Thelma

image

Filmin Künyesi:

THELMA | Yönetmen: Joachim Trier / Senarist: Eskil Vogt, Joachim Trier / Oyuncular: Eili Harbo (Thelma), Kaya Wilkins (Anja), Henrik Rafaelsen (Trond), Ellen Dorrit Petersen (Unni) / Norveç / 2017 / Renkli / 116´

Sinopsis:

Norveç’in son dönemlerde öne çıkan yönetmenlerinden Joachim Trier yeniden bir büyüme hikayesi ile karşımızda. Şehirde üniversiteye gitmek için köydeki evinden ve tutucu ailesinden ilk defa ayrılan çekingen Thelma’nın yaşadıklarını izliyoruz. Thelma, sınıflarından birindeki başka bir kıza aşık olmasıyla hem yaşadığı duygu yoğunluğuna hem de açığa çıkan doğa üstü güçlerine anlam vermeye çalışıyor. Yetiştiriliş tarzından içine işlemiş doğrular, ailesinin baskıcı tutumu ile iç dünyasında yaşadıklarının çatışması arasında kendini bulmaya çabalıyor. Açılış sahnesinden itibaren izleyiciyi kendine bağlayan bu etkileyici film dünya prömiyerini Toronto Film Festivalinde yapmıştı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Eili Harbo’nun oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Filmin görsel estetiğini başarılı buldum.
  • Filmdeki müzik kullanımı iyi tasarlanmış.
  • Kameranın kimi sahnelerde yukarıdan gerçekleştirdiği çekimler Thelma’nın Tanrısal varlığına dair bir gönderme olabilir.
  • Film kimi açılardan “Mavi En Sıcak Renktir” (Yönetmen: Abdellatif Kechiche) kimi açılardan ise “Bahçe” (Yönetmen: Martin Šulík) filmini hatırlattı bana.
  • “Bu Nöbetler Neden Thelma”
  • “Köyden İndim Kente”
Reklamlar

Bahçe

image

Filmin Künyesi:

BAHÇE | THE GARDEN | ZAHRADA | Yönetmen: Martin Šulík / Senarist: Otec, Ondrej Sulaj, Martin Šulík / Oyuncular: Roman Luknár (Jakub), Zuzana Sulajová (Helena), Jana Svandová (Tereza), Marián Labuda (Otec) / Slovakya / 1995 / Renkli / 99´

Sinopsis:

Genç Jakub hayatından memnun değil; işi onu tatmin etmiyor, evli bir kadınla olan ilişkisini de yürütemiyor, hiç geçinemediği babasıyla da bir apartman dairesi paylaşmak zorunda. Kendisini çevreleyen boz gerçeklikte kaçmak için Jakup kısa bir süreliğine büyükbabasının köydeki eski evine taşınmaya karar veriyor. Buradayken büyükbabasının günlüğünü buluyor, bu da yalın ve unutulmuş bir dünyanın büyüsünü keşfetmesini sağlıyor: erik likörü yapmayı, ekmek pişirmeyi, büyük bahçenin çimlerini biçmeyi öğreniyor; gizemli üç adam onu ziyaret ediyor, bilinmezliklerle dolu ve son derece ilginç bir kız olan Helen’la tanışıyor. Kısa tatili gittikçe uzuyor ve Jakup daha farkına bile varamadan hayatı köklü bir değişime uğruyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Enteresan bir film olmuş.
  • Filmde ara ara kullanılan müziği beğendim.
  • Luis Bunuel’in gerçeküstücülüğü ile Ingmar Bergman’ın ruhüstücülüğü birleşimi bir film olmuş.
  • Film bir ağaçtan kopup düşen bir dal ile başlıyor. Jakub’un hayatı da bu dal gibi bir “kopukluk” içinde. Babası ile olan ilişkisi, evli Tereza ile olan şehvet macerası, okuldaki öğretmenlik işi vb. Büyükbabanın köydeki evinde bile ilk başlarda Jakub’un el/adım attığı her yerde bir sıkıntı oluşuyor.
  • Büyükbabanın ters şekilde yazılmış günlüğü fikrini oldukça iyi buldum. Jakub yazılanları bir ayna yardımı ile okuyabiliyor. Bu ayna onun kendi iç dünyasını keşfetmesini sağlıyor bir bakıma.
  • Jakub’un babası filme oldukça renk katmış.
  • Jakub’un hayatındaki iki kadının (Tereza ve Helena) temsil ettiği karakterler “Arzunun Şu Karanlık Nesnesi” (Yönetmen: Luis Bunuel) filmindeki iki farklı Conchita (Carole Bouquet, Ángela Molina) karakterini anımsatıyor.
  • “Arzunun Şu Karanlık Bahçesi”