Halime’nin Yolu

image

Filmin Künyesi:

HALİME’NİN YOLU | HALIMA’S PATH | HALIMIN PUT | Yönetmen: Arsen A. Ostojic / Oyuncular: Alma Prica (Halima), Olga Pakalovic (Safija), Mijo Jurisic (Slavomir), Izudin Bajrovic (Salko), Miraj Grbic (Mustafa) / Bosna-Hersek / 2013 / Renkli/ 93´

Sinopsis:

Halime’nin Yolu, Bosna Savaşı’nda ölen ve çok sayıdaki toplu mezarlardan birinde gömülü oğlunun kemiklerini teşhis etmeye çalışan, fakat bunu başaramayan iyi kalpli Halime’nin trajik fakat ilham verici hikayesini anlatıyor. Halime, DNA analizi için kan vermeyi reddederek oğlunu aslında gizlice evlatlık edindiği ve biyolojik oğlu olmadığı gerçeğini saklar. Oğlunun bulmanın tek yolunun, onun 20 yılı aşkın bir süredir kendisinden haber alınmayan biyolojik annesini bulmaktan geçtiğini fark eder. Öte yandan, onu bulduktan hemen sonra, trajik bir dizi olay kontrolsüzce ortaya çıkar ve beklenmedik sonuçlar doğurur.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Müzik kullanımı filme pek güzel katkı yapmış.
  • Senaryo ve hikayenin kurgulanışı başarılı.
  • Yönetmenin şimdiki zamandaki sahnelerin içerisine geçmişi eklemlemesini beğendim.

Eksiler

  • Safija’nın önce evden kovulması sonra ise geri kabul edilmesi arasındaki geçiş iyi aktarılamamış.

Keşif

  • Slavomir ve bilmeden hayatını değiştirdiği oğlu ile aralarında geçen olay oldukça acıydı.
  • Filmdeki hikaye 1977 yılında başlıyor. O yıldan bu yıla toplumda kadın olmanın zorluğu hala sürüyor.
  • Alma Prica’nın oyunculuk gücünde bir Hülya Koçyiğit performansı vardı.

Öylesine

  • Hatıralar Arasında”

Beyaz, Beyaz Leylekler

image

Filmin Künyesi:

BEYAZ, BEYAZ LEYLEKLER | WHITE, WHITE STORKS| BELYE, BELYE AISTY | Yönetmen: Ali Hamroyev / Oyuncular: Lyutfi Sarymsakova, Sairam Isayeva, Bolot Bejshenaliyev, Khikmat Latypov, Mokhammed Rafikov / SSCB, Özbekistan / 1966 / Siyah-Beyaz/ 82´

Sinopsis:

Hamroyev, uluslararası başarı kazanan bu ilk filminde bozkır manzarasına ressamsı bir yaklaşım getirerek alameti farikası sayılan alışılmışın dışında ve isyankar kadınların rolü temasını işliyor. Beyaz Leylekler adlı kırsal kasabada geçen hikaye, evlilik dışı ilişki gibi tabu bir konuya değiniyor. Sağlam iradeli, evli ve çocuksuz bir kadın olan Malika, vaktini açıkça başka bir adamla geçirmekte ve bu adamla şefkatli bir bağa sahip gözükmektedir. İlişkinin gelişiminden daha da etkileyici olan şey ise Homrayev’in, gelenekle tanımlı, girift aile ilişkilerine dair verdiği ayrıntılar ve aralarında at üstünde oynanan şiddetli ve hızlı oyun Buzkaşi’nin de olduğu gelenekleri tasvir ediş biçimidir.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda kayda değer bir film olmuş.
  • Filmin “leylek” ile kurduğu tematik ilişkiyi başarılı buldum.
  • Senaryo oldukça samimi bir dille kaleme alınmış.

Eksiler

  • “Malika’nın kocası” karakteri tam bir yere oturtulamamış.
  • Köy hayatına dair özellikle “iş yapma” ya da “geçim kaynağı” gibi noktalarda yeterince bilgi verilmiyor.

Keşif

  • Leyleklerin akşam yemeğine gelip örtüye gagalarını uzatmaları ne de güzeldi.
  • At ile oynanan oyun ve düğün sahneleri ile Özbek kültürüne dair motifler aktarıldı.
  • Filmden bir replik: “Leylekler gece giderler. Yollarını yıldızlarla bulurlar.”
  • Leylekler atfedildiği gibi bebekleri değil de onların dünyaya gelmesine vesile olacak anne ve baba adaylarını mı bir araya getiriyor ya da buluşturuyor acaba : )
  • Kadınların ikinci planda kalmasına dair vurgulamalar iyi yapılmış.
  • Filmin müziklerinde Metin Erksan filmlerindeki müzik kullanım havası vardı.

Öylesine

  • “Postacının Beyaz Leylekleri”

Sevgili Rosa

image

Filmin Künyesi:

SEVGİLİ ROSA | ROSA LUXEMBOURG | Yönetmen: Margarethe von Trotta / Oyuncular: Barbara Sukowa (Rosa Luxemburg), Daniel Olbrychski (Leo Jogiches), Otto Sander (Karl Liebknecht) / Almanya / 1986 / Renkli / 122´

Sinopsis:

Rosa Luxemburg’un politik kimliği kadar özlemleri, aşkları ve düşleriyle bir kadın olarak portresi… Seven, kıskanan, çocuk isteyen, dans eden, günbatımına karşı şarap içmekten hoşlanan, hapishane avlusunu çorak bir köşesine ektiği çiçeklerle bahçeye çeviren bir kadın… Devrimin olunacak ve yaşanacak bir pratik olduğunun farkında bir devrimci… Kişiliğinden, cinselliğinden, yaşamından ödün vermeyen bir kadın. Tutkusu ve cesaretiyle, daima Sevgili Rosa…

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda izlenmeyi hak eden bir film.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Hikayenin geçtiği dönemi yansıtması açısından kostüm tasarımı yerinde olmuş.

Eksiler

  • Filmin tarihsel olarak bölümlendirmeleri biraz fazlaydı.

Keşif

  • Akılda kalan güzel sahnelerden: Filmin giriş bölümü Rosa’ya siyah bir kuşun eşlik/arkadaşlık ettiği anlar.
  • Rosa’nın küçüklük halleri de pek bir bilmiş : )
  • Filmin bir sahnesinde Rosa’nın hediye olarak Lev Tolstoy’un “Anna Karenina” kitabını seçmesi anlamlıydı.
  • Film boyunca Rosa giydiği tüm beyaz renkli aydınlık elbiselere rağmen filmin sonunda kendisini karanlıklar içinde buluyor.
  • Rosa her ne kadar lider kişiliği ile davası uğruna meşgul bir kadın olsa da hep bir çocuk tarafı da var.
  • Bir kadın figürün böylesine bir oluşum ve eylemin içinde olması “Gölgede Dans” (Yönetmen: James Marsh) filmini hatırlattı.

Öylesine

  • Rosamary’nin Bebeği”

Kız Kardeşler Ya Da Mutluluğun Dengesi

image

Filmin Künyesi:

KIZ KARDEŞLER YA DA MUTLULUĞUN DENGESİ | SISTERS, OR THE BALANCE OF HAPPINESS | SCHWESTERN ODER DIE BALANCE DES GLUCKS | Yönetmen: Margarethe von Trotta / Oyuncular: Jutta Lampe (Maria Sundermann), Gudrun Gabriel (Anna Sundermann), Jessica Fruh (Miriam Grau) / Almanya / 1979 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Maria ve Anna kız kardeşler birlikte yaşarlar. Yönetici sekreterliği yapan Maria, Anna’yı eğitimini bitirip çalışmaya başlaması için cesaretlendirir. Üniversiteyi bırakmayı düşünen Anna ise ilaç üstüne ilaç alır ve bir yandan da günlük tutar. Maria’nın patronunun oğlu Maurice ile yeni başlayan ilişkisi Anna’nın sert müdahalesiyle biter. Maria’nın Anna ve geçmişiyle ilişkisi diğer ilişkilerine de dolanmaya devam edecek midir?

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • İzlemeye değer bir film olmuş.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Müzik kullanımı başarılı.

Eksiler

  • Sekreter adayının Maria ile kurduğu ilişki ve patronun oğluna yakın olmaya çalışma bölümleri tam bir bütünlük sağlayamıyor.

Keşif

  • Maria kardeşi Anna’nın ölümünden sonra iş yerindeki sekreter adayını onun yerine koymaya ve hatta onu yönetmeye çalışıyor.
  • Maria ve Anna’nın karakteristik özellikleri giyimlerine de yansıyor. Maria daha resmi giyinirken; Anna daha spor. Hatta iş yerindeki sekreter adayının giyimi de Anna gibi.
  • Maria karakterinde bir Liv Ullmann havası vardı sanki.
  • Filmin kadın karakterlerinde yönetmen Ingmar Bergman filmlerindeki kadınların havası vardı.
  • Kahverengi renk kullanımı filmin geçmişle olan ilişkisine oldukça katkı sağlıyor.
  • Filmin dış mekan çekimlerindeki melankolik hava “Teyzem” (Yönetmen: Halit Refiğ) filmini anımsatıyor.
  • Anna karakterini “Çile” (Yönetmen: Dietrich Brüggemann) filmindeki Maria (Lea Van Acken) karakterine “adanmışlık” teması üzerinden yakın buldum. Maria kendini dinine adarken; Anna kendini ablasına adıyor. Sonrasında iki karakter de çektikleri çileye dayanamayıp intihar yolunu seçiyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Anayurt Oteli

image

Filmin Künyesi:

ANAYURT OTELİ | Yönetmen: Ömer Kavur / Oyuncular: Macit Koper (Zebercet), Şahika Tekand (Esrarengiz Kadın), Orhan Çağman (Emekli Subay Mahmut), Serra Yılmaz (Zeynep) / Türkiye / 1985 / Renkli / 94´

Sinopsis:

Yusuf Atılgan’ın romanının son derece yaratıcı bir uyarlaması olan bu büyülü gerçekçilik filmi, yalnızlık ve kişinin iç dünyası üzerine iz bırakan bir psikolojik öykü anlatıyor. Anadolu taşrasında küçük bir otel işleten Zebercet’i günün birinde bir kadın ziyaret eder. Geçirdikleri bir günün ardından kadın tekrar geleceğini söyler ve Zebercet bekleyişe geçer. İletişim sorunları ve içe kapanıklığıyla da beraber bu bekleyiş, onu büyük bir yalnızlığa ve cinnete doğru sürükleyecektir. Baskıların olduğu bir toplumda yer edinememenin melankolik anlatısı olan bu sosyo-psikolojik film, hem bir “auteur” filmidir hem de 1980 darbesiyle karakter sinemasına yönelen Türk sinemasının öncülerinden kabul edilir.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern’in sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmde bir Macit Koper resitali izliyoruz.
  • Oldukça başarılı bir film olmuş.
  • Görsel atmosfer ve ışık kullanımı başarılı.
  • Film müzikleri de genel anlamda iyiydi.

Eksiler

  • Gizemli kadının otel odasında kalan havlusunu almaya Bey’in adamlarının gelme sahnesi, hikayeyeye eklemlenme açısından biraz eksik kalmış.

Keşif

  • Hepimiz biraz Zebercet gibi değil miyiz şu hayatta. Yıllardır beklediğimiz bir şey bir tansık gibi giriverir hayatımıza ve sonrasında beklemeye geçeriz.
  • Zebercet’in film boyunca üzerindeki giysileri çok uyumlu bir şekilde devamlılık sağlamış.
  • Otelin yakınındaki esnafın, Zebercet’e gelip hal hatır sorması, durum sorgulaması yapması ilginç bir kullanım olmuş.
  • Asılma konusu ve bununla ilgili Zebercet’in takıntısı “Daire” (Yönetmen: Atıl İnaç) filmini aklıma getiriverdi.
  • Nasıl filmdeki gün bölümlemeleri peşi sıra yapılmadıysa Zebercet de 100’den geriye doğru sayarken arada bazı sayıları atlıyor.
  • Zebercet’de biraz ergenliği yaşayamamış, anne eksikliğini hisseden bir hal var. Belki de o nedenle o gizemli kadında annesini buluverdi, o ümitle yaşadı.
  • Otel ne kadar hareketli günler geçiriyorsa Zebercet bir o kadar olumsuz etkileniyor bundan. Kendi başına kalmak istiyor ve ortamı yavaş yavaş hazırlıyor.
  • Zebercet’in yalandan söylediği 6 numaralı odada da aynı havlunun çıkması efsunlu bir sahneydi.

Öylesine

  • “Gizemli Kadın”
  • “Eksik Resim”

Sils Maria

image

Filmin Künyesi:

SILS MARIA | CLOUDS OF SILS MARIA | Yönetmen: Olivier Assayas / Oyuncular: Juliette Binoche (Maria Enders), Kristen Stewart (Valentine), Chloe Grace Moretz (Jo-Ann Ellis), Lars Eidinger (Klaus Diesterweg)  / Fransa / 2014 / Renkli / 124´

Sinopsis:

Assayas’nin, Juliette Binoche’un derin ve karmaşık bir karakter yazma meydan okumasına cevap olarak yazdığı filmde, oyuncu Maria Enders’in (Juliette Binoche) hikayesi anlatılıyor. Uluslararası kariyerinin doruğundayken Maria Enders’e kendisini yirmi yıl önce meşhur eden oyunun yeniden gösteriminde oynaması teklif edilir. Ancak bu sefer, daha yaşlı bir karakter olan Helen’ı oynayacaktır. Sigrid (Chloe Grace Moretz) rolünü ise, skandal çıkarmaya eğilimli genç bir yıldız adayı oynayacaktır. Maria kendisini aynanın öbür tarafında, aslında kendisinin rahatsız eden bir yansıması olan çekiciliği de muğlak bir kadınla karşı karşıya bulur.

Artılar

  • Juliette Binoche yine döktüren bir oyunculuk performansı sergilemiş.
  • Genel anlamda filmi başarılı buldum.
  • İsviçre, Alpler, Sils Maria ve Maloja Yılanı harika bir görsel doku armağan ediyor izleyiciye.

Eksiler

  • Valentine’nin bir anda Maria’nın hayatından çıkışını çok keskin buldum.
  • Valentine’nin bir eğlence dönüşü Rock müzik arka planı eşliğinde perişan olduğu sahne ne kadar gerekliydi diye düşündüm.
  • Jo-Ann’in erkek arkadaşı olarak filme dahil olan karakterin filme pek katkı getirmediğini düşünüyorum.

Keşif

  • Filmin diyalogları çok komedi içermese de Juliette Binoche sayesinde bayağı güldüm. Allah razı olsun 🙂
  • Eşsiz doğanın koynunda Maria ve Valentine’nin hem gezip hem de okuma provaları yaptığı sahneler çok güzeldi.
  • Maria ve asistanı Valentine belki de “Maloja Yılanı” oyunundaki Helen ve Sigrid karakterlerine bürünüverdiler gerçek hayatta. İkili arasındaki iş ilişkisi ve okuma provaları sırasında birbirlerini keşfetmeleri de bu duruma katkı sağladı sanki.
  • Filmdeki kimi karakterler bir an hafızamda “Yıldız Haritası” (Yönetmen: David Cronenberg) filmini çağrıştırdı. İki filmdeki karakterler arasında şöyle bir benzerlik kuruverdim.
    Maria ~ Havana
    Valentine ~ Agatha
    Jo-Ann ~ Benjie
  • Maria ve Valentine, Jo-Ann ile buluştukları yemekte kafaları iyice dağıtırlar. Sonra da sarhoş halde araba ile dönmek isterler. Valentine arabayı başka bir araca çarpar. Maria da durur mu yapıştırmış cevabı: Go! Go! Go! 🙂
  • Maria’nın, oyunda Helena’yı canlandırdığı sahnede giydiği kıyafet ve yüzü “Victor Victoria” (Yönetmen: Blake Edwards) filminde oynayan Julie Andrews’i hatırlattı bana.
  • Maria ve Valentine’nin kırda sere serpe uzandıkları sahne güzeldi.

Öylesine

  • “Tirat Atan Kadınlar”
  • “Maloja Yılanı’nı Gördüm”
  • “Sigrid idi Helena idi. Sigrid idi Helena idi. Sigrid idi Helena idi…” 🙂
  • Maria için asistanı Valentine’den bir istek türkü gelsin:
    “Google Google diye nicesini aradım
    Benim sadık yarim asistanımdır”