Komşu Adam

image

Filmin Künyesi:

KOMŞU ADAM | THE MAN NEXT DOOR | EL HOMBRE DE AL LADO | Yönetmen: Mariano Cohn, Gastón Duprat / Senarist: Andrés Duprat / Oyuncular: Rafael Spregelburd (Leonardo), Daniel Aráoz (Victor), Valeria Correa (Julia), Ruben Guzman (Arquitecto), Federico Novick (Diseñador) / Arjantin / 2009 / Renkli / 110´

Sinopsis:

Her şey, iki komşu evi ayıran duvara vurulan bir balyoz darbesiyle başlıyor. Duvarın bir yanında, cam duvarlarından giren ışıkla aydınlanan evinde yaşayan tasarımcı Leonardo var. Duvarın diğer yanında ise sadece evi değil kendisi de karanlık bir karakter, ikinci el otomobil satıcısı Victor yaşıyor. Victor’un iki evi ayıran duvara bir pencere açma ısrarı, Leonardo’nun mahremiyetini koruma çabasıyla çatıştıkça artan gerilim, içinden çıkılmaz bir mesele haline geliyor. Komşu Adam’ın yönetmenleri, geçtiğimiz yıl bol ödüllü komedi Saygın Vatandaş ile dikkat çeken ikili Mariano Cohn ve Gastón Duprat.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Yönetmen ikilinin son filmi “Saygın Vatandaş” bu filmden daha başarılı diyebilirim.
  • Filmin enerjisi başlangıçta düşük ama film ilerledikçe iyi bir noktaya ulaşıyor.
  • Tüm oyunculuklar oldukça başarılı. Victor rolündeki Daniel Aráoz’a ise ayrı bir parantez açmak gerekir.
  • Yönetmenlerin filmlerindeki mizahi üslubu yer yer Paolo Sorrentino’ya yakın buldum.
  • Filmin başında bir duvarın kırıldığını, delik açıldığını görüyoruz. Bunu Victor karakterinin filmin öyküsü içerisindeki doğumu olarak nitelendirebiliriz. Prematüre bir doğum olduğu için de bir süre kuvözde (siyah naylonla kaplı bir pencere) yaşıyor. Victor ile Leonardo’nun arası biraz normalleşmeye başlıyor. Prematüre bebek hayata tutunuyor adeta ve pencereyi artık net bir biçimde görebiliyoruz. İlerleyen bölümlerde pencerenin boyutu küçülüyor, filmin sonunda ise başta açılan delik kapanıyor. Bu durumu da Victor’un filmdeki sonunun bir tasviri olarak görebiliriz.
  • Victor’un pencereden gerçekleştirdiği pantomim/kukla gösterisi güzeldi.
  • “Muhteşem Güzellik” (Yönetmen: Paolo Sorrentino) filminde Jep Gamberdella büyük beğeni kazanan ilk kitabından sonra daha iyi bir kitap yazma konusunda bir tıkanma yaşar. Bu filmde de Leonardo, büyük övgü alan koltuk tasarımı sonrasında yaratıcılığında benzer bir tıkanma yaşıyor.
  • Leonardo’nun kızı Lola karakteri ile ilgili filmde tam bir yargıya varamıyoruz.
  • “Leonardo Da Victor”
  • “Pencereye Karşı”
Reklamlar

Başsız Kadın

image

Filmin Künyesi:

BAŞSIZ KADIN | THE HEADLESS WOMAN | LA MUJER SIN CABEZA | Yönetmen: Lucrecia Martel / Senarist: Lucrecia Martel / Oyuncular: María Onetto (Verónica), Claudia Cantero (Josefina), Inés Efron (Candita), César Bordón (Marcos), Daniel Genoud (Juan Manuel), Guillermo Arengo (Marcelo), Mará Vaner (Tía Lala) / Arjantin / 2008 / Renkli / 87´

Sinopsis:

Arjantin’de şehirden uzakta bir otoyolda, oyun oynayan yoksul çocuklar ve sokak köpekleri dışında bir canlı görmek zor. Verónica ise bu yoldan arabasıyla geçtiğine emin, fakat çarptığı şeyin bir çocuk mu yoksa bir köpek mi olduğunu bilmiyor. Durup bakmak ve yardım etmek yerine yola devam etmeyi, röntgen çektirmek için hastaneye gitmeyi ve geceyi bir otelde geçirmeyi tercih ediyor. Şokta olduğunu söylüyor. Kendine geldiğinde olay mahaline dönmeye, gazeteleri kontrol etmeye karar veriyor; peki ya hastanedeki ve oteldeki kayıtları? Başsız Kadın, işleyip işlemediğine emin olmadığı bir suçun karanlığı altında ezilen, orta sınıftan, orta yaşlı bir kadının psikolojik buhranını anlatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi pek başarılı bulduğumu söyleyemem.
  • Aslında güzel bir hikayesi var filmin. Ancak senaryo ve yönetim için aynı şeyi söylemek zor.
  • Verónica da kendi üzerine düşeni yapıp saç rengini değiştirerek bir bakıma delil “karartıyor” denilebilir..
  • “Çocuk Pozu” (Yönetmen: Calin Peter Netzer) filminde de benzer bir hikaye yaşanıyor filmin başında. O filmde hikaye iyi bir şekilde senaryolaştırılmış ve yönetilmiş.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde hikaye bizi sık sık bozkırdaki bir çeşmenin başına getirir. Bu filmde de sık sık otoyoldaki bir kanalın yanında buluveririz kendimizi.
  • Alfred Hitchcock’un “Vertigo” filmi Türkçe “Ölüm Korkusu” olarak da isimlendirilir. “Başsız Kadın”filminde  Verónica karakterine genellikle Veró diye hitap edildiğini görürüz. Alternatif bir film ismi olarak “Verotigo” kullanırsak Türkçe olarak “Öldürmüş Olma Korkusu” diye isimlendirebiliriz.

Belalı Düğün

image

Filmin Künyesi:

BELALI DÜĞÜN | BRÚÐGUMINN | Yönetmen: Baltasar Kormákur / Senarist: Baltasar Kormákur, Ólafur Egilsson / Oyuncular: Hilmir Snaer Gudnason (Jón), Margrét Vilhjálmsdóttir (Anna), Ólafur Darri Ólafsson (Sjonni), Laufey Elíasdóttir (Þóra) / İzlanda / 2008 / Renkli / 96´

Sinopsis:

Jon, sizi düğününe davet ediyor! Fakat tüm kültürlerde insanları buluşturan, mutlu eden ve eğlendiren o çok özel gece, düğün gecesi, bu filmde biraz farklı. Nedeni ne somurtkan ve şikayetçi akrabalar ne sarhoş olup geceyi renklendiren yakın arkadaşlar ne de gelinle damat arasındaki dikkat çekici yaş farkı… Evet, bunlar da var ama Belalı Düğün’ün alametifarikası şu ki, düğünümüz İzlanda’da güneşin hiç batmadığı o aydınlık gecede, 21 Haziran’da gerçekleşiyor. En sevilen İzlandalı yönetmenlerden Baltasar Kormákur’un imzasını taşıyan film, gücünü kuzey mizahından alıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Eğlenceli bir film olmuş.
  • Oyunculukları başarılı buldum.
  • Geçmiş görüntülerin şimdiki zamanla birlikte harmanlanması güzel yapılmış.
  • Papazın Anna’ya yardımcı olmaya çalışması ya da belki de onunla yakınlaşmaya çalışma çabaları “Aşkın İzleri” (Yönetmen: Terrence Malick) filminde Rahip Quintana (Javier Bardem) ile Marina (Olga Kurylenko) arasındaki durumu hatırlatıyor.
  • “Sumrular Alçaktan Uçar”

Bir Yaz Masalı

image

Filmin Künyesi:

BİR YAZ MASALI | DEN BÄSTA SOMMAREN | Yönetmen: Ulf Malmros / Senarist: Ulf Malmros, Lars Johansson / Oyuncular: Kjell Bergqvist (Yngve Johansson), Anastasios Soulis (Mårten), Rebecca Scheja (Annika), Cecilia Nilsson (Bayan Svanström) / İsveç / 2000 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Yngve Johansson adındaki sert mizaçlı adam, yazı onunla geçirmeleri için iki çocuğu, Mårten ve Annika’yı evine kabul ediyor ve onların bakımını üstleniyor. Yıllardan 1958, İsveç’in neredeyse Brezilya’yı yenip Dünya Kupası’nı kazandığı yıl… Yngve önceleri çocukların gözünde bir diktatörden farksız gözükse de, çocukların öğretmenine aşık olmasıyla işler değişiyor; iki çocuk, iki yetişkini bir araya getirmek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Küçük bir erkek çocuğunun gözünden anlatılan Bir Yaz Masalı, kahkaha ve gözyaşını beraberinde getiren o sımsıcak filmlerden.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Diyaloglar başarılı.
  • Annika’nın sevgi ve nefret kutulu oyunu güzel/eğlenceli bir düşünceydi.
  • 1958 Dünya Kupası (Futbol).  Kupa İsveç’te düzenlenmekte. Finalde Brezilya – İsveç karşı karşıya. Brezilyalı efsane futbolcu Pele sahneye çıkmakta ve Brezilya’ya Dünya Şampiyonluğunu kazandırmakta. Filmdeki siyahi piyanist karakteri de filmin Pele’si olarak yorumlanabilir.
  • “Küçük Yaz Yalanları”

Konformist

image

Filmin Künyesi:

KONFORMİST | IL CONFORMISTA | Yönetmen: Bernardo Bertolucci / Senarist: Bernardo Bertolucci / Oyuncular: Jean-Louis Trintignant (Marcello Clerici), Stefania Sandrelli (Giulia), Gastone Moschin (Manganiello), Enzo Tarascio (Profesör Quadri), Fosco Giachetti (Albay), José Quaglio (Italo), Dominique Sanda (Anna Quadri), Pierre Clémenti (Lino) / İtalya / 1970 / Renkli / 111´

Sinopsis:

1930’lu ve 1940’lı yıllarda Mussolini döneminde ve sonrasında geçen film, genç bir adamın kişiliğinde İtalyan burjuvazisinin faşizme gönüllü kucak açışını ele alır, faşist ideolojinin sosyo-psikolojik kökenlerini irdeler. Toplumsal histeriye uyarak yeni düzene hiç sorgulamadan boyun eğip uyum sağlayan bu zayıf iradeli ‘konformist’ genç (Trintignant), bir yandan geçmişiyle hesaplaşırken, diğer yandan da yabancı bir ülkede devleti adına tetikçiliğe soyunacaktır. Konformist, kısa cümlelerle tanımlamak gerekirse, faşist dönemde bir genç adam için yazılmış ‘yükselmenin el kitabı’ veya faşist işbirlikçiler aleyhine bir iddianamedir. 1970’te ilk gösteriminin yapıldığı Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülüne aday gösterilen filme, burada “Interfilm Ödülü” ve “Gazeteciler Özel Ödülü” verildi. David di Donatello Ödülleri’nden “En İyi Film David Ödülü”nü aldı.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Oyunculuklar başarılı.
  • Kamera ve müzik kullanımı etkileyici.
  • Marcello Clerici’nin bir sahnede elindeki silahı etrafına ve kafasına doğrultması “Korkusuz Korkak”(Yönetmen: Natuk Baytan) filmini hatırlattı.
  • Marcello Clerici’nin bir sahnede şapkasını kaybettiğini anlaması ve kapıdan çıkarken ki tuhaf davranışları “Süt Kardeşler” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmini hatırlattı.
  • “Konforsuz Konformist”
  • Manganiello’nun parkta Marcello Clerici’ye seslenmesi sırasında etrafındakiler tarafından kuşlarla konuşuluyor sanılması “Yedi Bela Hüsnü” (Yönetmen: Natuk Baytan) filmini hatırlattı.
  • Herkesin farklı olmaya çalışırken Marcello Clerici’nin aslında herkes gibi normal olmak istemesi.

Belvedere

image

Filmin Künyesi:

BELVEDERE | Yönetmen: Ahmed Imamovic / Oyuncular: Sadzida Setic (Rüveyda), Nermin Tulic (Alija), Emina Muftic (Minka Muftic), Armin Rizvanovic (Harun), Adis Omerovic (Adnan) / Bosna-Hersek / 2010 / Renkli/ 90´

Sinopsis:

Rüveyda Belvedere mülteci kampının çoğu sakini gibidir: yani Bosna-Hersek’teki etnik temizlikten on beş yıl sonra savaşın trajedisini unutma arzusunu duyan bir dul. Fakat çevresindekilerin aksine, gününün çoğunu geniş ailesinin bakım işlerinin acı tatlı rutini içinde geçirmekte, oğlu ve kocasının kemiklerini aramakta, çok kırılgan bir umudu beslemektedir. Bir gün bu umut yeğeninin düşmanın eski yerleşim yerlerinden birinde gerçekleşecek bir reality show’a katılması için seçilmesiyle sınanacaktır. Sıkıntılı savaş sonrası zamanın duygusal anlamda zengin bir portresini sunan yönetmen Ahmed Imamović’in filmi sabrın, inancın, sevginin ve her şeyin ötesinde affetmenin alışılmadık bir imgesini çiziyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oyuncuların performansı başarılıydı.
  • Rüveyda’nın dış sesi ve şiirsel tondaki okumaları filme olumlu katkı yapmakta.

Eksiler

  • Rüveyda’nın Sırp karakterle yaşadığı sorun tam olarak anlaşılamıyor.

Keşif

  • Bir sahnede yere yumurtanın düştüğü görülür. Yumurtanın sarısı, akının üstünde kaygan bir şekilde durmaktadır. Bir nevi Belvedere’deki mültecilerin yaşamlarındaki kayganlığa dair bir durumdur.
  • Filmin sonlarına doğru gösterilen bombalama sahnesi hem gerçek hayata hem de BBG (Biri Bizi Gözetliyor) evine düşmüş oluyor bir anlamda.
  • Filmde kimi sahneler BBG yarışmasının yapıldığı evde geçiyor. Bu sahnelerin renkli, geri kalan sahnelerin ise Siyah-Beyaz olmasını anlamlı buldum.
  • Bosna’da yaşanan savaşa dair yürek acıtıcı görüntüler mevcut. Masum insanlardan geriye kalan kafataslarının yıkanma görüntüleri var mesela. Keşke bu katliama sebep olanların kafaları yıkansa da kirden arınabilseler.
  • Otobüse binilen duraktan şehre dair manzaranın gösterilmesi “Ömer” (Yönetmen: Hany Abu-Assad) filmindeki benzer mizanseni aklıma getirdi.
  • Rüveyda karakterini, bir başka savaş temalı Bosna-Hersek filmi “Çocuklar” daki (Yönetmen: Aida Begic) ana karakter Rahima (Marija Pikic) ile yakın buldum.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Halime’nin Yolu

image

Filmin Künyesi:

HALİME’NİN YOLU | HALIMA’S PATH | HALIMIN PUT | Yönetmen: Arsen A. Ostojic / Oyuncular: Alma Prica (Halima), Olga Pakalovic (Safija), Mijo Jurisic (Slavomir), Izudin Bajrovic (Salko), Miraj Grbic (Mustafa) / Bosna-Hersek / 2013 / Renkli/ 93´

Sinopsis:

Halime’nin Yolu, Bosna Savaşı’nda ölen ve çok sayıdaki toplu mezarlardan birinde gömülü oğlunun kemiklerini teşhis etmeye çalışan, fakat bunu başaramayan iyi kalpli Halime’nin trajik fakat ilham verici hikayesini anlatıyor. Halime, DNA analizi için kan vermeyi reddederek oğlunu aslında gizlice evlatlık edindiği ve biyolojik oğlu olmadığı gerçeğini saklar. Oğlunun bulmanın tek yolunun, onun 20 yılı aşkın bir süredir kendisinden haber alınmayan biyolojik annesini bulmaktan geçtiğini fark eder. Öte yandan, onu bulduktan hemen sonra, trajik bir dizi olay kontrolsüzce ortaya çıkar ve beklenmedik sonuçlar doğurur.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Müzik kullanımı filme pek güzel katkı yapmış.
  • Senaryo ve hikayenin kurgulanışı başarılı.
  • Yönetmenin şimdiki zamandaki sahnelerin içerisine geçmişi eklemlemesini beğendim.

Eksiler

  • Safija’nın önce evden kovulması sonra ise geri kabul edilmesi arasındaki geçiş iyi aktarılamamış.

Keşif

  • Slavomir ve bilmeden hayatını değiştirdiği oğlu ile aralarında geçen olay oldukça acıydı.
  • Filmdeki hikaye 1977 yılında başlıyor. O yıldan bu yıla toplumda kadın olmanın zorluğu hala sürüyor.
  • Alma Prica’nın oyunculuk gücünde bir Hülya Koçyiğit performansı vardı.

Öylesine

  • Hatıralar Arasında”