Sarmaşık

image

Filmin Künyesi:

SARMAŞIK | Yönetmen: Tolga Karaçelik / Oyuncular: Nadir Sarıbacak (Gemici Cenk), Kadir Çermik (Usta Gemici İsmail), Hakan Karsak (Kamarot Nadir), Osman Alkaş (Kaptan Beybaba), Özgür Emre Yıldırım (Gemici Alper), Seyithan Özdemir (Makineci Kürt), Ömer Acar (Efendi Kaptan) / Türkiye / 2015 / Renkli/ 103´

Sinopsis:

Sarmaşık gemisi Mısır’dan yük aldıktan sonra tahliye limanına doğru yola çıkar. Sefer devam ederken geminin armatörü iflas eder ve Mısır’a vardıklarında armatörün liman parasını ödemediği anlaşılır, geminin üstünde haciz vardır. Liman yetkilileri gemiyi kimsenin uğramadığı demirleme alanına çekerler.

Mürettebattan gemiyi olası tehlikelere karşı hareket ettirebilecek sayıda kişinin kalması gerektiğini belirtirler. Zabitlerden bir kişi, iki gemici, bir makineci, mutfaktan bir kişi, bir usta gemici ile beraber toplamda altı kişinin gemide kalması gerekmektedir. Pasaportları ellerinden alınır ve ne zaman biteceği belli olmayan maceraları Mısır açıklarında böylece başlar.

Hepsinin kalmayı seçişindeki hikaye başkadır. Yolculuğun başında başlayan gruplaşmalar zamanla yerini sert tartışmalara bırakır. Yiyecek ve içeceğin iyice azalmasıyla kavgalar büyür ve gemi insanın insanı avladığı bir alana dönüşür.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Oyuncu seçimi ve oyunculuklar başarılı.
  • Filmin girişi oldukça başarılı ve çarpıcı yapılmış.

Eksiler

  • Makineci Kürt karakterinin film içerisindeki ele alınışını, kullanım tercihini çok beğenemedim.
  • Bir noktadan sonra film odak noktasını kaybediyor, tıkanma yaşıyor gibi geldi bana.

Keşif

  • Gemici Cenk’in anlattığı eski iş maceraları keyifliydi.
  • Atmosfer, karakterler açısından “Gemide” (Yönetmen: Serdar Akar) filmini anımsattı bu film.
  • Makineci Kürt fiziki yapısı itibarı ile “Tarkan Viking Kanı” (Yönetmen: Mehmet Aslan) filmindeki Orso’yu (Hüseyin Alp) hatırlattı.
  • Kaptan Beybaba karakterinde bir gemici Nuri Alço havası var biraz.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Zayıflığın Esareti

image

Filmin Künyesi:

ZAYIFLIĞIN ESARETİ | ABUSE OF WEAKNESS | ABUS DE FAIBLASSE | Yönetmen:  Catherine Breillat  / Oyuncular: Isabelle Huppert (Maud Schoenberg), Kool Shen (Vilko Piran), Laurence Ursino (Andy), Christophe Sermet (Ezzé), Ronald Leclercq (Gino), Tristan Schotte (Antoine), Daphné Baiwir (Hortense), Dimitri Tomsej (Louis), Jean-François Lepetit (Jean-Paul), Patrick Van Ackere (Kiné) / Fransa / 2013 / Renkli / 104´

Sinopsis:

Bir sabah yönetmen Maud yarı normal, yarı uyuşuk bir şekilde uyanır. Yarı ölü vücudunu iyileştirmek için hastaneye yatması gerekmektedir. Yapımcısı ve asistanı bu süreçte onu yalnız bırakmaz. Maud bu esnada televizyon ekranında tesadüfen yeni filmi için aradığı erkek karakterini bulur. Vilko çekici, kibirli ve yaptığı dolandırıcılıklarla ünlenmiş bir kişiliğe sahiptir. Hastalığını önemsemeden Maud, Vilko ile tanışmak ister ve bir gün sonra tanışırlar. Bu oldukça zor bir ilişkinin başlangıcı olacaktır. Ancak Vilko, Maud’un bu saf ve zayıf halinden yararlanarak büyük miktardaki parasını da kendisine mal etmek istemektedir…

Artılar

  • Ne de olsa bir Catherine Breillat filmi.

Eksiler

  • Oyunculuklar vasattı.
  • Senaryo, özellikle de diyaloglar hiç Catherine Breillat filmi gibi durmuyor.
  • Maud’un hastane evresi sanki biraz yavan geçti.
  • Filmde tempoyu yavaş buldum.
  • Maud’un ara ara patlattığı zorlama kahkahalar maalesef biz izleyenleri aynı oranda gülümsetmedi.
  • Kimi sahnelerin ya da olayların kendini tekrar etmesini olumsuz buldum.

Keşif

  • Maud’un sürekli Vilko’ya çek imzalaması bana “İnek Şaban” (Yönetmen: Osman F. Seden) filminde Kara Mithat’ın (Dinçer Çekmez) Kulüp Başkanı’na (Osman F. Seden) sürekli çek karalatma sahnelerini anımsattı.
  • Maud’un evinin iç tarafı bir o kadar güzel ve modernken giriş tarafı yıkık dökük bir halde. Bunu aynı zamanda Maud’un durumu olarak da yorumladım. Maud’un kalbi bir o kadar saf ve güzelken (evin iç tarafı gibi) vücudunun bir tarafı felç geçirmiş durumda (evin giriş kısmı gibi).
  • Film boyunca Maud’un sürekli titreşimde olan cep telefonunu (hatırladığım kadarı ile sadece 2 yerde zil sesi gelmişti) önemli bir öğe olarak yorumladım. Buradaki titreşim durumunu Maud’un felçli olması ile ilişkilendirdim.
  • Maud’un felçli halde iken evin girişinde yere düşüp kıvrandığı ve sonunda yerde aldığı pozisyon bana evinin yatak odasındaki tabloyu hatırlattı.
  • Maud ve Vilko’nun aynanın karşısında iken  konuştukları bir sahne var. Buradaki çekim açısını beğendim.
  • Vilko’nun, Maud’u yavaş yavaş ağına düşürmesi sırasındaki tavırlarında ve soğukkanlılığında bir Nuri Alço + Eray Özbal karışımı gördüm.
  • Bir  Catherine Breillat filminde cinsel içerikli sahne olmaması şaşırtıcıydı.

Öylesine

  • “Bir Maud var Maud’da Maud’dan içeri”
  • İlk sahnede Maud’u beyazlar içerisindeyken yatak odasında görüyoruz. Fonda sanki Ümit Besen çalıyormuş “Beyazlar içinde Maud’u öylece…”

Aylaklar

image

Filmin Künyesi:

AYLAKLAR | I VITELLONI | Yönetmen:  Federico Fellini  / Oyuncular: Franco Interlenghi (Moraldo Rubini), Alberto Sordi (Alberto), Franco Fabrizi (Fausto Moretti), Leopoldo Trieste (Leopoldo Vannucci), Riccardo Fellini (Riccardo), Leonora Ruffo (Sandra Rubini), Jean Brochard (Francesco Moretti), Claude Farell (Olga), Carlo Romano (Michele Curti), Enrico Viarisio (Signor Rubini), Paola Borboni (Signora Rubini), Lída Baarová (Giulia Curti), Vira Silenti (Gisella), Maja Niles (Caterina) / İtalya / 1956 / Siyah-Beyaz / 92´

Sinopsis:

Beş genç adam, ergenlik sonrası belirsizliği içinde macera hayalleri kurar ve yaşadıkları küçük sahil kasabasından kaçarlar. Onları şımartan ailelerinden aldıkları paraları içkiye, kadınlara ve yerel bilardo salonuna harcayarak vakit geçirirler. Fellini’nin bu ikinci filmi, kalemle çizilmiş karakter eskizlerinden oluşan yarı özyaşamöyküsel bir başyapıt: Hamile bıraktığı kızla evlenmek zorunda kalan kadın avcısı Fausto; hep çocuk kalacak Alberto; şöhrete susamış yazar Leopoldo; grubun tek vicdan sahibi üyesi Moraldo. En İyi Özgün Senaryo dalında Akademi Ödülü kazanmış, uluslararası üne sahip Aylaklar, yaşamlarının anlamını bulmak için uğraşan bir grup kasaba boştagezerinin yaşamlarından bir yılı sevecenlikle sergiliyor.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Filmin mizahi unsurları dramatik yapıya zarar vermeden ölçülü bir şekilde kullanılmış.
  • Oyunculuklar başarılıydı.

Eksiler

  • Moraldo’nun, kardeşi ile evli olan arkadaşı Fausto’nun çapkınlıklarına hiç ses çıkarmamasını garip buldum.
  • Fausto’nun babasının, eşi Sandra’nın ailesi tarafından dışlanmasına pek anlam veremedim.

Keşif

  • Leopoldo ve onun yazmış olduğu tiyatro oyununu sonuna kadar dinleme hatasını yapan 🙂 ünlü tiyatro oyuncusunun, dış mekanda yoğun rüzgar uğultusu altında oynadıkları karşılıklı sahne güzeldi.
  • Karnaval sahnesi çok iyi çekilmiş.
  • Filmimizdeki beş genç adamın oluşturduğu grup bana bizim filmlerimizden benzer arkadaş gruplarının yer aldığı şu filmleri hatırlattı:
    “Vay Başımıza Gelenler” (Yönetmen: Zeki Alasya)
    “Mavi Boncuk” (Yönetmen: Ertem Eğilmez)
    “Varyemez” (Yönetmen: Orhan Aksoy)
  • Roma’dan bıyıklı olarak dönen Fausto’da bir Nuri Alço havası da vardı hani 🙂 Bu durumda Sandra’ya da Ahu Tuğba olmak düşüyor.
  • Fausto’nun antika dükkanında çalıştığı sıradaki sakarlıkları ve patronla olan ilişkisi bana, “Keloğlan Aramızda” (Yönetmen: Sırrı Gültekin) filminde Keloğlan (Rüştü Asyalı) ile çalıştığı zücaciye dükkanının patronu arasındaki ilişkiyi hatırlattı.
  • Fausto’nun daha önce Sandra ile gittiği sinemada gördüğü gizemli kadına Sandra’yı arama çalışmaları sırasında tekrar rastlaması manidardı.
  • Son sahnede trenle ayrılan Moraldo’yu görüyoruz. Tren vagonlarının ilerleyişine paralel olarak kamera bizlerde gruptaki diğer kişileri uyurken gösteriyor. Güzel bir uygulamaydı bu.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Mavi Göğün Ardında

image

Filmin Künyesi:

MAVİ GÖĞÜN ARDINDA | BEHIND BLUE SKIES | Yönetmen:  Hannes Holm / Oyuncular: Bill Skarsgård (Martin), Peter Dalle (Gösta), Josefin Ljungman (Jenny), Adam Pålsson (Micke) / İsveç / 2010 / Renkli / 107´

Sinopsis:

1975 yazı. Martin liseden yeni mezun olmuş ve beton yığını şehirden uzaklaşıp Stockholm’ün takımadalarında, Sandhamn’ın özel yat kulübü lokantasında yaz boyunca çalışmaya gidiyor. Önünde yepyeni bir dünya açılıyor. Martin hayatının aşkıyla karşılaştığı sırada, İsveç sosyetesinin gözbebeği bir playboy olan yat kulübü lokantası sahibinin kanatları altına giriyor. Ancak bu cennet gibi takımadada, ışıltılı görüntünün arkasında çok daha karanlık bir gerçek gizleniyor. Martin neler olup bittiğini gerçekten anlayana kadar kendini İsveç suç tarihinin en büyük skandallarından birinin ortasında buluyor.

Artılar

  • “Gösta” rolünde Peter Dalle oldukça başarılı.

Eksiler

  • Filmi genel anlamda orta derecede buldum.
  • Bill Skarsgård’ı “Martin” rolünde çok beğenmedim.
  • Martin’in bir uyuşturucu ticareti içinde olduğunu geç fark etmesi biraz garip.
  • Martin ile onun cezaevinden çıkmasını sağlayan kişi arasındaki ilişkiyi anlamlandırmak pek kolay değil.
  • Filmin başında yakın dost olan Martin ve Micke’nin Sandhamn’da bir araya geldikten sonra dostluklarının aniden bitmesi çok anlaşılamıyor.

Keşif

  • Bill Skarsgård’ın benzer oyunculuğunu “Aşkın Formülü Yok” (Yönetmen: Andreas Öhman) filminde de görmekteyiz.
  • Gösta karakterini sima ve tavır olarak Nuri Alço’ya benzettim. Gösta’nın farkı kızların gazozlarına ilaç atmasına çok ihtiyaç duymaması.
  • Martin’in annesinin yüzündeki mahzun ve yorgun ifade nedense bana “Gece” (Yönetmen: Michelangelo Antonioni) filmindeki “Lidia” (Jeanne Moreau) karakterini hatırlattı. Hani Jeanne Moreau’ya biraz benzemiyor da değil.

Öylesine

  • “Getir Götür Martin”