Tomurcuklar Açarken

image

Filmin Künyesi:

TOMURCUKLAR AÇARKEN | BLOSSOMS BLOOM | SAKURA SAKU | Yönetmen: Mitsutoshi Tanaka / Oyuncular: Naoto Ogata (Shunsuke Osaki), Kaho Minami (Akiko), Tatsuya Fuji (Shunsuke’nin Babası), Masato Yano, Karen Miyama  / Japonya / 2014 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Büyük bir şirkette çalışan Shunsuke, eşi, iki çocuğu ve babasıyla birlikte yaşamaktadır. Kendini fazlasıyla işine verdiğinden, farkında olmadan evle ilgili konular karısı Akiko’nun üzerine kalır. Oğlu Daisuke ve kızı Sakiko’nun da ne düşündüklerinin farkında değildir. Aile ilişkileri pek sıkı değilken, baba Shuntaro’ya demans teşhisi konur. Shunsuke bu gerçeği anlamak istemez ve ailesiyle duygu çatışması yaşar. Sonunda gerçekleri anlayan Shunsuke, önemli bir iş toplantısına katılmayarak babasının anılarının izini takip etmek üzere bir aile gezisine çıkma kararı alır. Shunsuke’nin bu davranışı karşısında şaşıran aile, ilkbaharın ilk günlerini geçirmek üzere Shuntaro’nun memleketine gittiğinde değişim başlar. Bu film, Masashi Sada tarafından yazılan aynı adlı kitaptan esinlenerek yapılmıştır.

Not: Yukarıdaki paragraf Akbank Sanat sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Film genel anlamda izlemeye değer.
  • Filmin çiçeklerle donatılmış sahnelerindeki görsel atmosfer başarılı.

Eksiler

  • Oyuncu seçimleri ve de oyunculuklar pek başarılı değil.
  • Filmde müzik kullanımında yer yer aşırıya kaçılmış.
  • Annenin/kız torunun büyükbabanın tuvalet ihtiyacını giderememesi sırasında hiçbir şey yapamayıp toplantıda olan babanın her şeyi bırakıp eve kadar gelmesi biraz abartılı oluvermiş.

Keşif

  • Aile, yaşlılara saygı, gelenek, ritüel, tapınak, çiçekler gibi temalar/öğeler ile bir Japonya filmi olduğu oldukça hissediliyor.
  • Filmin ilk yarısında görsel tonlar daha koyu ve kapalı iken ikinci yarıda aydınlık hakim. Tomurcuklar açıyor gerçekten de.
  • “Birini övebilmen için onun yaptığı işleri yakından takip etmen gerekir”, filmden bir replik.
  • Yönetmenin kadınlara biraz mesafeli ve ön yargılı yaklaştığını düşünüyorum.
  • Büyükbabanın ağzından dökülen tapınağın şifreli adresi ,“Cingöz Recai” (Yönetmen: Safa Önal) filmindeki gibi meşakkatli bir şekilde çözülüyor.
  • Tapınağın bulunması sonrasında aile bireylerinin orta noktaya doğru koşup sevinmeleri “Salak Milyoner” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filminde define yerinin bulunma sahneleri gibi şendi/saftı.

Öylesine

  • Bulunamadı

Rosemary’nin Bebeği

image

Filmin Künyesi:

ROSEMARY’NİN BEBEĞİ | ROSEMARY’S BABY | Yönetmen: Roman Polanski / Oyuncular: Mia Farrow (Rosemary Woodhouse), John Cassavete (Guy Woodhouse), Ruth Gordon (Minnie Castevet), Sidney Blackmer (Roman Castevet), Maurice Evans (Hutch) / ABD / 1968 / Renkli / 136´

Sinopsis:

Korkutucu ve kara mizah yüklü Rosemary’nin Bebeği, Roman Polanski’nin ilk Hollywood filmidir. Bu müthiş eğlenceli karabasan, Ira Levin’in çok satan kitabına sadık kalınarak uyarlanmış. Başroldeki ilham vericiMia Farrow, (Sidney Blackmer ve Oscar ödüllü Ruth Gordon tarafından canlandırılan) fazlasıyla cana yakın yaşlı komşuları ve kendine dönük kocasının (John Cassavetes) kendisi ve bebeğine karşı şeytani bir plan içerisinde olduğundan gittikçe daha fazla şüphelenen genç bir anne adayını oynuyor.

Artılar

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Mia Farrow çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Ruth Gordon ve Sidney Blackmer yine oldukça başarılıydılar.
  • Filmin jeneriği ve müzikleri de iyiydi.

Eksiler

  • Uzun bir süre ağrı çeken Rosemary’nin bu konuyu çok ağırdan alması pek tutarlı bir davranış gibi gelmedi bana.
  • Tarikatın kurban olarak Rosemary’yi seçme nedeni tam aktarılamıyor gibi geldi bana.

Keşif

  • Minnie’nin şifalı ot ve karışımlarla ilgilenmesi bana “Attila Marcel” (Yönetmen: Sylvain Chomet) filmindeki Madam Proust (Anne Le Ny) karakterini hatırlattı.
  • Romandan uyarlanan film güzel olduğuna göre kitap da başarılıdır diye tahmin ediyorum.
  • Sarı renk bir ayrı yakışıyor Rosemary’ye. Evin içerisinde de ağırlıkla sarı renk kullanılması bunu destekliyor.
  • Kameranın Rosemary’yi yakın plan çektiği sahnelerde Mia Farrow ayrı bir büyülüyor insanı.
  • Castevet’lere ilk davet edildikleri akşam Rosemary’nin mutfaktan salona doğru attığı bir bakış var ki harika.
  • Guy’u neredeyse hep iç mekan çekimlerde görüyoruz.
  • Kelime oyunlu şifre bulmaca oldukça güzel bir uygulamaydı. Bu durum bana “Cingöz Recai” (Yönetmen: Safa Önal) filminde Cingöz’ün (Ayhan Işık), Selma’nın (Sema Özcan) kendisine söylediği dörtlükteki şifreyi/esrarı bulma serüvenini anımsattı.
  • Son sahnede Rosemary’nin bebeği ile buluşma anı ve oradaki tereddüt “Selvi Boylum, Al Yazmalım” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmindeki meşhur “Sevgi neydi?” sahnesini çağrıştırdı kelimelerde biraz oynamakla beraber 🙂
    – Sevgi neydi? Cadılık mı annelik mi?
    – Sevgi annelikti.

Öylesine

  • “Cadı Mevsimi”

Zevk Uğruna

image

Filmin Künyesi:

ZEVK UĞRUNA | LE BON PLAISIR| LE BON PLAISIR | Yönetmen:  Francis Girod / Oyuncular:  Catherine Deneuve (Claire Després), Michel Serrault (İçişleri Bakanı), Jean-Louis Trintignant (Cumhurbaşkanı), Michel Auclair (Herbert), Hippolyte Girardot (Pierre) / Fransa / 1984 / Renkli / 108´

Sinopsis:

Günün birinde Fransız Cumhurbaşkanı’nın kulağına, eski bir metresinden gayrimeşru bir oğlu olduğu haberi gelir. Şanına leke sürülmesin diye her türlü kanıtı ortadan kaldırmaya karar veren Cumhurbaşkanı gizli servisi işin içine sokar. Lakin, geçmişinden ne kadar kaçmaya çalışsa da kriz gitgide büyür ve beyefendinin düşüşü hızlanır. İçinde kara komedi de barındıran bu göz alıcı siyasi gerilim filmi “hükümet üzre Fransız usulü bir deneme” olarak da tarif edilebilir.

Artılar

  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Claire rolünde Catherine Deneuve oldukça başarılı, güzel ve zarifti.
  • Cumhurbaşkanı rolünde Jean-Louis Trintignant oldukça iyiydi.
  • Filmdeki müzik kullanımını başarılı buldum. Filmin tonunu yumuşatan ve sakinleştirici etkisi olan bir müzikti.
  • Senaryoyu ve özellikle de diyalogları beğendim.

Eksiler

  • Pierre ile Herbert arasındaki dostluğu/ilişkiyi tam olarak adlandıramıyoruz.
  • Cumhurbaşkanı ile tartıştıktan sonra bir anda ortadan kaybolan eş ile ilgili belki bir bölüm daha olabilirdi.
  • Kimi özelliklerinden dolayı pek sevilmeyen biri olduğunu gördüğümüz Cumhurbaşkanının, filmde belirtildiği kadar aşırı derecede kötü biri olarak nitelenmesine ilişkin daha elle tutulur, somut örnekler verilse daha iyi olurdu.
  • Belki biraz zor kullanılarak da olsa Claire’in oğlu Mike ile babası Cumhurbaşkanını buluşturmasını yadırgadım.

Keşif

  • Gizli mektup olayının kahramanı Pierre’in Claire’ye yazdığı mektup dikkatimi çekti. Mektupta Pierre, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında çeşitli şekillerde onun karşısına çıkanın kendi olduğunu itiraf ediyor. Bu durum bana “Cingöz Recai” (Yönetmen: Safa Önal) filminde “Cingöz Recai” (Ayhan Işık) karakterinin düşmanlarına karşı oynadığı benzer bir oyunu hatırlattı. Düşmanı, Cingöz Recai’ye şöyle diyordu bir sahnede: “Trendeki adam, taksideki adam, evimdeki adam, simdi gene buradasın!”. Hatta “Cingöz Recai” filmi ile bu filmdeki karakterler arasında garip bir ilişki/benzerlik de kurdum aşağıdaki gibi.
    Selma (Sema Özcan) – Claire
    Cingöz Recai (Ayhan Işık) – Pierre
    Selim Nahit (Feridun Çölgeçen) – Cumhurbaşkanı
    Mehmet Rıza – İçişleri Bakanı
  • Cumhurbaşkanının bel ağrısından dolayı kendisini karşılayan çocuğu eğilip öpemediği sahne güzeldi.
  • Claire’in filmdeki iki sahnede kırmızı renkli elbise giymesini anlamlı buldum. İlki, mektup olayından 10 yıl sonra eski sevgilisi Cumhurbaşkanı ile ilk defa karşılaştıkları sahneydi. İkincisi ise Cumhurbaşkanı ile vedalaştığı, son kez görüştüğü sahne.
  • Claire’in eski sevgilisi Cumhurbaşkanını evinde ağırladığı sırada konuşmaları kaydettiğini anladığımız sahne beklenmedikti.
  • Cumhurbaşkanının devlet malı diyerek karısının parçalamasına izin vermediği değerli vazoyu daha sonra kendisinin parçaladığı sahne iyiydi.
  • Cumhurbaşkanı konutunda kaybolan kedi için yapılan kısa süreli seferberlik hoş bir sahneydi.
  • Mike ileride olur da Cumhurbaşkanının babası olduğunu öğrenirse ikili arasında, “Benim Babam, Benim Oğlum” (Yönetmen: Hirokazu Koreeda) filmindeki mühendis baba ile doğum sırasında karışmış çocuğu arasındaki gibi bir ilişki olabilir.
  • Claire ile İçişleri bakanının evdeki ilk karşılaşmaları sırasındaki sahneler oldukça güzeldi.

Öylesine

  • “Cumhurbaşkanı Öteki Fransa’da”
  • “Bir Mektubun 10 Yıl Hatırı Vardır”
  • Oldukça renkli ve cıvıl cıvıl giyinen Claire’in, biricik oğlunu göremeye giderken giydiği kıyafet hiç olmamış 🙁