Kuzu

image

Filmin Künyesi:

KUZU | Yönetmen: Kutluğ Ataman / Oyuncular: Nesrin Cavadzade (Medine), Cahit Gök (İsmail), Mert Taştan (Mert), Nursel Köse (Safiye) / Türkiye / 2015 / Renkli / 87´

Sinopsis:

Doğu Anadolu’da bir köyde yaşayan 27 yaşındaki Medine, beş yaşındaki oğlu Mert’in sünneti şerefine vereceği yemek için kuzu kesmek zorundadır. Ne var ki gerekli olan parayı bir türlü denkleştiremez. Bütün aile bir olup çalışması gerektiğini söyleyen Medine’nin bu halleri kocası İsmail’i endişelendirmektedir. Mert’in ablası Vicdan ise tüm ilginin Mert’e geçmiş olmasından dolayı kıskançlık nöbetleri geçirirken, Mert’i eğer kuzu bulamazlarsa kendini kurban edeceklerine inandırır. Öte yandan İsmail mezbahada bir iş bulur ve parayı denkleştirme umudu doğar. Ancak İsmail’in arkadaşları tarafından baştan çıkarılması işleri zorlaştırır. İsmail’in güçsüzlüğü, Medine’nin ısrarları ve Mert’in hayalleri aynı şeyi işaret etmektedir, ancak sonunda Medine’nin hiç de tahmin etmedikleri bir yerden yardım istemesi gerekecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Film genel anlamda vasat olmakla birlikte kimi bölümlerinin hatırına görülmeye değer.
  • Kadın oyuncuların performansı oldukça başarılı.
  • Finaldeki sürprizli oyun oldukça iyi bir uygulamaydı.

Eksiler

  • Kaliteli bir oyuncu kadrosu olmasına rağmen film bunu iyi değerlendirememiş.
  • Senaryonun bütünlüğünde sıkıntılar var. Olay devamlılığı ve ilerleyiş iyi kotarılamamış.

Keşif

  • Baba karakterinde de bir kuzuluk var. Özellikle hem eşinin yanında hem de pavyondaki şarkıcı kadının yanında kuzu gibi davranıyor.
  • Küçük bir çocuğa ve az da olsa onun değişimine odaklanması açısından film “Sivas”  (Yönetmen: Kaan Müjdeci) filmini hatırıma getirdi. “Sivas” filminde ortam daha hareketli iken bu filmde ortam daha yumuşak.
  • Biraz fantastik biraz da masalsı bir film olmuş.
  • Filmin absürt yanı Onur Ünlü filmlerini anımsattı.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Ölüler

image

Filmin Künyesi:

ÖLÜLER | LOS MUERTOS| LOS MUERTOS | Yönetmen: Lisandro Alonso / Oyuncular: Argentino Vargas (Vargas), Francisco Dornez, Yolanda Galarza, Victor Varela, Francisco Salazar, Hilda Chamorro / Arjantin / 2004 / Renkli / 78´

Sinopsis:

54 yaşındaki Vargas, cezasını çekmiş ve mahkûmiyet sürecini tamamlamıştır. Salıverildiği Corrientes’ten yola çıkarak, artık yetişkinliğe adım atmış olan kızını görmek için çok uzak bir bölgeye seyahat etmesi gerekmektedir. Ancak bu zorlu yolculuğu başarıyla tamamlayabilmesi için doğayla gizli bir antlaşma imzalaması ve her adımının hesabını yapması gerekmektedir. Lisandro Alonso, içine kapanık bir adamın yolculuğunu anlattığı filmi Ölüler’de sinemasının bayrak özelliklerinden birini iyiden iyiye keskinleştiriyor: Sükûnet…

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • İzlemeye değer, minimal bir film olmuş.
  • Görsel atmosfer ve renk kullanımı başarılı.

Eksiler

  • Hikayenin bütününe tam olarak vakıf olmak pek kolay değil.

Keşif

  • Vargas’ın bir hayvanı kurban edip hediye olarak kızına götürmesi, hem hapisten kurtulma hem de kızına kavuşmaya dair bir şükrü temsil ediyor belki de.
  • Saklı bir hazine bulmuş gibi Vargas’ın balları kovanlardan, peteklerden çıkardığı sahne pek güzeldi.
  • Dingin bir film olmuş.
  • Sessizlik bu filme oldukça yakışmış evet.
  • Vargas içine kapanıklığı ve davranışları bakımından “Sahipsizler” (Yönetmen: Ertem Göreç) filmindeki Gaddar (Kadir İnanır) karakterini akıllara getiriyor.
  • Gözlemlediğim kadarı ile Güney Amerika filmlerinde genel olarak doğaya, hayvanlara karşı sert ve yaban bir davranış hali hakim.

Öylesine

  • “Yaban Petekleri”

Kış Uykusu

image

Filmin Künyesi:

KIŞ UYKUSU | WINTER SLEEP | Yönetmen:  Nuri Bilge Ceylan  / Oyuncular: Haluk Bilginer (Aydın), Melisa Sözen (Nihal), Demet Akbağ (Necla), Mehmet Ali Nuroğlu (Timur), Ayberk Pekcan (Hidayet), Serhat Mustafa Kılıç (Hamdi), Nejat İşler (İsmail), Tamer Levent (Süavi), Nadir Sarıbacak (Levent), Emirhan Doruktutan (İlyas), Ekrem İlhan (Ekrem), Rabia Özel (Fatma), Fatma Deniz Yıldız (Sevda)  / Türkiye / 2014 / Renkli / 196´

Sinopsis:

Aydın emekli bir tiyatrocudur; oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya’ya babasından yadigar kalan butik oteli işletmek için geri döner. Aydın o günden sonra başlayan kış uykusu bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla… Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın’ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder…

Artılar

  • Haluk Bilginer ve Demet Akbağ olağanüstü bir oyunculuk sergilemişler.
  • Filmin sakin ve dingin çekimleri gerçekten ustaca.
  • Filmin içerisine sinen klasik müzik dokunuşları çok yerinde kullanılmış.
  • Ayberk Pekcan oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Serhat Mustafa Kılıç’ın oyunculuğu başarılıydı.
  • Senaryo oldukça başarılı.
  • Melisa Sözen’deki duru oyunculuk oldukça başarılı.
  • Uzun süren ve genellikle de karanlık atmosferde geçen bir film olmasına rağmen tempo hiç düşmüyor ve izleyenlerin filmin içerisinde kalması ustalıkla sağlanıyor.

Eksiler

  • Necla’nın filmden birdenbire çıkmasını olumsuz buldum. Daha yumuşak bir çıkış olabilirdi sanki.
  • Hamdi Hoca ve ailesine yardım olarak teklif edilen parayı ateşe atan kardeşi İsmail’in tavrına Nihal’in aşırı derecede şaşırması bana biraz garip geldi.
  • Filmin finali bana biraz fazla iyimser ve romantik geldi.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Susarak eleştirmek konusundan uzmandır o”
  • Aydın ile Necla arasında o uzun süren geçmişle hesaplaşma sahnesi bana, “Güz Sonatı” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filminde Anne Charlotte (Ingrid Bergman) ile kızı Eva (Liv Ullmann) arasındaki benzer bir sahneyi hatırlattı. Demet Akbağ’ın gözlüklü hali de Liv Ullmann’ı andırmadı değil 🙂
  • Aydın karakterinde sanki biraz kendimi gördüm.
  • Karakterlerin isminde de ayrı bir ermişlik-bilgelik var sanki : Aydın, Hidayet, Hamdi. “Aydın, hamdederse belki hidayete ulaşır”
  • İsmail ve oğlu İlyas arasındaki ilişkide Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail arasındaki ilişkiye benzer bir şey sezinledim. Hz.İbrahim oğlu Hz.İsmail’i kurban etmek ister ve Hz. İsmail gözünü kırpmadan bunu kabul eder. Filmimizde de baba İsmail, Aydın Bey’in kırılan araba camı için oğluna bir tokat atarak onu kurban eder. Oğul İlyas ise hiç karşı çıkmaz babasının bu isteğine.
  • Hamdi ve yeğeni İlyas özür dilemek için Aydın Bey’in evine gelirler. Burada İlyas bayılır ve kamera aniden yılkı atlarına çok sert bir geçiş yapar.
  • Aydın, karşılaştığı/konuştuğu her kişiden mesleği ya da meziyeti ne olursa olsun hep kendisinin üstün olduğunu düşünüyor.
  • Aydın’ın, yerel gazeteye kendince “dünyayı kurtaracak” yazılarını kaleme alma isteğini sürekli dile getirmesi bana, “Çöpçüler Kralı” (Yönetmen: Zeki Ökten) filmindeki “Yazıcam bunu gazeteye” diyen apartman sakini emekli amcayı (Ertuğrul Bilda) hatırlattı.
  • Bir sahnede Aydın, arkadaşı Süavi ve eşi Nihal Aydın’ın çalışma odasında konuşmaktadırlar. Bu sahnede Süavi’nin konuştuğu sırada kameranın onu çektiği açıda ekranda bir de Nihal’in yansımasını görürüz.
  • Aydın’ın, gecenin bir vakti atın yanına gittiği sahne muhteşemdi. Bu sahne bana, “Yumurta” (Yönetmen: Semih Kaplanoğlu) filminde gecenin ıssızlığında köpeklerin yanında kalan Yusuf (Nejat İşler) karakterini anımsattı.
  • İlyas’ın, Aydın’ın arabasının camını kırması tüm o mükemmel gözüken “aydın yaşamın” yavaş yavaş karanlığa gömülmesine neden oluyor.
  • Aydın’ın odasında, yazmaya çalıştığı “Bir Ömür Tiyatro” kitabına arka plan olacak şekilde tiyatro ile ilgili eşyaların bulunmasını oldukça anlamlı buldum.
  • Nihal’in, odasında Aydın ile aralarında geçen tartışma sahnesi çok iyiydi. Odadaki sobanın içinde yanan tahta parçalarından gelen o sesler sanki karakterlerimizin içlerinden bir şeyler koptuğuna işaret ediyordu.
  • Gardaki sahnede bankta oturan adamın soğuk oluyor diye kenara yanaşmayarak Aydın ve Hidayet’in yan yana oturmasını engellemesi çok doğaldı.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde insan bedenine yapılan otopsi bu filmde insan ruhuna yapılıyor.
  • “Bir Zamanlar Anadolu’da” bence bu filmin daha önünde.
  • Süavi’nin evinde beraber yemek yiyip daha sonra da sarhoş olup kafayı bulan Süavi, Aydın ve Levent karakterleri bana Kuzey Avrupa filmlerini anımsattı.
  • İsmail’in, Nihal’in verdiği paranın ederine ilişkin nedenleri ortaya dökmesi aslında tam da Aydın’ın istediği meşhur çizelge kullanılması isteğini karşılar gibiydi.
  • Aydın karakterinde “Yaban Çilekleri” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki Profesör Isak Borg (Victor Sjöström) ile “Aynanın İçinden” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki David (Gunnar Björnstrand) karakterlerinin bir karışımı vardı sanki.
  • Filmin açılış sekansındaki son sahnede karşımızda sırtı bize dönük pencerenin önünde duran Aydın yer almaktadır. Kamera yavaş yavaş arkadan Aydın’a yaklaşır ve en son noktada onun zihnine doğru girip bizi karanlığa boğar. Ve Kış Uykusu artık başlamıştır.
  • Bergmanvari bir film olmuş.
  • Filmin açılışında bir turist kafilesini Kapadokya’da Peri Bacalarını keşfederken görüyoruz. Bu sahne bana, “Muhteşem Güzellik” (Yönetmen: Paolo Sorrentino) filminin açılış sahnesinde turist kafilesinin Roma’yı keşfetme bölümünü hatırlattı.

Öylesine

  • “Bozkırın Aydını”
  • “Kış Sonatı”
  • “Kibre meyalim vallahi dertten”

Kutsal Mahluk

image

Filmin Künyesi:

KUTSAL MAHLUK | Yönetmen: Yavar Rzayev / Oyuncular: Nuraddin Mehdikhanly, Vafa Zeynalova, Munavvar Aliyeva, George Gafarov / Azerbaycan / 2011 / Renkli / 83´

Sinopsis:
Film, bir ergenin, koyun sürüsüyle zor koşullar altında hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. İsmail annesi, kardeşleri ve otoriter babasıyla yaylada yaşıyor. Baharda ve yazın rahat bir hayat süren aile için, kışın gelmesiyle birlikte çile de başlıyor. Aile, fırtına gelmeden önce yayladan iniyor, ama İsmail sürüye bakmak için geride kalıyor

Artılar

  • Eşref’in, oğlu İsmail’e hediye edilen resim fırçalarını ateşe attığı sahnede, gözlerinden yaşlar süzülen İsmail’in babasına bakarken ki kamera görüntüsünün bulanık-buğulu olarak verilmesi güzel bir tercih olmuş.
  • Eşref’in ressam kıza tecavüz ettiği ve bu sırada gizlenmiş olan İsmail’in ressam kız ile göz göze geldikleri sahnenin planlanışı ve resmedilişi oldukça güzeldi.

Eksiler

  • Zaman zaman doğanın acımasız ve vahşi yüzünü göstermek isteyen yönetmenimiz bazı bölümlerde hazmı zor sahnelere de imza atmış. 

Keşif

  • İsmail ve babası Eşref arasındaki ilişki bana, “Beş Vakit” (Yönetmen: Reha Erdem) filmindeki “İmam” (Bülent Emin Yarar) ile çocuğu arasındaki ilişkiyi anımsattı.
  • Eşref’in, ressam kızın İsmail’e verdiği boya fırçalarını yaktığı sahne bana, “Ya Ya Ya Şa Şa Şa” (Yönetmen: Ümit Efekan) filminde “Kapıcı Selami”nin (Münir Özkul) kendisinden gizli futbol oynayan oğlu İlyas’ın (İlyas Salman) spor eşyalarının olduğu çantasını yakmasını hatırlattı.
  • Ressam kızın yaylada çiçeklerin arasında resim yapması bana, ünlü ressam Claude Monet’in bahçesindeki çiçeklerin arasında resim yapmasını çağrıştırdı.
  • Ressam kızın İsmail’e hediye ettiği resimlerdeki çıplak kadınlar, ergenlik dönemindeki İsmail’in coşkun heyecanlarına merhem oluyor.
  • Başroldeki çocuk karakterimizin isminin İsmail olarak tercih edilmesinin nedeni Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in başından geçen “kurban” olayı ile ilgili öykünme olabilir mi?
  • Filmimiz genel olarak yaz ve kış mevsimlerinde geçiyor. Yaz mevsiminde geçen sahnelerde film daha neşeli ve de Batılı enstrümanların ağırlıkta olduğu bir müzik eşlik ediyor sahnelere. Kış mevsiminde geçen sahnelerde ise film daha hüzünlü ve de Doğulu enstrümanların ağırlıkta olduğu bir müzik eşlik ediyor sahnelere.
  • Misafir olarak gelen ressam kız ailemizin düzenini yerinden sarsıyor.
  • Doğanın temel düzeninde gördüğümüz av ve avcı ilişkisini bu filmdeki Eşref karakterine de uygulayabiliriz. Eşref bir tek soğuk karşısında av konumunu üstlenirken; eşi, çocukları, ressam kız ve hayvanlar karşısında avcı konumunu üstleniyor.
  • Eşref’in geri dönüş yolunda soğuktan korunmak için üzerindeki özel giysinin içerisine girerek ana rahmindeki cenin pozisyonunu aldığı sahne belki de onun en masum olduğu sahne diye düşünebiliriz.

Öylesine

  •  “Getir Götür İsmail”.
  • “Soğuktu ve İsmail Çiseliyordu”.
  • Ressam kızı canlandıran aktrisi sima olarak Alin Taşçıyan’a benzettim.