Bütün Saadetler Mümkündür

image

Filmin Künyesi:

BÜTÜN SAADETLER MÜMKÜNDÜR | Yönetmen: Selman Kılıçaslan / Senarist: Selman Kılıçaslan / Oyuncular: Kemal Uçar (Ali), Arif Erkin (Mevlüt Amca), Nilay Erdönmez (Gülce), Ruhi Sarı (Osman) / Türkiye / 2017 / Renkli / 97´

Sinopsis:

Mühendislik öğrencisi Ali (21), okuduğu küçük şehirden ayrılarak Erasmus projesiyle yurtdışına çıkma hayalleri kurar. Bununla beraber kendisini tanımaya çalıştığı, hayata dair sorular sorduğu bir arayış sürecindedir. Sakin hayatı, türkü kafede solistlik yapan Gülce’den hoşlanmasıyla beraber hareketlenir. Bir hemşire adayı olan Gülce, yaşadığı maddi sıkıntılarını aşmak için Adapazarı’nın eski mahallelerinden birinde yaşlı ve yalnız bir adamın bakıcılığını yapar. Gülce’ye (23) yakınlaşarak onu tanımaya başlayan Ali, Mevlüt’ün (83) de hikayesine ortak olur. Ali arayışını bu karşılaşmanın eşiğinde sürdürür, cevabını kitaplarda bulamayacağı bir soruyla beraber… Bütün saadetler mümkün
müdür?

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Bir sahnede Osman, Ali’ye Satranc-ı Urefa (Ariflerin Satrancı) oyununun çizildiği bir el yazması gösterir. Alim Muhyiddin İbn-i Arabi tarafından tasavvuf yolunu öğrencilerine öğretmek üzere geliştirilmiş ilginç bir oyundur bu. Bir bakıma bu oyun Ali’nin kendini tanıma, yolunu bulma ve o yolda ilerleme anlamında önüne çıkan bir temsil olmuştur.
  • Filmde Cumhuriyet dönemi şair ve yazarı Ziya Osman Saba’dan (1910-1957) da pek çok iz görmek mümkün.
  • Filmden bir replik: “Dalgın olanlar aslında pür dikkatlidirler”.
  • Diyaloglarda kullanılan şiirsel üslup “Kelebeğin Rüyası” (Yönetmen: Yılmaz Erdoğan) filmini çağrıştırır.
  • Filmde dergah ve derviş görüntülerinin yer aldığı sahneler “Takva” (Yönetmen: Özer Kızıltan) filmini akıllara getirir.

Dovlatov

image

Filmin Künyesi:

DOVLATOV | Yönetmen: Alexey German Jr. / Senarist: Aleksey German, Yulia Tupikina / Oyuncular: Milan Maric (Sergei Dovlatov), Danila Kozlovsky (David), Helena Sujecka (Elena Dovlatova), Artur Beschastny (Iosif Brodsky), Anton Shagin (Anton Kuznetsov), Piotr Gasowski (Semyon Aleksandrovich), Eva Gerr (Katya Dovlatova), Hanna Sleszynska (Editör) / Rusya / 2018 / Renkli / 126´

Sinopsis:

1971, Leningrad. Ölümünden sonra ünlenecek Rus yazar Sergei Dovlatov, günlerini yazılarının yayımlanmasının koşulu olan Yazarlar Sendikası’na üyeliğini kovalayıp ufak yazı işleriyle geçirir. Akşamları ise caz dinlenen partilerde kentteki sanatçı ve yazarlarla bir araya gelir. Under Electric Clouds’un yönetmeni Alexey German Jr., Berlin’de dünya prömiyerini yapan yeni filminde Dovlatov’un hayatından altı günü anlatıyor ve bu hikâye üzerinden dönemin entelektüel çevresi ve onların Brejnev zamanı Sovyetler Birliği’yle ilişkisinin de portresini sunuyor. Yönetmen, John Steinbeck’ten Vladimir Nabokov’a uzanan referanslarla dolu senaryosunu, koreografileriyle büyüleyen sahnelerle aktarıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Milan Maric başta olmak üzere tüm oyuncu performansları başarılı.
  • Senaryo ve görüntü yönetimi başarılı.
  • Uzun süresine rağmen film hiç sıkmıyor/bunaltmıyor.
  • Yönetmenin filmde uyguladığı kamerayı kullanım biçimi yönetmen olan babası Aleksey German’ın “Tanrı Olmak Zor İş” filmini akıllara getiriyor.
  • Bir sanatçının üretim alanının kısıtlanması, özgürlüğünün engellenmesi, baskı görmesi, çile çekmesi vb. gibi açılardan “Ardıl Görüntü” (Yönetmen: Andrzej Wajda) filmi ile de benzerlik taşımakta.
  • Filmden bir replik: “Zamanın anahtar deliğinden bakmak istiyorum…”
  • “Yazar Olmak Zor İş”

İşe Yarar Bir Şey

image

Filmin Künyesi:

İŞE YARAR BİR ŞEY | SOMETHING USEFUL | Yönetmen: Pelin Esmer / Senarist: Pelin Esmer, Barış Bıçakçı / Oyuncular: Başak Köklükaya (Leyla), Öykü Karayel (Canan), Yiğit Özşener (Yavuz), Ayşenil Şamlıoğlu (Gülistan), Berfu Öngören (Dilara), Melih Düzenli (Canan’ın Babası), Sedat Kalkavan (Sarhoş Adam), Aslıhan Kandemir (Ayşe), Nilay Erdönmez (Telefondaki Pazarlamacı Kadın), Hakan Sallı (Graffitici Çocuk)   / Türkiye / 2017 / Renkli / 104´

Sinopsis:

Leyla gibi biri neden lise arkadaşlarıyla buluşma yemeğine gider ki? Yirmi beş yıldır hiçbir lise yemeğine gitmemiş… Üstelik 16 saat süren bir tren yolculuğuyla! Hemşirelik son sınıf öğrencisi Canan, o niye trende? Gönlünde oyuncu olmak varken hemşire adayı olarak hiç istemediği bir iş görüşmesine gidiyor. Peki Yavuz? Hareketsiz yatıyor bir pencerenin önünde, seyyar satıcıları, faytonları, sokaktaki insanları izliyor bütün gün. Canan’ı bekliyor, belki de Leyla’yı, belki de bir gece treninde yolları kesişen katil ile şairi.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Senaryoyu ve içindeki edebi tadı beğendim.
  • Oyunculuklar, özellikle de Başak Köklükaya ve Yiğit Özşener’in oyunculukları çok başarılı.
  • Sahne tasarımı ve mekan kullanımı başarılı.
  • Film müzikleri de oldukça keyifli.
  • Filmde kullanılan şiirler de ayrı bir güzeldi. “Bir Kitabın Yaprakları” şiiri bir filmin karelerine dönüşmüştü sanki.
  • Leyla bir şair olarak hayatın hep içinde aslında. Herkesten önce de ilk kendini gözlemliyor her zaman. Bazen bir vagonun camında, bazen bir çay bardağında, bazen bir evin penceresinde, hatta kırık bir aynada.
  • Bu filmi izledikten sonra işe yarar bir şey yaptığını düşünüyor insan.
  • “Yavuz şair ev sahibini bastırır”
  • “İnsanları Seyreden Karga”

Neruda

image

Filmin Künyesi:

NERUDA | Yönetmen: Pablo Larraín / Senarist: Guillermo Calderón / Oyuncular: Gael García Bernal (Óscar Peluchonneau), Luis Gnecco (Pablo Neruda), Pablo Derqui (Víctor Pey) / Şili / 2016 / Renkli / 107´

Sinopsis:

2017 Altın Küre Ödülleri’ne Yabancı Dilde En İyi Film dalında aday olan NERUDA, Nobel Edebiyat ödüllü şair Pablo Neruda’nın hayatının en belirleyici dönemlerinden birine odaklanıyor. 1947 yılında Neruda siyasete atılmış ve senatör seçilmiştir. Karısı ile beraber parıltılı bir hayat yaşamaktayken hükümet tarafından ‘hain’ ilan edilince bir gecede kaçak durumuna düşer. Dostlarının tavsiyesiyle ve gizli bir operasyonla gönüllü bir sürgüne yollanır. Acar polis dedektifi Oscar ise, hükümet tarafından dünyaca ünlü şairin peşine düşüp onu yakalamakla görevlendirilir. Çok geçmeden Oscar, Neruda’yı takıntı haline getirecektir. Gael García Bernal’in performansıyla yıldızlaştığı, yönetmenlik koltuğunda Oscar adayı “No”, “The Club” ve “Jackie”nin yönetmeni Pablo Larraín’in oturduğu filmin yapımcılarından biri ise Türk yapımcı Renan Artukmaç. Pedro Almodóvar’ın “bu sene izlediğim en iyi film” dediği NERUDA, Variety tarafından “büyüleyici derecede yaratıcı” şeklinde niteleniyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Filmin karanlık atmosferinde ve görsel yapısında yönetmenin “The Club” filminin bir benzeri vardı.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Müfettiş Óscar Peluchonneau karakterinde biraz “Müfettiş Gadget” çizgi filminin havası vardı.

Camdan Atlar

image

Filmin Künyesi:

CAMDAN ATLAR | WINDOW HORSES | Yönetmen: ANN MARIE FLEMING / Senarist: ANN MARIE FLEMING / Oyuncular: SANDRA OH (Rosie Ming), ELLEN PAGE (Kelly), SHOHREH AGHDASHLOO (Mehrnaz), DON MCKELLAR (Dietmar), OMID ABTAHI (Ramin), NAVID NEGHABAN (Mehran), NANCY KWAN (Gloria) , EDDY KO (Stephen), PAYMAN MAADI (Payman)  / Kanada / 2016 / Animasyon / 88´

Sinopsis:

Genç Kanadalı şair Rosie Ming İran’da bir şiir festivaline davet edilir. Oysa Fransız kültürüne aşırı meraklı olan Rosie’nin hayalinde Paris yatıyordur. Ona fazlasıyla düşkün Çinli büyükanne ve dedesiyle yaşayan Rosie daha önce tek başına hiçbir yere gitmemiştir. İran’a vardığında kendisini birden şairlerin arasında bulur. Ona dil ve şiir sevgisi aşılarlar. Ayrıca kendisini terk ettiğini düşündüğü İranlı babasıyla ilgili hikâyeler anlatırlar ve bu sayede ona beklenmedik bir kapı açılır. Rosie kendi kültürel kimliğini daha yakından tanıyacağı bir yolculuğa çıkmıştır; babasının geçmişini araştırırken kendi benliğiyle barışma süreci de başlar. Filmin şiirsel animasyon tarzı daha önce görmüş olduğunuz hiçbir şeye benzemiyor; onlarca çizerin üzerinde çalıştığı hikâye izlerken gülümsetecek incelik ve özgünlükte. Ancak Camdan Atlar yalnızca görsel bir zevkle uğurlamıyor izleyicisini; kadın odaklı hikâye anlatımının yepyeni bir örneğini sunuyor.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • “Roise Can”
  • Şiirler ve şairler ile ilgili yapılan atıflar, alıntılar, betimlemeler güzeldi.

Paterson

image

Filmin Künyesi:

PATERSON | PATERSON | PATERSON | Yönetmen: Jim Jarmusch / Senarist: Jim Jarmusch / Oyuncular: Adam Driver (Paterson), Golshifteh Farahani (Laura), Chasten Harmon (Marie), Barry Shabaka Henley (Doc), William Jackson Harper (Everett), Rizwan Manji (Donny)/ ABD / 2016 / Renkli / 113´

Sinopsis:

Jarmusch, izleyiciye çok sevdirdiği vampirlerden yeniden insanlara dönüyor, hem de ilk bakışta en sıradan olanlarına. Adı Paterson, New Jersey’de ne tesadüftür ki Paterson’da yaşıyor. Kullandığı otobüsün numarası 23; evet, kendisi de otobüs şoförü. Dinlemesini çok iyi bilir, fazla konuşmayı sevmez ama yazmak onun tutkusudur. Bir otobüs şoförü olmanın en iyi taraflarından birisi belki de budur; Paterson kendisiyle sık sık baş başa kalıp hep yanında tuttuğu not defterine şiirler yazar. Jarmusch, “şiirsel” sinemasını Paterson’da şiirin kendisiyle harmanlıyor ve izleyen herkesin tanışmaya bayılacağı bir karakter çıkarıyor karşımıza.

Not: Yukarıdaki paragraf Film Ekimi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Paterson’un şiir yazan bir otobüs şoförü olması geçmişte kafamda kurguladığım bir hikayeyi aklıma getirdi. İstanbul’da kullanılan toplu taşıma araçlarından biri olan 500T’de bir zamanlar ücretleri toplayan bir muavin olurdu (diğer tüm Özel Halk Otobüslerinde de). Ben de muavini Matematik Mühendisliğinden mezun biri gibi hayal ederrdim.
  • Hayatın içindeki durgunluğu ve sıradanlığı iyi yansıtmış film.
  • Paterson’un mesai arkadaşı Donny ile olan sohbetleri eğlenceliydi.
  • “Durgun Hayat”
  • “Rüzgarda Salınabilen Nilüfer”
  • Söz uçar, yazı kalır. Ama bazen yazı da uçabilir.

Harika Çocuk

image

Filmin Künyesi:

HARİKA ÇOCUK | IL GIOVANE FAVOLOSO| LEOPARDI | Yönetmen: Mario Martone / Oyuncular: Elio Germano (Giacomo Leopardi), Michele Riondino (Antonio Ranieri), Massimo Popolizio (Monaldo Leopardi), Anna Mouglalis (Fanny Targioni-Tozzetti), Valerio Binasco (Pietro Giordani), İsabella Ragonese (Paolina Leopardi) / İtalya / 2014 / Renkli / 137´

Sinopsis:

Kederli bir sanatçı, bir harika çocuk, romantik bir şair, asinin önde gideni, zamanının en sınır tanımaz düşünürlerinden; deha, eza, şiir, aşk ve maceraperestlik üzerine bir öykü… Giacomo Leopardi, görünürde kütüphane olsa da esasen hapishaneden farksız evinde, babasının sıkı gözetiminde büyür. Nihayet, 24 yaşına geldiğinde evden ayrılır. Yolu önce güzeller güzeli Fanny ve Antonio Ranieri ile aşk üçgeni kuracağı Floransa’ya, sonra da sağlığı günbegün kötüleşmesine rağmen sefahatten bir an olsun vazgeçmeyeceği Napoli’ye çıkar. Son günlerini ise yazarak ve ölümü bekleyerek Vezüv eteklerinde bir villada geçirir.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Görsel atmosfer ve dekor tasarımı başarılı.

Eksiler

  • Anne figürü filmde pek eksik ve geride kalmış.

Keşif

  • Giacomo ve ailesinin yaşadığı evin içi oldukça aydınlık, kütüphanedeki kitapların birçoğunun kapağı beyaz renkli. Evin sakinleri ise hep siyah renk giyiniyor. Belki de bir türlü tam olarak aydınlanamıyorlar.
  • Volkanik yanardağ patlaması bir bakıma Giacomo’nun da içsel patlamasını temsil ediyor. Zira en uzun şiirini bu olaydan sonra yazıyor.
  • Giacomo öpülse belki de prense dönüşecekti ama bu bir türlü gerçekleşmedi.
  • Filmin genel yapısındaki kasvetli hava “Faust” (Yönetmen: Aleksandr Sokurov) filmini anımsattı.
  • “Violette” (Yönetmen: Martin Provost) filminde bir yazarın hayatı düşüşten yükselişe doğru işlenmişti. Bu film tam tersi olarak bir yazarın yükselişten düşüşe olan dönüşümünü inceliyor.
  • Genel izlenim olarak İtalyan filmlerinde tarihi yapıların, atmosferin çok iyi gösterildiğini düşünüyorum. Bu filmde de öyleydi.

Öylesine

  • “Erkekliğin Öpüşme ile İmtihanı
  • “Ben, Kendim ve Kamburum”

Rüzgarların Arasında

image

Filmin Künyesi:

RÜZGARLARIN ARASINDA | RISTTUULES | Yönetmen: MARTTI HELDE / Oyuncular: LAURA PETERSON (Erna), MIRT PREEGEL (Eliide), TARMO SONG (Heldur), INGRID ISOTAMM (Hermiine), EİNAR HİLLEP / Estonya / 2014 / Siyah-Beyaz / 87´

Sinopsis:

Rüzgarların Arasında bugüne kadar zorunlu göç hakkında yapılmış en şiirsel film olabilir. 1941 Haziran’ında Baltık ülkelerinde evlerinden zorla çıkarılarak Sibirya’ya trenlere bindirilen, on yıllarca açlığa, soğuğa, zor çalışma koşullarına ve ölüme göğüs germek durumunda kalan yüz binleri anmak için yazılmış bir şiir gibi. Gerçek bir hikayeden esinlenen senaryo, Erna ve kızının hikayesini siyah-beyaz yaşayan tablolar, Erna’nın mektuplarını okuyan üst ses ve fısıltıları ortam sesleriyle karıştıran bir ses tasarımı ile usulca aktarırken, izleyiciyi trajediyle daha önce girmediği bir ilişkiye sokuyor ve kalbine işliyor. Karanlık, çok karanlık bir dönemde, zamanın donduğu anlarda, hafızanın paramparça edebilen hallerinde, bir rüya ya da bir kabus olarak yaşamın bilgisinde ve insanın dayanma gücünün ucu açık sınırlarında bir yolculuk bu. İnsanlık tarihini böyle görebilseydik, burası farklı bir yer olurdu.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Siyah-Beyaz renk tercihi olumlu olmuş.
  • Dış ses kullanılarak sürekli mektup okur gibi bir yapı kullanılması başarılı olmuş.

Eksiler

  • Tempo azıcık daha iyi dengelenebilirdi.
  • Gerçek hikayenin aktarılmasında dönemin gerçekliği ile ilgili biraz daha ayrıntı verilebilirdi.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Dul, eşi olmayan; öksüz, anne-babası olmayan; peki çocuğu olmayan kadına ne denir?”
  • Filmin bir yerinde geçen “öpüp öpüp gözyaşı silme” ne güzel bir ifade ediştir.
  • Küçük çocuğun sürgünde zorla tutulurken resim yapmaya çalıştığı sahne güzeldi.
  • Senaryonun dilindeki şiirsel yapıyı beğendim.
  • Film kimi yönleriyle zaman zaman “Kuleli Ev” (Yönetmen: Eva Neymann) filmini anımsattı.

Öylesine

  • “Fotoğraflar ve Suretler”

Narın Rengi

image

Filmin Künyesi:

NARIN RENGİ | SAYAT NOVA, NRAN GUYNE | Yönetmen: SERGEI PARAJANOV / Oyuncular: SOFIKO CHIAURELI, MELKON ALEKIAN, VILEN GALUSTIAN, GEORGI GEGECHKORI, HOVHANNES (ONIK) MINSASIAN, SPARTAK BAGASHVILI , MEDEA JAPARIDZE, GRIGORI MARGARIAN / Ermenistan / 1968 / Renkli / 77´

Sinopsis:

Sembolik bir şiir tiyatroda sahnelenseydi, nasıl bir şey çıkardı ortaya? Böyle bir şey olurdu herhalde. Kafkas dağlarında yaşamış en büyük ozan olarak kabul edilen Ermeni Artin Sayadyan’ın, nam-ı diğer Sayat Nova’nın (Şarkıların Efendisi) şiirlerinden esinlenen Narın Rengi, ozanın hayatındaki kırılma noktalarını son derece imgesel bir dille perdeye aktararak sinemayla ilgili alışkanlıklarımızı tokatlıyor. Restore edilmiş versiyonuyla izleyicilerle buluşan bu kült film, çekildiği zaman ve coğrafya için konu itibariyle oldukça cesur. Yönetmeninin tutuklanmasında ve hapis yatmasında da epey bir rol oynamış. 1968’de çekilen, son derece deneysel ve gerçeküstücü olan bu eser, şairin iç dünyasının yönetmenin hayal gücüyle harmanlanarak üç boyutlu minyatüre dönüşmüş hâli adeta. Peş peşe sıraladığı dinî ve kültürel sembollerle dolu zengin görsel tablolarıyla aşkı, acıyı, hayal kırıklığını ve hüznü anlatan film gizemli, bazen ürkütücü, fakat tam anlamıyla düşsel bir ziyafet.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Film genel anlamda izlemeye değer.
  • Kostüm, dekor ve sahne tasarımı çok başarılı.

Eksiler

  • İlk izleyişte filme tamamıyla vakıf olmak pek mümkün değil.
  • Filmin çok fazla alegori ve alt metin içermesi odakta kalmayı zorlaştırıyor.

Keşif

  • Kitapların açık alanda durduğu ve rüzgarın sayfalarını açtığı sahne çok güzeldi.
  • Halının bir saatin sarkacı gibi hareket ettiği sahne güzeldi. Zamanı dokuyor gibiydi.
  • Filmi izlerken o kadar çok sembol ile karşılaşıyoruz ki hafızada tutmak pek mümkün değil. Bazı ilginç sahneler: Kurban edilen koçların başları, Manastırın içinin koyunlarla dolu olması, erkeklerin ayaklarını yıkayıp üzüm ezmesi, ekranın 3 kareye bölündüğü yerler.
  • Filmden bir replik: “Penceredir bu dünya”
  • Filmdeki çoğu sahne bir tablo gibiydi.
  • Film ne tam bir kurmaca ne de tam bir belgesel.
  • Filmin halı ile kurduğu yoğun ilişki “Buta” (Yönetmen: Ilgar Najaf) filmini anımsattı.

Öylesine

  • “Semboller ve Alt Metinler” 
  • “Denizde kum filmde sembol”

Unutursam Fısılda

image

Filmin Künyesi:

UNUTURSAM FISILDA | Yönetmen: Çağan Irmak / Oyuncular: Farah Zeynep Abdullah (Hatice/Ayperi), Mehmet Günsür (Tarık), Işıl Yücesoy (Hanife), Kerem Bursin (Erhan), Gözde Cığacı (Hanife), Hümeyra (Hatice/Ayperi), Köksal Engür (Erhan), Gürkan Uygun (Plak Yapımcısı) / Türkiye / 2014 / Renkli / 123´

Sinopsis:

Sağlık lisesinden yeni mezun olup, kasabanın sağlık ocağında hemşireliğe adım atan Hanife ve aykırı kzı kardeşi Hatice, küçük ve kendi halinde, muhafazakar bir kasabada yaşamaktadırlar. Hanife ne kadar çekingen ve içine kapanıksa, Hatice bir o kadar haylaz, laf dinlemez ve başına buyruktur. Edebiyata meraklı Hanife kimselere göstermeden bir şiir defteri tutarken, Hatice çevresindeki herkesi unutacak kadar şarkı söylemeye tutkundur. Bir gün yeni atanan kaymakamın oğlu Tarık kasaba merkezine gelir ve iki kız kardeşin hayatı o günden sonra tamamen değişir…

Artılar

  • Bir önceki “Tamam Mıyız” filminin kötülüğünü unutturacak kadar iyi bir film.
  • Farah Zeynep Abdullah’ın oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Geçmiş ile bugünün iç içe kurgulanması başarılı bir şekilde uygulanmış.
  • Şarkıları beğendim hele o ilki harikaydı.
  • Kostüm ve dekor tasarımı başarılı.
  • Plak Yapımcısı/Prodüktör rolünde Gürkan Uygun filme renk katmış.
  • Eski dergi, fotoroman, gazete, plak ve eşyaların Ayperi için özel olarak saklandığı oda çok güzeldi.

Eksiler

  • Diyaloglarda sıkça rastladığımız “…pu” kelimesi çok kulak tırmalayıcıydı 🙁
  • Tarık’ın birdenbire ortaya çıkan “Rock” müzik sevgisini anlamlandırmak/çözümlemek zor.
  • Filmin ikinci yarısının başlarındaki klişe diyaloglar başarısızdı.
  • Karakterlerin güzel güzel konuşurlarken birdenbire argolu konuşmaya başlamalarını açıkçası anlayamadım.
  • Özellikle plakçıları dolaşma, evde kayıt yapma sahneleri biraz skeç tadındaydı. Yer yer güldürse de gerekliliği tartışılır.
  • Rock müzik ve rakı balık esprisi 🙁
  • Oğulları ile barışmak için gelen Tarık’ın ailesi ile buluşmalarında Ayperi’nin giydiği kıyafet neydi öyle 🙁

Keşif

  • Hanife ve Hatice isimleri 1970’lere yaraşır isimler olmuşlar.
  • Hanife’nin gençliğini canlandıran Gözde Cığacı ile yaşlılığını canlandıran Işıl Yücesoy oldukça birbirlerine benziyorlar. İyi bir seçim olmuş.
  • Şiire kabiliyeti olan Hanife bana “Taş Bebek” (Yönetmen: Krzysztof Krauze , Joanna Kos) filminde Roman şair Bronisława Wajs karakterini hatırlattı. İki kadın şairimizin de aslında şiirlerden ticari bir beklentileri yok, saf ve temiz duygularla şiirlerini yazıyorlar. “Taş Bebek” filminde aşağıdaki replik çok güzel anlatıyor ve özetliyor aslında bu durumu.
    “Şiirden para alınır mı ki? Onlar benim değil ki. İstedikleri zaman gelip istedikleri zaman gidiyorlar.”
  • Filmin ikinci yarısı ilki kadar başarılı değil.
  • Filmin son sahnesi güzeldi ama keşke ilk hitleri olan şarkı çalsaydı.
  • Ayperi ve Tarık’ın evlerinde duvarda asılı olan Ayperi’nin büyük resmi bana “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filminde Boyacı Halil (Müşfik Kenter) ile  onun, duvarda asılı olan resmine/suretine aşık olduğu Meral’i (Sema Özcan) hatırlattı. Tarık da keşke sadece Ayperi’nin suretine aşık mı kalsaydı dedim içimden.
  • Filmin başlarında Hatice karakterine yüklemeye çalışılan (en azından benim öyle düşündüğüm) “Erkek Fatma” rolü çok kuvvetli işlenememiş gibi geldi bana. Hatice’yi bir tek erkeklerle bir futbol maçı yaparken görüyoruz o kadar.
  • Farah Zeynep Abdullah her kıyafeti ile ayrı bir güzel.
  • Hümeyra’nın sabah sabah kendini gecelikle sokağa attığı ve sonrasında ablasının onu alıp eve döndükleri sahne oldukça duygusal ve güzeldi.
  • Bu film çok kötü olmasa da Çağan Irmak, “Dedemin İnsanları” filminden sonra aynı seviyede bir film henüz yapamadı.
  • Kısa süre gözükmesine rağmen Media karakterindeki oyunculuğu beğendim.
  • Filmden bir replik: “Bu sözler müziksiz acıtıyor”

Öylesine

  • “Adını Ayperi Koydum”
  • “Ayperi Nasıl Hatırlar”