Narın Rengi

image

Filmin Künyesi:

NARIN RENGİ | SAYAT NOVA, NRAN GUYNE | Yönetmen: SERGEI PARAJANOV / Oyuncular: SOFIKO CHIAURELI, MELKON ALEKIAN, VILEN GALUSTIAN, GEORGI GEGECHKORI, HOVHANNES (ONIK) MINSASIAN, SPARTAK BAGASHVILI , MEDEA JAPARIDZE, GRIGORI MARGARIAN / Ermenistan / 1968 / Renkli / 77´

Sinopsis:

Sembolik bir şiir tiyatroda sahnelenseydi, nasıl bir şey çıkardı ortaya? Böyle bir şey olurdu herhalde. Kafkas dağlarında yaşamış en büyük ozan olarak kabul edilen Ermeni Artin Sayadyan’ın, nam-ı diğer Sayat Nova’nın (Şarkıların Efendisi) şiirlerinden esinlenen Narın Rengi, ozanın hayatındaki kırılma noktalarını son derece imgesel bir dille perdeye aktararak sinemayla ilgili alışkanlıklarımızı tokatlıyor. Restore edilmiş versiyonuyla izleyicilerle buluşan bu kült film, çekildiği zaman ve coğrafya için konu itibariyle oldukça cesur. Yönetmeninin tutuklanmasında ve hapis yatmasında da epey bir rol oynamış. 1968’de çekilen, son derece deneysel ve gerçeküstücü olan bu eser, şairin iç dünyasının yönetmenin hayal gücüyle harmanlanarak üç boyutlu minyatüre dönüşmüş hâli adeta. Peş peşe sıraladığı dinî ve kültürel sembollerle dolu zengin görsel tablolarıyla aşkı, acıyı, hayal kırıklığını ve hüznü anlatan film gizemli, bazen ürkütücü, fakat tam anlamıyla düşsel bir ziyafet.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Film genel anlamda izlemeye değer.
  • Kostüm, dekor ve sahne tasarımı çok başarılı.

Eksiler

  • İlk izleyişte filme tamamıyla vakıf olmak pek mümkün değil.
  • Filmin çok fazla alegori ve alt metin içermesi odakta kalmayı zorlaştırıyor.

Keşif

  • Kitapların açık alanda durduğu ve rüzgarın sayfalarını açtığı sahne çok güzeldi.
  • Halının bir saatin sarkacı gibi hareket ettiği sahne güzeldi. Zamanı dokuyor gibiydi.
  • Filmi izlerken o kadar çok sembol ile karşılaşıyoruz ki hafızada tutmak pek mümkün değil. Bazı ilginç sahneler: Kurban edilen koçların başları, Manastırın içinin koyunlarla dolu olması, erkeklerin ayaklarını yıkayıp üzüm ezmesi, ekranın 3 kareye bölündüğü yerler.
  • Filmden bir replik: “Penceredir bu dünya”
  • Filmdeki çoğu sahne bir tablo gibiydi.
  • Film ne tam bir kurmaca ne de tam bir belgesel.
  • Filmin halı ile kurduğu yoğun ilişki “Buta” (Yönetmen: Ilgar Najaf) filmini anımsattı.

Öylesine

  • “Semboller ve Alt Metinler” 
  • “Denizde kum filmde sembol”
Reklamlar

Buta

image

Filmin Künyesi:

BUTA | Yönetmen: Ilgar Najaf / Oyuncular: Rafig Guliyev, Tofig Aliyev, Elnur Karimov / Azerbaycan / 2011 / Renkli / 98´

Sinopsis:
Azerbaycan’ın ücra köylerinden birinin yamacında çekilen bu sevimli ve çağdaş peri masalı, büyükannesiyle yaşayan yetim Buta’ya odaklanıyor. Meraklı ve tatlı bir çocuk olan Buta, günlerini mutlu bir biçimde kırlarda gezerek geçiriyor. Köyün zorbaları Buta’yı, bir arkadaşının onurunu korumak zorunda bırakınca o da tepkisini gösteriyor ve yetişkinliğe ilk adımını atıyor.

Artılar

  • Başrolde oynayan Buta’dan ziyade, yan karakterlerden Azim’in arkadaşı ile Azim’in kardeşi Gülyanak’ı canlandıran çocuk oyuncular oldukça başarılı bir performans sergilemişler.
  • Film müzikleri oldukça başarılı.
  • Dede karakterinin film içerisinde yer yer hayat ile ilgili verdiği nasihatler güzeldi. Sadece nasihatlerin sayısı biraz fazla kaçmış olabilir.
  • Film boyunca Buta’nın bir tepede taşlardan “Buta” şeklini oluşturmaya çalışması filme güç ve renk katmış.

Eksiler

  • Köye gelen kamyonetli sabun satıcısının hikayeye dahil oluşu çok ani ve ön hazırlıksız olmuş.

Keşif

  • Gonca ile çalıştığı firmanın sabunlarını satmak için kamyonet ile köye gelen adamın ilk karşılaşmaları ve aşklarının kıvılcım alması bana, “Selvi Boylum Al Yazmalım” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filminde Asya (Türkan Şoray) ile İlyas (Kadir İnanır)  arasındaki benzer sahneyi anımsattı.
  • Gonca ile kamyonetli oğlan arasındaki aşkı, Buta’nın ninesi ile Dede karakteri arasında yaşanmış eski büyük aşkın bir yansıması olarak düşündüm.
  • Buta’nın çocuk olmasından dolayı meraklı ve sorgulayıcı bir karakter sergilemesi ve “Dünya yuvarlak mıdır?” sorusunu kendince bulmaya çalışması bana, “Gökten Bir Uydu Düştü” (Yönetmen: July Delpy) filminde Albertine karakterinin dünyaya çarpacak meteor ile ilgili duyduğu merak ve korkuyu çağrıştırdı.
  • Bir anlamı da hayat olan “Buta” kelimesini, film içerisinde zaman zaman gördüğümüz düz ovanın ortasındaki ulu ağaç ile ilişkilendirdim. Birçok önemli olay sırasında genelde insanların yolu bu ağacın önüne denk geliyor. Bu ağaç belki de “Buta (Hayat) Ağacı” olarak yorumlanabilir.

Öylesine

  •  “Halıcı Köy”.
  • “Butalı Köyün Halıcısı”.
  • Çok dokunaklı ve dokumaklı bir film olmuş.