Kar ve Ayı

7.5 out of 10 stars (7,5 / 10)

Film ile ilgili künye, özet ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

Kar ve Ayı | Snow and The Bear | Yönetmen: Selcen Ergun / Senarist: Yeşim Aslan, Selcen Ergun / Oyuncular: Merve Dizdar (Aslı), Saygın Soysal (Samet), Asiye Dinçsoy (Cemile), Erkan Bektaş (Hasan, Cemile’nin Eşi), Derya Pınar Ak (İmre, Cemile’nin Kızı), Onur Gürçay (Hayri, Jandarma Komutanı), Muttalip Müjdeci (Mahmut, Muhtar), Mehmet Küçük (Ahmet), Hamit Serdar Ors (Refik), Ümmü Putgül (Ayten), Suna Sancaktar (Hasene), Atakan Yılmaz (Akif), Ezgi Sözmen / Türkiye / 2022 / Renkli / 93´ 

Özet:

Aslı, bitmek bitmeyen kışın dışarıyla bağlarını kestiği, kış uykusunda erken uyanan ayı söylentilerinin kulaktan kulağa yayıldığı bir kasabaya hemşire olarak atanmıştır. Bir gece, kasabadan bir adamın ortadan kaybolmasıyla kendisini adım adım su yüzüne çıkan güç ilişkilerinin, sır ortaklıklarının ve şüphenin içinde bulur.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar ve oyuncu seçimi başarılı.
  • Görüntü yönetimi başarılı.
  • Bir sahnede Aslı’nın “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filmini izlediğini görmek sevindirdi.
  • “Bir Taşra Komutanının Günlüğü”
  • “Bearman veya Söylentinin Umulmayan Erdemi”

Unutursam Fısılda

image

Filmin Künyesi:

UNUTURSAM FISILDA | Yönetmen: Çağan Irmak / Oyuncular: Farah Zeynep Abdullah (Hatice/Ayperi), Mehmet Günsür (Tarık), Işıl Yücesoy (Hanife), Kerem Bursin (Erhan), Gözde Cığacı (Hanife), Hümeyra (Hatice/Ayperi), Köksal Engür (Erhan), Gürkan Uygun (Plak Yapımcısı) / Türkiye / 2014 / Renkli / 123´

Sinopsis:

Sağlık lisesinden yeni mezun olup, kasabanın sağlık ocağında hemşireliğe adım atan Hanife ve aykırı kzı kardeşi Hatice, küçük ve kendi halinde, muhafazakar bir kasabada yaşamaktadırlar. Hanife ne kadar çekingen ve içine kapanıksa, Hatice bir o kadar haylaz, laf dinlemez ve başına buyruktur. Edebiyata meraklı Hanife kimselere göstermeden bir şiir defteri tutarken, Hatice çevresindeki herkesi unutacak kadar şarkı söylemeye tutkundur. Bir gün yeni atanan kaymakamın oğlu Tarık kasaba merkezine gelir ve iki kız kardeşin hayatı o günden sonra tamamen değişir…

Artılar

  • Bir önceki “Tamam Mıyız” filminin kötülüğünü unutturacak kadar iyi bir film.
  • Farah Zeynep Abdullah’ın oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Geçmiş ile bugünün iç içe kurgulanması başarılı bir şekilde uygulanmış.
  • Şarkıları beğendim hele o ilki harikaydı.
  • Kostüm ve dekor tasarımı başarılı.
  • Plak Yapımcısı/Prodüktör rolünde Gürkan Uygun filme renk katmış.
  • Eski dergi, fotoroman, gazete, plak ve eşyaların Ayperi için özel olarak saklandığı oda çok güzeldi.

Eksiler

  • Diyaloglarda sıkça rastladığımız “…pu” kelimesi çok kulak tırmalayıcıydı 🙁
  • Tarık’ın birdenbire ortaya çıkan “Rock” müzik sevgisini anlamlandırmak/çözümlemek zor.
  • Filmin ikinci yarısının başlarındaki klişe diyaloglar başarısızdı.
  • Karakterlerin güzel güzel konuşurlarken birdenbire argolu konuşmaya başlamalarını açıkçası anlayamadım.
  • Özellikle plakçıları dolaşma, evde kayıt yapma sahneleri biraz skeç tadındaydı. Yer yer güldürse de gerekliliği tartışılır.
  • Rock müzik ve rakı balık esprisi 🙁
  • Oğulları ile barışmak için gelen Tarık’ın ailesi ile buluşmalarında Ayperi’nin giydiği kıyafet neydi öyle 🙁

Keşif

  • Hanife ve Hatice isimleri 1970’lere yaraşır isimler olmuşlar.
  • Hanife’nin gençliğini canlandıran Gözde Cığacı ile yaşlılığını canlandıran Işıl Yücesoy oldukça birbirlerine benziyorlar. İyi bir seçim olmuş.
  • Şiire kabiliyeti olan Hanife bana “Taş Bebek” (Yönetmen: Krzysztof Krauze , Joanna Kos) filminde Roman şair Bronisława Wajs karakterini hatırlattı. İki kadın şairimizin de aslında şiirlerden ticari bir beklentileri yok, saf ve temiz duygularla şiirlerini yazıyorlar. “Taş Bebek” filminde aşağıdaki replik çok güzel anlatıyor ve özetliyor aslında bu durumu.
    “Şiirden para alınır mı ki? Onlar benim değil ki. İstedikleri zaman gelip istedikleri zaman gidiyorlar.”
  • Filmin ikinci yarısı ilki kadar başarılı değil.
  • Filmin son sahnesi güzeldi ama keşke ilk hitleri olan şarkı çalsaydı.
  • Ayperi ve Tarık’ın evlerinde duvarda asılı olan Ayperi’nin büyük resmi bana “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filminde Boyacı Halil (Müşfik Kenter) ile  onun, duvarda asılı olan resmine/suretine aşık olduğu Meral’i (Sema Özcan) hatırlattı. Tarık da keşke sadece Ayperi’nin suretine aşık mı kalsaydı dedim içimden.
  • Filmin başlarında Hatice karakterine yüklemeye çalışılan (en azından benim öyle düşündüğüm) “Erkek Fatma” rolü çok kuvvetli işlenememiş gibi geldi bana. Hatice’yi bir tek erkeklerle bir futbol maçı yaparken görüyoruz o kadar.
  • Farah Zeynep Abdullah her kıyafeti ile ayrı bir güzel.
  • Hümeyra’nın sabah sabah kendini gecelikle sokağa attığı ve sonrasında ablasının onu alıp eve döndükleri sahne oldukça duygusal ve güzeldi.
  • Bu film çok kötü olmasa da Çağan Irmak, “Dedemin İnsanları” filminden sonra aynı seviyede bir film henüz yapamadı.
  • Kısa süre gözükmesine rağmen Media karakterindeki oyunculuğu beğendim.
  • Filmden bir replik: “Bu sözler müziksiz acıtıyor”

Öylesine

  • “Adını Ayperi Koydum”
  • “Ayperi Nasıl Hatırlar”

Taş Bebek

image

Filmin Künyesi:

TAŞ BEBEK | PAPUSZA| PAPUSZA   | Yönetmen:  Joanna Kos-Krauze, Krzysztof Krauze  / Oyuncular:  Jowita Budnik (Papusza), Antoni Pawlicki (Jerzy Ficowski), Zbigniew Waleryś (Dionizy Wajs), Artur Steranko (Czarnecki), Joanna Niemirska (Wanda Ficowska), Andrzej Walden (Julian Tuwim)  / Polonya / 2013 / Siyah-Beyaz / 131´

Sinopsis:

Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan Taş Bebek, Papusza lakaplı Bronisława Wajs’ın trajik kaderini anlatıyor. Papusza şiirlerini resmi olarak yayımlayan ve Lehçeye çevrilen ilk Roman şairdir. Tüm bunlar iki adamın çabasıyla gerçekleşir: Polonya’daki Roman cemaatinin yaşayışına odaklanan şair tarihçi Jerzy Ficowski ve Julian Tuwim. Karlovy Vary’de prömiyerini yapan Taş Bebek, Roman cemaatini etkileyen olaylarla bu efsanevi şairin hikâyesini anlatıyor: “Papusza tanınan biri. Hayat hikâyesi bir zamanlar lanetli şairi anlatan bir efsane olarak düşünülürdü. Bu hikâyeyi canlandırabilmek için doğru dili aradık. Siyah-beyaz çekim, hikâyeye duygusal bir kesinlik kattı. 1950-1960’larda çekilen fotoğraflardan esinlendik. Görüntülerin güzel olmasını istedik; çünkü artık bu dünyayı yeniden yaratamayız: 1950’lerin Polonya’sında bir shtetl. Bunun doğru yaklaşım olup olmadığına karar vermek ise izleyici ve eleştirmenlere kalmış.” – Joanna Kos-Krauze

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Oyunculuklarda Jowita Budnik, Antoni Pawlicki  ve Zbigniew Waleryś çok başarılıydılar.
  • Pastoral görüntüler bir harika.
  • Senaryoyu beğendim.
  • Müzikler tadındaydı.

Eksiler

  • Filmde sahneler arasındaki kesmeler sanki biraz fazla olmuş.
  • Filmde kullanılan zaman kaydırmalı anlatım zaman zaman anlaşılırlığı olumsuz etkiliyor.

Keşif

  • Filmin ilk bölümünde görüntüler çok güzel fakat konu biraz durağan/sıkıcı iken; ikinci bölümde görüntüler normal seviyeye inerken konu oldukça tempo ve heyecan kazanıyor.
  • Filmden bir replik: “Mezarıma sakın taş dikme. Ağırlığım bana zaten yetiyor.”
  • Filmde kimi sahnelere eşlik eden kuşları anlamlı buldum. Özellikle Papusza’nın yalnız başına olduğu sahnelerde ona eşlik eden bir kuş oluyor genellikle.
  • Filmde Papusza’nın ailesinin ve çevresinin okumuş olmayı kötü bir şey olarak görmelerini ve de şiirlerin gün yüzüne çıkmasından sonra hayatlarının daha kötüye gitmesini oldukça ilginç buldum.
  • Bir sahnede yağmurlu bir havada kapının eşiğinde Papusza ve Jerzy yan yana durmaktadırlar. Bu sahne bana “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filminde benzer yağmurlu bir sahnede duvarın dibinde yan yana bekleyen “Meral” (Sema Özcan) ve “Halil” (Müşfik Kenter) ikilisini hatırlattı.
  • Filmden bir replik: “Şiirden para alınır mı ki? Onlar benim değil ki. İstedikleri zaman gelip istedikleri zaman gidiyorlar.”
  • Filmde anlatılan olaylar o dönemki Polonya’da yaşayan Romanlar için okumuş olmanın yarardan çok zarar getirdiğini gösteriyor.

Öylesine

  • “Inside Papusza” | “Sen Şiirlerini Yaz”
  • “Biz şiirsiz kaldık.”
  • “Bronisława Wajs, 1949”
  • “Şiir yazan Romanı taşlarlar.”

Yalnızlar Rıhtımı

image

Filmin Künyesi:

YALNIZLAR RIHTIMI | PORT OF THE LONELY |  | Yönetmen:  Ö. Lütfi Akad / Oyuncular: Çolpan İlhan (Kontes Güner), Sadri Alışık (Rıdvan Kaptan), Turgut Özatay (Ali), Melahat İçli (Melahat), Sadettin Erbil (Kıl Şükrü), Kamuran Yüce (Sarı), Ahmet Tarık Tekçe (Rıfat), Osman Alyanak (Feyzullah), Yavuz Yalınkılıç (Sabri), Rıza Tüzün (Simon), Kemal Edige (Cıvık Hamdi) / Türkiye / 1959 / Siyah-Beyaz / 113´

Sinopsis:

Üzerinde üstünkörü tartışılmış ama değeri pek bilinmemiş bu iki film, sinemamızın en özgün ve ustaca işlenmiş hikayelerinden. Akad’la Akar’ı birlikte izlemek unutulmaz bir deneyim olacak. Yalnızlar Rıhtımı, açıklarda tek başınayken huzur bulan Kaptan Rıdvan’la (Sadri Alışık), bar şarkıcısı “Kontes” Güner’in (Çolpan İlhan) hüzünlü hikayelerini anlatır. Senaryo, şair Atilla İlhan tarafından (Ali Kaptanoğlu takma adıyla) İzmir Pasaport Limanı düşünülerek yazılmıştır. Filmin Ömer Lütfi Akad’ın tercihiyle İstanbul’da çekilmesi, iki şehrin limanları arasındaki fark sebebiyle zamanında eleştirilere konu olmuşsa da, filme özgün ve dokunaklı bir mekan kurgusu kazandırmıştır. Film boyunca gittiğimiz her yerde karanlığın ortasında buluruz kendimizi. Böylece karakterlerin içinde bulunduğu duygusal yalnızlık görsel bir karşılık bulur. Filmin düşmüş kadın hikayesine yaklaşımında hem Karafilm türü etkisi hem de Şiirsel Gerçekçiliğin izlerini görmek mümkündür. Bu melezlik famfatalsiz bir karafilm yaratmış, suçu bir kadına atmak yerine birbirini kazıklayan erkeklerin sinsi ve yalancı hallerini görünür kılmıştır. Akordeon ve tangoya rağmen, karakterlerin tüm insanlığa mal olmuş çaresizliği hayli yerlidir.

Artılar

  • Oyunculuklar harika.
  • Feyzullah rolünde Osman Alyanak filme önemli bir katkı yapmış her filminde olduğu gibi.
  • Senaryo, özellikle de diyaloglar çok kuvvetli.

Eksiler

  • Bulunamadı.

Keşif

  • Para çantasının aşırı doluluk nedeni ile arada bir kendiliğinden açılması çok ince bir uygulama olmuş. Hem filme mizahi anlamda katkı yapmış hem de filmin sonuna ilişkin alarm veren bir saatli bomba görevi üstlenmiş.
  • Feyzullah’ın arada bir hap içmesini “Hapı yuttuk” anlamında da okuyabilir miyiz diye düşündüm.
  • Ana temanın aşk olduğu, Rıdvan-Güner, Güner-Ali ve Ali-Rıdvan arasında geçen karşılıklı sahnelerde diyaloglardaki edebi üslup ve derinlik çok iyi.
  • Rıdvan-Güner çiftimizi biraz da “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filmindeki Halil-Meral (Müşfik Kenter, Sema Özcan) çiftine benzettim. Rıdvan önceleri aslında kendi yalnızlığının suretine aşık. Daha sonra o suretin yerini Güner alıyor.
  • “Yalnızlığım bir limana girince başlıyor benim.”, Rıdvan Kaptan’a ait bir replik.
  • Elindeki para dolu çanta ve Şükrü ile beraber kayığa doğru yürüyen Feyzullah, havanın bozması üzerine “Rahmet geliyor” diyor. Ne güzel ironidir bu.
  • Feyzullah’ın para dolu çantayı kendisinden başkasının taşımasına izin vermemesi ve ortakların her azalışında payına düşen hissenin artmasını düşünmesi gibi noktalar bana “Köyden İndim Şehire” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmindeki kardeşlerin altın çuvalı ile olan maceralarını anımsattı.
  • Şükrü’nün tutkular üzerine yaptığı felsefi yorumlar ve bu bağlamda ortaklarının profilini betimlediği sahne güzeldi.  Ali (Kendine tutkun) ; Şükrü (Kadına tutkun) ; Feyzullah (Paraya tutkun)
  • Güner ile sahilde buluşan Rıdvan’ın kumdan ev yaptığı sahne oldukça manidar. Ev, onun düşüncesinde Güner’in hasret olduğu şey.
  • “İçindeki acıya içelim.”, filmden bir replik.

Öylesine

  • “Para çantada durduğu gibi durmuyor”.
  • Dini bütün Feyzullah Efendi kaçakçılık ile ilgili toplantı için yatsı namazı sonrasını seçiyor. Nafile olarak kaçakçılık yaptığı için herhalde 🙂