Sofra Sırları

image

Filmin Künyesi:

SOFRA SIRLARI | Yönetmen: Ümit Ünal / Senarist: Ümit Ünal / Oyuncular: Demet Evgar (Neslihan), Fatih Al (Ethem), Alican Yücesoy (Komiser), Fırat Altunmeşe (Ramo), Elit Çam (Meral), Ferit Aktuğ (Mehmet), Emrah Kolukısa (Ahmet), Burcu Halaçoğlu (Müjgan), Burcu Şeyben (Kadriye) / Türkiye / 2018 / Renkli / 103´

Sinopsis:

Hayatını kocası ve eşine adamış Neslihan, dışarıdan bakıldığında sevimli ve utangaç bir ev hanımıdır. Eşinin işi sebebiyle uzun yıllardır Anadolu kasabalarında yaşayan Neslihan, iyi de bir aşçıdır ve tüm çevresi onun yemeklerine bayılır. Gayet sıradan görünen bu aile hayatında, Neslihan’ın yakın çevresindekiler bir bir ölmeye başlayınca tüm gözler ona çevrilir. Mükemmel bir aşçı, evine ve eşine düşkün kısacası mükemmel bir ev hanımı olan Neslihan, aslında bir seri katildir. Şehre yeni atanmış, çok zeki, Amerika’da eğitim görmüş, hırslı ve genç bir komiser bu işin peşini bırakmamaya kararlıdır…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Demet Evgar oyunculuğu ile filme hükmediyor.
  • Diyaloglardaki absürd mizahı ve kelime oyunlarını eğlenceli buldum.
  • Filmde Neslihan’ın yemek programı sunucusu olarak anlatıcı şeklinde yer alması fikrini pek beğenemedim açıkçası. Filmi negatif yönde etkilediğini düşünüyorum.
  • Filmin absürd ve parodi özellikleri Onur Ünlü (“İtirazım Var”), Çağan Irmak (“Nadide Hayat”), Gani Müjde (“Kaygısızlar”), Levent Kırca (“Olacak O Kadar”) filmlerini/hikayelerini de akıllara getiriyor.
  • Çiçekçide çalışan çocuk Neslihan ile bir “Bonnie ve Clyde” (Yönetmen: Arthur Penn) hayali kurmuştu ama olamadı ne yazık ki.
  • “Neslihan Hayat”
Reklamlar

Foxtrot

image

Filmin Künyesi:

FOXTROT | Yönetmen: Samuel Maoz / Senarist: Samuel Maoz / Oyuncular: Lior Ashkenazi (Michael Feldmann), Sarah Adler (Daphna Feldmann), Yonatan Shiray (Jonathan Feldmann), Shira Haas (Alma Feldmann) / İsrail / 2017 / Renkli / 114´

Sinopsis:

İlk uzun metrajlı filmi Lübnan (Lebanon) ile tanıdığımız Samuel Maoz’un yeni filmi Foxtrot’ta, filme adını veren dansın bir adım ileri bir adım geri hareketleri gibi, tüm karakterler ne yaparlarsa yapsınlar sonunda yine kaderlerini değiştiremiyorlar. Üç perdeden oluşan bir tiyatro oyununu da andıran bu dikkatle tasarlanmış filmin ilk perdesinde askerdeki oğlunun ölüm haberini alan bir anne baba ve yas sürecinde onlara “destek” olup yol göstermeye çalışan ordu mensuplarını izliyoruz. Ardından gelen bölümlerin sürprizlerle dolu gelişmelerinin hepsi savaşın anlamsızlığının ve sonuçlarının bireysel etkilerinin altını ustaca çiziyor. Uzun süre hafızalarda kalacak bu psikolojik gerilim, Venedik Film Festivali’nde Gümüş Aslan Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülmüştü.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyuncuların performanslarını başarılı buldum.
  • Görüntü yönetimi farklı ve başarılı olmuş.
  • Mizahi unsurlar İsrail filmlerinde genellikle karşılaştığımız türdendi.
  • Filmin sınırda geçen ikinci bölümü hem tempoyu hem de kaliteyi düşürüyor gibi geldi bana.
  • Sınırda geçen ve yer yer absürt durumlar içeren sahneler “Gişe Memuru” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filminde uzak bir yere sürülen Gişe Memuru Kenan’ın (Serkan Ercan) başından geçen olayları/sahneleri hatırlattı.
  • Animasyon içeren sahneler filme renk katmış.
  • Savaş, ordu, askerlik vb. gibi unsurlar açısından film bana başka bir İsrail yapımı olan “Dağların Tepelerin Ardında” (Yönetmen: Eran Kolirin) filmini hatırlattı.

Paramparça

image

Filmin Künyesi:

PARAMPARÇA | IN THE FADE | AUS DEM NICHTS | Yönetmen: Fatih Akın / Senarist: Fatih Akın, Hark Bohm / Oyuncular: Diane Kruger (Katja Şekerci), Numan Acar (Nuri Şekerci), Ulrich Tukur (Jürgen Möller), Denis Moschitto (Danilo Fava, Avukat), Samia Muriel Chancrin (Birgit), Johannes Krisch (Savunma Avukatı), Ulrich Brandhoff (André Möller), Hanna Hilsdorf (Edda Möller) / Almanya / 2017 / Renkli / 106´

Sinopsis:

Fatih Akın’ın Altın Küre Ödülü kazanan, Oscar yarışındaki yeni filmi PARAMPARÇA / IN THE FADE, eşi Nuri (Numan Acar) ve 6 yaşında oğlunu bir patlamada kaybeden Katja’nın (Diane Kruger) hikayesinde saldırının ırkçı motifleri en başta göz ardı edilse de, ortaya çıkan deliller Neo-Nazi bağlantılarına işaret eder. Bundan sonraki etapta Katja’yı yıpratıcı bir mahkeme süreci bekleyecek ve adaleti kimin sağlayabileceği kocaman bir soru işareti olacaktır. Tüm hayatı alt üst olan Katja’nın tek isteği, bu terör saldırısını kimlerin neden yaptığını öğrenmektir. Yılın merakla beklenen filmlerinden Paramparça, Fatih Akın’ın güçlü sineması ve Diane Kruger’in Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazanan olağanüstü performansıyla etkisi uzun süre unutulmayacak bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Başarılı bir film olmuş.
  • Diane Kruger oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Oyuncu ekibi seçimleri iyi yapılmış.
  • Filmin temposu ve sürükleyiciliği iyi bir şekilde düzenlenmiş.
  • Özdeşleşme anlamında, özellikle de Katja karakteri için, seyirciyi içine kolaylıkla alabilen bir film olmuş.
  • Film paramparça başlayıp paramparça bitiyor.
  • Yakın zaman önce kaybettiğimiz usta aktör Münir Özkul’un “Hababam Sınıfı Tatilde” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filminde “Mahmut Hoca” olarak “okul” ile ilgili söylediği cümleleri şu şekilde “adalet” için uyarlayabiliriz: “Adalet sadece dört yanı yargıçla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Adalet her yerdir. Sırasında bir mahkeme salonu, sırasında bir deniz kenarı.”
  • “Adalette Salınan Katja”

Sevgisiz

image

Filmin Künyesi:

SEVGİSİZ | LOVELESS | Yönetmen: Andrey Zvyagintsev / Senarist: Oleg Negin, Andrey Zvyagintsev / Oyuncular: Mariana Spivak (Zhenya), Alexei Rozin (Boris), Matvei Novikov (Alyosha), Varvara Shmykova (Lena), Andris Keiss (Anton), Marina Vasileva (Masha), Aleksey Fateev (Ivan) / Rusya / 2017 / Renkli / 127´

Sinopsis:

Zhenya ve Boris, bıkkınlık, nefret ve karşılıklı suçlamalarla tükenen evliliklerini sonlandırmak üzeredir. Boşanma işlemlerini başlatmadan çok önce hayatlarına birileri giren ikili yeni bir başlangıç yapmak için sabırsızdır; ta ki tartışmalarından birine kulak misafiri olan 12 yaşındaki oğulları Alyosha ortadan kayboluncaya kadar. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri yıkılınca ağlamayı bile unutmuş Rus toplumunun portresini çiziyor bu filminde. Sevgisiz, bu yıl Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nün sahibi oldu ve Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Başarılı bir film olmuş.
  • Oyunculuklar başarılı. Oyuncular büyük bir sevgi ile “sevgisiz” karakterler yaratmışlar.
  • Alyosha’nın her şeyi tüm çıplaklığı ile yarı çıplakken banyoda öğrendiği sahne güzeldi.
  • Filmin görsel atmosferi bana “Beden ve Ruh” (Yönetmen: Ildikó Enyedi) filmini hatırlattı. Öte yandan Boris’in çalıştığı iş yeri ve iş yerindeki yemekhane sahneleri de “Beden ve Ruh” filmindeki benzer sahneleri çağrıştırıyor.
  • Boris karakteri “Velayet | Custody” (Yönetmen: Xavier Legrand) filmindeki başka bir “sevgisiz” ve sevimsiz baba karakteri Antoine Besson’u (Denis Ménochet) hatırlattı. Alexei Rozin ve Denis Ménochet fiziki olarak da biraz birbirlerine benziyorlar sanki.
  • “Sevgi anlaşmak değildir.
    Nedensiz de sevilmez.”

Thelma

image

Filmin Künyesi:

THELMA | Yönetmen: Joachim Trier / Senarist: Eskil Vogt, Joachim Trier / Oyuncular: Eili Harbo (Thelma), Kaya Wilkins (Anja), Henrik Rafaelsen (Trond), Ellen Dorrit Petersen (Unni) / Norveç / 2017 / Renkli / 116´

Sinopsis:

Norveç’in son dönemlerde öne çıkan yönetmenlerinden Joachim Trier yeniden bir büyüme hikayesi ile karşımızda. Şehirde üniversiteye gitmek için köydeki evinden ve tutucu ailesinden ilk defa ayrılan çekingen Thelma’nın yaşadıklarını izliyoruz. Thelma, sınıflarından birindeki başka bir kıza aşık olmasıyla hem yaşadığı duygu yoğunluğuna hem de açığa çıkan doğa üstü güçlerine anlam vermeye çalışıyor. Yetiştiriliş tarzından içine işlemiş doğrular, ailesinin baskıcı tutumu ile iç dünyasında yaşadıklarının çatışması arasında kendini bulmaya çabalıyor. Açılış sahnesinden itibaren izleyiciyi kendine bağlayan bu etkileyici film dünya prömiyerini Toronto Film Festivalinde yapmıştı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Eili Harbo’nun oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Filmin görsel estetiğini başarılı buldum.
  • Filmdeki müzik kullanımı iyi tasarlanmış.
  • Kameranın kimi sahnelerde yukarıdan gerçekleştirdiği çekimler Thelma’nın Tanrısal varlığına dair bir gönderme olabilir.
  • Film kimi açılardan “Mavi En Sıcak Renktir” (Yönetmen: Abdellatif Kechiche) kimi açılardan ise “Bahçe” (Yönetmen: Martin Šulík) filmini hatırlattı bana.
  • “Bu Nöbetler Neden Thelma”
  • “Köyden İndim Kente”

Daha

image

Filmin Künyesi:

DAHA | Yönetmen: Onur Saylak / Senarist: Doğu Akal  (Senaryo), Onur Saylak (Senaryo), Hakan Günday (Roman) / Oyuncular: Ahmet Mümtaz Taylan (Ahad), Hayat Van Eck (Gaza), Turgut Tunçalp (Harmin), Ahmet Melih Yılmaz (Osman), Kağan Uluca (Yadigar), Uğur Aslan (Zahir), Tuba Büyüküstün (Ahra), Fırat Tanış (Hikaye Anlatıcısı) / Türkiye/ 2017 / Renkli / 115´

Sinopsis:

Film, Hakan Günday’ın 17 dile çevrilmiş kitabından uyarlanan Daha’da, 14 yaşındaki Gaza, yaşadığı küçük sahil kasabasından ayrılarak, liseyi büyük şehirde okumayı hayal ederken, babasının onu insan kaçakçılığı şebekesinin bir parçası haline getirmesiyle suçla tanışır. Gaza’nın ergenliği, babasının baskıcı karakteri ve sürekli gözlemlediği göçmenlerle geçmeye başlar. Gaza, babası gibi şiddet ve baskı üzerine bir hayat mı kuracaktır yoksa o da bir göçmen mi olacaktır?

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Onur Saylak ilk filminde güzel bir iş ortaya çıkarmış.
  • Oyuncular, özellikle de Hayat Van Eck ve Ahmet Mümtaz Taylan oldukça başarılı.
  • Filmin görsel estetiğini ve görüntü yönetimini beğendim.
  • Gaza’nın gitgide artan kayıtsızlığı onu bir Zeki Demirkubuz filmi karakterine dönüştürüyor adeta.
  • “Daha çok insan, Daha çok alet, Daha çok ölüm, Daha çok para, Daha çok yara. Ne daha ne kadar çok?”
  •  “Ahad” isminin anlamı bir, kişi, kimse; “Gaza” isminin anlamı ise İslam dininde müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaş demek. Filmdeki iki karakter de isimlerinin taşıdığı anlamın dışına çıkıyor diye yorumlayabiliriz. Ahad, sadece bir kişi olmak yerine çok kişi olmaya çalışıyor. Gaza ise kendi yarattığı bir kutsalda savaş Tanrısı olmayı seçiyor.

Loving Vincent

image

Filmin Künyesi:

LOVING VINCENT | Yönetmen: Dorota Kobiela , Hugh Welchman / Senarist: Hugh Welchman , Dorota Kobiela , Jacek Dehnel / Oyuncular:  Douglas Booth (Armand Roulin), Josh Burdett (The Zouave),  Holly Earl (La Mousme), Robin Hodges (Lieutenant Milliet), Chris O’Dowd (Postacı Joseph Roulin) / İngiltere / 2017 / Animasyon / 94´

Sinopsis:

Film, Van Gogh’un 17 yaşındayken tablosunu yapmış olduğu Armand Roulin üzerinden ilerliyor. van Gogh’un Fransa, Auvers’te öldüğü haberi, eskiden yaşadığı Arles kasabasına ulaşır. Van Gogh ile yakın arkadaş olan emektar postacının oğlu Armand, babasının ısrarları sonucu taziye mektubunu Van Gogh’un ağabeyi Theo’ya götürmeye razı gelir. Paris’e vardığında Theo’nun da kardeşinin ardından vefat ettiğini öğrenince mektubu verebileceği bir akraba aramaya başlar. Bu yolculukta ünlü ressamın son günlerini ve ölümünün esrarını da aydınlatmaya başlayacaktır…

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Oldukça emek sarf edilen bir film olmuş.
  • Filmin görüntüleri doyurucu olmakla birlikte hikaye ve senaryo aynı çizgide değil maalesef.
  • Vincent ile kardeşi Theo arasındaki maddi/manevi yardım ilişkisi “Camille Claudel, 1915” (Yönetmen: Bruno Dumont) filminde Camille Claudel (Juliette Binoche) ile kardeşi Paul Claudel (Jean-Luc Vincent) arasındaki durumu aklıma getirdi. O filme nazaran bu filmde kardeşler arasındaki ilişki daha olumlu düzeyde.