Kelebekler

image

Filmin Künyesi:

KELEBEKLER | Yönetmen: Tolga Karaçelik / Senarist: Tolga Karaçelik / Oyuncular: Tolga Tekin (Cemal), Bartu Küçükçağlayan (Kenan), Tuğçe Altuğ (Suzan), Serkan Keskin (Muhtar), Hakan Karsak (İmam), Ercan Kesal (Çoban) / Türkiye / 2018 / Renkli / 117´

Sinopsis:

Üç kardeşin yolları yıllar önce ayrılmıştır. Aradan geçen 30 yılın ardından babaları çocuklarını bir araya getirmek ister ve onları Hasanlar Köyü’ndeki evlerine geri çağırır. Kardeşlerden en büyüğü Cemal, onları alır ve nedenini bilmedikleri bir yolculuğa çıkar. Üç kardeş köye gittiklerinde ise babalarının öldüğünü öğrenirler. Babaları, köyün acayipliklerinden biri olan kelebeklerin gelişinde gömülmeyi vasiyet etmiştir. Birbirlerini çok az tanıyan kardeşler köyde kaldıkları süre boyunca yaşadıkları olaylarla kendilerini, birbirlerini ve babalarının kim olduğunu anlamaya çalışır.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Güzel bir çalışma olmuş.
  • Önceki iki filmi (“Gişe Memuru”, “Sarmaşık”) ile karşılaştırıldığında benim en çok beğendiğim film bu oldu.
  • Senaryodaki absürt mizahı oldukça başarılı buldum. Mizahı elden bırakmadan dramatik açıdan da işlevini yerine getirmiş film.
  • Tüm oyuncu ekibi başarılı. Yan rollerde Muhtar ve İmam karakterleri de iyi iş çıkarmışlar.
  • Filmdeki müzik kullanımını ve tercihini başarılı buldum.
  • Üç kardeşin babaları, anneleri ve geçmişleri ile ilgili belki biraz daha fazla ayrıntı olabilirdi.
  • Filmin içerisinde “Afar” tabelasını ve Serkan Ercan’ı görmek güzeldi. Yönetmenin “Gişe Memuru” filmine bir selamı oldu.
  • Yönetmen Emin Alper’i de kısa da olsa bir rolde görmüş olmak güzel.
  • “Sarmaşık” filminde salyangozlar metaforunu kullanan yönetmen bu filminde de kelebekleri kullanmış.
  • “Beş Yüz Liracık Borç Verir Misin?”
  • “Baba Beni Uzaya Gönder”

Bahçe

image

Filmin Künyesi:

BAHÇE | THE GARDEN | ZAHRADA | Yönetmen: Martin Šulík / Senarist: Otec, Ondrej Sulaj, Martin Šulík / Oyuncular: Roman Luknár (Jakub), Zuzana Sulajová (Helena), Jana Svandová (Tereza), Marián Labuda (Otec) / Slovakya / 1995 / Renkli / 99´

Sinopsis:

Genç Jakub hayatından memnun değil; işi onu tatmin etmiyor, evli bir kadınla olan ilişkisini de yürütemiyor, hiç geçinemediği babasıyla da bir apartman dairesi paylaşmak zorunda. Kendisini çevreleyen boz gerçeklikte kaçmak için Jakup kısa bir süreliğine büyükbabasının köydeki eski evine taşınmaya karar veriyor. Buradayken büyükbabasının günlüğünü buluyor, bu da yalın ve unutulmuş bir dünyanın büyüsünü keşfetmesini sağlıyor: erik likörü yapmayı, ekmek pişirmeyi, büyük bahçenin çimlerini biçmeyi öğreniyor; gizemli üç adam onu ziyaret ediyor, bilinmezliklerle dolu ve son derece ilginç bir kız olan Helen’la tanışıyor. Kısa tatili gittikçe uzuyor ve Jakup daha farkına bile varamadan hayatı köklü bir değişime uğruyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Enteresan bir film olmuş.
  • Filmde ara ara kullanılan müziği beğendim.
  • Luis Bunuel’in gerçeküstücülüğü ile Ingmar Bergman’ın ruhüstücülüğü birleşimi bir film olmuş.
  • Film bir ağaçtan kopup düşen bir dal ile başlıyor. Jakub’un hayatı da bu dal gibi bir “kopukluk” içinde. Babası ile olan ilişkisi, evli Tereza ile olan şehvet macerası, okuldaki öğretmenlik işi vb. Büyükbabanın köydeki evinde bile ilk başlarda Jakub’un el/adım attığı her yerde bir sıkıntı oluşuyor.
  • Büyükbabanın ters şekilde yazılmış günlüğü fikrini oldukça iyi buldum. Jakub yazılanları bir ayna yardımı ile okuyabiliyor. Bu ayna onun kendi iç dünyasını keşfetmesini sağlıyor bir bakıma.
  • Jakub’un babası filme oldukça renk katmış.
  • Jakub’un hayatındaki iki kadının (Tereza ve Helena) temsil ettiği karakterler “Arzunun Şu Karanlık Nesnesi” (Yönetmen: Luis Bunuel) filmindeki iki farklı Conchita (Carole Bouquet, Ángela Molina) karakterini anımsatıyor.
  • “Arzunun Şu Karanlık Bahçesi”

Newton

image

Filmin Künyesi:

NEWTON | NEWTON | NEWTON | Yönetmen: Amit V. Masurkar / Senarist: Mayank Tewari, Amit V. Masurkar / Oyuncular: Rajkummar Rao (Newton Kumar), Anjali Patil (Malko), Pankaj Tripathi (Aatma Singh), Raghubir Yadav (Loknath) / Hindistan / 2017 / Renkli / 106´

Sinopsis:

Dünya prömiyerini Şubat ayında Berlin Film Festivali’nde Forum bölümünde yapan ve burada ödül kazanan Newton, Hindistan’da seçim zamanı tarafsızlığını ve adaleti korumaya çalışan idealist bir memurun hikâyesini mizahi bir bakış açısıyla anlatıyor. Gönüllü seçim memuru Newton, sık ormanlarla kaplı Chhattisgarh eyaletinde, bir köydeki sandığa gözlemci olarak atanır. Ancak, helikopterle ulaşılan bu köyde seçmenlerden bürokratlara, Maocu teröristlerden güvenlik görevlilerine önüne birçok engel çıkacaktır. Newton demokrasi ve idealler hakkında sivri bir kara komedi.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Hindistan usulü “İtirazım Var” (Yönetmen: Onur Ünlü) filmi gibi olmuş.
  • Filmden bir replik: “Newton’san Newton’luğunu bil, Einstein’lik taslama”
  • Filmin mizahi dilindeki hiciv, taşlama üslubu Onur Ünlü’yü çağrıştırıyor.
  • Newton’un dürüstlüğünde “Dolap Beygiri” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmindeki Memur Ali (İlyas Salman) havası var.

Ana Yurdu

image

Filmin Künyesi:

ANA YURDU | Yönetmen: Senem Tüzen / Senarist: Senem Tüzen / Oyuncular: Esra Bezen Bilgin (Nesrin), Nihal Koldaş (Halise), Fatma Kısa (Emine), Semih Aydın (Halil), Habibe Doygun (Habibe Abla) / Türkiye / 2015 / Renkli / 96´

Sinopsis:

“Ana Yurdu”, annesine duyduğu sevgi ve nefret hisleriyle arafta kalmış bir kadının kendinden ödün vermeyen portresidir. Nesrin, romanını bitirmek ve yazar olma hayallerini gerçekleştirmek için, kısa süre önce ölen anneannesinin İç Anadolu’daki boş köy evine taşınır. Ama gün be gün muhafazakarlaşan annesi Halise’nin beklenmedik ziyareti ve tüm ısrarlarına rağmen dönmeyi reddetmesiyle birlikte Nesrin’in yazma denemeleri ve köy hayatına dair kurduğu hayaller suya düşer. Bu iki kadın, birbirlerinin iç dünyalarındaki en kuytu köşelerle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel olarak beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Filmin finali daha farklı ve iyi olabilirdi.
  • Oto tamircisinde geçen sahneler daha detaylı olabilirdi.

Keşif

  • Bir sahnede gaz lambası/fener ile anne Halise’nin yüzünün aydınlatılması “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki gaz lambalı benzer sahneyi çağrıştırıyor.
  • Filmin atmosferindeki karanlık ve tekinsizlik bana, baş rollerden birinde yine Esra Bezen Bilgin’in oynadığı “Kusursuzlar” (Yönetmen: Ramin Matin) filmini anımsattı.
  • Bu filmde baba figürünün varlığı bir köksüzlük yaratırken; “Köksüz” (Yönetmen: Deniz Akçay) filminde baba figürünün yokluğu mevzu bahisti.
  • Esra Bezen Bilgin’in oyunculuk yeteneğinde ve performansında yeni dönemin Müjde Ar’ını görür gibi oluyoruz.

Öylesine

  • “Niğde in Niğde”
  • “Şalvar Romanı” 
  • “Dua Krizinin Eşiğindeki Kadınlar”
  • “Ana Uykusu”

Nabat

image

Filmin Künyesi:

NABAT | Yönetmen: Elchin Musaoglu / Oyuncular: Fatemeh Motamed Arya (Nabat), Vidadi Aliyev (Iskender), Sabir Mamadov, Farhad Israfilov (Davud) / Azerbaycan / 2014 / Renkli/ 105´

Sinopsis:

Nabat ve hasta ve eski bir orman işçisi olan kocası İskender, köyden uzakta küçük ve izole bir evde yaşamaktadırlar. Bir süredir savaş ortamı hüküm sürmektedir ve oğulları cephede hayatını kaybetmiştir. Tek gelirleri ise sahip oldukları tek inekten sağıp sattıkları süttür. İskender’in ölümünden sonra terk edilmiş bir köyde tek başına kalan Nabat, bir dişi kurdun altında hayatta kalmaya çalışır…

Not: Yukarıdaki paragraf Boğaziçi Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel olarak beğendim.
  • Filmin hem genel hem de görüntü yönetimi başarılı.
  • Filmin sade diyalogları ve müzikleri güzeldi.

Eksiler

  • Tüm köyün tahliye edilmesi sırasında Nabat’ın unutulmuş olma ihtimali biraz zayıf duruyor.
  • Birden fazla noktada final var gibi.

Keşif

  • Nabat’ın banyo yaptığı sahnede gölgesinin evin duvarındaki boş çerçeveye yerleşmesi güzel bir andı.
  • Nabat’ın ineğinin süt vermeyi keserek kovayı devirdiği an İskender’in ölüm zamanına denk geliyor.
  • Nabat’ın ineğini aramaya çıktığı ve sisler içinde kadrajda kaybolduğu sahne güzeldi.
  • Nabat’ın kağnısı ile sabaha karşı eşini gömmekten döndüğü sahne “Caniler Avcısı” (Yönetmen: Charles Laughton) filmindeki gece at arabası ile geçilen sahneyi anımsattı.

Öylesine

  • Bulunamadı.

İnatçılar

image

Filmin Künyesi:

İNATÇILAR | RAMS | HRÚTAR | Yönetmen: Grímur Hakonarson / Oyuncular: Sigurdur Sigurjonsson (Gummi), Theodór Júlíusson (Kiddi), Charlotte Böving (Katrin), Gunnar Jónsson (Grímur), Porleifur Einarsson (Sindri), Sveinn Ólafur Gunnarsson (Bjarni), Jón Benónýsson (Runólfur) / İzlanda / 2015 / Renkli/ 92´

Sinopsis:

Gözlerden uzakta bir vadide iki kavgalı kardeş, Gummi ve Kiddi, yan yana çiftliklerde, nesillerdir ödüllü koyunlar yetiştirirler. Arazileri ortak, yaşantıları neredeyse aynı olmasına rağmen iki kardeş birbiriyle neredeyse 40 yıldır hiç konuşmamıştır. Kiddi’nin koyunları bulaşıcı bir hastalık yüzünden telef olmaya başlayınca, yetkililer mezradaki tüm hayvanları itlaf kararı alır. Elbette Gummi ve Kiddi, bu kadar kolay pes etmeyecek, en yakınlarını, yani koyunlarını kurtarmak için işbirliği yapmayı bile göze alacaklardır. Amansız İzlanda’nın nefes kesen manzarası ve Kuzeyli mizahıyla İnatçılar, İzlanda’nın Oscar adayı oldu.

Not: Yukarıdaki paragraf Film Ekimi sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oyunculuklar dengeli olmuş.
  • Filmin müzikleri başarılı.

Eksiler

  • Vasatın altında bir film olmuş.
  • Filmde tempo sorunu var.
  • Gummi ve Kiddi arasındaki husumetin temel nedenleri yeterince aktarılamıyor.

Keşif

  • İnsanların koyunlarla kurdukları dostane ilişki güzeldi.
  • Köpeklerle sağlanan haberleşme, mesaj iletimi yöntemi eğlenceliydi.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Yılanların Öcü

image

Filmin Künyesi:

YILANLARIN ÖCÜ | REVENGE OF THE SNAKES | Yönetmen: Metin Erksan / Oyuncular: Fikret Hakan (Kara Bayram), Nurhan Nur (Hatçe), Aliye Rona (Irazca), Sadiye Arcıman (Fatma), Kadir Savun (Ak Ali), Erol Taş (Haceli), Ali Şen (Muhtar) / Türkiye / 1962 / Siyah-Beyaz / 106´

Sinopsis:

“Sosyal konuların filmi olmaz” diye söze başlasa da Metin Erksan sosyal konuları insanı merkeze alarak anlatır. Yılanların Öcü de sinemamızın yükseliş çağındaki sosyal gerçekçi başyapıtlarından biridir. Erksan filmin ana ekseninde toprak mülkiyetini ele alırken, kadın-erkek ve sosyal sınıf çelişkisinin de inceden inceye altını çizer.
Fakir Baykurt’un romanının ilk çıktığında sansürle boğuşan kaderini filmi de paylaşır ve hatta sinemamızda belki de ilk kez tüm aydın ve sanatçıların örgütlü bir sansür karşıtı dayanışmasına sebep olur. Daha sonra vizyona girdiğinde oynadığı salonlara saldırılar olur, muhafazakâr basında ciddi eleştiriler çıkar. Sadece anlatım konusu değil anlatım biçimi, dramatik ve plastik öğeleri kullanışı da çok önemlidir Erksan’ın. 60’lı yılların görece özgür ama sert toplumcu gerçekçi toprağında, hikâyesini bağırmadan çağırmadan ve hatta ince bir mizahla anlatır; filmdeki imam muhtar ve kaymakam, belirli sosyal katman ve sınıfların temsilcileri gibidir.

Erksan gününün sosyal gerçekliğini tam ana damarlarından ortaya koyar filmlerinde… Yılanların Öcü ile aynı yıllarda çektiği Acı Hayat’ta kira sorunundan, Gecelerin Ötesi’nde yoksul insanların çaresizliğinden dem vurur… Bu nedenle ünlü Fransız sinema tarihçisi-eleştirmen Georges Sadoul yazılarında, Erksan’ın bir filminden “sinemada sınıf çatışmasının en net göründüğü bir film” olarak bahseder.

Metin Erksan kendi coğrafyasının tüm girinti ve çıkıntılarını sosyal, siyasal, kültürel ve tarihsel anlamda içselleştirmiştir. Yılanların Öcü’nde de tüm bu özelliklerini bir arada görmek mümkündür. Yılanların Öcü, Altın Ayı’nın habercisi Susuz Yaz’ın hemen iki yıl öncesinde çekilmiş ve Kartaca Film Şenliği’nde En İyi Film Ödülü’yle onurlandırılmıştır. –Mehmet Eryılmaz

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Başarılı bir film olmuş.
  • Görüntü yönetimi oldukça iyidi.
  • Filmdeki müzik tercihi isabetliydi.

Eksiler

  • Fikret Hakanı rolüyle özdeşleştiremedim.
  • Irazca’nın sıkıntılarını Kaymakama açması, onun da emirler vererek olayları birdenbire çözüme kavuşturması bölümleri filmde çok hızlı verilmiş.

Keşif

  • Film içerisinde önce gerçek yılanlarla karşılaşıyoruz sonra da “yılanlaşan” insanlarla.
  • Hem Haceli hem de Irazca “yılan” gibi sinsice planlar yaparak birbirlerinin işlerini bozmaktalar.
  • Köy hayatına dair izlenimlerin cüretkar şekilde resmedilmesi bir Metin Erksan filmi olduğunu belli ediyor.
  • Haceli, kardeşlerin en büyüğü ve içlerinde en mülayim sayılacak olanı. Bu durum bana “Delisin” (Yönetmen: Ergin Orbey) filminde miras peşinde koşan kardeşleri hatırlattı.
  • Hem “Susuz Yaz”, “Kuyu” hem de bu filmde Metin Erksan’ın köy muhtarının işlevsizliğine dair bir eleştiri yaptığına kanaat getirdim.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Postacının Beyaz Geceleri

image

Filmin Künyesi:

POSTACININ BEYAZ GECELERİ | BELYE NOCHI POCHTALONA ALEKSEYA TRYAPITSYNA| THE POSTMAN´S WHITE NIGHTS | Yönetmen: Andrei Konchalovsky / Oyuncular: Aleksey Tryapitsyn (Lyokha), İrina Ermolova (Irina), Timur Bondarenko (Timur) / Rusya / 2014 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Usta Rus yönetmen Andrei Konchalovky’nin son filmi, yönetmenin Rus sinemasına muhteşem dönüşünü müjdeliyor. Filmde, bilfiil kendilerini oynayan köylüleri izliyoruz. Bu insanların yaşadığı köy resmen dünyanın öbür ucunda ve oraya ulaşmanın tek yolu da aradaki gölü tekneyle geçmek. Haliyle köyde yaşam neredeyse gerçeküstü. Bu kapalı toplumun dış dünyayla tek bağlantısı, diğer bir deyişle köyün can damarı ise, postacı. Gelgelelim postacının tutkun olduğu kadın kente taşınınca, üstüne üstlük postacının teknesinin motoru çalınınca, köyde alışılagelmiş yaşam alt üst olur

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Bazı görsel kareler filmin belki de tek olumlu yanı.

Eksiler

  • Genel anlamda başarısız bir film olmuş.
  • Postacının bölgedeki önemine dair pek bir şey çıkarılamıyor hikayedeki anlatımdan.
  • Irina’nın filmdeki konumu tam olarak şekillendirilemiyor.

Keşif

  • Kurmacadan ziyade belgesel havası var filmde.
  • Yaşamın sıradanlığını resmeden kimi sahneler var: Postacının her sabah uyandığında yatağının kenarında terliklerini bulması, açılan TV’de popüler kültür programlarının boy göstermesi vb.
  • Postacının ara ara gördüğü kedi ve Irina’nın çocuğunun da bir kedili oyuncağı olması.

Öylesine

  • “Bir Postacının Hayatı”

Sivas

image

Filmin Künyesi:

SİVAS | Yönetmen: Kaan Müjdeci / Oyuncular: Doğan İzci (Aslan), Ozan Celik (Şahin), Çakır (Sivas), Muttalip Müjdeci (Muhtar) / Türkiye / 2014 / Renkli / 97´

Sinopsis:

11 yaşındaki Aslan’ın yaşadığı küçük köydeki tek gündeliği okula gitmek ve arkadaşlarıyla vakit geçirmekten ibarettir; en büyük derdiyse aynı sınıfta okuduğu Ayşe’ye olan aşkıdır. Bir gün yaşadıkları yerde bir hayli popüler olan köpek dövüşlerinden birine denk gelen Aslan, burada dövüşü kaybeden ve yaralanıp yere yığılan Sivas adında terk edilmiş kangal köpeğiyle karşılaşır. Bu karşılaşma o andan itibaren yaşayacağı hayatı etkileyecek en önemli dönüm noktalarından biri olur.

Artılar

  • Bir ilk film olarak oldukça başarılı.
  • Filmin görüntü yönetimini beğendim.
  • Senaryoyu genel anlamda beğendim.
  • Doğan İzci’nin oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Belki filmin geçtiği yerdeki hayatın doğasında da küfür fazlaca vardır ama filmde 7’den 70’e herkesin ilgili sahne gereği küfürlü konuşması beni biraz rahatsız etti.
  • Köpeğini çok seven Aslan’ın dövüşlere onu yem etmesi biraz garip geldi bana hele ki dam üstünde dağı taşı inleterek isyan ettiği o sahneden sonra.
  • Köy yerinde daha otoriter olmasını beklediğimiz “baba” figürünü Aslan’ın babası için söylemek biraz zor.
  • Oldukça fazla erkek egemen bir film ve doyurucu bir kadın karakter yok.
  • Öğretmenin köpek dövüştürülmesi ile ilgili Aslan’a ya da diğer çocuklara bir nasihatte bulunmamasını garipsedim.

Keşif

  • Finalde arabadan yükselen Neşet Ertaş’ın “Hata Benim” şarkısı aklıma “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) yine arabada geçen bir sahnede çalan Neşet Ertaş’ın “Allı Turnam” türküsünü getirdi.
  • Son sahnede türkü yavaş yavaş akarken kamera bizlere dövüşten yeni çıkmış Sivas’ın gözlerini gösteriyor.
  • Aslan’ın koşarak öğretmenin evine gittiği ve Prens’i oynamak istediğini söylediği sahne oldukça güzeldi. Bu sahnede kamera Aslan’ı bize avlunun arkasından  göz hizasında gösteriyor sanki bir cüce gibi.
  • Filmin sonuna doğru Muhtar’ın, insanların ve hayvanların doğadaki yerleri ile ilgili anlattıkları aklıma “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde arabada geçen bürokratik hiyerarşiyi getirdi.
  • Mavi branda üzerinde Aslan, Ayşe ve Sivas arasında geçen sahne güzeldi.
  • Bu filmde fark yaratıcı bir role sahip olan “Muhtar” karakteri bana “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki Muhtar’ı (Ercan Kesal) hatırlattı.

Öylesine

  • “Home Sivas Home”
  • “Aslan Sivas”
  • “Aslan Ayşe’yi Seviyor”
  • Aslan için Nil Karaibrahimgil’den geliyor: “Peri”. Sözleri biraz değiştirdim 🙂
    “O beni prens Sivas sanıyor
    Ne hata yapsam geri sarıyor
    Mitolojiden biri sanıyor
    Bendeki de boy o cüce görüyor”

Mucizeler

image

Filmin Künyesi:

MUCİZELER | THE WONDERS | LE MERAVIGLIE | Yönetmen: Alice Rohrwacher / Oyuncular: Maria Alexandra Lungu (Gelsomina), Sam Louwyck (Wolfgang), Alba Rohrwacher (Angelica), Sabine Timoteo (Cocò), Agnese Graziani (Marinella), Monica Bellucci (Milly Catena), Luis Huilca Logrono / İtalya / 2014 / Renkli / 110´

Sinopsis:

Bu yaz sona ererken Gelsomina, üç kız kardeşi ve geleneklere sıkı sıkıya bağlı, arıcılık yapan babası için hiçbir şey aynı kalmayacaktır artık. Çünkü bu yaz, aileyi bir arada tutan kurallar çatırdamaya başlayacaktır: Önce gençlik rehabilitasyon programına dahil olan genç bir Alman kasabaya gelir. Kasabanın diğer ziyaretçileri ise dev ödüller dağıtan bir televizyon yarışması ile muhteşem güzellikteki gizemli sunucusu Milly olur; üstelik herkes bu yarışmaya katılmak için can atmaktadır. Mucizeler, yönetmeni Rohrwacher’a göre “İtalya’nın doğal görünümünü, mahvını ve bir tur lunaparka dönüşmesini anlatıyor.”

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Yönetmenlik performansı başarılı.
  • Filmin görüntü yönetimi güzel.
  • Filmdeki tüm oyunculuklar iyi bir seviyede.
  • Filmin final sahnesi güzeldi.
  • Şiirsel bir film olmuş.
  • 2014 Cannes Büyük Ödül’ünü sonuna kadar hak eden bir yapım olmuş.

Eksiler

  • Köy Yaşamı Mucizeleri yarışmasının adadaki gösteri kısmı filmin genel havasını sanki biraz bozuyor gibi geldi bana.
  • Coco ve Adrian karakterlerinin ailedeki varlıkları tam olarak resmedilemiyor gibi geldi bana.

Keşif

  • Filmde köy hayatına ait sade ve doğal görüntüler bana “Medealar” (Yönetmen: Andrea Pallaoro) filmini hatırlattı.
  • Filmin başlangıç sekansı bana “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmini hatırlattı.
  • Bu filmde de “Medealar” filminde olduğu gibi o yazdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
  • Filme ismini de veren “mucize” temasını birçok noktada görmemiz mümkün.
    1. Köy Yaşamı Mucizeleri Yarışması
    2. Konuş(a)mayan Martin’in ıslığı
    3. Gelsomina’nın yüzünde dans eden arılar
    4. Monica Belluci 🙂
  • Bir bakıma babasının sahip olamadığı “erkek çocuğu” görevini üstlenen Gelsomina, Martin’in gelmesi ile bu rolün biraz elinden alınmasına içten içe bozuluyor diye gözlemledim.
  • Ailemiz gerçekten de “arı” gibi çalışıyor.
  • Bal damıtma makinesindeki kovanın değiştirilmesinin unutulması sonrasında odanın bal ile dolması güzel bir sahneydi. Bu bana “Gülen Gözler” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filminde tavan arasından evin içerisine dolan sabun tozu/köpüğü sahnesini hatırlattı.
  • Martin’i bir masal kahramanı olarak da hayal edebiliriz diye düşündüm: “Konuş(a)mayan Güzel”. Gelsomina konuşamayan Martin’i öpmeye çalıştığında büyü bozuluyor, masal sona eriyor.
  • Gelsomina ve kardeşi Marinella arasındaki çekişme filmde iyi bir şekilde işlenmiş/kullanılmış.
  • Mavi renk ayrı bir yakışıyor Gelsomina’ya.
  • Anne ve babanın evde olmadıkları bir gün Gelsomina ve kardeşleri yalnızdırlar (Coco da onlardan biri) ve belki de özgürdürler. Depoda bal ile uğraşırlarken Marinella teybin sesini sonuna kadar açarak özgürlüklerini bir şekilde ilan ederler. Çok hayatın içinden bulduğum bir sahneydi bu.

Öylesine

  • Bal dök izle 🙂
  • “Getir Götür Gelsomina”
  • “Islıklar ve Vızıltılar”