Dedemle Bu Yaz

image

Filmin Künyesi:

DEDEMLE BU YAZ | AVIS DE MISTRAL | Yönetmen: Rose Bosch / Oyuncular: Jean Reno (Paul), Anna Galiena (Irène), Chloé Jouannet (Léa) / Fransa / 2014 / Renkli/ 105´

Sinopsis:

Lea, Adrien ve küçük kardeşleri Theo, yıllar önce yaşanan bir tartışma nedeniyle hiç tanışamadıklarını dedeleri Paul’ü ziyaret etmek için yaz tatilinde Provence’e dedelerinin yaşadığı eve giderler. Ancak bu tatil hiç de bekledikleri gibi rüya tatile dönüşmez. Zira anne ve babaları boşanmanın eşiğindedir ve baba evi terk etmek üzeredir. Bu haberi aldıktan sonraki her birinin tatili başka bir kaosa sürüklenecektir…
Rose Bosch’un yazıp yönettiği filmin başrolündeki Jean Reno’ya Anna Galiena, Chloé Jouannet ve Hugo Dessioux gibi isimler eşlik ediyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Anna Galiena’nın oyunculuğu oldukça başarılı.

Eksiler

  • Vasatın az altında bir film olmuş.
  • Oyuncu kadrosunun hakkını veremeyen bir film.
  • Hikaye örgüsü çok matematiksel şekilde planlarla ilerliyor ve bu da sinemasal derinliği azaltıyor.

Keşif

  • Filmin küçük çocuğu oldukça renk katmış. Sanki annesi ile dedesi arasındaki yıllar süren sessizliği simgelermiş gibi.
  • Kuşak çatışması şeklinde başlayan film kuşak çalışması ile mutlu bir şekilde sona erdi.
  • Biraz Yeşilçam havası da vardı filmde. Büyükbaba ve Büyükanne karakterlerinde bir Hulusi Kentmen – Adile Naşit edası vardı. Mahallenin fettan kadınında da bir Müjde Ar duruşu vardı.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Geçmişten Gelen

image

Filmin Künyesi:

GEÇMİŞTEN GELEN | THE GIFT | Yönetmen: Joel Edgerton / Oyuncular: Jason Bateman (Simon), Rebecca Hall (Robyn), Joel Edgerton (Gordo) / ABD / 2015 / Renkli/ 108´

Sinopsis:

Simon ve Robyn yeni evli, genç bir çifttir. Hayatları tam da planladıkları gibi giderken, Simon’ın bir lise arkadaşıyla karşılaşması tüm yaşamlarını alt üst edecektir. Simon, Gordo’yu ilk başta tanımaz ama bir dizi beklenmedik karşılaşma ve kaynağı belirsiz hediye, geçmişten gelen korkunç bir sırrı da açığa çıkartacaktır. 20 sene önce Simon ve Gordo arasında gerçekleşen olayın rahatsız edici, gerçek yüzünü öğrenince Robyn hayata dair sorgulamalara da girecektir. Senaristliği ve yönetmenliği Joel Edgerton’a ait olan fimin başrollerinde Edgerton’ın yanı sıra Jason Bateman ve Rebecca Hall de yer alıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Rebecca Hall’in oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Film genel anlamda vasat olmuş.
  • Robyn’in hamilelik/doğum süreci çok hızlı geçilmiş filmde.

Keşif

  • Filmin efekt kullanımına kaçmaması tür açısından cesur bir karar olmuş.
  • Sonradan ortaya çıkan sancılı geçmiş “Balayı” (Yönetmen: Jan Hrebejk) filmini aklıma getirdi.

Öylesine

  • “Simon Hakkında Konuşmalıyız”

Yeni Kız Arkadaşım

image

Filmin Künyesi:

YENİ KIZ ARKADAŞIM | THE NEW GIRLFRIEND | UNE NOUVELLE AMIE | Yönetmen: François Ozon / Oyuncular: Romain Duris (David / Virginia), Anaïs Demoustier (Claire), Raphaël Personnaz (Gilles), Isild Le Besco (Laura) / Fransa / 2014 / Renkli/ 107´

Sinopsis:

Fransız sinemasının en maharetli yönetmenlerinden yönetmenlerinden biri olan François Ozon’un yazıp yönettiği film, emsaline pek sık rastlanmayacak cinsten bir aşk hikayesine ev sahipliği yapıyor. Çocukluklarından bu yana arkadaş olan iki kadının, Claire ve Lea’nın hikayesini ön plana alan filmde, iki yakın arkadaştan biri, ağrı bir hastalığa yakalanır ve ölmeden önce bebeğini en yakın arkadaşına emanet eder. Arkadaşıysa, bebeğine ve kocasına sahip çıkacağına dair söz verir. Anne ölür, arkadaşıysa verdiği sözü tutmak için arkadaşının evine kocasını ve bebeğini kontrol etmek için gider. Ancak eve vardığında onu büyük bir sürpriz beklemektedir. Başrollerini Anais Demounstrier ve Romain Duris’in paylaştığı film; Ozon’un sinemasını sevenleri ve kalıplaşmış aşk öyküsü sınırlarını ihlâl etmek isteyenleri tatmin edecek bir öyküye ev sahipliği yapıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Genel anlamda vasat bir film olarak değerlendirdim.
  • Hikayenin içerisindeki detaylara yeteri kadar eğilmemiş yönetmen.

Keşif

  • Ozon filmlerinde mekan seçimi ve kullanımı oldukça başarılı bu filmde de olduğu gibi.
  • Claire de aslında Laura’yı çok sevdiği için mi David Laura gibi giyinince ondan hoşlanıyor?

Öylesine

  • “Bu İkiliye Dikkat”
  • “Eşsiz Adam” 

While We’re Young

image

Filmin Künyesi:

WHILE WE’RE YOUNG | Yönetmen: Noah Baumbach / Oyuncular: Ben Stiller (Josh), Naomi Watts (Cornelia), Adam Driver (Jamie), Darby (Amanda Seyfried) / ABD / 2014 / Renkli/ 97´

Sinopsis:

Belgeselci Josh Srebnick ve eşi Cornelia, sıkıntılı bir dönemden geçmekte olan bir çifttir. Artık yaşlandıklarını hissetmekte ve yıllardır sürdükleri hayat tarzı nedeniyle yorulmaktadırlar. Josh’ın öğrencileri olan Jamie ve Darby ise özgür ruhlu, genç bir çifttir. Josh, genç çiftle tanıştıktan sonra hayatında bir kırılma noktasına tanık olacaktır.
Noah Baumbach’ın senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği yapımın başrollerinde Amanda Seyfried, Naomi Watts, Ben Stiller ve Adam Driver bulunuyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Yönetmenin bir önceki filmi “Frances Ha” daha başarılıydı.
  • Hikayenin kurgulanışındaki “ipuçları” kısmında biraz inandırıcılık sorunu var.
  • Kimi yerlerde filmin politik söylemler göstermesi genel havaya pek uymamış.

Keşif

  • Filmin romantik tarafında bir Woody Allen havası vardı.
  • Film yapma, belgesel ve kurmaca film ayrımı/farkı gibi konularda filmin dile getirdikleri oldukça iyiydi.
  • Adam Driver’i nedense Yılmaz Zafer’e çok benzetiyorum.

Öylesine

  • “Inside Josh Srebnick (Sen Belgeselini Çek)”
  • “Belgesel Filmlerin Unutulan Yönetmeni”

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

image

Filmin Künyesi:

FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU | Yönetmen: Çiğdem Vitrinel / Oyuncular: Erdal Beşikçioğlu (Arif), Sezin Akbaşoğulları (Müzeyyen), Erdinç Gülener (Poyraz), Ege Aydan, Hare Sürel, Harun Tekin / Türkiye / 2014 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Kendi deyimiyle, “henüz hiçbir kitabı yayınlanmamış yazar” Arif tam da kadınları ve aşkı anlamaya çalıştığı bir sırada Müzeyyen’e rastlar. Arif kadınların kendisinden hep bir şeyler beklemesinden bıkmıştır, Fakat Müzeyyen çoktan kendi hayatını kurmuştur… Arif’e göre, kadınlar kendilerinden söz etmeyi severler, Fakat Müzeyyen hep Arif’i konuşturur… Müzeyyen saçlarını kendisi keser, iyi bir kadın olmak istemez, konuşurken gözlerini kaçırmaz… Bir yandan kitabını bitirmeye çalışan Arif bir yandan da Müzeyyen’in gizemli ve tutkulu dünyasında dolaşır. Sonunda Müzeyyen Arif’e büyük acılar ve bu acıların içinde de aradığı cevapların bazılarını verecektir.

Artılar

  • Genel anlamda izlemeye değer bir film olmuş.
  • Sezin Akbaşoğulları çok başarılı ve hoş bu filmde.
  • Filmin final sahnesi pek güzel ve romantik.
  • Diyaloglar edebi açıdan güçlü. Bunda ilham alınan İlhami Algör’ün aynı isimli romanının da katkısı büyük elbet.

Eksiler

  • Filmde bana biraz tempo ve sürükleyicilik sorunu var gibi geldi, dikkatli bakılmadığında pek fark edilmese de.
  • Poyraz’ın farklı yönde estiğini anladığımız Gay Bar sahnesi filmde biraz eğreti ve amaçsız durmuş.

Keşif

  • Kahvede Arif’in hikayeye başlama tarzı “Adı Vasfiye” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmini getiriverdi aklıma.
  • Müzeyyen’deki gizemli hal bana “Gizemli Kadın” (Yönetmen: Pawel Pawlikowski) filmini hatırlattı. O filmde de başroldeki erkek oyuncu bir yazardı bu filmde olduğu gibi.
  • İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan da kısa bir rolde çıkıveriyor karşımıza.
  • Derya Alabora hiç tam ışık altında çekilmiş bir sahnede yer almamasına rağmen her zamanki gibi çok başarılı.
  • Arif’in belki de gördüğü bir imgenin peşinden gitmesi ve onun izini sürmesi gibi noktalar nedense “Lizbon’a Gece Treni” (Yönetmen: Bille August) filmini çağrıştırdı bana.

Öylesine

  • “Bekle Dedim Tutkuya”
  • “Adı Arif”

Böcek

image

Filmin Künyesi:

BÖCEK | Yönetmen:  Bora Tekay  / Oyuncular:  Uğur Bilgin (Uğur), Leyla Yüngül (Leyla), Barış Yılmaz Gündüz (Barış), Engin Karabacak (Engin), Haluk Özenç (Senarist), Bora Tekay (Yönetmen), Sabah Yalçın (Sabah) / Türkiye / 2014 / Renkli / 79´

Sinopsis:

Uğur ve Barış çocukluk arkadaşıdır. Barış’ın motor imalatçısı dayısı Engin’in onlara açtığı DVD dükkanını işletmektedirler. Uğur, Barış’ın kuzeni, Engin’in de kızkardeşi olan Leyla’ya aşıktır. Leyla da Uğur’a karşı boş değildir; zaman zaman abisinin haberi olmadan Uğur’la gizli gizli buluşurlar. Leyla’nın en büyük isteği abisinin boyunduruğundan kurtulmak ve Uğur’la yeni bir hayat kurmaktır. Fakat Uğur bu yolda Leyla’ya pek de yardımcı olamamaktadır. Hangi yüzle Engin’in karşısına çıkıp Leyla’yı isteyecektir? Daha kendi hayatını yoluna koyamamıştır. Çözüm Barış’tan gelir. Uğur ve Leyla’nın başrollerde oynadığı bir film çekeceklerdir.

Ancak bu işin sandıkları kadar kolay olmadığını çektiklerini izlediklerinde anlarlar. Yardım ararken karşılarına bir yönetmen çıkar. Bora yaşadıklarından d olayı sektöre küsmüş kendini resim yapmaya vermiştir. Barış ve Uğur’da gördüğü cevherle gaza gelen Bora, bekleyen bir projelerini hayata geçirmek üzere eski ortağı Haluk’u arar. Haluk geçirdiği trafik kazasının travmasıyla artık yazamayan bir senaristtir. En büyük derdi evsahibine borcu ve iki çocuğunun okul taksididir. Para kaynağı Engin’i duyan Haluk ekibe dahil olur.

Engin ikna edilir fakat Uğur aldığı haberle yıkılır. Engin, Leyla’yı başkasıyla evlendirmeye karar vermiştir. Velhasıl, daralan zaman ve zorlu koşullar içinde Barış ve Uğur’a bir film yaparak Engin’i ikna edip Leyla ile Uğur’un mutlu sonlarını hazırlamak Bora ve Haluk’a düşer…

Artılar

  • Genel anlamda ilginç ve izlemeye değer bir film.
  • Oyunculukları çok doğal ve başarılı buldum.
  • Sinemasal göndermeler ve eleştiriler güzeldi.

Eksiler

  • Filmin çekim tarzındaki yer yer durağanlık ve film içerisinde film çekiliyor olması zaman zaman ambiyansı biraz bozuyor gibi geldi bana.
  • Barış karakterini sima olarak filmde çok az görüyoruz, daha çok sesi ile var gibi. Film boyunca sadece sesi ile yer alsa daha mı iyi olurdu diye düşündüm.

Keşif

  • Diyaloglardaki küfürlü konuşmalar yer yer Onur Ünlü filmlerini özellikle de “Güneşin Oğlu” filmini çağrıştırdı bana.
  • Bir nevi aile içi bir hikaye olması ve de yer yer belgesel havası içermesi durumları bana “Gözümün Nuru” (Yönetmen: Melik Saraçoğlu, Hakkı Kurtuluş) filmini hatırlattı. O da ilginç ve güzel bir filmdi.
  • Filmin son sahnesinde Uğur’un Uğur Böceği kıyafetinin siyah ağırlıkta olması; Leyla’nın da beyaz bir gecelikle olması bir bakıma hikayenin düğüm noktasının düğün ortamına dönüşmesiydi.
  • Filmde birçok güzel replik vardı. Hepsini aklımda tutamadım ne yazık ki. Aklımda kalanlardan: “Bu baby face harcanır mı ya!” 🙂
  • Engin abilerin dükkanının önündeki levhada yazanlardan biri de “Beyin Tamiri” 🙂
  • İsminden olsa gerek kahramanımız Uğur Böceği ve sevgilisi Leyla biraz bana “Ateş Böceği” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filmindeki Tarık Akan ve Necla Nazır çiftini hatırlattı.
  • Polis baskınında Uğur’un memurlara Uğur Böceği kartını dağıtması iyiydi 🙂
  • Uğur Böceği kostümünün kırmızı olması ve filmin bir bölümünde kahramanımızın halka yardım ettiği skeç tadındaki sahneler bana bir zamanlar TV’de izlediğimiz Hamdi Alkan tiplemesi “Gazman” ı hatırlattı. Hatta filmde de konusu bir yerde geçiyor.
  • Uğur ve Barış’ın filmindeki bir deneme sahnesinde Uğur Leyla’ya aşkını cömertçe itiraf ediyor. Bu sahnenin daha sonra spontane şekilde gerçekten yaşanması güzel bir uygulamaydı.

Öylesine

  • “Gençlik başımda duman, ilk aşkım ilk heyecan!
    Kaçtıkça kovalayan uğur böceğim misin?”
  • “Uğurumuz Şaban” 🙂
  • “Leyla ile Uğur”
  • “Uğur Leyla’yı Seviyor”

Bela

image

Filmin Künyesi:

BELA | BORGMAN | Yönetmen:  Alex Van Warmerdam  / Oyuncular:  Jan Bijvoet (Camiel Borgman), Hadewych Minis (Marina), Jeroen Perceval (Richard), Alex Van Warmerdam (Ludwig), Tom Dewispelaere (Pascal), Sara Hjort Ditlevsen (Stine), Eva van de Wijdeven (Ilonka), Annet Malherbe (Brenda), Elve Ljibaart (Isolde), Dirkje van der Pijl (Rebecca), Pieter-Bas de Waard (Leo), Gene Bervoets (Bahçıvan), Mike Weerts (Arthur Stornebrink), Ariane Schluter (Bahçıvanın Eşi) / Hollanda / 2013 / Renkli / 113´

Sinopsis:

Kendilerini toplumdan tamamen soyutlayan bir topluluğun üyesi olan Camiel Borgman, toprağın altında insanlıktan uzak bir ritüelde yaşadığı gizli evinin yabancılar tarafından keşfedilmesi sonrasında ormanı terk eder. Borgman, uzun zaman sonra ilk kez yollara düşer ve gördüğü ilk evin kapısını çalar. Varlıklı bir aileye ait olan ev, kendini bir şekilde kabul ettirmeyi başaran bu beklenmedik misafirin gelişiyle esrarengiz ve ürkütücü olaylara ev sahipliği yapmaya başlar. Borgman arkadaşlarının da yardımıyla alışılmadık yöntemlerle düzenin parçası olan her şeyi ele geçirmeyi başararak olağandışı bir sistem kuracaktır.

Sıradışı konu ve atmosferleriyle Alex van Warmerdam’ın yazıp yönettiği ‘Bela’nın başrollerini Jan Bijvoet, Hadewych Minis ve Jeroen Perceval paylaşıyor.

Not: Sinema salonundaki teknik bir aksaklıktan dolayı filmin son bölümünü izleyemedim. Bu nedenle yazı içerisindeki yorumlarım izlenen bölüme kadar geçerlidir. Bilgilerinize.

Artılar

  • Jan Bijvoet’in oyunculuğu başarılı.
  • Hadewych Minis’in oyunculuğu oldukça başarılı.

Eksiler

  • Marina’nın Borgman’a uzattığı yardım elinin çok uzun sürmesi tam olarak açıklığa kavuşmuyor sanki.
  • Öykünün vadettiği kadar iyi bir film olmamış.
  • Filmin çok gizli kapaklı ilerlemesi tam olarak varılmak istenen hedefin anlaşılmasını güçleştiriyor.
  • Marina’nın oyuncak bir ayı için çocuğu Isolde üzerinden attığı mesaj kaygılı tirat pek yavan kalıyor sanki.

Keşif

  • Borgman’ın eski bir tanıdık ayağına kapısını çaldığı evin hayatına zorla dahil olması bana bu yönüyle “Balayı” (Yönetmen: Jan Hrebejk) filminde nikaha davetsiz misafir olarak gelen ve evli çiftin hayatını zindana çeviren karakteri hatırlattı.
  • Çetenin kadın elemanlarının erkeklere göre daha zor işleri üstlenmelerini (Bahçıvan ve karısının kafalarını çimentoya gömme, cinayet işleme vb.) ilginç buldum
  • Bir nevi melek görünümlü şeytan olan Borgman karakteri bana “Aile Doktoru | Wakolda” (Yönetmen: Lucía Puenzo) filmindeki Josef Mengele (Àlex Brendemühl) karakterini anımsattı.
  • Film boyunca Marina hiç evden/evin bahçesinden ayrılmıyor.
  • Tüm aile ile beraber bakıcı Stine ve sevgilisinin, Borgman ve çete üyelerinin yer aldığı yemek sahnesi iyi çekilmiş.
  • Borgman ve çetesinin, kurbanlarının başlarını çimentoya gömüp denizin altına göndermeleri ilginç bir uygulamaydı. Sanırım Borgman jargonunda toprağın altı yaşam, denizin altı ise ölüm 🙂
  • Marina’nın mahrem yeri ile ilgili mutsuzluğu hayatının odak noktasını kaydırmış.
  • Filmin tekinsizliği ve şiddet/cinayet sahneleri bir Quentin Tarantino filmini andırıyor. Bu filmde sadece fışkıran kanları göremiyoruz 🙂

Öylesine

  • “Borgman Geliyorum Demez”
  • Toprağın altında yaşamayı seven Borgman için MFÖ’den gelsin : “Bodrum Bodrum” ya da “Borgman Borgman” 🙂

Kış Uykusu

image

Filmin Künyesi:

KIŞ UYKUSU | WINTER SLEEP | Yönetmen:  Nuri Bilge Ceylan  / Oyuncular: Haluk Bilginer (Aydın), Melisa Sözen (Nihal), Demet Akbağ (Necla), Mehmet Ali Nuroğlu (Timur), Ayberk Pekcan (Hidayet), Serhat Mustafa Kılıç (Hamdi), Nejat İşler (İsmail), Tamer Levent (Süavi), Nadir Sarıbacak (Levent), Emirhan Doruktutan (İlyas), Ekrem İlhan (Ekrem), Rabia Özel (Fatma), Fatma Deniz Yıldız (Sevda)  / Türkiye / 2014 / Renkli / 196´

Sinopsis:

Aydın emekli bir tiyatrocudur; oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya’ya babasından yadigar kalan butik oteli işletmek için geri döner. Aydın o günden sonra başlayan kış uykusu bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla… Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın’ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder…

Artılar

  • Haluk Bilginer ve Demet Akbağ olağanüstü bir oyunculuk sergilemişler.
  • Filmin sakin ve dingin çekimleri gerçekten ustaca.
  • Filmin içerisine sinen klasik müzik dokunuşları çok yerinde kullanılmış.
  • Ayberk Pekcan oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Serhat Mustafa Kılıç’ın oyunculuğu başarılıydı.
  • Senaryo oldukça başarılı.
  • Melisa Sözen’deki duru oyunculuk oldukça başarılı.
  • Uzun süren ve genellikle de karanlık atmosferde geçen bir film olmasına rağmen tempo hiç düşmüyor ve izleyenlerin filmin içerisinde kalması ustalıkla sağlanıyor.

Eksiler

  • Necla’nın filmden birdenbire çıkmasını olumsuz buldum. Daha yumuşak bir çıkış olabilirdi sanki.
  • Hamdi Hoca ve ailesine yardım olarak teklif edilen parayı ateşe atan kardeşi İsmail’in tavrına Nihal’in aşırı derecede şaşırması bana biraz garip geldi.
  • Filmin finali bana biraz fazla iyimser ve romantik geldi.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Susarak eleştirmek konusundan uzmandır o”
  • Aydın ile Necla arasında o uzun süren geçmişle hesaplaşma sahnesi bana, “Güz Sonatı” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filminde Anne Charlotte (Ingrid Bergman) ile kızı Eva (Liv Ullmann) arasındaki benzer bir sahneyi hatırlattı. Demet Akbağ’ın gözlüklü hali de Liv Ullmann’ı andırmadı değil 🙂
  • Aydın karakterinde sanki biraz kendimi gördüm.
  • Karakterlerin isminde de ayrı bir ermişlik-bilgelik var sanki : Aydın, Hidayet, Hamdi. “Aydın, hamdederse belki hidayete ulaşır”
  • İsmail ve oğlu İlyas arasındaki ilişkide Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail arasındaki ilişkiye benzer bir şey sezinledim. Hz.İbrahim oğlu Hz.İsmail’i kurban etmek ister ve Hz. İsmail gözünü kırpmadan bunu kabul eder. Filmimizde de baba İsmail, Aydın Bey’in kırılan araba camı için oğluna bir tokat atarak onu kurban eder. Oğul İlyas ise hiç karşı çıkmaz babasının bu isteğine.
  • Hamdi ve yeğeni İlyas özür dilemek için Aydın Bey’in evine gelirler. Burada İlyas bayılır ve kamera aniden yılkı atlarına çok sert bir geçiş yapar.
  • Aydın, karşılaştığı/konuştuğu her kişiden mesleği ya da meziyeti ne olursa olsun hep kendisinin üstün olduğunu düşünüyor.
  • Aydın’ın, yerel gazeteye kendince “dünyayı kurtaracak” yazılarını kaleme alma isteğini sürekli dile getirmesi bana, “Çöpçüler Kralı” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki “Yazıcam bunu gazeteye” diyen apartman sakini emekli amcayı (Ertuğrul Bilda) hatırlattı.
  • Bir sahnede Aydın, arkadaşı Süavi ve eşi Nihal Aydın’ın çalışma odasında konuşmaktadırlar. Bu sahnede Süavi’nin konuştuğu sırada kameranın onu çektiği açıda ekranda bir de Nihal’in yansımasını görürüz.
  • Aydın’ın, gecenin bir vakti atın yanına gittiği sahne muhteşemdi. Bu sahne bana, “Yumurta” (Yönetmen: Semih Kaplanoğlu) filminde gecenin ıssızlığında köpeklerin yanında kalan Yusuf (Nejat İşler) karakterini anımsattı.
  • İlyas’ın, Aydın’ın arabasının camını kırması tüm o mükemmel gözüken “aydın yaşamın” yavaş yavaş karanlığa gömülmesine neden oluyor.
  • Aydın’ın odasında, yazmaya çalıştığı “Bir Ömür Tiyatro” kitabına arka plan olacak şekilde tiyatro ile ilgili eşyaların bulunmasını oldukça anlamlı buldum.
  • Nihal’in, odasında Aydın ile aralarında geçen tartışma sahnesi çok iyiydi. Odadaki sobanın içinde yanan tahta parçalarından gelen o sesler sanki karakterlerimizin içlerinden bir şeyler koptuğuna işaret ediyordu.
  • Gardaki sahnede bankta oturan adamın soğuk oluyor diye kenara yanaşmayarak Aydın ve Hidayet’in yan yana oturmasını engellemesi çok doğaldı.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde insan bedenine yapılan otopsi bu filmde insan ruhuna yapılıyor.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” bence bu filmin daha önünde.
  • Süavi’nin evinde beraber yemek yiyip daha sonra da sarhoş olup kafayı bulan Süavi, Aydın ve Levent karakterleri bana Kuzey Avrupa filmlerini anımsattı.
  • İsmail’in, Nihal’in verdiği paranın ederine ilişkin nedenleri ortaya dökmesi aslında tam da Aydın’ın istediği meşhur çizelge kullanılması isteğini karşılar gibiydi.
  • Aydın karakterinde “Yaban Çilekleri” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki Profesör Isak Borg (Victor Sjöström) ile “Aynanın İçinden” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki David (Gunnar Björnstrand) karakterlerinin bir karışımı vardı sanki.
  • Filmin açılış sekansındaki son sahnede karşımızda sırtı bize dönük pencerenin önünde duran Aydın yer almaktadır. Kamera yavaş yavaş arkadan Aydın’a yaklaşır ve en son noktada onun zihnine doğru girip bizi karanlığa boğar. Ve Kış Uykusu artık başlamıştır.
  • Bergmanvari bir film olmuş.
  • Filmin açılışında bir turist kafilesini Kapadokya’da Peri Bacalarını keşfederken görüyoruz. Bu sahne bana, “Muhteşem Güzellik” (Yönetmen: Paolo Sorrentino) filminin açılış sahnesinde turist kafilesinin Roma’yı keşfetme bölümünü hatırlattı.

Öylesine

  • “Bozkırın Aydını”
  • “Kış Sonatı”
  • “Kibre meyalim vallahi dertten”

Sınırsızlar Kulübü

image

Filmin Künyesi:

SINIRSIZLAR KULÜBÜ| DALLAS BUYERS CLUB | Yönetmen:  JEAN-MARC VALLÉE / Oyuncular: MATTHEW MCCONAUGHEY (Ron Woodroof), JENNIFER GARNER (Eve), JARED LETO (Rayon), DENIS O’HARE (Dr. Sevard) / A.B.D / 2013 / Renkli / 117´

Sinopsis:

Amerikalı tipik bir kovboy: beyaz, taşralı, ırkçı ve homofobik. Çok yakında bu ‘sempatik’ kişiliğine yeni bir özellik ekleyecek: ilaç kaçakçılığı. AIDS’li olduğunu ve 30 günlük ömrü kaldığını öğrenip büyük bir öfke nöbeti geçirdikten sonra, bize bir adamı neyin ‘iyi’ yaptığını göstermek üzere harekete geçiyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı ilaçların hastalıkla savaşta etkisiz kaldıklarını anlayınca, internette duyduğu etkili ama yasak ilaçları edinmek üzere Meksika’ya yola çıkıyor. 80’lerden bahsediyoruz. AIDS sendromunun en yüksek olduğu, AIDS’li insanları dışlamanın meşru olduğu dönemler… Doktorların ve ilaç şirketlerinin hastaların yaşamı pahasına korkunç paralar kazandıkları dönemler… Fondaki gerçeklik buyken, bizim adamımız Dallas’ta bir satış noktası kuruyor: Sınırsızlar Kulübü. Kendisiyle aynı durumdaki yüzlerce insana ilaç temin ediyor. Drama ve sosyal eleştiriyi maharetle birleştiren etkileyici bir gerçek hayat hikâyesi… Merkezinde de sevgiyle nefret edilesi, nefretle sevilesi bir anti-kahraman.

Artılar

  • Ron rolünde Matthew Mcconaughey’in oyunculuğu başarılı.
  • Ron’un Eve’ye çiçek olarak annesinin çiçekle ilgili yaptığı bir tabloyu hediye etmesi iyi bir uygulama olmuş.

Eksiler

  • Ron’un kendi evinde (öyle zannediyorum) ortalığın altını üstüne getirerek para aradığı sahne çok anlamlı gelmedi bana.
  • Ron’un hastaneye gelip Rayon’un öldüğünü öğrendiği sahnede odadan çıkar çıkmaz hemşirenin aniden güvenliğe haber vermesi şeklindeki tepkiyi garip karşıladım açıkçası.
  • Eve ve Sevard karakterleri “İyi Doktor, Kötü Doktor” formunda sunulmaya çalışılmış ama tam hakkı verilememiş sanki.
  • Ron’un AIDS olduğunu öğrendikten sonra yakın arkadaş çevresiyle çok çabuk kopmasına ilişkin biraz daha dayanak sunulabilirdi.

Keşif

  • Rayon karakteri nedense bana “Kabadayı” (Yönetmen: Ömer Vargı) filmindeki “Sürmeli” (Rasim Öztekin) karakterini hatırlattı. Ron’da da biraz “Devran”lık (Kenan İmirzalioğlu) yok değil hani.
  • Ron’un bir sahnede kendini ve Rayon’u “Bonnie ve Clyde” çiftine benzetmesi güzeldi.
  • Filmin başlarında Ron’un eşcinsellere olan negatif yaklaşımının, Rayon ile geliştirdiği iş ve arkadaşlık ilişkileri ile pozitife dönmesi iyi bir çatışma zemini sağlamış.
  • Ron’un FDA’ya karşı yapmış olduğu kampanya ve verdiği savaş bana “Milk” (Yönetmen: Gus Van Sant) filmini ve oradaki başkarakter “Harvey Milk”in (Sean Penn) eşcinsellerin hakları için verdiği mücadeleyi hatırlattı.

Öylesine

  • “Çare Woodroof”.
  • “Hapını Seven Kovboy”.

Halam Geldi

image

Filmin Künyesi:

HALAM GELDİ | Yönetmen: Erhan Kozan / Oyuncular: Miray Akay, Melisa Celayir, Tunç Oral, Melis Kara, Görkem Eşgünoğlu, Burçin Terzioğlu, Tugay Mercan, Necip Memili, Onuryay Evrentan, Ümit Çırak, Berke Hürcan, Barış Refikoğlu, Osman Alkaş / Türkiye / 2013 / Renkli / 100´

Sinopsis:
Film, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde medeniyetlerin iç içe geçtiği, birden fazla kültürün bir arada yaşadığı köylerden biri olan Akıncılar’da yaşayan Diyarbakırlı ve henüz 13 yaşındaki üç genç kızın hazin öyküsünü anlatıyor ve ülkemizin halen kanayan yaralarından biri olan, “çocuk gelinler” gerçeğini beyazperdeye taşıyor. Çocuk gelinlerin uzaktan uzağa seyrettiğimiz dramını, akraba evliliğinden doğan engelli çocukların yaşamını çocukların gözünden anlatan film aynı zamanda sosyal sorumluluk projesi olarak hayat buluyor. Film, aynı zamanda Kıbrıs’ın kuzeyi ve güneyi arasındaki sınır sorununu da insani yönleriyle ele alışıyla ön plana çıkıyor.  50. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde özel bir gösterimle galası yapılan filmin senaryosu, gazeteci Evrim Kanpolat tarafından gerçek bir olaydan uyarlanarak yazıldı. Filmde Türk oyuncuların yanı sıra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan oyuncular da yer alıyor. 

Artılar

  • Tüm oyunculuklar genel olarak başarılı.

Eksiler

  • Filmin odak noktasının Huriye’nin (Melisa Celayir) hikayesinden Reyhan’ın (Miray Akay) hikayesine keskin geçişi daha yumuşak olabilirdi.
  • Kimi sahneler filmden ziyade bir TV dizisi formundaydı.
  • Film içerisinde birden fazla final olabilecek sahne ile karşılaşıyoruz.

Keşif

  • Belgeselvari bir çalışma olmuş.
  • “Cahiliye Dönemi”nin devam ettiği yıllara ve olaylara tanık olduk bu film içerisinde.
  • Reyhan’ın Halil (Tunç Oral) ile dertleşirken kafasını işaret ederek söylediği “sınırlar burada” repliği güzeldi.
  • “Oya” (Melis Kara) ve “Himmet” (Görkem Eşgünoğlu) karakterleri bu acı filme biraz olsun renk katmış.
  • Huriye’nin halasının hayat verdiği karakter sima ve kötülük formu taşıması bakımından bana “Çağrı” filmindeki “Hind” (Irene Papas) karakterini çağrıştırdı.

Öylesine

  • “Bayram gelmiş neyime, Halam gelmiş kime ne”.
  • “Reyhan ve Huriye tatile çıktı.”