Güvercin Filmi Üzerine Öylesine Notlar

"Güvercin" filminden bir sahnede Yusuf ile güvercini Maverdi

Güvercin filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

GÜVERCİN | THE PIGEON | Yönetmen: Banu Sıvacı / Senarist: Banu Sıvacı / Oyuncular: Kemal Burak Alper (Yusuf), Ruhi Sarı (Halil), Demet Genç (Rumeysa), Michal Elia Kamal (Gülfem) / Türkiye / 2018 / Renkli / 78´

Sinopsis:

Yusuf, Adana’nın kenar mahallelerinden birinde, ağabeyi ve ablasıyla birlikte yaşayan bir gençtir. Oturdukları evin çatısında, ölen babasından kalan güvercinlerini tutkuyla besleyip eğitmektedir. Yusuf, Maverdi adını verdiği dişi güverciniyle özel bir bağ kurmuştur. Ağabeyi Yusuf’a, çalışması ve para kazanması konusunda baskı yapar. Kuşlarından başka bir dünyayı tanımayan Yusuf, çalışma hayatı ve mahallesinin gerçekleriyle yüzleşir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Bir ilk film olarak başarılı bir çalışma olmuş.
  • Yusuf karakterini canlandıran Kemal Burak Alper iyi bir performans ortaya çıkarmış.
  • Filmde yer alan güvercinler de gerçekten iyi oyunculuk sergilemiş.
  • Filmin zayıf yönü hikaye örgüsündeki konuların yavan ve kısır kalması olmuş.
  • Zayıf yapılı olan Yusuf’un kendisi de kuş kadar besleniyor.
  • Yusuf karakteri bana biraz Zeki Ökten ve Ömer Kavur filmlerindeki saf ve iyi yürekli insan temsillerini hatırlatıyor.
  • Yusuf’un içine kapanık olması, yalnızlık çekmesi, vefat etmiş anne-babasını özlemesi “Yumurta” (Yönetmen: Semih Kaplanoğlu) filminde başrolde yer alan Yusuf (Nejat İşler) karakterini anımsatıyor. Bu arada iki filmde de Yusuf karakterinin “yumurta” ile olan sahneleri yer almakta. “Yumurta” filmi ile ilgili Öylecine Bir Aşk sayfasındaki değerlendirme yazısına buradan erişebilirsiniz.

    Güvercin Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • “Yusuf ile Maverdi”
  • “Güvercinleri Seyreden İnsan”

 

Rauf

image

Filmin Künyesi:

RAUF | Yönetmen: Soner Caner, Barış Kaya / Senarist: Soner Caner/ Oyuncular: Yavuz Gürbüz (Ahmet), Alen Hüseyin Gürsoy (Rauf), Veli Ubic (Bedo), Muhammed Ubic (Zeman), Şeyda Sözüer (Zana) / Türkiye / 2016 / Renkli / 94´

Sinopsis:

Kars’ın bir köyünde görünmeyen bitmez bir savaşın gölgesi altında yaşayan 9 yaşındaki Rauf, sevdiği kız Zana için pembe rengi bulmak üzere bir yolculuğa çıkar. Zana, Rauf´un yanında çıraklık yaptığı marangozun 20 yaşındaki kızıdır. Rauf için pembe, hayallerindeki aşkın rengidir; umut etme cesaretinin ve hiç görmediği barışın rengidir… Pembeyi arayışı kızı gülümsetme arzusuyla başlar, fakat gri bir dünyada yaşayacağı deneyimler Rauf’a siyah ve beyazı da öğretecektir…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • “Bir Rengin Peşinde”
  • “Korkusuz Korkuluk”
  • Filmin hem Kars’ta geçmesi hem de çocuklarla ilgili olması “Kar Korsanları” (Yönetmen: Faruk Hacıhafızoğlu) filmini hatırlatıyor.
  • Korkuluğu gömme fikri güzeldi.
  • “Hero (Kahraman) Dede” filme renk katmış. “Çinliler Geliyor” (Yönetmen: Zeki Ökten) filminde Salih Kalyon’un hayat verdiği Koreli karakterini hatırladım.
  • “Çiçek Rauf”
  • Rauf ile arkadaşının konuştukları bir sahnede kameranın balonları gösterdiği sahne güzeldi.
  • Final sahnesi güzel ve şiirseldi.

Kalandar Soğuğu

image

Filmin Künyesi:

KALANDAR SOĞUĞU | Yönetmen: Mustafa Kara / Senarist: Mustafa Kara , Bilal Sert / Oyuncular: Haydar Şişman (Mehmet), Nuray Yeşilaraz, Hanife Kara, İbrahim Kuvvet / Türkiye / 2015 / Renkli / 134´

Sinopsis:

Karadeniz’in bir dağ köyünde, ailesiyle birlikte yaşayan Mehmet, bir yandan beslediği birkaç hayvanla, günlük ihtiyaçlarını temin ederken, diğer yandan büyük bir tutkuyla; dağlarda maden rezervi aramaktadır. Zamanla umutsuz bir çabaya dönüşen maden arama fikri Mehmet’in duyduğu bir haberle yerini yeni bir maceraya bırakır; Mehmet Artvin’de gerçekleştirilecek olan boğa güreşlerine katılacaktır. Sıradan bir yaşam mücadelesi gibi görünen bu hikâyenin arka planında, dokunaklı bir hayatın, inceden inceye örülen bir mücadelenin ve doğa, insan, hayvan ilişkisinin naif bir portresi çizilmektedir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Film yönetimi, görüntü yönetimi ve oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Artvin’deki Kafkasör Şenlikleri ile ilgili daha anlaşılır bir bilgi akışı olsa daha iyi olabilirdi.
  • Çocukların okul durumundan hiç bahsedilmiyor.

Keşif

  • Mehmet’in dağlarda maden araması yaptığı sahnelerden birinde kamera bize bir kaya parçasının yuvarlanışını gösteriyor. Bu sahne bana “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki yuvarlanan elma sahnesini anımsattı.
  • Poyraz’ın yarışı kaybetmesinden sonra İbrahim’in alnında beliren çizgiler çok şey anlatıyor.
  • Karamsar giden filmin sonunun umuda yönelmesi güzel olmuş. Mehmet’in hasta olan oğlu sayesinde kaybolan Poyraz bulunuyor. Öte yandan salyangozlar sayesinde de belki de Mehmet’in peşinde olduğu maden bulunuyor.
  • Mehmet için asıl madeni aslında ailesi. Gece uyumayıp ona yemek hazırlayan, yarışı kazansınlar diye oruç tutan annesi; hem evin hem de ahırın işlerini çekip çeviren eşi; ona işinde yardımcı olan çocukları.
  • Mehmet’in ufak oğlunun hastalığı ve onun bu durum karşısında tıbbi bir çözüm arayışına girmemesi “Gelin” (Yönetmen: Ömer Lütfi Akad) filmini hatırlattı.
  • Film içerisinde kullanılan temalar/nesneler zihnimde başka filmlere ilişkin referansların belirmesini sağladı. Şöyle ki, salyangoz kullanımı “Sarmaşık” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filmi; boğa ile kurulan dostluk “Sivas” (Yönetmen: Kaan Müjdeci); son umut olarak boğanın yarışlara götürülmesi “Sürü” (Yönetmen: Zeki Ökten); boğanın ortadan kaybolması “Nabat” (Yönetmen: Elçin Musaoğlu) filmi.
  • Sinemamıza yeni bir Nuri Bilge Ceylan geliyor olabilir.

Öylesine

  • “Poyraz Kalandar”
  • “Umut fakirin madenidir”

Amcam

image

Filmin Künyesi:

AMCAM | MON ONCLE| Yönetmen: Jacques Tati / Senarist: Jacques Lagrange, Jean L’Hôte, Jacques Tati / Oyuncular: Jacques Tati (Monsieur Hulot), Jean-Pierre Zola (Charles Arpel), Adrienne Servantie (Madame Arpel), Alain Bécourt (Gerard Arpel) / Fransa / 1958 / Renkli / 117´

Sinopsis:

Jacques Tati’nin hem yönettiği hem başrolünü oynadığı, senaryosunu yazıp yapımcılığını da üstlendiği bu film, geleneksel ahlâk değerlerinin oluşturduğu yaşam tarzı ile tüketim toplumunun ortaya çıkardığı kargaşa ve koşuşturma arasındaki çelişkiyi vurguluyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında Fransa’da başlayan Amerikan tarzı tüketim sevdasını, geleneksel mimarinin yok edilip yerini soğuk modern yapıların almasını ve otomobil çılgınlığını eleştiriyor. Film, betimlenen absürt modern mimarinin vurgulanabilmesi için Henri Schmitt’in tasarımı olan bir dekorda çekilmişti.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim. Filmin mizahi dili ise özellikle başarılı.
  • Oyunculuklar iyi bir seviyede.
  • Filmin müziği pek güzel.

Eksiler

  • Kimi sahnelerde yakın kamera çekimi tercih edilebilirdi diye düşündüm.
  • Amcanın yeğenine aynı ölçüde ve karşılıkta bir sevgi beslediğini pek hissedemiyoruz.

Keşif

  • Amcanın yaşadığı daireye çıkması sırasında kameranın tam karşı açıdan bize tüm süreci gösterdiği sahneyi başarılı buldum.
  • Amcanın, kardeşi ve yengesinin evde verdiği partiye katıldığı sahne oldukça keyifliydi.
  • Çağdaş ev ile geleneksel ev arasındaki zıtlıklar iyi bir şekilde aktarılmış.
  • Konusunun bir amca/dayı ve yeğen arasındaki dostuluğu, bağlılığı da içermesinden dolayı bu film aklıma “Sevgili Dayım” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmini getirdi.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Sürü

image

Filmin Künyesi:

SÜRÜ | THE HERD | Yönetmen: Zeki Ökten / Oyuncular: Tarık Akan (Şivan), Melike Demirağ (Berivan), Tuncel Kurtiz (Hamo), Meral Niron (Sülo’nun Eşi), Levent İnanır (Sülo), Güler Ökten (Sıddık’ın Eşi), Savaş Yurttaş (Sıddık), Yaman Okay (Abuzer), Şener Kökkaya (Çerçi) / Türkiye / 1978 / Renkli / 129´

Sinopsis:

Yılmaz Güney´in yazdığı, Zeki Ökten´in yönetmenliğini üstlendiği Sürü´nün en etkileyici özelliği destansı bir hikâyeyle, toplumsal gerçekçi bir tablo çizmesi. Veysikanlar ile Halilanlar aşiretleri arasında yıllardır süren husumet, Halilanların Veysikanlardan Şivan´a kızkardeşleri Berivan´ı vermesiyle çözülmeye çalışılmıştır. İki ailenin birleşmesi ve böylelikle de temelli barışın tesisi amaçlanmıştır. Ancak bebekleri bir bir ölen Berivan lal olmuş, Şivan´ın babası da onu iyiden iyiye uğursuz bellemiştir. Berivan´ı bir gölge gibi takip ederek onunla konuşmaya çalışan ağabeyleri bir yanda, sürekli üstlerine karabasan gibi çöken baba hükümleri diğer yanda, Şivan ve Berivan kafeste çırpınan birer kuş gibi sıkışmıştır bu âlemde. Tek çare, çıkıp gitmektir. Bu esnada, ufuktaki tepelerde hep bir traktör görünür. Makinenin gelişiyle birlikte araziler tarıma açılmakta, tarlalar genişlemekte, hayvancılık ölmektedir. Traktörün giderek yakınlaşması ve ufuktaki arazilerin giderek daha fazlasının tarlaya dönüşmesiyse, yeni ekonomik düzenin bu topraklara ulaşmasını ifade eder. Koyunlarını trenle Ankara´daki alıcıya götüren Veysikanlar yol boyunca büyük kente yaklaştıkça bu düzenin türlü yüzleriyle karşılaşacak, incitilecek, kandırılacak ve sömürülecektir. Ankara´ya varışları ise iyice çıkışsızlığa sürüklenmeleri ve perişan halde kentte bir bir yok olmalarıyla sonuçlanacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Yönetim, senaryo, oyunculuklar, müzik hepsi oldukça başarılı.

Eksiler

  • Mirza ve Abuzer’in filmden çıkmaları tam olarak yansıtılamamış.
  • Berivan hasta iken hep birlikte Ankara’da gazinoya gitme isteği pek anlaşılamıyor.

Keşif

  • Berivan’ın halindeki ürkeklik ve mahzunluk beslediği kekliklerden belli. İkisi de kafese sokulmuş gibi.
  • “Berivan” karakterinde Melike Demirağ sessizliğiyle renk katmış.
  • Sıddık’ın çocuğu “Düttürü Dünya” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki Dütdüt Mehmet’in (Kemal Sunal) kızını hatırlattı.
  • Tren yolculuğundaki sahneler oldukça çarpıcı ve güzeldi.
  • Gerçeklerin sertçe dile getirildiği sahneler güzeldi.

Öylesine

  • Demir ağlarla ördük
    Sürü filmini dört baştan”

Nefesim Kesilene Kadar

image

Filmin Künyesi:

NEFESİM KESİLENE KADAR | Yönetmen: Emine Emel Balcı / Oyuncular: Esme Madra (Serap), Riza Akin (Baba), Gizem Denizci (Dilber) / Türkiye / 2015 / Renkli/ 94´

Sinopsis:

Serap bir tekstil atölyesinde ortacıdır. Ablası ve eniştesiyle birlikte yaşamak, onun için giderek çekilmez bir hal almıştır. Serap’ı ayakta tutan tek şey, uzun yol şoförü olan babasıyla yeni bir eve çıkabilme umududur. Sürekli uzaklarda olan babasının kayıtsızlığı arttıkça köşeye sıkışan Serap, ipleri eline almaya karar verir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Esme Madra’nın ve Gizem Denizci’nin oyunculukları başarılı.

Eksiler

  • Filmin finali daha iyi olabilirdi.

Keşif

  • Film genel anlamda vasat sayılır.
  • Sonlara doğru dahil olan Serap’ın yetiştirme yurdundan arkadaşı filme oldukça olumlu bir katkı yapmış.
  • Serap, babası ile ilgili düşüncelerinde, hayallerinde aslında bir “serap” görmüş.
  • Konu ve işleniş açısından akıllara “Zerre” (Yönetmen: Erdem Tepegöz) filmini getirse de başarı çıtası daha düşük.
  • “Yoksul” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki gibi bir sınıf atlama çabası da var bu filmde.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Çöldeki İzler

image

Filmin Künyesi:

ÇÖLDEKİ İZLER | TRACKS | Yönetmen:  John Curran  / Oyuncular:  Mia Wasikowska (Robyn Davidson), Adam Driver (Rick Smolan), Emma Booth (Marg), Melanie Zanetti (Annie), Jessica Tovey (Jenny), Rainer Bock (Kurt Posel), Carol Burns (Bayan Ward), Robert Coleby (Pop), Tim Rogers (Glendle), Bryan Probets (Geoff), Roly Mintuma (Eddie), John Flaus (Sallay), Felicity Steel (Gladdy), Darcy Crouch (Tolly), Daisy Walkabout (Ada)  / İngiltere, Avustralya / 2013 / Renkli / 110´

Sinopsis:

John Curran’ın yeni filmi Tracks, Avustralyalı yazar Robyn Davidson’ın kendi anılarını kaleme aldığı aynı adlı kitabından bir uyarlama. Mia Wasikowska’nın Davidson’ı canlandırdığı film, yazarın köpeği ve dört deveyle 1977 yılında Avustralya çöllerinde yaptığı yolculuğu konu alıyor. Adam Driver ise, Davidson’ın yolculuğunu kaydeden National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan rolünde. Film büyüleyici görüntüler eşliğinde nefes kesici bir yolculuğu anlatırken; genç bir kadının meydan okuyuşuyla feminizmden, hikâyenin geçtiği coğrafya nedeniyle sömürgeciliğe kadar pek çok temaya da değiniyor. Yönetmen John Curran, New York’tan Avustralya’ya yerleştiği dönemde, 80’li yıllarda keşfetmiş Robyn Davidson’ın kitabını. Genç kadının bir anlamda kendisini de keşfetmek için yaptığı bu yolculuğu, kendi yolculuğuna çok yakın bulan Curran, yıllar sonra bu uyarlamayı yapmaktan büyük heyecan duymuş.

Artılar

  • Mia Wasikowska’nın oyunculuğunu oldukça başarılı buldum.
  • Gökyüzünden yapılan görüntü çekimlerini başarılı buldum.
  • Genel anlamda film için vasatın biraz üstü diyebilirim.

Eksiler

  • Müzik kullanılmayıp sadece doğanın kendi sesini dinlesek daha mı iyi olurdu diye düşündüm.
  • Robyn’in babası ve ablasının filmdeki varlığı/etkisi çok zayıf geldi bana.
  • Yolculuk öncesinde Robyn’in yanına uğrayan arkadaşlarının kısa süreli rock müzik etkinliği tüm o melankolik havayı bozuverdi 🙁

Keşif

  • Robyn’in bu yolculuğu belki de onun annesini ya da ilk köpeğini arama hikayesi bir açıdan da.
  • Yolculuk sırasında Robyn’in karşılaştığı Eddie karakteri dikkatimi çekti. Oranın bir yerlisi olan Eddie genellikle kendi dilince bir şeyler konuşur ve Robyn onunla bir şekilde anlaşır. Bu durum bana “Yoksul” (Yönetmen: Zeki Ökten) filminde Yoksul (Kemal Sunal) ile sürekli tesbih çeken, dua eden ama normal şekilde konuşamayan (büyük ihtimalle dilsiz) Hacı (Mustafa Suphi Baltacı) arasındaki ilişkiyi hatırlattı.
  • Dayanamıyorum diye çıldıran Robyn yangınını Rick ile yaptığı bir sevişme ile söndürüp yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor.
  • Çölün ortasındaki arayış teması bana “Nokta” (Yönetmen: Derviş Zaim) filminde Tuz Gölü’ndeki arayışı hatırlattı.
  • Robyn’in çöl yolculuğu sırasınca karşılaştığı ve ona yardımcı olan karakterleri onun hayatındaki diğer kişilerle aşağıdaki gibi ilişkilendirebiliriz.
    Eddie – Deve bakıcılığını öğreten Afganlı adam
    Yaşlı çift – Anne ve Babası
    Yerli kadınlar – Yakın arkadaşları
  • Bu film bana benzer şekilde gerçek bir olaya dayanan bir yolculuk hikayesi anlatan “Kon-Tiki” (Yönetmen: Joachim Roenning , Espen Sandberg) filmini hatırlattı. Kon-Tiki filminde Norveçli kaşif Thor Heyerdahl’ın Pasifik Okyanusu’nu 1947’de 5 kişilik bir ekip ile geçme hikayesi anlatılmıştı. Kon-Tiki filmini bu filme göre daha başarılı buldum.
  • Develerin bir ara kaybolması durumu bana “Tosun Paşa” (Yönetmen: Kartal Tibet) filmini hatırlattı. O filmde gerçekten develer Şaban’ın (Kemal Sunal) eşeğine uyup ortalıktan kaybolmuşlardı. İyi ki bu filmde Robyn’in köpeği Diggity’ye uyup da kaybolmadı develer 🙂

Öylesine

  • “Çöller Kızı Robyn”
  • “Çöl dedi gözlerim”
  • “İzler çölün aynasıdır”
  • Çöl yolculuğu için kararlı olan “Develi Kadın” Robyn için “Kibar Feyzo” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filminde bir sahnede geçen şu şekildeki bir sesleniş nasıl olurdu acaba : “Hele sen ne diysen Sekine Kadın” 🙂

Kış Uykusu

image

Filmin Künyesi:

KIŞ UYKUSU | WINTER SLEEP | Yönetmen:  Nuri Bilge Ceylan  / Oyuncular: Haluk Bilginer (Aydın), Melisa Sözen (Nihal), Demet Akbağ (Necla), Mehmet Ali Nuroğlu (Timur), Ayberk Pekcan (Hidayet), Serhat Mustafa Kılıç (Hamdi), Nejat İşler (İsmail), Tamer Levent (Süavi), Nadir Sarıbacak (Levent), Emirhan Doruktutan (İlyas), Ekrem İlhan (Ekrem), Rabia Özel (Fatma), Fatma Deniz Yıldız (Sevda)  / Türkiye / 2014 / Renkli / 196´

Sinopsis:

Aydın emekli bir tiyatrocudur; oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya’ya babasından yadigar kalan butik oteli işletmek için geri döner. Aydın o günden sonra başlayan kış uykusu bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla… Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın’ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder…

Artılar

  • Haluk Bilginer ve Demet Akbağ olağanüstü bir oyunculuk sergilemişler.
  • Filmin sakin ve dingin çekimleri gerçekten ustaca.
  • Filmin içerisine sinen klasik müzik dokunuşları çok yerinde kullanılmış.
  • Ayberk Pekcan oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Serhat Mustafa Kılıç’ın oyunculuğu başarılıydı.
  • Senaryo oldukça başarılı.
  • Melisa Sözen’deki duru oyunculuk oldukça başarılı.
  • Uzun süren ve genellikle de karanlık atmosferde geçen bir film olmasına rağmen tempo hiç düşmüyor ve izleyenlerin filmin içerisinde kalması ustalıkla sağlanıyor.

Eksiler

  • Necla’nın filmden birdenbire çıkmasını olumsuz buldum. Daha yumuşak bir çıkış olabilirdi sanki.
  • Hamdi Hoca ve ailesine yardım olarak teklif edilen parayı ateşe atan kardeşi İsmail’in tavrına Nihal’in aşırı derecede şaşırması bana biraz garip geldi.
  • Filmin finali bana biraz fazla iyimser ve romantik geldi.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Susarak eleştirmek konusundan uzmandır o”
  • Aydın ile Necla arasında o uzun süren geçmişle hesaplaşma sahnesi bana, “Güz Sonatı” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filminde Anne Charlotte (Ingrid Bergman) ile kızı Eva (Liv Ullmann) arasındaki benzer bir sahneyi hatırlattı. Demet Akbağ’ın gözlüklü hali de Liv Ullmann’ı andırmadı değil 🙂
  • Aydın karakterinde sanki biraz kendimi gördüm.
  • Karakterlerin isminde de ayrı bir ermişlik-bilgelik var sanki : Aydın, Hidayet, Hamdi. “Aydın, hamdederse belki hidayete ulaşır”
  • İsmail ve oğlu İlyas arasındaki ilişkide Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail arasındaki ilişkiye benzer bir şey sezinledim. Hz.İbrahim oğlu Hz.İsmail’i kurban etmek ister ve Hz. İsmail gözünü kırpmadan bunu kabul eder. Filmimizde de baba İsmail, Aydın Bey’in kırılan araba camı için oğluna bir tokat atarak onu kurban eder. Oğul İlyas ise hiç karşı çıkmaz babasının bu isteğine.
  • Hamdi ve yeğeni İlyas özür dilemek için Aydın Bey’in evine gelirler. Burada İlyas bayılır ve kamera aniden yılkı atlarına çok sert bir geçiş yapar.
  • Aydın, karşılaştığı/konuştuğu her kişiden mesleği ya da meziyeti ne olursa olsun hep kendisinin üstün olduğunu düşünüyor.
  • Aydın’ın, yerel gazeteye kendince “dünyayı kurtaracak” yazılarını kaleme alma isteğini sürekli dile getirmesi bana, “Çöpçüler Kralı” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki “Yazıcam bunu gazeteye” diyen apartman sakini emekli amcayı (Ertuğrul Bilda) hatırlattı.
  • Bir sahnede Aydın, arkadaşı Süavi ve eşi Nihal Aydın’ın çalışma odasında konuşmaktadırlar. Bu sahnede Süavi’nin konuştuğu sırada kameranın onu çektiği açıda ekranda bir de Nihal’in yansımasını görürüz.
  • Aydın’ın, gecenin bir vakti atın yanına gittiği sahne muhteşemdi. Bu sahne bana, “Yumurta” (Yönetmen: Semih Kaplanoğlu) filminde gecenin ıssızlığında köpeklerin yanında kalan Yusuf (Nejat İşler) karakterini anımsattı.
  • İlyas’ın, Aydın’ın arabasının camını kırması tüm o mükemmel gözüken “aydın yaşamın” yavaş yavaş karanlığa gömülmesine neden oluyor.
  • Aydın’ın odasında, yazmaya çalıştığı “Bir Ömür Tiyatro” kitabına arka plan olacak şekilde tiyatro ile ilgili eşyaların bulunmasını oldukça anlamlı buldum.
  • Nihal’in, odasında Aydın ile aralarında geçen tartışma sahnesi çok iyiydi. Odadaki sobanın içinde yanan tahta parçalarından gelen o sesler sanki karakterlerimizin içlerinden bir şeyler koptuğuna işaret ediyordu.
  • Gardaki sahnede bankta oturan adamın soğuk oluyor diye kenara yanaşmayarak Aydın ve Hidayet’in yan yana oturmasını engellemesi çok doğaldı.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde insan bedenine yapılan otopsi bu filmde insan ruhuna yapılıyor.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” bence bu filmin daha önünde.
  • Süavi’nin evinde beraber yemek yiyip daha sonra da sarhoş olup kafayı bulan Süavi, Aydın ve Levent karakterleri bana Kuzey Avrupa filmlerini anımsattı.
  • İsmail’in, Nihal’in verdiği paranın ederine ilişkin nedenleri ortaya dökmesi aslında tam da Aydın’ın istediği meşhur çizelge kullanılması isteğini karşılar gibiydi.
  • Aydın karakterinde “Yaban Çilekleri” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki Profesör Isak Borg (Victor Sjöström) ile “Aynanın İçinden” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki David (Gunnar Björnstrand) karakterlerinin bir karışımı vardı sanki.
  • Filmin açılış sekansındaki son sahnede karşımızda sırtı bize dönük pencerenin önünde duran Aydın yer almaktadır. Kamera yavaş yavaş arkadan Aydın’a yaklaşır ve en son noktada onun zihnine doğru girip bizi karanlığa boğar. Ve Kış Uykusu artık başlamıştır.
  • Bergmanvari bir film olmuş.
  • Filmin açılışında bir turist kafilesini Kapadokya’da Peri Bacalarını keşfederken görüyoruz. Bu sahne bana, “Muhteşem Güzellik” (Yönetmen: Paolo Sorrentino) filminin açılış sahnesinde turist kafilesinin Roma’yı keşfetme bölümünü hatırlattı.

Öylesine

  • “Bozkırın Aydını”
  • “Kış Sonatı”
  • “Kibre meyalim vallahi dertten”

Siyah Gökyüzü

image

Filmin Künyesi:

SİYAH GÖKYÜZÜ | CIELO NEGRO | Yönetmen:  Manuel Mur Oti   / Oyuncular: Susana Canales (Emilia), Fernando Rey (Ángel López Veiga), Luis Prendes (Ricardo Fortun), Teresa Casal, Manuel Arbó, Rafael Bardem, Julia Caba Alba (Fermina), Raúl Cancio, Casimiro Hurtado (Pepe), José Isbert, Manolo Morán  / İspanya / 1951 / Siyah-Beyaz / 90´

Sinopsis:

Emilia moda evinde çalışan mütevazı bir kadındır ve aşıktır. Sevgilisi ile bir şenliğe katılmak üzere çalıştığı yerden izinsiz bir kıyafet alır. Ancak işler beklediği gibi gitmez: Hırsızlığı ortaya çıkar, işinden atılır ve bu daha başlangıçtır.

Artılar

  • Susana Canales ve Fernando Rey oyunculukları oldukça başarılı.
  • Emilia’nın şair Ángel’i evinde basıp onu Fortun’un yerine geçmesi için ikna ettiği sahne oldukça iyi çekilmiş.
  • Şair Ángel’in kafede Lola ile buluşup Emilia’nın mektuplarına Fortun’un adına cevap yazığı sahneler güzeldi.

Eksiler

  • Panayır gecesinden sonra Fortun’un Emilia’ya bir daha hiç ulaşmamasını ya da haber vermemesini garip karşıladım.
  • Emilia’nın, gözlükleri kırıldıktan sonra rahatsız olan gözlerinin çaresine hemen bakmaması kararını pek anlaşılır bulmadım.

Keşif

  • Emilia’nın filmin finalinde Kiliseye doğru koşusu bana “Cennette Savaş” (Yönetmen: Carlos Reygadas) filminde Marcos’un (Marcos Hernández) benzer o uzun süreli Kiliseye olan yolculuğunu hatırlattı.
  • Filmden bir replik: “Taksiler telgraf gibidir”
  • Emilia şair Ángel López Veiga’nın evine gider. Angel yatağında uzanmış Euripides’in Tragedyalarını okumaktadır. Emilia ona şöyle cevap verir: “Benim kendi tragedyalarım var zaten”
  • Emilia’nın çalıştığı moda evinde kötü kadın rolündeki Lola bana Yeşilçam’ın klasik kötü kadınlarından Lale Belkıs’ı hatırlattı.
  • Moda evinde arkadaşlarının Emilia’yı aşk konusunda işletmeleri bana “Sev Kardeşim” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filminde Alev’in (Hülya Koçyiğit) benzer işletilme sahnesini hatırlattı.
  • Panayır yerinde yağmurun yaklaştığı gözükmesine rağmen Emilia, Fortun ile biraz daha fazla zaman geçirmekte ısrar eder. Sonunda hem Emilia hem de Fortun aşırı derecede ıslanırlar. Fortun, herhalde içinden Emilia’ya şöyle demiştir “Çöpçüler Kralı” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmine ithafen: “Lan Emilia! Kendini ıslatıncaya kadar uğraştın be” 🙂
  • Emilia’nın oturduğu evin kapıcısı ile temizlikçi arasındaki gündelik diyaloglar bana  “Çöpçüler Kralı” (Yönetmen: Zeki Ökten) filminde Çöpçü Abdi Şakrak (Kemal Sunal) ile Kapıcı İsmail (Türker Tekin) arasındaki diyalogları hatırlattı.
  • Filmin sonlarına doğu işlerin birden uhrevi boyut kazanması şaşırtıcıydı.
  • Filmden bir replik: “Mutluluk daha yavaş öldürür çünkü daha az uğrar bize”

Öylesine

  • “Çanlar Emilia İçin Çalıyor”
  • “Kahve ve Poğaça”
  • “Siyah Gökyüzü: Bir Panayır Hikayesi”

Çöpçüler Kralı

image

Filmin Künyesi:

ÇÖPÇÜLER KRALI | | THE KING OF STREETSWEEPERS |  | Yönetmen:  Zeki Ökten / Oyuncular: Kemal Sunal (Kapıcı Abdi Şakrak), Şener Şen (Zabıta Amiri Şakir), Ayşen Gruda (Hacer), Erdal Özyağcılar (Hacer’in Abisi), İhsan Yüce (Hacer’in Babası), Nezahat Tanyeri (Şakir’in Annesi), Türker Tekin (Kapıcı İsmail), Nejat Gürçen (Gazino Patronu), İlyas Salman (Kapıcı Şemsi), Nermin Özses (Hacer’in Annesi) / Türkiye / 1977 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Çöpçüler Kralı, 70’lerin sonlarına denk gelen bir yapım olarak, dönemin ruhu gereğince sosyal sorunları merkezine alıyor. Filmde varlığı en çok hissedilen konu başlıklarından biri, köyden kente göç. Kapıcılar, sokak satıcıları, temizlikçiler, devlete bağlı mesleklerin en alt sınıfını temsil eden işçilerden çöpçü… Onlar, kentin yeni sakinleri. “Efendiler”, apartman dairelerinde oturuyor. Gerçi onlar da büyükşehir kültüründen fazlaca nasiplenmemiş görünüyor. Yine de, adeta aristokrat kibriyle, buyurganlıkta ileri gitmekten çekinmiyorlar. Devlet memuru olmaktan müthiş gurur duyan, ancak kişisel hayatında bir “ana kuzusu” olmaktan öteye gidemeyen zabıta memuru ise mahallenin yöneticisi gibi davranıyor. Mahalle içindeki aşk ilişkilerinin gidişatını belirleyen tek bir şey var: Kaygan bir zeminde her an değişmeye hazır haldeki sosyal statü.

Artılar

  • Kemal Sunal’ın en çok sevdiğim filmlerinden biridir.
  • Oyunculuklar, senaryo, reji hemen hemen her şey belirli bir çıtanın üstünde.
  • Kapıcı İsmail rolünde Türker Tekin filme önemli katkılarda bulunuyor.
  • Hacer, Hacer’in babası, kardeşleri rollerinde Ayşen Gruda, İhsan Yüce, Erdal Özyağcılar bu filmde döktürüyorlar hakikaten.

Eksiler

  • Bakkal, manav ve kasap üçlüsü filmin içerisine keşke biraz daha dahil olsalardı.
  • Sokaktaki yaşama hakim oluyoruz ama yaşamın apartman içerisindeki yansıması biraz eksik kaldı sanki.

Keşif

  • Filmin sonunda Abdi’nin ve de hayatın aslında kendini tekrar ettiğini görürüz. Hacer gitmiştir. Apartmana yeni bir hizmetçi kız gelmiştir. Heyecan yeninden başlamak üzeredir belki de.
  • Film içerisinde çok küçük gibi gözüken ama mizahi olarak bambaşka boyutlar katan şu sahneleri unutmak mümkün mü?
    1. Bir apartman sakininin sokağa tükürme zamanından saatin 07:30 olduğuna kanaat getirilmesi.
    2. Şikayetlerini gazeteye yazarak ileten emekli amcamız.
    3. Çöpleri pencereden aşağıya fırlatan teyzemiz.
  • Abdi’nin, Hacer’in temizlik yaptığı pencerenin dibinde ona serenat yaptığı sahne çok güzel. Abdi’nin yanık türküsü, Hacer ve Şakir’in annesi arasındaki evlilik ile ilgili konuşmalar ve sonunda su dolu kovanın Abdi’nin kafasına geçmesi. Bu sahnede Kemal Sunal’ın mimikleri oldukça enfes. Hacer ile ilişkilerinin falına bakması da tabi gözlerden kaçmadı 🙂
  • Abdi ve Hacer ekmek kuyruğundalar. 10 ekmek olunca iş değişiyor tabi. “Kuyruk gelecek yerden ekmek esirgenmez” ne de olsa 🙂
  • Aile meclisinde Hacer’in Şakir ile olan evlilik konusunun tartışıldığı dokunaklı sahnede abi Erdal Özyağcılar’dan gelen muhteşem öneri: “Anasını mı vursak baba?”
  • Abdi ile Hacer’in parktaki tahterevalli sahnesi. Bu sahnede kameranın, Hacer’in ve Abdi’nin yüzlerini tahterevalli hareketi ile paralel şekilde çekmesi güzel bir uygulama olmuş.
  • Abdi’nin Hacer’i istemeye gittiği sahnedeyiz. Tipik bir aile içi ev hali. Kadınlar mutfakta yemekle uğraşırken, baba otoritesi altındaki 3 kocaman erkek kardeş tek göz divanda yan yana dizilmişler. Abdi işin romantizmi peşinde türküler söylerken; baba “Sen Türkülerini Söyle” diyerekten Abdi’nin tabağındaki köftelerin peşindedir.
  • Kapıcı İsmail’in dolduruşu ile gaza gelen Abdi, Hacer’i kaçırmaya çalışır ve amansız bir kovalamaca başlar. Hacer’in abileri ve babasının Abdi’yi kovalamaya teker teker dahil olması çok iyi bir uygulama olmuş. Baba İhsan Yüce, 0-100’ü kaç saniyede koştu öyle 🙂 Büyük abi Erdal Özyağcılar’ın tam iş üstündeyken konvoya dahil olarak enselenmesinin dayanılmaz hafifliği anlatılmaz 🙂
  • Hacer’in evliliği ile ilgili ailenin kafası çok karışık. Benim sayabildiğim kadarı ile rota aşağıdaki gibi gelişti.
    1. Şakir
    2. Abdi
    3. Şakir
    4.Abdi
    5. Şakir (Nihayet bu sefer tamam)
  • Abdi’nin kısa şarkıcılık macerası da ayrı bir alem. Yanlışlıkla kendini sahnelerde bulunan Abdi ilk deneyimi başarı ile atlatırken, daha sonra özüne döndüğünde iş fiyasko ile sonuçlanıyor. Gazino patronu da aslında şu repliği ile özetliyor belki de Abdi’nin şarkıcılık kariyerini: “Sana dedim ben bu ayıdan şarkıcı olmaz diye.”

Öylesine

  • “Deli kız neyimi beğendi o zaman”, filmden bir replik.
  • “Belli oluyor 10 ekmeği kimin yediği”, filmden bir replik.
  • “Lan oğlum, kendini ıslatıncaya kadar söyledin be”, filmden bir replik.
  • “Güzel adamım vesselam. Allah övmüş de yaratmış”, filmden bir replik.