Kız Kardeşler

Kız Kardeşler Filminde Reyhan
8.5 out of 10 stars (8,5 / 10)

Kız Kardeşler filmi ile ilgili künye, özet ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

KIZ KARDEŞLER | A TALE OF THREE SISTERS | Yönetmen: Emin Alper / Senarist: Emin Alper / Oyuncular: Cemre Ebüzziya (Reyhan), Ece Yüksel (Nurhan), Helin Kandemir (Havva), Kayhan Açıkgöz (Veysel), Müfit Kayacan (Şevket), Kubilay Tunçer (Necati), Hilmi Özçelik (Muhtar), Başak Kıvılcım Ertanoğlu (Hatice) / Türkiye / 2019 / Renkli / 107´ 

Özet:

Farklı yaşlardaki üç kız kardeş, Reyhan, Nurhan ve Havva, küçük yaşta kasabaya besleme olarak gönderilmiştir. Ne var ki, yanlarına verildikleri ailelerde tutunamazlar ve birbiri ardına baba ocağına geri gönderilirler. Dağ köyündeki evlerinde, birbirlerinden güç alarak ayakta kalmaya çalışan üç kız kardeş, bir yandan da tekrar kasabaya gidebilmek için gizli bir rekabet içine girerler.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Film müziği başarılı.
  • Reyhan ile Nurhan kardeşlerin yayık yapma sırasındaki diyalogları eğlenceli ve yapılan iş ile uyumluydu.
  • Açık alanda Necati Bey için kurulan sofra ve ortam yönetmenin bir diğer çalışması “Tepenin Ardı” filmindeki benzer bir sofra sahnesini hatırlatır.
  • Emin Alper’in köy filmlerindeki gerçeği yorumlama, gösterme biçimi/üslubu Metin Erksan filmlerini (“Susuz Yaz”, “Yılanların Öcü”) hatırlatır. “Yılanların Öcü | Revenge of The Snakes” filmi ile ilgili Öylecine Bir Aşk sayfasındaki değerlendirme yazısına buradan erişebilirsiniz.
  • Reyhan karakterindeki feminen, kadınsı taraf “Ana Yurdu” (Yönetmen: Senem Tüzen) filmindeki Nesrin (Esra Bezen Bilgin) karakterini hatırlatır. Hatta bu iki karakterin bir meczup ile yaşadıkları cinsel deneyim de ortak noktalardan biridir. O filmle ilgili Öylecine Bir Aşk sayfasındaki değerlendirme yazısına buradan erişebilirsiniz.
  • Film hem görsel atmosfer hem de kimi noktalardaki üslup açısından Nuri Bilge Ceylan’ın muhteşem filmlerinden “Bir Zamanlar Anadolu’da” ve “Kış Uykusu” filmlerini hatırlatır. “Kış Uykusu” filmi ile ilgili Öylecine Bir Aşk sayfasındaki değerlendirme yazısına buradan erişebilirsiniz.
  • Filmin üzerinde durduğu noktalardan biri de “Hor Görmek” konusu.

Kız Kardeşler Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • “Kıl Kardeşler”
  • “Üç Nankörler”
  • “Veysel-i İnsan”
  • “Horgörenler”

Solaris

Solaris filminde Kris ve Khari

8.5 out of 10 stars (8,5 / 10)
Solaris filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

SOLARIS | Yönetmen: Andrei Tarkovsky / Senarist: Fridrikh Gorenshteyn , Andrei Tarkovsky, Stanislaw Lem (Kitabın Yazarı)/ Oyuncular: Natalya Bondarchuk (Khari), Donatas Banionis (Kris Kelvin, Psikolog), Jüri Järvet (Doktor Snaut), Vladislav Dvorzhetskiy (Anri Berton, Pilot), Nikolay Grinko (Nik Kelvin), Anatoliy Solonitsyn (Doktor Sartorius), Tamara Ogorodnikova (Anna) / Rusya / 1971/ Renkli / 167´ 

Sinopsis:

Belirgin bir bilince sahip Solaris gezegeninin en büyük gücü, oraya gelen insanların zihinleriyle oynayabilmesidir.

İnsanların bilinçaltına süzülüp oraya müdahale ederek, hafızalarındaki şeyleri maddeleştirir. Burada olanları araştırmakla görevli olarak ilgili üsse gönderilen kişi de gezegenin gücünden payını alacak ve böylesi bir gizemle büyülenirken kendi geçmişi ile burun buruna gelecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Müzikler güzel.
  • Final sahnesi başarılı.
  • Bir sahnede pencerede duran iki elma görülür. Bu elmalar filmdeki pek çok ikiliyi (Kris ile Khari, Kris ile babası vb. ) bize çağrıştırır.
  • Anna’nın ağladığı sahne güzeldi.
  • Kris’lerin evinden dönüşte Anri’nin araba ile geçtiği yollar ve dönemeçler insan beyni içinde çıkılmış bir yolculuğa benzer.
  • Yerçekimsiz ortamda geçen bir iki sahne sanki resim tablolarının canlanmış hali gibiydi.
  • Kris’i bir an için “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filmindeki Boyacı Halil’in (Müşfik Kenter) yerine koysak: “Ben senin imgene değil kendine aşığım Khari”
  • Filmden bir replik: “Yukarıdakiler kırılgan”
  • Filmden bir replik: “En basit şeyleri bile bir arada tutan şey gizemdir.”
  • Kris’i canlandıran Donatas Banionis’i sima olarak Metin Erksan’a benzettim.
  • Khari’yi canlandıran Natalya Bondarchuk’u sima olarak ünlü İtalyan aktris Monica Vitti’ye benzettim.

Solaris Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

    • “İmgelem Zamanı”

Bergman Kısaları

"Lanetli Kadınların Dansı" filminden bir sahne.

Bergman Kısaları filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

STİMULENTİA (BÖLÜM: DANİEL) | STIMULENTIA (SEGMENT: DANIEL) | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman  / Oyuncular: Ingmar Bergman, Käbi Laretei, Daniel Sebastian Bergman / İsveç / 1967 / Renkli / 11´

Sinopsis:

Bergman’ın İsveç antolojik sinemasına katkısı olan Stimulantia, yönetmenin oğlu Daniel’in bebekliğinde 16mmlik ‘ev kamerası’ ile yapılan çekimlerden oluşan bir derleme.

KARİN’İN YÜZÜ | KARIN’S ANSIKTE | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman  / Oyuncular: Karin Bergman, Ingmar Bergman / İsveç / 1984 / Renkli / 14´

Sinopsis:

Ingmar Bergman’ın annesi Karin’in güçlü yüz hatlarının görüntüleriyle öne çıkan bu kısa filmde, çok uzun yılları kapsayan, eski albümlerden derlenen aile fotoğraflarına yer veriliyor. Bu film, Bergman’dan annesine epey kişisel bir övgü niteliğinde.

HARALD & HARALD | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman  / Oyuncular: Björn Granath, Benny Haag, Johan Rabaeus / İsveç / 1996 / Renkli / 10´

Sinopsis:

Harald ve Harald, Kültür Komisyonu’nun nihai raporunu () sesli okuyor. Bu kısa televizyon piyesi, İsveç Parlamentosu Kültür İşleri Komisyonu başkanına ithaf edilmiştir.

LANETLİ KADINLARIN DANSI | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman  / Oyuncular: Nina Harte, Helene Friberg, Lena Wennergren, Lisbeth Zachrisson / İsveç / 1976 / Siyah-Beyaz / 10´

Sinopsis:

Monteverdi’nin müziği eşliğinde kalabalık, kapalı bir odada dans eden dört kadını izliyoruz. Bu kadınlar, önceki nesillerden devraldıkları rolleri sonraki kuşağa aktararak yaşayan kadınları canlandırıyor. Dansçıların ikisi hayata dönen lanetli ruhlar, üçüncüsü ölüm, dördüncüsü ise özgür doğan ama diğer kadın rollerine bürünmeye zorlanan bir kız çocuğu.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Kısa film seçkisindeki dört çalışmayı da genel olarak beğendim.
  • En çok beğendiğim bölüm “Lanetli Kadınların Dansı” olurken; en az beğendiğim bölüm “Harald & Harald” oldu.
  • “Lanetli Kadınların Dansı” filminde ilk baştaki müzik kullanımı “Sensiz Yaşayamam” (Yönetmen: Metin Erksan) filminin giriş bölümünde Ayfer Tezmen’in (Hülya Koçyiğit) doktordan hastalığını öğrendikten sonra eve döndüğünde kullanılan müziği hatırlatır.
  • “Stimulentia (Bölüm: Daniel)” filminde sahneler arasındaki kesmeler güzel kullanılmış.

Bergman Kısaları Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • Bulunamadı.

 

Aşkın Gözü

image

Filmin Künyesi:

AŞKIN GÖZÜ | HIKARI | Yönetmen: Naomi Kawase / Senarist: Naomi Kawase / Oyuncular: Masatoshi Nagase (Masaya Nakamori), Ayame Misaki (Misako Ozaki), Tatsuya Fuji (Kitabayashi / Juzo), Kazuko Shirakawa (Yasuko Ozaki), Misuzu Kanno (Tomoko / Tokie), Mantarô Koichi (Akitoshi)  / Japonya / 2017 / Renkli / 101´

Sinopsis:

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye aday gösterilen ve Evrensel Jüri ödülüne layık görülen Aşkın Gözü, görme engelliler için film betimlemesi yapan Misaki ile hastalığı nedeniyle zamanla görme yetisini kaybetmekte olan ünlü fotoğrafçı Masaya’nın hikayesini anlatıyor. Misaki’nin filmde gördüklerini olabildiğinde kusursuz ve dengeli bir şekilde kelimelere dökme çabasını dinleyen test grubuna dahil olan Masaya’nın Misaki’nin betimlemelerini acımasızca eleştirmesiyle gergin başlayan ilişkileri zaman içinde empatik ve sevgi dolu bir yere doğru gidiyor. Naomi Kawase’nin kendine özgü tarzıyla akıcılık kazanan Aşkın Gözü, başkalarını daha iyi anlamak için bakış açımızı genişletmenin ve iletişim kurmanın yeni yollarını araştırıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Diyaloglar iyi yazılmış.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Filmin müziklerini çok beğendim.
  • Dingin ve şiirsel bir çalışma olmuş.
  • Filmdeki ışık kullanımı ve görüntü yönetimi iyi.
  • Misako ve Masaya ikilisinin aşkı, duyguları hissetme ve ifade etme biçimleri yer yer “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filmini hatırlatır. Filmin başlarında Masaya, Misako’nun filmi betimlemesi sırasında onun öznel duyguları fazlasıyla kattığını ifade eder. Masaya ondan izlenen film ile kendisinin ya da genel anlamda seyircinin arasına bu kadar girilmemesini ister. Tıpkı “Sevmek Zamanı” filminde Boyacı Halil’in (Müşfik Kenter) Meral’den (Sema Özcan) resmi ile kendisi arasına girmesini istememesi gibi.
  • Filmin içerisinde başka bir filmin betimlemesi gösterilir.  Sinemayı ve aşk temalarını bir arada bulundurması bakımından “Aşkın Çekimi” (Yönetmen: Lone Scherfig) filmini de az da olsa hatırlatır.
  • Yönetmenin bundan önceki son iki filmi olan “Umudun Tarifi” ve “Dingin Sular” isimli yapımları çok başarılı bulmamıştım açıkçası. Bu film ile tekrar çıtayı yükseltiyor kendisi adına.
  • Filmden bir replik: “Fotoğrafçı avcı gibidir. Onun avı zamandır”
  • Masaya Misako’ya şöyle bir şey sorsa “Bana mutluluğun betimlemesini yapabilir misin?”
  • “Betimlemek Zamanı”
  • “Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok”
  • “Götür Beni Güneşin Battığı Yere”

Ahlat Ağacı

image

Filmin Künyesi:

AHLAT AĞACI | THE WILD PEAR TREE | Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan / Senarist: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu / Oyuncular: Doğu Demirkol (Sinan Karasu), Murat Cemcir (İdris Karasu, Sinan’ın Babası), Bennu Yıldırımlar (Asuman Karasu, Sinan’ın Annesi), Akın Aksu (İmam Veysel), Ercüment Balakoğlu (Sinan’ın Dedesi Ramazan, Asuman’ın Babası), Hazar Ergüçlü (Hatice), Öner Erkan (İmam Nazmi), Özay Fecht (Sinan’ın Anneannesi Hayriye, Asuman’ın Annesi), Serkan Keskin (Yazar Süleyman), Asena Keskinci (Yasemin Karasu, Sinan’ın Kardeşi), Tamer Levent (Sinan’ın Dedesi Recep, İdris’in Babası), Ahmet Rıfat Şungar (Ali Rıza), Kubilay Tunçer (İlhami, Kumcu), Kadir Çermik (Belediye Başkanı Adnan)  / Türkiye / 2018 / Renkli / 188´

Sinopsis:

Bazıları için taşra, tüm umutların eninde sonunda yalnızlıkla kesiştiği bir sürgün yeridir. Tıpkı babaların ve oğulların kesişen kaderleri gibi, tüm umutların, hayallerin, çaresizlikle kesiştiği hudutsuz bir sürgün yeri… Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde dakikalarca ayakta alkışlanan Ahlat Ağacı, Sinan’ın hikayesine odaklanıyor. Üniversiteyi bitiren Sinan yazdığı kitabı bastırmak için gereken parayı bulmak için memleketine dönecek ve burada hem ailesi hem de geçmişiyle yüzleşecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Nuri Bilge Ceylan yine güzel bir şahesere imza atmış.
  • Oyunculuklar başarılı. Özellikle de baş roldeki Sinan karakterine hayat veren Doğu Demirkol güzel bir performans sergilemiş.
  • Görüntü yönetimi başarılı. Tüm Nuri  Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi yine muazzam kareler var.
  • Diyaloglar çok başarılı yazılmış. Diyaloglardaki mizahi ton yönetmenin diğer filmlerine nazaran burada daha yüksek.
  • Filmin finalini başarılı ve sarsıcı buldum.
  • Senaryo bir bütün olarak ele aldığında başarılı. Fakat bazı karakterlerin, olayların incelemesinde eksiklikler de söz konusu.
  • Film içerisinde Sinan’ı farklı karakterlerle uzun diyaloglu sahnelerde izliyoruz. Benim en beğendiğim iki sahne ise İmamlar ve Yazar Süleyman ile olan kısımlar.
  • Film hem bir baba oğul  hikayesi hem de bundan daha fazlası aslında. Sinan’ın ailesiyle, taşrayla ile olan çatışması da çokça anlatılmakta.
  • Sinan’ın Hatice ile karşılaşmasından sonra dudağına atılan çentik belki de onun sonraki karşılaşmalarında ağzından dökülen bilmişliğin yolunu açmıştır.
  • Filmde yazdığı kitabı bastırmaya çalışan Sinan karşılaştığı her kişi ile girdiği uzun diyaloglar ile yeni yeni kitaplar da yazmakta bir yandan.
  • İdris’in oğlu Sinan’ın kitabı ile ilgili bir gazete haberini saklaması “Kelebekler” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filmini hatırlatır. Öte yanan o filmde kelebekler bir metafor olarak kullanılmıştı. Bu filmde de karıncalar metaforlardan biri.
  • Çiftçilik ve baba oğul ilişkisi gibi temalar ekseninde İsveç yapımı “Kuzgunlar” (Yönetmen: Jens Assur) filmini hatırlatmakta.
  • Filmde kullanılan önemli ögelerden biri de “kuyu”. Kuyudan bahsetmişken usta yönetmen Metin Erksan’ın “Kuyu” filminin ismini de burada anmak gerekir. İki filmde de “kuyu” oldukça önemli.
  • Sinan film boyunca bir nevi kendi kuyusunu kazmakta.
  • Nuri Bilge Ceylan’ın bu yeni filmi “Kış Uykusu” filminden daha başarılı kanımca. Diğer yandan yönetmenin filmlerinin içinde en iyisi ise hala “Bir Zamanlar Anadolu’da”.
  • “Karıncalar”
  • “Çan Eğrisi”
  • “Çan Uykusu”
  • “Herkesin Bir Kuyusu Vardır”
  • “Kuyulu Gerçekçilik”

İnatçı Bir Adam

image

Filmin Künyesi:

İNATÇI BİR ADAM | LERD | Yönetmen: Mohammad Rasoulof / Senarist: Mohammad Rasoulof / Oyuncular: Reza Akhlaghirad (Reza), Soudabeh Beizaee (Hadis), Nasim Adab,  Zeinab Shabani, Missagh Zareh, Zhila Shahi, Majid Potki, Mehdi Mehraban, Sepehr Ebadi, Bagher Yekta / İran / 2017 / Renkli / 118´

Sinopsis:

Reza kendini şehir bataklığından uzaklaştırmış, eşi ve tek çocuğuyla, Kuzey İran’ın uzak bir köyünde basit bir yaşam sürüyordur. Günlerini, japon balığı çiftliğinde çalışarak geçirir. Devletle ve yerel yönetimle yakın ilişkileri olan özel bir şirket, yerel yaşamı tamamen kontrol altına almıştır. Ortaklar, şirketin varlığını ve kazancını arttırmak için, yerel çiftçileri ve küçük iş sahiplerini zorlayarak varlıklarını ele geçirmeye çalışır. Yaşadıkları baskı sonucu birçok çiftçi kendiliğinden bu yozlaşmanın bir parçası olur. Reza tekelleşmeye karşı verdiği mücadelede yolunu ve kendi değerlerini kaybetmemek için çabalarken, olduğu kişi üzerine de pek çok sorgulamaya girişecektir…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi beğenmekle beğenmemek arasında kaldım.
  • Filmin başrol oyunculuklarını çok başarılı bulamadım.
  • Alışılageldik İran filmlerinden farklı bir çalışma olmuş. O açıdan izlenmeyi hak ediyor olarak değerlendirilebilir.
  • Gerçekçi üslup kullanımı açısından Romanya’dan Cristian Mungiu’nun; Rusya’dan  Andrey Zvyagintsev’in filmlerini hatırlatıyor.
  • Filmde genel anlamda “mülkiyet” ya da “mülkiyetsizlik” temasından söz edilebilir. Çeşitli konuların mülkiyeti açısından da şu filmlerle bir bağ kurulabilir. Suyun mülkiyeti açısından “Susuz Yaz” (Yönetmen: Metin Erksan); bürokrasinin mülkiyeti açısından “Leviathan” (Yönetmen: Andrey Zvyagintsev); doğanın mülkiyeti açısından “Balık” (Yönetmen: Derviş Zaim); iradenin mülkiyeti açısından “Takva” (Yönetmen: Özer Kızıltan)
  • “Hiçbir şeyde rızam yok,
    Sen yanımda ol yeter.”

Rüzgarın Hatıraları

image

Filmin Künyesi:

RÜZGARIN HATIRALARI | Yönetmen: Özcan Alper / Oyuncular: Onur Saylak (Aram), Sofya Khandemirova (Meryem), Mustafa Uğurlu (Mikhail), Murat Daltaban (Rasih), Ebru Özkan (Leyla) / Türkiye / 2015 / Renkli/ 122´

Sinopsis:

Çekimleri İstanbul, Artvin ve Batum’da gerçekleştirilen film; çevirmen ve ressam Aram’ın, İkinci Dünya Savaşı döneminde, siyasi nedenlerle hayatını kurtarmak için İstanbul’dan kaçışını konu alıyor. Karadeniz’de Sovyet-Gürcistan sınırındaki bir orman köyünde sıkışıp kalan Aram için bu kaçış, çocukluğuna dair kayıp bir zamanın izlerini aramaya dönüşüyor. Dönemin siyasi ve kültürel atmosferi içinde; aşk, zaman, ölüm, sürgünlük, yurt, sınırlar, özgürlük ve yüzleşme temaları, belleğin geri dönüşü olmayan karanlık koridorlarına açılan kapılar olarak beliriyor Rüzgarın Hatıraları’nda.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Başarılı bir film olmuş hem yönetim hem de senaryo anlamında.
  • Oyunculuklar genel olarak iyi. Özellikle de Mustafa Uğurlu.
  • Görüntü yönetimi ve görsel atmosfer yaratımı başarılı.

Eksiler

  • Meryem ile Aram arasındaki aşkın filizlenmesi çok çabuk aktarılmış.
  • Filmin başında Aram’ın sevgilisi olarak düşündüğümüz/gördüğümüz Leyla karakteri ile ilgili daha sonra hiç bir bilgi verilmiyor.

Keşif

  • Filmde üç ayrı sahnede geçen “Yok bir şey” repliği aşağıdaki şekilde ve sırada tezahür eder.
    Aram      -> Mikhail
    Meryem -> Aram
    Mikhail  -> Meyem
  • Aram’ın rüzgarın hatırlattıklarını kağıda/ağaca dökmesi/çizmesi güzel bir uygulama olmuş.
  • Yönetmenin “Sonbahar” filminde de Mikhail diye bir karakter vardı.
  • Filmin sonunda gölün ortasında kayığın bir tabut işlevi görmesi “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filminin finalini hatırlattı.
  • Filmdeki savaş konusu, geçmişe dair hatıralar vb. gibi noktalar yer yer “Kuleli Ev” (Yönetmen: Eva Neymann) filmini anımsattı.

Öylesine

  • “Savaş Zamanı”
  • “Eksik Çizim”

Beyaz, Beyaz Leylekler

image

Filmin Künyesi:

BEYAZ, BEYAZ LEYLEKLER | WHITE, WHITE STORKS| BELYE, BELYE AISTY | Yönetmen: Ali Hamroyev / Oyuncular: Lyutfi Sarymsakova, Sairam Isayeva, Bolot Bejshenaliyev, Khikmat Latypov, Mokhammed Rafikov / SSCB, Özbekistan / 1966 / Siyah-Beyaz/ 82´

Sinopsis:

Hamroyev, uluslararası başarı kazanan bu ilk filminde bozkır manzarasına ressamsı bir yaklaşım getirerek alameti farikası sayılan alışılmışın dışında ve isyankar kadınların rolü temasını işliyor. Beyaz Leylekler adlı kırsal kasabada geçen hikaye, evlilik dışı ilişki gibi tabu bir konuya değiniyor. Sağlam iradeli, evli ve çocuksuz bir kadın olan Malika, vaktini açıkça başka bir adamla geçirmekte ve bu adamla şefkatli bir bağa sahip gözükmektedir. İlişkinin gelişiminden daha da etkileyici olan şey ise Homrayev’in, gelenekle tanımlı, girift aile ilişkilerine dair verdiği ayrıntılar ve aralarında at üstünde oynanan şiddetli ve hızlı oyun Buzkaşi’nin de olduğu gelenekleri tasvir ediş biçimidir.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda kayda değer bir film olmuş.
  • Filmin “leylek” ile kurduğu tematik ilişkiyi başarılı buldum.
  • Senaryo oldukça samimi bir dille kaleme alınmış.

Eksiler

  • “Malika’nın kocası” karakteri tam bir yere oturtulamamış.
  • Köy hayatına dair özellikle “iş yapma” ya da “geçim kaynağı” gibi noktalarda yeterince bilgi verilmiyor.

Keşif

  • Leyleklerin akşam yemeğine gelip örtüye gagalarını uzatmaları ne de güzeldi.
  • At ile oynanan oyun ve düğün sahneleri ile Özbek kültürüne dair motifler aktarıldı.
  • Filmden bir replik: “Leylekler gece giderler. Yollarını yıldızlarla bulurlar.”
  • Leylekler atfedildiği gibi bebekleri değil de onların dünyaya gelmesine vesile olacak anne ve baba adaylarını mı bir araya getiriyor ya da buluşturuyor acaba : )
  • Kadınların ikinci planda kalmasına dair vurgulamalar iyi yapılmış.
  • Filmin müziklerinde Metin Erksan filmlerindeki müzik kullanım havası vardı.

Öylesine

  • “Postacının Beyaz Leylekleri”

Kuyu

image

Filmin Künyesi:

KUYU | THE WELL | Yönetmen:  Metin Erksan  / Oyuncular:  Hayati Hamzaoğlu (Osman), Nil Göncü (Fatma), Demir Karahan (Mehmet), Aliye Rona (Anne), Osman Alyanak (Baba), T. Fikret Uçak  / Türkiye / 1968 / Siyah-Beyaz / 86´

Sinopsis:

Kuyu’da Osman (Hayati Hamzaoğlu), aynı köyde yaşadığı Fatma’ya (Nil Göncü) sevdalı. Fatma’nın bu konuda ne hissettiğinin ise onun gözünde pek bir önemi yok; tek görebildiği, kendi karşı konulmaz arzusu. Fatma’yı kaçırıp dağa kaldıran, bu uğurda hapse girip çıkan Osman’ın “zorla güzellik” uğruna giriştiği üçüncü deneme, genç kızın ölümcül isyanıyla her ikisi için de trajik bir finale ulaşıyor.

Artılar

  • Hayati Hamzaoğlu olağanüstü bir oyunculuk sergilemiş.
  • Senaryoyu çok başarılı buldum.
  • Filmin müzikleri (Abdullah Nail Bayşu , Orhan Gencebay ) de oldukça başarılı.
  • Yakın plan çekimleri başarılı buldum.

Eksiler

  • Bir filmde Osman Alyanak olur da bu kadar az replik yazılır mı onun için 🙂
  • Köyde yaşanan olaylar karşısında muhtar çok pasif kalıyor.

Keşif

  • Final oldukça güzel, sarsıcı ve acıklı bir şekilde kör kuyuda son buluyor. Osman, Fatma’nın elinden hayata veda ediyor. O çok coşku ile savurduğu su içerisinde boğulup gidiyor. Tüm günahları Osman’ın dediği gibi temizlenecek mi bilemiyoruz. Fatma kuyunun üstünü taşlarla örtüyor. Mezar taşı da hazır yani. Ve en son da kendi canına kıyıyor Fatma. Artık ona engel olacak ne iyi ne de kötü bir erkek de yok karşısında.
  • Fatma’yı evlendirmek istedikleri adamın, Fatma’nın düğün günü evden kaçması sonrasında harcadığı paraların derdine düşmesi ve bu minvalde gelişen olaylar filme mizahi bir boyut katmış. Fatma’nın evlendirileceği karakter bana “Salako” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmindeki “Abuzer Ağa” (Talat Gözbak) karakterini anımsattı.
  • Osman’ın dağa kaçırdığı Fatma’nın başının çevresinde dolandığı sahnede kameranın çekim açısı oldukça güzeldi. Osman dini açıdan etrafına “ışıklar saçarken” Fatma’nın hayrına hiçbir şey dökülmüyor ağzından.
  • Osman Fatma’ya şöyle diyor: “Yarın sabaha kadar düşün ve bana evet de”. Yani Fatma’nın karar vermek şöyle dursun düşünme hakkı bile yok. Ölürcesine tutku Osman’ın gözlerini adeta kör etmiş.
  • Filmin açılış sahnesinde kameranın, Fatma’yı ağacın arkasından gözleyen Osman’ın yüzüne zum yaptığı bölüm oldukça iyi bir uygulamaydı.
  • Azgın derelerde kendi azgınlığını bulan Osman’ı görüyoruz zaman zaman. Osman mı nehri coşturuyor/azdırıyor yoksa nehir mi onu bilemiyoruz.
  • Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filminde eğildiği su konusunu/temasını bu filmde de görmek mümkün.
  • Hem “Susuz Yaz” hem de bu filmde kötü karakterimizin ismi Osman.
  • Filmde Fatma’nın yaşadığı olaylar karşısında annesi oldukça öne çıkarken; babasının çok pasif kaldığını görüyoruz. Filmin çekildiği dönemi de düşünürsek ataerkil düzenin ve erkek egemenliğinin oldukça belirgin olduğu o dönemde bir erkek figürü olarak babanın bu denli pasif kalmasını ve de hiç şiddete başvurmamasını oldukça ilginç ve cesaretli buldum.
  • Fatma’yı ölümden döndüren ve ona umut aşılayan karakterin idamlık bir kaçak olması ilginçti.
  • Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filminde olduğu gibi bu filmde de köy yerindeki cinsel arzulara/fantezilere getirdiği  cesur yorumları görüyoruz. Bir sahnede Osman’ı Fatma’yı ağaca bağlayıp soyunuk halde arzularını kamçılarken görüyoruz. Başka bir sahnede ise kayalıkların içerisinde soyunuk olan Fatma idamlık Mehmet ile belki de son arzularını yerine getirirlerken görüyoruz.
  • Mehmet ile Fatma’nın halvet olduğu sırada kameranın bize içinden su akan beton bir açıklığı göstermesi manidar.
  • Filmden bir replik: “Mekansız kurt olduk”
  • Filmden bir replik: “Yarına kadar düşün ve evet de”
  • Fatma sevildiği Osman için yaşayan bir ölü iken; sevdiği Mehmet ise  onun için yaşayan bir ölü.
  • Fatma’nın annesinin fütursuzca diyebileceğimiz öfkesini kustuğu diyaloglar oldukça iyiydi. Gerçi monolog da diyebiliriz çünkü karşı taraftan hiç cevap almıyordu 🙂
  • Derenin iki kenarında paralel bir şekilde yürüyen Fatma ve annesi ile Osman’ın annesinin kamera ile uzaktan çekildiği sahne iyiydi.

Öylesine

  • Filmin sonlarına doğru misafir olduğumuz oturak alemindeki kadınlar da bayağı oturaklıydı hani 🙂
  • “Fatma’nın Suçu Ne”
  • “Gramofon Fatma”
  • “Kuyudaki Yalnızlık”
  • “Kuyunun Ardı”
  • Fatma ne yapıp edip Osman’ın suyuna gitmiyor.
  • Fatma ve Osman’ın köyünde dağlar kıyıya değil kuyuya paralel 🙂