Loving Vincent

image

Filmin Künyesi:

LOVING VINCENT | Yönetmen: Dorota Kobiela , Hugh Welchman / Senarist: Hugh Welchman , Dorota Kobiela , Jacek Dehnel / Oyuncular:  Douglas Booth (Armand Roulin), Josh Burdett (The Zouave),  Holly Earl (La Mousme), Robin Hodges (Lieutenant Milliet), Chris O’Dowd (Postacı Joseph Roulin) / İngiltere / 2017 / Animasyon / 94´

Sinopsis:

Film, Van Gogh’un 17 yaşındayken tablosunu yapmış olduğu Armand Roulin üzerinden ilerliyor. van Gogh’un Fransa, Auvers’te öldüğü haberi, eskiden yaşadığı Arles kasabasına ulaşır. Van Gogh ile yakın arkadaş olan emektar postacının oğlu Armand, babasının ısrarları sonucu taziye mektubunu Van Gogh’un ağabeyi Theo’ya götürmeye razı gelir. Paris’e vardığında Theo’nun da kardeşinin ardından vefat ettiğini öğrenince mektubu verebileceği bir akraba aramaya başlar. Bu yolculukta ünlü ressamın son günlerini ve ölümünün esrarını da aydınlatmaya başlayacaktır…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Oldukça emek sarf edilen bir film olmuş.
  • Filmin görüntüleri doyurucu olmakla birlikte hikaye ve senaryo aynı çizgide değil maalesef.
  • Vincent ile kardeşi Theo arasındaki maddi/manevi yardım ilişkisi “Camille Claudel, 1915” (Yönetmen: Bruno Dumont) filminde Camille Claudel (Juliette Binoche) ile kardeşi Paul Claudel (Jean-Luc Vincent) arasındaki durumu aklıma getirdi. O filme nazaran bu filmde kardeşler arasındaki ilişki daha olumlu düzeyde.
Reklamlar

Kalp Zamanı: Ingeborg Bachmann – Paul Celan Mektuplar

image

Filmin Künyesi:

KALP ZAMANI: INGEBORG BACHMANN – PAUL CELAN MEKTUPLAR | DİE GETRÄUMTEN | Yönetmen: RUTH BECKERMANN / Senarist: INA HARTWIG, RUTH BECKERMANN / Oyuncular: ANJA PLASCHG (Ingeborg Bachmann), LAURENCE RUPP (Paul Celan) / Avusturya / 2016 / Renkli / 89´

Sinopsis:

Yıl 1948. Holokost’tan sağ kurtulabilmiş şair Paul Celan, yazar Ingeborg Bachmann’la tanışır. Bachmann’ın babası bir Nazi’dir. 1971’e gelindiğinde Celan intihar etmiş, âşıklar yalnızca bir sefer daha buluşabilmiştir. Ancak yirmi yıla yakın bir süre boyunca mektuplaşmışlardır. Samimi, romantik; hasret, kıskançlık, kırılganlık ve keşkelerle dolu mektuplar siyasi ve tarihi karmaşıklığın gölgesinde mümkün olamayan bir aşkı anlatıyor. Yönetmen Ruth Beckermann’ın basit gibi görünen bir yaklaşımı var: İki oyuncu (Plaschg ve Rupp) kayıt stüdyosunda mektupları okurlar. Ancak mektuplardan taşan duyguların yoğunluğu onları etkiler. Bir yandan da birbirlerinden hoşlanırlar, tartışırlar, sigara içip sevdikleri müziklerden ve dövmelerinden bahsederler. Tüm bunlar olurken kamera geri planda hep kayıttadır. Dünün aşkı bugünün ve yarının ihtimallerine dönüşür ve filmin yumuşak kalbi tam da burada gizlidir.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstabul sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda vasat buldum.
  • Oyunculuklar/seslendirmeler başarılı.

Manglehorn

image

Filmin Künyesi:

MANGLEHORN | MANGLEHORN| MANGLEHORN | Yönetmen: David Gordon Green / Oyuncular: Al Pacino (A.J. Manglehorn), Holly Hunter (Dawn), Harmony Korine (Gary), Chris Messina (Jacob) / ABD / 2014 / Renkli / 97´

Sinopsis:

Hem Venedik hem de Toronto film festivallerinde prömiyerini yapan Manglehorn, adını dev aktör Al Pacino’nun canlandırdığı Angelo Manglehorn’dan alıyor. Küçük bir kasabada yaşayan Angelo, hayatının aşkını bir türlü unutamayan bir çilingirdir. Kırk yıl önce kalbini kırmış olan güzel Clara’yı “mükemmel kadın” konumuna yerleştirmiştir. Hayallerinin kadınına yeniden kavuşabilmek için, takıntılı bir şekilde ona hâlâ mektuplar yazmayı sürdürmekte ve onu aramaya devam etmektedir. Yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla Manglehorn, işte bu çok özel adamın, oğlu, kedisi ve kırık kalbini onarmaya çalışan başka bir kadınla çıktığı yolculuğun hikâyesini anlatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Holly Hunter’in oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Başarısız bir film olmuş.
  • Gary ve Jacob arasındaki koçluk ilişkisi ne kadar da bayağı işlenmiş.
  • Mucizevi bir adam gibi gösterilmeye çalışılan Manglehorn’da inandırıcılık sorunu var.

Keşif

  • Manglehorn’un torunu Kylie ile olan iletişimi pek güzeldi.
  • Al Pacino daha iyi bir filmde oynamalıydı bence.
  • Birçok kapıyı açan, kilidi çözen çilingir Manglehorn gönlünün kilidini epeyce bir çözemiyor.
  • Filmde bir ara görülen Pandomim sanatçısı da bir bakıma seslerin çilingiri sanki. Hareketleri ile sesleri anlatıveriyor etrafına.

Öylesine

  • Gönderene İade Mektuplar”

Özgürlük Tepesi

image

Filmin Künyesi:

ÖZGÜRLÜK TEPESİ | JA-YU-EUI EON-DEOK| HILL OF FREEDOM | Yönetmen: Hong Sang-Soo / Oyuncular: Kase Ryo (Mori), Moon Sori (Youngsun), Seo Younghwa (Kwon), Kim Euisung (Sangwon), Youn Yuhjung (Juok) / Güney Kore / 2014 / Renkli / 66´

Sinopsis:

İlk gösterimi Venedik’te gerçekleşen yeni Hong Sang-soo filmi, mektuplar aracılığıyla anlatılan bir aşk hikâyesi. Sevdiği kadının peşinden Güney Kore’ye giden Japon dil öğretmeni Mori’nin yazdığı mektuplar bunlar. Aradığı kadını bulamayınca yeni insanlarla tanışan ama aşkına yaşadıklarını anlatmaktan, günlük gibi yazılmış mektuplar bırakmaktan vazgeçmeyen bir adamın öyküsü. Peki, kadın bu mektuplara nihayet ulaştığında artık çok geç mi olacak? Ya da anlatılanlar hangi sırayla gerçekleşti acaba? Özgürlük Tepesi sadece etkileyici bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda bellek ve zaman üzerine bir deneme.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Mekanın kullanımı filme oldukça uygun olmuş.

Eksiler

  • Genel anlamda beğenmediğim bir film oldu.
  • Hikayede ve/veya anlatımda eksik olan bir şeyler var. Zamansal kaymalar senaryoda pek anlaşılır kılınmamış.

Keşif

  • “Zaman” üzerine yazılmış kitap ile ilgili yapılan sohbet güzeldi.

Öylesine

  • “Anayurt Misafirhanesi”

Rüzgarların Arasında

image

Filmin Künyesi:

RÜZGARLARIN ARASINDA | RISTTUULES | Yönetmen: MARTTI HELDE / Oyuncular: LAURA PETERSON (Erna), MIRT PREEGEL (Eliide), TARMO SONG (Heldur), INGRID ISOTAMM (Hermiine), EİNAR HİLLEP / Estonya / 2014 / Siyah-Beyaz / 87´

Sinopsis:

Rüzgarların Arasında bugüne kadar zorunlu göç hakkında yapılmış en şiirsel film olabilir. 1941 Haziran’ında Baltık ülkelerinde evlerinden zorla çıkarılarak Sibirya’ya trenlere bindirilen, on yıllarca açlığa, soğuğa, zor çalışma koşullarına ve ölüme göğüs germek durumunda kalan yüz binleri anmak için yazılmış bir şiir gibi. Gerçek bir hikayeden esinlenen senaryo, Erna ve kızının hikayesini siyah-beyaz yaşayan tablolar, Erna’nın mektuplarını okuyan üst ses ve fısıltıları ortam sesleriyle karıştıran bir ses tasarımı ile usulca aktarırken, izleyiciyi trajediyle daha önce girmediği bir ilişkiye sokuyor ve kalbine işliyor. Karanlık, çok karanlık bir dönemde, zamanın donduğu anlarda, hafızanın paramparça edebilen hallerinde, bir rüya ya da bir kabus olarak yaşamın bilgisinde ve insanın dayanma gücünün ucu açık sınırlarında bir yolculuk bu. İnsanlık tarihini böyle görebilseydik, burası farklı bir yer olurdu.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Siyah-Beyaz renk tercihi olumlu olmuş.
  • Dış ses kullanılarak sürekli mektup okur gibi bir yapı kullanılması başarılı olmuş.

Eksiler

  • Tempo azıcık daha iyi dengelenebilirdi.
  • Gerçek hikayenin aktarılmasında dönemin gerçekliği ile ilgili biraz daha ayrıntı verilebilirdi.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Dul, eşi olmayan; öksüz, anne-babası olmayan; peki çocuğu olmayan kadına ne denir?”
  • Filmin bir yerinde geçen “öpüp öpüp gözyaşı silme” ne güzel bir ifade ediştir.
  • Küçük çocuğun sürgünde zorla tutulurken resim yapmaya çalıştığı sahne güzeldi.
  • Senaryonun dilindeki şiirsel yapıyı beğendim.
  • Film kimi yönleriyle zaman zaman “Kuleli Ev” (Yönetmen: Eva Neymann) filmini anımsattı.

Öylesine

  • “Fotoğraflar ve Suretler”

Yuvaya Dönüş

image

Filmin Künyesi:

YUVAYA DÖNÜŞ | COMING HOME | GUI LAI | Yönetmen: Yimou Zhang / Oyuncular: Li Gong (Feng Wanyu), Daoming Chen (Lu Yanshi), Tao Guo (Memur Liu), Huiwen Zhang (Dandan), Chun Li (Cui Meifang) / Çin / 2014 / Renkli / 109´

Sinopsis:

Kendilerini birbirlerine adamış bir çift olan Lu Yanshi (Chen Daoming) ve Feng Wanyu (Gong Li), tam da eşi bir kazada yaralanmış olan Lu’nun tutuklanarak siyasi bir mahkum olarak çalışma kampına yollanmasıyla birbirlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Kültür Devrimi’nin son günlerinde serbest bırakılan Lu nihayet eve döner ancak çok sevdiği karısının bellek kaybı yaşadığı ve bunun bir sonucu olarak da geçmişini çok az hatırlayabildiği gerçeğiyle karşılaşır. Lu’yu tanıyamayan Feng, sabırla kocasının dönmesini beklemektedir. Paramparça olan ailesinin yüreğinde bir yabancı olan Lu Yanshi, geçmişlerini yeniden diriltmek ve karısının hafızasını geri getirmek için kararlıdır.

Artılar

  • Filmdeki ışık ve renk kullanımını beğendim.
  • Li Gong’un oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Senaryoyu çok başarılı bulmadım.
  • Dandan’ın, serbest kalan babasını hemen kabullenişi çok anlaşılır gelmedi bana.

Keşif

  • Lu’nun mektuplarla Feng’in yaşamına müdahale etmesi bana “Ruby Sparks” (Yönetmen: Jonathan Dayton , Valerie Faris) filmini anımsattı.
  • Feng Wanyu’nun her ayın 5’inde Lu’nun gelecek olmasını karşılama ritüeli bana “Küf” (Yönetmen: Ali Aydın) filminde Basri’nin (Ercan Kesal) her ay, kayıp oğlunun durumu ile ilgili emniyete gidip dilekçe yazmasını hatırlattı.
  • Çin’deki Kültür Devrimi filmde daha çok bir arka plan, dekor olarak kullanılmış gibi geldi bana.

Öylesine

  • “Gönderilmemiş Mektuplar”
  • Lu, iyi ki ayın 29’unda doğmamış 🙂
  • “Cumartesi Anneleri”