ve karısı Filiz’in küçük kızları Deniz konuşamamaktadır. Filiz kızını iyileştirmek için eskiden kalan alternatif bir yöntem denemeye karar verir. Şifalı olduğuna inanılan bir cins balığı kıza yedirirse kızının iyileşeceğini düşünmektedir. Ancak aradığı şifalı balık o civarlarda yoktur. Filiz bu şifalı balığı bulmak için başka bir göle gider. Sonunda aradığı ender balıktan sekiz tanesini yakalar. Kızına şifa bulsun diye yedirmeye başlar.
Kaya balıkların varlığını keşfedince bu balıklardan bir çiftlikte yetiştirip bu işten para kazanmayı düşünür. Ön araştırma yapılması için balıkların birkaç tanesini karısından gizli olarak şehirdeki su ürünleri fakültesine götürür. Fakültedekilerden balıkların nasıl çoğalacağını anlamak için yardım ister. Ancak balık çiftliğini kurmak için paraya gereksinimi vardır. Yasadışı şekilde kimyasal malzeme kullanarak balık avlamaya başlar.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı ve izlemeye değer bir film olmuş.
  • Filmin görsel estetiğini çok beğendim. Bu açıdan filmi yönetmenin “Cenneti Beklerken” ve “Nokta” filmlerine yakın buldum.
  • Oyunculuk anlamında Myroslava Kostyeva Akay ve Bülent İnal oldukça başarılıydı.
  • Kaya’nın kimyasalı göle dökerken doğanın verdiği tepkiyi yönetmenin gösteriş biçimi oldukça güzeldi.
  • Bursa şehrine ait enfes görüntüler filmin içerisine ustaca yerleştirilmiş.

Eksiler

  • Tamam, ailemiz balıkçılıkla geçiniyor ama her öğün de balık yenmez ki 🙁
  • Kaya’nın, Filiz’in bahsettiği balıklara birden ilgi duymaya başlamasını pek anlamlandıramadım açıkçası.
  • Kaya’nın zehirli balıklarının, Dumrul Dede ya da bir başkası tarafından pekala kolayca temin edilebileceği fikri oldukça kuvvetli bir ihtimal bence. Kaya’nın bunu düşünemiyor olması ya da önemsememesi senaryodaki bir açık gibi geldi bana.

Keşif

  • Bir Derviş Zaim filmi olduğu kendini hissettiriyor.
  • Ekranda Sanem Çelik’i görmeyi özlemişiz.
  • Kaya ve Filiz’in çocuklarının isminin Deniz olması oldukça manidar.
  • Filiz karakterindeki bilgelik ile kaçıklık arasındaki çizgide gezinme hali bana “Ulak” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmindeki Meryem-Rabia (Hümeyra Akbay) karakterini hatırlattı.
  • Zehirli Turna balığını yiyerek yaşama veda eden Filiz’in sahnesi oldukça iyiydi. Filiz’in balık yerken ayağının altında bir ileri bir geri yuvarladığı plastik topun Filiz’in fenalaşmasıyla göle doğru yuvarlanmasını bir metafor olarak yorumladım. Top bir bakıma auta çıkarak Filiz’in bu dünyadan ayrılışına, Kaya’nın cezaevine girmesine neden oluyor. Diğer yandan bu metafor bana aynı zamanda “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki yuvarlanan elma metaforunu hatırlattı.
  • Filmin sonunda Kaya balık avlanmasını engelleyen demirleri geç de olsa buz tutmuş gölün üstüne koyuyor. Bu sahne bana yönetmenin “Nokta” filminde Ahmet’in (Mehmet Ali Nuroğlu) Tuz Gölü’nün ortasındaki çaresizliğini hissettirdi.
  • Filiz’in zehirli balığı yedikten sonra yerde bir balık gibi çırpındığı sahnede kamera bize aynı zamanda akvaryumdaki Deniz’e emanet edilen balığı da gösteriyor. Çok iyi bir sahneydi bu.
  • Tabi ki yönetmen tercihidir ama sanki filmin finali Kaya’nın, eşi Filiz’in mezarı başına geldiği ve kızı Deniz’in konuşabildiğini öğrendiği sahne de olabilirdi.
  • Filmin senaryosunu Derviş Zaim’in izlediğim diğer filmlerine (Devir, Gölgeler ve Suretler, Nokta, Cenneti Beklerken) göre daha az başarılı buldum.
  • Filmde balıkların yanı sıra kuşlar da önemli bir rol üstleniyor.
  • Doğanın dengesini bozan Kaya ailesinin de düzenini bozmuş oluyor.

Öylesine

  • “Searching for Fisherman (Bir Balığın Peşinde)”
  • “Kaya topu tut”

Kış Uykusu

image

Filmin Künyesi:

KIŞ UYKUSU | WINTER SLEEP | Yönetmen:  Nuri Bilge Ceylan  / Oyuncular: Haluk Bilginer (Aydın), Melisa Sözen (Nihal), Demet Akbağ (Necla), Mehmet Ali Nuroğlu (Timur), Ayberk Pekcan (Hidayet), Serhat Mustafa Kılıç (Hamdi), Nejat İşler (İsmail), Tamer Levent (Süavi), Nadir Sarıbacak (Levent), Emirhan Doruktutan (İlyas), Ekrem İlhan (Ekrem), Rabia Özel (Fatma), Fatma Deniz Yıldız (Sevda)  / Türkiye / 2014 / Renkli / 196´

Sinopsis:

Aydın emekli bir tiyatrocudur; oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya’ya babasından yadigar kalan butik oteli işletmek için geri döner. Aydın o günden sonra başlayan kış uykusu bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla… Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın’ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder…

Artılar

  • Haluk Bilginer ve Demet Akbağ olağanüstü bir oyunculuk sergilemişler.
  • Filmin sakin ve dingin çekimleri gerçekten ustaca.
  • Filmin içerisine sinen klasik müzik dokunuşları çok yerinde kullanılmış.
  • Ayberk Pekcan oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Serhat Mustafa Kılıç’ın oyunculuğu başarılıydı.
  • Senaryo oldukça başarılı.
  • Melisa Sözen’deki duru oyunculuk oldukça başarılı.
  • Uzun süren ve genellikle de karanlık atmosferde geçen bir film olmasına rağmen tempo hiç düşmüyor ve izleyenlerin filmin içerisinde kalması ustalıkla sağlanıyor.

Eksiler

  • Necla’nın filmden birdenbire çıkmasını olumsuz buldum. Daha yumuşak bir çıkış olabilirdi sanki.
  • Hamdi Hoca ve ailesine yardım olarak teklif edilen parayı ateşe atan kardeşi İsmail’in tavrına Nihal’in aşırı derecede şaşırması bana biraz garip geldi.
  • Filmin finali bana biraz fazla iyimser ve romantik geldi.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Susarak eleştirmek konusundan uzmandır o”
  • Aydın ile Necla arasında o uzun süren geçmişle hesaplaşma sahnesi bana, “Güz Sonatı” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filminde Anne Charlotte (Ingrid Bergman) ile kızı Eva (Liv Ullmann) arasındaki benzer bir sahneyi hatırlattı. Demet Akbağ’ın gözlüklü hali de Liv Ullmann’ı andırmadı değil 🙂
  • Aydın karakterinde sanki biraz kendimi gördüm.
  • Karakterlerin isminde de ayrı bir ermişlik-bilgelik var sanki : Aydın, Hidayet, Hamdi. “Aydın, hamdederse belki hidayete ulaşır”
  • İsmail ve oğlu İlyas arasındaki ilişkide Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail arasındaki ilişkiye benzer bir şey sezinledim. Hz.İbrahim oğlu Hz.İsmail’i kurban etmek ister ve Hz. İsmail gözünü kırpmadan bunu kabul eder. Filmimizde de baba İsmail, Aydın Bey’in kırılan araba camı için oğluna bir tokat atarak onu kurban eder. Oğul İlyas ise hiç karşı çıkmaz babasının bu isteğine.
  • Hamdi ve yeğeni İlyas özür dilemek için Aydın Bey’in evine gelirler. Burada İlyas bayılır ve kamera aniden yılkı atlarına çok sert bir geçiş yapar.
  • Aydın, karşılaştığı/konuştuğu her kişiden mesleği ya da meziyeti ne olursa olsun hep kendisinin üstün olduğunu düşünüyor.
  • Aydın’ın, yerel gazeteye kendince “dünyayı kurtaracak” yazılarını kaleme alma isteğini sürekli dile getirmesi bana, “Çöpçüler Kralı” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki “Yazıcam bunu gazeteye” diyen apartman sakini emekli amcayı (Ertuğrul Bilda) hatırlattı.
  • Bir sahnede Aydın, arkadaşı Süavi ve eşi Nihal Aydın’ın çalışma odasında konuşmaktadırlar. Bu sahnede Süavi’nin konuştuğu sırada kameranın onu çektiği açıda ekranda bir de Nihal’in yansımasını görürüz.
  • Aydın’ın, gecenin bir vakti atın yanına gittiği sahne muhteşemdi. Bu sahne bana, “Yumurta” (Yönetmen: Semih Kaplanoğlu) filminde gecenin ıssızlığında köpeklerin yanında kalan Yusuf (Nejat İşler) karakterini anımsattı.
  • İlyas’ın, Aydın’ın arabasının camını kırması tüm o mükemmel gözüken “aydın yaşamın” yavaş yavaş karanlığa gömülmesine neden oluyor.
  • Aydın’ın odasında, yazmaya çalıştığı “Bir Ömür Tiyatro” kitabına arka plan olacak şekilde tiyatro ile ilgili eşyaların bulunmasını oldukça anlamlı buldum.
  • Nihal’in, odasında Aydın ile aralarında geçen tartışma sahnesi çok iyiydi. Odadaki sobanın içinde yanan tahta parçalarından gelen o sesler sanki karakterlerimizin içlerinden bir şeyler koptuğuna işaret ediyordu.
  • Gardaki sahnede bankta oturan adamın soğuk oluyor diye kenara yanaşmayarak Aydın ve Hidayet’in yan yana oturmasını engellemesi çok doğaldı.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde insan bedenine yapılan otopsi bu filmde insan ruhuna yapılıyor.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” bence bu filmin daha önünde.
  • Süavi’nin evinde beraber yemek yiyip daha sonra da sarhoş olup kafayı bulan Süavi, Aydın ve Levent karakterleri bana Kuzey Avrupa filmlerini anımsattı.
  • İsmail’in, Nihal’in verdiği paranın ederine ilişkin nedenleri ortaya dökmesi aslında tam da Aydın’ın istediği meşhur çizelge kullanılması isteğini karşılar gibiydi.
  • Aydın karakterinde “Yaban Çilekleri” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki Profesör Isak Borg (Victor Sjöström) ile “Aynanın İçinden” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki David (Gunnar Björnstrand) karakterlerinin bir karışımı vardı sanki.
  • Filmin açılış sekansındaki son sahnede karşımızda sırtı bize dönük pencerenin önünde duran Aydın yer almaktadır. Kamera yavaş yavaş arkadan Aydın’a yaklaşır ve en son noktada onun zihnine doğru girip bizi karanlığa boğar. Ve Kış Uykusu artık başlamıştır.
  • Bergmanvari bir film olmuş.
  • Filmin açılışında bir turist kafilesini Kapadokya’da Peri Bacalarını keşfederken görüyoruz. Bu sahne bana, “Muhteşem Güzellik” (Yönetmen: Paolo Sorrentino) filminin açılış sahnesinde turist kafilesinin Roma’yı keşfetme bölümünü hatırlattı.

Öylesine

  • “Bozkırın Aydını”
  • “Kış Sonatı”
  • “Kibre meyalim vallahi dertten”

Nebraska

image

Filmin Künyesi:

NEBRASKA | Yönetmen: Alexander Payne / Oyuncular: Bruce Dern, Will Forte, Stacy Keach, June Squibb / ABD / 2013 / Siyah-Beyaz / 121´

Sinopsis:
Alexander Payne’nin (Sideways, The Descendants), arkadaşı Bob Nelson’ın senaryosunu yazdığı yeni filmi, harika karakterlerle dolu bir melankolik komedi. Uzun  yıllardır çekilen en iyi siyah-beyaz filmlerden biri olan Nebraska, profesyonel oyuncularla, amator oyuncuları buluşturuyor ve çekildiği mekanların egzotik havasını ve ritmini yansıtıyor. Montana’da yaşayan Woody (Bruce Dern) isimli yaşlı bir alkolik kazandığını zannettiği piyango ödülünü almak için Nebraska’ya gitmek üzere defalarca evden kaçar. Woody’nin ilerleyen bunamasından sıkılan ailesi onu bir bakımevine yerleştirmek konusunu tartışır. Sonunda ona gerçeği anlatmaya çalışmaktan yorulan iki oğlundan biri, Dave (Will Forte) babasını arabasıyla götürmeyi teklif eder. Yolda Woody yaralanır. Baba-oğul, Woody’nin doğduğu ve geçmişiyle yüzleştiği küçük bir Nebraska kasabasında bir süre dinlenmek zorunda kalırlar.

Artılar

  • “Woody” rolünde Bruce Dern’in, “David” rolünde Will Forte’nin ve “Kate” rolünde June Squibb’in oyunculukları çok başarılı.
  • Müzik kullanımı oldukça başarılı.
  • Filmin senaryosu oldukça güçlü. Özellikle mizahi yönü ağır basan diyaloglar ustalıkla yazılmış.

Eksiler

  • Woody’nin Nebraska yolculuğuna çıktığı sırada bir otelde geçirdiği küçük kazanın ardından birdenbire eski kasabasında kalmaya ikna olmasını çok keskin bir geçiş olarak yorumladım.
  • Filmin sonlarına doğru Woody’nin yeni kamyoneti ile eski kasabasının içinden geçtiği ve biraz da hava attığı sahne klasik bir tercih olmuş.

Keşif

  • Woody karakteri biraz bana “Milyarder” (Yönetmen: Kartal Tibet) filmindeki Mesudiyeli Mesut (Şener Şen) karakterini hatırlattı. Gerçi “Milyarder” filminde piyango gerçekten Mesut’a çıkıyordu. Ama iki filmde de yakın çevrenin, eski dostların piyango çıkmış birine gösterdikleri tutumlar hemen hemen ortak gibiydi.
  • Siyah-Beyaz çekilen filmdeki bu renk zıtlığını tasarlanan karakterler (Woody-Kate, David-Ross, David/Ross – Bart/Cole) içerisinde de sanki görebiliyoruz. Bu bakımdan filmdeki renk tercihi bence olumlu olmuş.
  • Filmde birçok komik sahne var ama film sonrasında ilk aklımda kalanlar aşağıdakiler oldu:
                  Oğlu David ile Woody’nin düşürdüğü dişlerini tren raylarında aradığı sahne.
                  Kate’in mezarlıkta ölen kişiler hakkında geçmişten bilgileri/anıları anlattığı sahne.
                  David ve abisi Ross’un yanlış kompresörü çaldıkları sahne.
                  David ile kuzenleri Bart ve Cole arasında geçen yolculuk ne kadar sürdü sahnesi.
                  Woody ve kardeşlerinin hep birlikte TV izledikleri sahne.
                  Woody’nin başını alıp alıp kendini yollara attığı neredeyse her sahne 🙂
                  Woody ve David’in barda ilk defa birbirleri ile sohbet ettikleri sahne.
  • Woody belki gerçekte piyangoyu kazanamıyor ama geçmişine yaptığı yolculuk ile aslında hayatı kazanıyor belki de. Doğup büyüdüğü kasabada rastladığı her kişi onun geçmişinde karanlıkta kalmış bölgelerini birer birer aydınlatıyor.
  • Bu filmdeki ana karakterler arasındaki ilişki hiyerarşileri/baskınlıkları ile “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde ana karakterlerin hiyerarşik ilişki yapısı arasında bir benzerlik yakaladım. “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde bir cesedi arama hikayesi vardı. Bu filmde de çıkmamış olan piyangonun aranmasını bir nevi maddi anlamda ceset araması olarak okuyabiliriz. İki filmdeki ana karakterleri aşağıdaki gibi eşleştirmeye çalıştım.
                      Woody – Zanlı Kenan (Fırat Tanış)
                      Kate – Savcı Nusret (Taner Birsel)
                      Ross – Komiser Naci (Yılmaz Erdoğan)
                      David – Doktor Cemal (Muhammet Uzuner)

Öylesine

  • “Million Dollar Woody” | “Milyonluk Woody”.
  • “Bir Kamyonetin Peşinde” | “Bir Kompresörün Peşinde” | “Bir Piyangonun Peşinde”.
  • “Bir Zamanlar Nebraska’da”.