Mutlu Lazzaro

Mutlu Lazzaro filminde Lazzaro (Adriano Tardiolo)

Mutlu Lazzaro filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

MUTLU LAZZARO | HAPPY AS LAZZARO | LAZZARO FELICE | Yönetmen: Alice Rohrwacher / Senarist: Alice Rohrwacher/ Oyuncular: Adriano Tardiolo (Lazzaro), Luca Chikovani (Tancredi’nin Küçüklüğü), Nicoletta Braschi (Marchesa Alfonsina De Luna), Alba Rohrwacher (Antonia’nın Büyüklüğü), Sergi Lopez (Ultimo), Tommaso Ragno (Tancredi’nin Büyüklüğü), Agnese Graziani (Antonia’nın Küçüklüğü) / İtalya / 2018 / Renkli / 125´ 

Sinopsis:

Alice Rohrwacher’in Cannes’da ödül kazanan son filmi, günümüz dünyasını mistik öğelerle ele alan bir dostluk hikâyesi anlatıyor. Düz bir zaman çizgisi izlemeyen ve Super16 filmle çekilen Mutlu Lazzaro, filme adını da veren genç çiftçi Lazzaro’yu takip ediyor. Cenneti andıran bir köyde yaşayan iyilik timsali Lazzaro, en yakın arkadaşı asilzade Tancredi’yi aramak için hem mekânı hem de zamanı aşmayı göze alıyor. Cannes’da En İyi Erkek Oyuncu ödülü için adı çokça geçen Adriano Tardiolo, mucizesiz bir aziz kadar masum Lazzaro rolündeki performansıyla öne çıkıyor. The Wonders / Mucizeler filmini 2014 Filmekimi’nde izlediğimiz, İtalya sinemasının yükselen yeteneklerinden Alice Rohrwacher’in insanın ruhuna işleyen filmi, hem tarzı hem de konusuyla Pasolini’nin yapıtlarını anımsatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf FilmEkimi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda vasat buldum.
  • Lazzaro’nun yavaşlığı filmin de yavaş akmasına neden olmuş sanki.
  • Filmden bir replik: “İnsanlar da hayvanlar gibidir. Serbest bırakıldıklarında köle olduklarını anlarlar.”
  • Yönetmenin bir önceki kurmaca uzun metraj çalışması “Mucizeler” daha başarılı bir filmdi.  Filmle ilgili Öylecine Bir Aşk sayfasındaki yazıya buradan erişebilirsiniz.
  • Köylülerin “marabalık” düzeninin kalkmış olduğundan haberdar olmaları “Kibar Feyzo” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmini hatırlatır.

Mutlu Lazzaro Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • “Lazzayanna”
  • “Marki’nin Köpeği”
  • “Aziz Topraklar Üzerinde”
  • “Kibar Lazzaro”

 

Arakçılar

Arakçılar filminden bir kare

Arakçılar filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

ARAKÇILAR | SHOPLIFTERS | MANBIKI KAZOKU | Yönetmen: Hirokazu Kore-Eda / Senarist: Hirokazu Kore-Eda / Oyuncular: Lily Franky (Osamu Shibata), Sakura Ando (Nobuyo Shibata), Mayu Matsuoka (Aki Shibata), Kirin Kiki (Hatsue, Büyükanne), Kairi Jyo (Shota Shibata), Miyu Sasaki (Yuri Hojo) / Japonya / 2018 / Renkli / 121´

Sinopsis:

Hirokazu Kore-eda’nın Cannes’dan Altın Palmiye’yle dönen yeni filmi, yönetmenin sevilen tarzını yansıtan dokunaklı bir aile dramı. Filmin kahramanları, ufacık bir evde yaşayan ve geçinmek için süpermarketlerden yiyecek çalan bir aile. Sokakta terk edilmiş küçük bir kızı kendilerince evlat edinen aile böylece büyüyor, ancak bu iyilik cezasız kalmıyor. 1997’den bu yana Altın Palmiye kazanan ilk Japon filmi olan Arakçılar’ı Cannes ana yarışması jüri başkanı Cate Blanchett, “oyuncuların performansları, yönetmenin vizyonuyla iç içe geçiyor” diyerek övmüştü. 2013’te Filmekimi’nde gösterilen Like Father Like Son / Benim Babam, Benim Oğlum filmiyle “aile nedir?” sorusunu toplumsal bir açıdan ele alan Kore-eda hem tekniği hem de konusuyla Japon sinemasının efsane yönetmeni Ozu’yu anımsatıyor. Filmde büyükanneyi canlandıran Kirin Kiki 15 Eylül’de hayatını kaybetti.

Not: Yukarıdaki paragraf FilmEkimi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Genel anlamda başarılı bir film olmakla birlikte 2018 Cannes Film Festivalinde bu filmin Altın Palmiye ödülü kazanmış olmasını yadırgadım.
  • Filmin giriş bölümü başarılı.
  • Küçük kız Yuri/Juri/Lin karakteri filme oldukça renk katmış.
  • Filmin ilk bölümü tempo anlamında sıkıntılı.
  • Senaryoda yer yer açık noktalar yer almakta.
  • Filmin tırnak içerisinde “hırsızlık/arakçılık” ile kurduğu sempatik ilişki Kemal Sunal’ın yer aldığı “Sevimli Hırsız” (Yönetmen: Kartal Tibet) filmini hatırlatır.
  • Deniz kenarındaki sahnede aile sıcaklığı anlamında kucaklaşma/el ele tutuşma mizanseni “Roma” (Yönetmen: Alfonso Cuarón) filmini hatırlatır. O filmde de benzer bir deniz kenarı sahnesinde aile bireylerinin Cleo (Yalitza Aparicio) ile olan kucaklaşması vardır. Bu film ile ilgili Öylecine Bir Aşk sayfasındaki yazıya buradan erişebilirsiniz.

Arakçılar Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • Bulunamadı.

 

Roma

Roma filminde Cleo (Yalitza Aparicio)

Roma filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

ROMA | Yönetmen: Alfonso Cuarón / Senarist: Alfonso Cuarón  / Oyuncular: Yalitza Aparicio (Cleo),  Marina de Tavira (Sofia), Diego Cortina Autrey (Toño), Carlos Peralta ( Paco), Marco Graf (Pepe),  Daniela Demesa (Sofi),Nancy García García (Adela), Verónica García (Teresa), Andy Cortés (Ignacio), Fernando Grediaga (Antonio), Jorge Antonio Guerrero (Fermín), José Manuel Guerrero Mendoza (Ramón) / Meksika / 2018 / Siyah-Beyaz / 135´

Sinopsis:

Cleo, Meksiko’nun orta sınıf ailelerinin yaşadığı bir Roma mahallesinde bulunan bir evde hizmetçi olarak çalışan genç bir kadındır. Bir yandan ev işleri ile uğraşan Cleo, bir yandan da evdeki dört çocukla ilgilenir. O tüm zamanını hizmetlisi olduğu evde geçirse de kendisine ait bambaşka bir dünyası vardır. Genç kadın, gönlünü Fermin adındaki bir adama kaptırmıştır. Fakat bu ilişki pek de Cleo’nun düşlediği gibi sonuçlanmaz. Bu sırada evin dört çocuk annesi olan hanımı Sofia, kocasının yokluğu ile başa çıkmaya çalışır. Birbirinden farklı hayatlara sahip olsalar da benzer travmalar yaşayan Cleo ve Sofia, siyasi kargaşanın hüküm sürdüğü bir ortamda birbirlerinin en büyük destekçisi olur.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi beğendim. Başarılı ve kaliteli bir çalışma olmuş.
  • Oyunculuklar ve sinematograf oldukça başarılı.
  • Filmin final bölümü güzel kurgulanmış.
  • Film boyunca Cleo’nun başına bütün felaketler geliyor sanki. Deprem, yangın, boğulma, katliam vb. gibi.
  •  Cleo karakteri karşılaştığı tüm güçlüklere karşın bir şekilde ayakta kalmayı, ağlamamayı başarıyor doğum sahnesine kadar.  Bu durum “Gülen Adam” (Yönetmen: Kartal Tibet) filminde hayatı boyunca gülen biri olan Yusuf Şaplak‘ın (Kemal Sunal) bebeği doğduktan sonra ağlaması sahnesini hatırlatır.

Roma Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • “Cleo from 70 to 71”
  • “Dalga Seviyesi”
  • “Güçlü Kadın”

 

Yüz

image

Filmin Künyesi:

YÜZ| TWARZ | MUG | Yönetmen: Malgorzata Szumowska / Senarist: Malgorzata Szumowska, Michal Englert / Oyuncular: Mateusz Kościukiewicz (Jacek), Agnieszka Podsiadlik (Jacek’in Ablası), Malgorzata Gorol (Dagmara – Jacek’in Sevgilisi/Nişanlısı), Roman Gancarczyk (Rahip), Dariusz Chojnacki (Jacek’in Abisi), Robert Talarczyk (Jacek’in Eniştesi), Anna Tomaszewska (Jacek’in Annesi), Martyna Krzysztofik (Jacek’in Yengesi), Iwona Bielska (Dagmara’nın Annesi) / Polonya / 2018 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Wimie… / …adına’yla Teddy ve Beden’le En İyi Yönetmen ödüllerini kazandığı Berlin Film Festivali’nden Yüz’le Jüri Büyük Ödülü alan Polonyalı yönetmen Malgorzata Szumowska, yüz nakli ameliyatı üzerinden derin bir kimlik ve toplum eleştirisi yapıyor. Filmin ana karakteri, Polonya’da bir kasabada yaşayan ve buradan kaçma hayalleri kuran, metal müzik hayranı Jacek. Dünyanın en büyük İsa heykelinin inşaatında çalışan Jacek’e geçirdiği iş kazasının ardından Polonya’nın ilk yüz nakli uygulanır. Ameliyatın ardından herkesin Jacek’e karşı davranışı değişir. Kimlik, beden ve toplum politikalarına ciddi ancak kara mizahı ihmal etmeyen bir bakışla yaklaşan Szumowska, filmini “yetişkinler için bir masal” olarak tanımlıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Jacek’e yapılan “yüz nakli” bir anlamda toplumdaki “yüzsüzlük” kavramını da ortaya çıkarıyor.
  • Kiliseye, sağlık sistemine vb.  kurumlara, kimliklere yapılan eleştiriler güzel olmakla birlikte filmdeki gösteriş şekli fazla göze sokularak yapılıyor.
  • Filmin ilk yarısı daha başarılı.
  • Yönetmenin bir önceki “Beden” filmi yerine bu daha içine girilebilen ve özdeşleşilebilir bir film olmuş.
  • Jacek’in “yüz nakli” sonrasında reklam yüzü olarak kullanılması bir başka sıradan Şaban karakterinin (Kemal Sunal) reklam yüzü olduğu “Yüz Numaralı Adam” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filmini akla getirir.

Faize Hücum

image

Filmin Künyesi:

FAİZE HÜCUM | Yönetmen: Zeki Ökten / Senarist: Fehmi Yaşar / Oyuncular: Genco Erkal (Kamil), Asuman Arsan (Saniye), Ayşe Selen (Nesrin), Ahmet Sezerel (Murat), Barış Altay (Yılmaz), Hikmet Karagöz (Kapıcı Cemal) / Türkiye / 1982 / Renkli / 101´

Sinopsis:

Yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı Faize Hücum (1982), kendisini devrin modası banker furyasına kaptıran bir devlet memurunun hikâyesini anlatır. Kamil Bey, otuz yıl devlet hizmetinin ardından emekliye ayrılır. Gündemi meşgul eden banker söylentileri onun da dikkatini çeker. İnsanlar refah içerisinde yaşama hayaliyle bankerlere koşmaktadır. Kamil de emekli ikramiyesi, üç aylık maaşı ve evini satarak bütün parasını bankerlere teslim eder. Ailesiyle birlikte bir apartman dairesine taşınır. Bankerlerin kaçtığı haberini alana kadar refah içinde yaşayacaklardır.

Not: Yukarıdaki paragraf TSA sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Bir Zeki Ökten filmi olduğunu birçok yerde hissettiriyor film.
  • Hem başrol hem de yardımcı rol oyuncuları iyi bir şekilde seçilmiş.
  • Senaryoda yer alan ufak hikayeler, halk ağzında konuşmalar oldukça gerçekçi bir portre çizmiş. Bu bağlamda senaryoyu başarılı buldum.
  • Banker krizi ile ilgili toplum psikolojisinin filmde iyi yansıtıldığını düşünüyorum.
  • Kamil Bey’in eşi Saniye Hanım’a yaptığı “Çamaşır Makinesi” sürprizi aklıma “Güler misin Ağlar mısın” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filminde Rasim Usta’nın (Kadir Savun) eşine (Neriman Köksal) yaptığı benzer sürprizi hatırlattı. Ne yazık ki iki filmde de bu sürprizlerin sonrasında talih pek yaver gitmedi.
  • Bir sabah Kamil Bey’in erkenden kahveye geldiği sahnede radyoda çalan türkünün ismi : “Başına Döndüğüm Kurban Olduğum”. Aynı türkü yönetmenin “Yoksul” filminde Yoksul (Kemal Sunal) karakterinin bir sabah kahvaltısına yine radyodan eşlik etmektedir. Türkünün bir seslendirmesine buradan erişilebilir.
  • Kamil Bey, Banker krizi ile ilgili haberlerin asılsız olduğunu düşünüp eve döndüğünde gazeteyi yırtar. Ama bilmiyordur ki aslında bu yırtılan onun yatırdığı paralardır.
  • Final görüntüsünü ilginç buldum.  Yaşanan darbeler, krizler ve bunun gibi olumsuzlukların toplumu sakat bırakması yönünde yorumladım bu sahneyi.

Aşkın Çekimi

image

Filmin Künyesi:

AŞKIN ÇEKİMİ | THEIR FINEST | Yönetmen: LONE SCHERFIG / Senarist: GABY CHIAPPE / Oyuncular: GEMMA ARTERTON (Catrin Cole), SAM CLAFLIN (Tom Buckley), BILL NIGHY (Ambrose Hilliard), JACK HUSTON (Ellis Cole), HELEN MCCRORY (Sophie Smith), EDDIE MARSAN (Sammy Smith), JAKE LACY (Carl Lundbeck), RACHEL STIRLING (Phyl Moore), RICHARD E. GRANT (Roger Swain) / İngiltere / 2016 / Renkli / 110´

Sinopsis:

40’ların Londra’sındayız; her gece Alman uçaklarından bombalar düşüyor, insanlar kendilerini korumak için koşturuyor, herkes çok karamsar. Catrin, akıllı ama özgüveni zayıf genç bir kadın. İstihbarat Bakanlığı’nın savaşa dair söylemlerini ileten ‘iyimserlik aşılayıcı’ ve ‘ikna edici’ savaş propagandası filmlerinde çalışmak üzere işe alınıyor. Asıl görevi, bu filmlerdeki kadın karakterler için o zamanlar ‘lapa’ olarak adlandırılan türden diyaloglar yazmak. İlk işi ise, Dunkirk açıklarında batmakta olan bir donanma gemisindeki askerleri alkolik babalarının teknesiyle kurtarmayı başarmış iki kız kardeşin öyküsünü araştırmak. Yönetmen Lone Scherfig bir kez daha, temkinli ama kararlı bir şekilde kendi yolunda yürüyen bir kadın karakterle karşımızda; savaş günlerinde etrafı onun gücünden habersiz bir sürü erkekle çevrili bir kadın. Aşkın Çekimi, Catrin ve ona ilgi duyan iki erkek arasında geçen bir romantik komedi olarak görülebilir bir yandan. Ama daha önemlisi, sinemaya yazılmış bir aşk mektubu bu. Kadınların bakış açısı işin içine girdiği, girebildiği zaman, filmlerde anlatılan öykülerin ve o öyküleri dinleyenlerin nasıl dönüşebildiğini gösteren bir aşk mektubu.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstabul sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Bir diğer İngiliz yönetmen Terence Davies filmlerini bana çağrıştırdı.
  • “Yetenekli Bay Buckley”
  • Filmin konusu içerisinde sinemaya dair ögelerin yer alması çok hoş olmuş.
  • Fikir ve senaryo önerileri ile Bakanlığın takdirini toplayan Catrin  karakteri “Yüz Numaralı Adam” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filminde reklam veren holding patronlarının takdirini kazanan Ayşe (Oya Erdoğan) karakterini hatırlattı.
  • Catrin’in Ellis’ten ayrılırken dile getirdiği onun resimlerinde hep küçük olarak yer alması, perspektif olarak ona uzak olması söylemi güzeldi.

Aquarius

image

Filmin Künyesi:

AQUARIUS | Yönetmen: KLEBER MENDONÇA FILHO / Senarist: KLEBER MENDONÇA FILHO / Oyuncular: SÔNIA BRAGA (Clara), MAEVE JINKINGS (Ana Paula), IRHANDIR SANTOS (Roberval), HUMBERTO CARRÃO (Diego) / Brezilya / 2016 / Renkli / 145´

Sinopsis:

İlk uzun metraj filmi Komşu Sesler ile !f 2013 Keş!f Yarışması’nı kazanan Kleber Mendonça Filho, !f’çiler için tanıdık bir isim. Filho’nun 2016’da Cannes Film Festivali’nin resmi yarışmasında prömiyerini yapan ikinci uzun metrajı Aquarius, yalnız yaşayan, 60’lı yaşlardaki emekli müzik eleştirmeni Clara’nın son derece etkileyici hikâyesini anlatırken bir yandan da günümüz Brezilya’sının toplumsal meselelerine ayna tutuyor. Yaşını dert etmeyen, geçmişi hatırlayan ancak geçmişe saplanıp kalmayan, evinin her yerine yayılan eski plakları da telefonuna indirdiği şarkıları da dinleyen, cinselliğini özgürce yaşayan Clara, kendisini canlandıran Sônia Braga’nın eşsiz performansının da etkisiyle, bu yıl sinemada yaratılmış en tastamam, en güçlü karakter olabilir. Sinema salonundan ayrıldıktan sonra, filmin müziklerini dinleyip Clara gibi bir arkadaşınız olduğunu hayal etmeye başlamanız çok mümkün.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstabul sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Filmde kullanılan müzikler keyifliydi.
  • Filmin müzik ve plaklarla kurduğu ilişki Çağan Irmak (Issız Adam, Unutursam Fısılda) filmlerini hatırlattı.
  • Filmin özellikle son (3.) bölümü oldukça iyi.
  • Yönetmen için filmdeki ses tasarımı ve kullanımı oldukça önemli diye düşünüyorum. “Komşu Sesler” filminde de benzer bir çabası vardı.
  • Yaşlı ve enerjik bir kadını odağına alması açısından “Gloria” (Yönetmen: Sebastián Lelio) filmini hatırlattı bu film bana.
  • Clara’yı evden çıkarmak inşaat firması yetkililerinin uyguladığı yöntemler “Kılıbık” (Yönetmen: Uğur İnan) filmini hatırlattı.

Konformist

image

Filmin Künyesi:

KONFORMİST | IL CONFORMISTA | Yönetmen: Bernardo Bertolucci / Senarist: Bernardo Bertolucci / Oyuncular: Jean-Louis Trintignant (Marcello Clerici), Stefania Sandrelli (Giulia), Gastone Moschin (Manganiello), Enzo Tarascio (Profesör Quadri), Fosco Giachetti (Albay), José Quaglio (Italo), Dominique Sanda (Anna Quadri), Pierre Clémenti (Lino) / İtalya / 1970 / Renkli / 111´

Sinopsis:

1930’lu ve 1940’lı yıllarda Mussolini döneminde ve sonrasında geçen film, genç bir adamın kişiliğinde İtalyan burjuvazisinin faşizme gönüllü kucak açışını ele alır, faşist ideolojinin sosyo-psikolojik kökenlerini irdeler. Toplumsal histeriye uyarak yeni düzene hiç sorgulamadan boyun eğip uyum sağlayan bu zayıf iradeli ‘konformist’ genç (Trintignant), bir yandan geçmişiyle hesaplaşırken, diğer yandan da yabancı bir ülkede devleti adına tetikçiliğe soyunacaktır. Konformist, kısa cümlelerle tanımlamak gerekirse, faşist dönemde bir genç adam için yazılmış ‘yükselmenin el kitabı’ veya faşist işbirlikçiler aleyhine bir iddianamedir. 1970’te ilk gösteriminin yapıldığı Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülüne aday gösterilen filme, burada “Interfilm Ödülü” ve “Gazeteciler Özel Ödülü” verildi. David di Donatello Ödülleri’nden “En İyi Film David Ödülü”nü aldı.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Oyunculuklar başarılı.
  • Kamera ve müzik kullanımı etkileyici.
  • Marcello Clerici’nin bir sahnede elindeki silahı etrafına ve kafasına doğrultması “Korkusuz Korkak”(Yönetmen: Natuk Baytan) filmini hatırlattı.
  • Marcello Clerici’nin bir sahnede şapkasını kaybettiğini anlaması ve kapıdan çıkarken ki tuhaf davranışları “Süt Kardeşler” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmini hatırlattı.
  • “Konforsuz Konformist”
  • Manganiello’nun parkta Marcello Clerici’ye seslenmesi sırasında etrafındakiler tarafından kuşlarla konuşuluyor sanılması “Yedi Bela Hüsnü” (Yönetmen: Natuk Baytan) filmini hatırlattı.
  • Herkesin farklı olmaya çalışırken Marcello Clerici’nin aslında herkes gibi normal olmak istemesi.

Sürü

image

Filmin Künyesi:

SÜRÜ | THE HERD | Yönetmen: Zeki Ökten / Oyuncular: Tarık Akan (Şivan), Melike Demirağ (Berivan), Tuncel Kurtiz (Hamo), Meral Niron (Sülo’nun Eşi), Levent İnanır (Sülo), Güler Ökten (Sıddık’ın Eşi), Savaş Yurttaş (Sıddık), Yaman Okay (Abuzer), Şener Kökkaya (Çerçi) / Türkiye / 1978 / Renkli / 129´

Sinopsis:

Yılmaz Güney´in yazdığı, Zeki Ökten´in yönetmenliğini üstlendiği Sürü´nün en etkileyici özelliği destansı bir hikâyeyle, toplumsal gerçekçi bir tablo çizmesi. Veysikanlar ile Halilanlar aşiretleri arasında yıllardır süren husumet, Halilanların Veysikanlardan Şivan´a kızkardeşleri Berivan´ı vermesiyle çözülmeye çalışılmıştır. İki ailenin birleşmesi ve böylelikle de temelli barışın tesisi amaçlanmıştır. Ancak bebekleri bir bir ölen Berivan lal olmuş, Şivan´ın babası da onu iyiden iyiye uğursuz bellemiştir. Berivan´ı bir gölge gibi takip ederek onunla konuşmaya çalışan ağabeyleri bir yanda, sürekli üstlerine karabasan gibi çöken baba hükümleri diğer yanda, Şivan ve Berivan kafeste çırpınan birer kuş gibi sıkışmıştır bu âlemde. Tek çare, çıkıp gitmektir. Bu esnada, ufuktaki tepelerde hep bir traktör görünür. Makinenin gelişiyle birlikte araziler tarıma açılmakta, tarlalar genişlemekte, hayvancılık ölmektedir. Traktörün giderek yakınlaşması ve ufuktaki arazilerin giderek daha fazlasının tarlaya dönüşmesiyse, yeni ekonomik düzenin bu topraklara ulaşmasını ifade eder. Koyunlarını trenle Ankara´daki alıcıya götüren Veysikanlar yol boyunca büyük kente yaklaştıkça bu düzenin türlü yüzleriyle karşılaşacak, incitilecek, kandırılacak ve sömürülecektir. Ankara´ya varışları ise iyice çıkışsızlığa sürüklenmeleri ve perişan halde kentte bir bir yok olmalarıyla sonuçlanacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Yönetim, senaryo, oyunculuklar, müzik hepsi oldukça başarılı.

Eksiler

  • Mirza ve Abuzer’in filmden çıkmaları tam olarak yansıtılamamış.
  • Berivan hasta iken hep birlikte Ankara’da gazinoya gitme isteği pek anlaşılamıyor.

Keşif

  • Berivan’ın halindeki ürkeklik ve mahzunluk beslediği kekliklerden belli. İkisi de kafese sokulmuş gibi.
  • “Berivan” karakterinde Melike Demirağ sessizliğiyle renk katmış.
  • Sıddık’ın çocuğu “Düttürü Dünya” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki Dütdüt Mehmet’in (Kemal Sunal) kızını hatırlattı.
  • Tren yolculuğundaki sahneler oldukça çarpıcı ve güzeldi.
  • Gerçeklerin sertçe dile getirildiği sahneler güzeldi.

Öylesine

  • Demir ağlarla ördük
    Sürü filmini dört baştan”

Denizdeki Ateş

image

Filmin Künyesi:

DENİZDEKİ ATEŞ | FUOCOAMMARE| FIRE AT SEA | Yönetmen: Gianfranco Rosi / Oyuncular: Samuele Pucillo (Samuele), Mattias Cucina (Mattias), Samuele Caruana (Samuele), Pietro Bartolo (Pietro), Giuseppe Fragapane (Giuseppe), Maria Signorello (Maria), Francesco Mannino (Francesco), Maria Costa (Maria) / İtalya / 2015 / Renkli / 108´

Sinopsis:

Üç yıl önce Çevreyolu ile Altın Aslan kazanan Gianfranco Rosi, Berlin´den Altın Ayı ile dönen yeni belgeseli Denizdeki Ateş´te günümüzün en acil ve en önemli toplumsal sorununa değiniyor. Film, özellikle Kuzey Afrikalı mültecilerin Avrupa´ya giriş noktası olan, İtalyan adası Lampedusa´da geçiyor. Rosi, adanın çeşitli sakinlerinin hayatını takip ediyor: Bir balıkçı ailesi, bir radyo DJ´i, adada göçmenlerle ilgilenen tek doktor ve 12 yaşındaki Samuele… Bir anlamda filmin yıldızı olan Samuele´nin göz hastalığı, sapanla oynadığı oyunlar, hatta onunla ilgili hemen her şey Avrupa´nın göçmen sorununa yaklaşımıyla ilgili bir metafora dönüşüyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda iyi bir film olmuş.
  • Filmin yönetimini başarılı buldum.

Eksiler

  • Radyo DJ’nin filme pek bir katkısı olmamış.
  • Adadaki yaşama dair biraz daha detay aktarılsa iyi olurmuş.

Keşif

  • Samuele filme oldukça güç katmış. Sapan macerası, deniz macerası, okul macerası, doktor macerası …
  • Samuele’nin başından geçen olaylarla mültecilerin yaşadığı durumlar arasında bir paralellik kurulabilir: Sapan ile avlanma (mültecilerin denizdeki tehlikesi), mide tutması (yaşananların kaldırılamaması), göz tedavisi (olayları daha iyi görme), nefes darlığı (iltica etme şartları)
  • Bir mültecinin ağıt formunda konuştuğu bölüm oldukça çarpıcıydı. Denizin yol olmasına dair vurgu ilginçti.
  • Samuele’nin sofrada seslice makarna yemesi bana “Bekçiler Kralı” (Yönetmen: Osman F. Seden) filminde Bekçi Şaban Özgüneş’in (Kemal Sunal) karakoldaki sesli çay içme sahnesini hatırlattı.
  • Filmin ismi ile aynı olan şarkı güzel.

Öylesine

  • “Gece Kuşu Samuele”