Aşkın Çekimi

image

Filmin Künyesi:

AŞKIN ÇEKİMİ | THEIR FINEST | Yönetmen: LONE SCHERFIG / Senarist: GABY CHIAPPE / Oyuncular: GEMMA ARTERTON (Catrin Cole), SAM CLAFLIN (Tom Buckley), BILL NIGHY (Ambrose Hilliard), JACK HUSTON (Ellis Cole), HELEN MCCRORY (Sophie Smith), EDDIE MARSAN (Sammy Smith), JAKE LACY (Carl Lundbeck), RACHEL STIRLING (Phyl Moore), RICHARD E. GRANT (Roger Swain) / İngiltere / 2016 / Renkli / 110´

Sinopsis:

40’ların Londra’sındayız; her gece Alman uçaklarından bombalar düşüyor, insanlar kendilerini korumak için koşturuyor, herkes çok karamsar. Catrin, akıllı ama özgüveni zayıf genç bir kadın. İstihbarat Bakanlığı’nın savaşa dair söylemlerini ileten ‘iyimserlik aşılayıcı’ ve ‘ikna edici’ savaş propagandası filmlerinde çalışmak üzere işe alınıyor. Asıl görevi, bu filmlerdeki kadın karakterler için o zamanlar ‘lapa’ olarak adlandırılan türden diyaloglar yazmak. İlk işi ise, Dunkirk açıklarında batmakta olan bir donanma gemisindeki askerleri alkolik babalarının teknesiyle kurtarmayı başarmış iki kız kardeşin öyküsünü araştırmak. Yönetmen Lone Scherfig bir kez daha, temkinli ama kararlı bir şekilde kendi yolunda yürüyen bir kadın karakterle karşımızda; savaş günlerinde etrafı onun gücünden habersiz bir sürü erkekle çevrili bir kadın. Aşkın Çekimi, Catrin ve ona ilgi duyan iki erkek arasında geçen bir romantik komedi olarak görülebilir bir yandan. Ama daha önemlisi, sinemaya yazılmış bir aşk mektubu bu. Kadınların bakış açısı işin içine girdiği, girebildiği zaman, filmlerde anlatılan öykülerin ve o öyküleri dinleyenlerin nasıl dönüşebildiğini gösteren bir aşk mektubu.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstabul sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Bir diğer İngiliz yönetmen Terence Davies filmlerini bana çağrıştırdı.
  • “Yetenekli Bay Buckley”
  • Filmin konusu içerisinde sinemaya dair ögelerin yer alması çok hoş olmuş.
  • Fikir ve senaryo önerileri ile Bakanlığın takdirini toplayan Catrin  karakteri “Yüz Numaralı Adam” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filminde reklam veren holding patronlarının takdirini kazanan Ayşe (Oya Erdoğan) karakterini hatırlattı.
  • Catrin’in Ellis’ten ayrılırken dile getirdiği onun resimlerinde hep küçük olarak yer alması, perspektif olarak ona uzak olması söylemi güzeldi.
Reklamlar

Aquarius

image

Filmin Künyesi:

AQUARIUS | Yönetmen: KLEBER MENDONÇA FILHO / Senarist: KLEBER MENDONÇA FILHO / Oyuncular: SÔNIA BRAGA (Clara), MAEVE JINKINGS (Ana Paula), IRHANDIR SANTOS (Roberval), HUMBERTO CARRÃO (Diego) / Brezilya / 2016 / Renkli / 145´

Sinopsis:

İlk uzun metraj filmi Komşu Sesler ile !f 2013 Keş!f Yarışması’nı kazanan Kleber Mendonça Filho, !f’çiler için tanıdık bir isim. Filho’nun 2016’da Cannes Film Festivali’nin resmi yarışmasında prömiyerini yapan ikinci uzun metrajı Aquarius, yalnız yaşayan, 60’lı yaşlardaki emekli müzik eleştirmeni Clara’nın son derece etkileyici hikâyesini anlatırken bir yandan da günümüz Brezilya’sının toplumsal meselelerine ayna tutuyor. Yaşını dert etmeyen, geçmişi hatırlayan ancak geçmişe saplanıp kalmayan, evinin her yerine yayılan eski plakları da telefonuna indirdiği şarkıları da dinleyen, cinselliğini özgürce yaşayan Clara, kendisini canlandıran Sônia Braga’nın eşsiz performansının da etkisiyle, bu yıl sinemada yaratılmış en tastamam, en güçlü karakter olabilir. Sinema salonundan ayrıldıktan sonra, filmin müziklerini dinleyip Clara gibi bir arkadaşınız olduğunu hayal etmeye başlamanız çok mümkün.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstabul sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Filmde kullanılan müzikler keyifliydi.
  • Filmin müzik ve plaklarla kurduğu ilişki Çağan Irmak (Issız Adam, Unutursam Fısılda) filmlerini hatırlattı.
  • Filmin özellikle son (3.) bölümü oldukça iyi.
  • Yönetmen için filmdeki ses tasarımı ve kullanımı oldukça önemli diye düşünüyorum. “Komşu Sesler” filminde de benzer bir çabası vardı.
  • Yaşlı ve enerjik bir kadını odağına alması açısından “Gloria” (Yönetmen: Sebastián Lelio) filmini hatırlattı bu film bana.
  • Clara’yı evden çıkarmak inşaat firması yetkililerinin uyguladığı yöntemler “Kılıbık” (Yönetmen: Uğur İnan) filmini hatırlattı.

Konformist

image

Filmin Künyesi:

KONFORMİST | IL CONFORMISTA | Yönetmen: Bernardo Bertolucci / Senarist: Bernardo Bertolucci / Oyuncular: Jean-Louis Trintignant (Marcello Clerici), Stefania Sandrelli (Giulia), Gastone Moschin (Manganiello), Enzo Tarascio (Profesör Quadri), Fosco Giachetti (Albay), José Quaglio (Italo), Dominique Sanda (Anna Quadri), Pierre Clémenti (Lino) / İtalya / 1970 / Renkli / 111´

Sinopsis:

1930’lu ve 1940’lı yıllarda Mussolini döneminde ve sonrasında geçen film, genç bir adamın kişiliğinde İtalyan burjuvazisinin faşizme gönüllü kucak açışını ele alır, faşist ideolojinin sosyo-psikolojik kökenlerini irdeler. Toplumsal histeriye uyarak yeni düzene hiç sorgulamadan boyun eğip uyum sağlayan bu zayıf iradeli ‘konformist’ genç (Trintignant), bir yandan geçmişiyle hesaplaşırken, diğer yandan da yabancı bir ülkede devleti adına tetikçiliğe soyunacaktır. Konformist, kısa cümlelerle tanımlamak gerekirse, faşist dönemde bir genç adam için yazılmış ‘yükselmenin el kitabı’ veya faşist işbirlikçiler aleyhine bir iddianamedir. 1970’te ilk gösteriminin yapıldığı Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülüne aday gösterilen filme, burada “Interfilm Ödülü” ve “Gazeteciler Özel Ödülü” verildi. David di Donatello Ödülleri’nden “En İyi Film David Ödülü”nü aldı.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Oyunculuklar başarılı.
  • Kamera ve müzik kullanımı etkileyici.
  • Marcello Clerici’nin bir sahnede elindeki silahı etrafına ve kafasına doğrultması “Korkusuz Korkak”(Yönetmen: Natuk Baytan) filmini hatırlattı.
  • Marcello Clerici’nin bir sahnede şapkasını kaybettiğini anlaması ve kapıdan çıkarken ki tuhaf davranışları “Süt Kardeşler” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmini hatırlattı.
  • “Konforsuz Konformist”
  • Manganiello’nun parkta Marcello Clerici’ye seslenmesi sırasında etrafındakiler tarafından kuşlarla konuşuluyor sanılması “Yedi Bela Hüsnü” (Yönetmen: Natuk Baytan) filmini hatırlattı.
  • Herkesin farklı olmaya çalışırken Marcello Clerici’nin aslında herkes gibi normal olmak istemesi.

Sürü

image

Filmin Künyesi:

SÜRÜ | THE HERD | Yönetmen: Zeki Ökten / Oyuncular: Tarık Akan (Şivan), Melike Demirağ (Berivan), Tuncel Kurtiz (Hamo), Meral Niron (Sülo’nun Eşi), Levent İnanır (Sülo), Güler Ökten (Sıddık’ın Eşi), Savaş Yurttaş (Sıddık), Yaman Okay (Abuzer), Şener Kökkaya (Çerçi) / Türkiye / 1978 / Renkli / 129´

Sinopsis:

Yılmaz Güney´in yazdığı, Zeki Ökten´in yönetmenliğini üstlendiği Sürü´nün en etkileyici özelliği destansı bir hikâyeyle, toplumsal gerçekçi bir tablo çizmesi. Veysikanlar ile Halilanlar aşiretleri arasında yıllardır süren husumet, Halilanların Veysikanlardan Şivan´a kızkardeşleri Berivan´ı vermesiyle çözülmeye çalışılmıştır. İki ailenin birleşmesi ve böylelikle de temelli barışın tesisi amaçlanmıştır. Ancak bebekleri bir bir ölen Berivan lal olmuş, Şivan´ın babası da onu iyiden iyiye uğursuz bellemiştir. Berivan´ı bir gölge gibi takip ederek onunla konuşmaya çalışan ağabeyleri bir yanda, sürekli üstlerine karabasan gibi çöken baba hükümleri diğer yanda, Şivan ve Berivan kafeste çırpınan birer kuş gibi sıkışmıştır bu âlemde. Tek çare, çıkıp gitmektir. Bu esnada, ufuktaki tepelerde hep bir traktör görünür. Makinenin gelişiyle birlikte araziler tarıma açılmakta, tarlalar genişlemekte, hayvancılık ölmektedir. Traktörün giderek yakınlaşması ve ufuktaki arazilerin giderek daha fazlasının tarlaya dönüşmesiyse, yeni ekonomik düzenin bu topraklara ulaşmasını ifade eder. Koyunlarını trenle Ankara´daki alıcıya götüren Veysikanlar yol boyunca büyük kente yaklaştıkça bu düzenin türlü yüzleriyle karşılaşacak, incitilecek, kandırılacak ve sömürülecektir. Ankara´ya varışları ise iyice çıkışsızlığa sürüklenmeleri ve perişan halde kentte bir bir yok olmalarıyla sonuçlanacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Yönetim, senaryo, oyunculuklar, müzik hepsi oldukça başarılı.

Eksiler

  • Mirza ve Abuzer’in filmden çıkmaları tam olarak yansıtılamamış.
  • Berivan hasta iken hep birlikte Ankara’da gazinoya gitme isteği pek anlaşılamıyor.

Keşif

  • Berivan’ın halindeki ürkeklik ve mahzunluk beslediği kekliklerden belli. İkisi de kafese sokulmuş gibi.
  • “Berivan” karakterinde Melike Demirağ sessizliğiyle renk katmış.
  • Sıddık’ın çocuğu “Düttürü Dünya” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki Dütdüt Mehmet’in (Kemal Sunal) kızını hatırlattı.
  • Tren yolculuğundaki sahneler oldukça çarpıcı ve güzeldi.
  • Gerçeklerin sertçe dile getirildiği sahneler güzeldi.

Öylesine

  • Demir ağlarla ördük
    Sürü filmini dört baştan”

Denizdeki Ateş

image

Filmin Künyesi:

DENİZDEKİ ATEŞ | FUOCOAMMARE| FIRE AT SEA | Yönetmen: Gianfranco Rosi / Oyuncular: Samuele Pucillo (Samuele), Mattias Cucina (Mattias), Samuele Caruana (Samuele), Pietro Bartolo (Pietro), Giuseppe Fragapane (Giuseppe), Maria Signorello (Maria), Francesco Mannino (Francesco), Maria Costa (Maria) / İtalya / 2015 / Renkli / 108´

Sinopsis:

Üç yıl önce Çevreyolu ile Altın Aslan kazanan Gianfranco Rosi, Berlin´den Altın Ayı ile dönen yeni belgeseli Denizdeki Ateş´te günümüzün en acil ve en önemli toplumsal sorununa değiniyor. Film, özellikle Kuzey Afrikalı mültecilerin Avrupa´ya giriş noktası olan, İtalyan adası Lampedusa´da geçiyor. Rosi, adanın çeşitli sakinlerinin hayatını takip ediyor: Bir balıkçı ailesi, bir radyo DJ´i, adada göçmenlerle ilgilenen tek doktor ve 12 yaşındaki Samuele… Bir anlamda filmin yıldızı olan Samuele´nin göz hastalığı, sapanla oynadığı oyunlar, hatta onunla ilgili hemen her şey Avrupa´nın göçmen sorununa yaklaşımıyla ilgili bir metafora dönüşüyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda iyi bir film olmuş.
  • Filmin yönetimini başarılı buldum.

Eksiler

  • Radyo DJ’nin filme pek bir katkısı olmamış.
  • Adadaki yaşama dair biraz daha detay aktarılsa iyi olurmuş.

Keşif

  • Samuele filme oldukça güç katmış. Sapan macerası, deniz macerası, okul macerası, doktor macerası …
  • Samuele’nin başından geçen olaylarla mültecilerin yaşadığı durumlar arasında bir paralellik kurulabilir: Sapan ile avlanma (mültecilerin denizdeki tehlikesi), mide tutması (yaşananların kaldırılamaması), göz tedavisi (olayları daha iyi görme), nefes darlığı (iltica etme şartları)
  • Bir mültecinin ağıt formunda konuştuğu bölüm oldukça çarpıcıydı. Denizin yol olmasına dair vurgu ilginçti.
  • Samuele’nin sofrada seslice makarna yemesi bana “Bekçiler Kralı” (Yönetmen: Osman F. Seden) filminde Bekçi Şaban Özgüneş’in (Kemal Sunal) karakoldaki sesli çay içme sahnesini hatırlattı.
  • Filmin ismi ile aynı olan şarkı güzel.

Öylesine

  • “Gece Kuşu Samuele”

Florida

image

Filmin Künyesi:

FLORIDA | FLORIDE | Yönetmen: Philippe Le Guay / Oyuncular: Jean Rochefort (Claude Lherminier), Sandrine Kiberlain (Carole Lherminier), Laurent Lucas (Thomas), Anamaria Marinca (Ivona), Clément Metayer (Robin), Coline Beal (Juliette), Edith Le Merdy (Mme Forgeat) / Fransa / 2015 / Renkli/ 114´

Sinopsis:

Artık 80 yaşında olsa da, Claude Lherminier çakı gibidir. Aldığı onca yaşa rağmen bedeni bir şekilde cazibesini ve sağlığını muhafaza etmektedir. Lakin tek bir sorun vardır: Kendisi inatla reddediyor olsa da yaşadığı unutkanlık ve kafa karışıklığı nöbetleri sıklaşmıştır. En büyük kızı Carole, babası evde yalnız başına kalmasın diye her gün ayrı bir mücadele vermektedir. Nihayetinde Carole´un aklında bir fikir beliriverir: Bir seyahat… Dramla komedi arasında hassas bir denge tutturan ve Jean Rochefort´ın muazzam performansıyla yükselen Florida, “unutmak”ı diline dolasa da daha ziyade “hatırlamak” üzerine bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin geçmiş, şimdi ve geleceği ayı anda işlemesi güzel bir uygulama olmuş.

Eksiler

  • Filmdeki karakterlerin Alice ile olan ilişkisi tam olarak konumlandırılamıyor.

Keşif

  • Genel anlamda vasat bir film olmuş.
  • Yaşlı bir adam ve hafıza kaybı gibi noktalar açısından bu film bana “Nebraska” (Yönetmen: Alexander Payne) filmini hatırlattı.
  • Claude’nin, huzurevi planının torunu için olduğunu düşünmesi “Korkusuz Korkak” (Yönetmen: Natuk Baytan) filminde Mülayim Sert (Kemal Sunal) ile doktor arasındaki sahneyi hatırlattı bana.

Öylesine

  • “Hafızasız Hafıza”
  • “Still Alice”

Chasuke’nin Yolculuğu

image

Filmin Künyesi:

CHASUKE’NİN YOLCULUĞU | CHASUKE’S JOURNEY | TEN NO CHASUKE | Yönetmen: Sabu / Oyuncular: Ken’ichii Matsuyama (Chasuke), Ito Ohno (Yuri), Ren Ohsugi (Taneda), Yusuke Iseya (Hikomura), Hiromasa Taguchi, Tina Tamashiro (Chako), Susumu Terajima (Kuroki) / Japonya / 2015 / Renkli/ 106´

Sinopsis:

Öbür dünyada, yoğun senaryo yazarları insanlık için senaryolar yazarlar. Yazdıkları şeyler insanların kaderlerini belirler. Gökyüzü çaycısı Chasuke, sonu bitmek bilmeyen işlerini kolaylaştırmak için yazarlara durmadan çay koyar. İşi sırasında istemeden de olsa yazarlık süreciyle ilgili konuşulanlara kulak misafiri olur ve özellikle Yuri adında genç bir kadının hikâyesiyle ilgilenir. Böylece Chasuke yeni ilginç güçlerini keşfetmeye başlar, ama dikkatini toplamalıdır; zaman akıp gidiyordur ve Yuri’nin kaderi ellerinin arasındadır.

Not: Yukarıdaki paragraf Boğaziçi Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin fantastik yönü başarılı olmuş.

Eksiler

  • Filmde şiddet içeren sahneler hiç olmasa daha iyi olabilirmiş.

Keşif

  • Vasat bir film olmuş.
  • Gökyüzünde senaryo yazan kişiler “Nokta” (Yönetmen: Derviş Zaim) filmindeki gerçeğin peşindeki(ler) gibi.
  • Filmin senaryosundaki mizahi yönde Natuk Baytan’ın Kemal Sunal’lı (Üç Kağıtçı, Tokatçı, Tarzan Rıfkı vb. gibi) filmlerindeki komedi havası vardı.

Öylesine

  • Bulunamadı.