Leviathan

image

Filmin Künyesi:

LEVIATHAN | Yönetmen: Andrey Zvyagintsev / Oyuncular: Alexey Serebryakov (Kolya), Elena Lyadova (Lilya), Vladimir Vdovitchenkov (Dmitriy), Roman Madyanov (Vadim Shelevyat) / Rusya / 2014 / Renkli / 141´

Sinopsis:

Rusya’nın kuzeyinde Barents Denizi kıyısındaki bir kasabada yaşayan Kolya, otomobil tamirciliği yapmaktadır. Günün birinde belediye başkanı, Kolya’nın tüm mal varlığı olan dükkanını, evini ve arazisini satın almak ister. Her şeyini bırakıp anavatanından kopmak istemeyen Kolya, yozlaşmış düzenle zorlu bir mücadeleye girecektir. Eyüp Peygamber’in öyküsünden esinlenen ve otoriter rejime karşı bir başkaldırı öyküsü anlatan film, Cannes Film Festivali’nde “En İyi Senaryo” ödülünü kazandı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Senaryo da genel anlamda iyi yazılmış.
  • Oyunculukları dengeli buldum.
  • Filmin görüntü yönetimi de başarılı.

Eksiler

  • İhanetten sonra, Kolya gibi gururlu, güçlü, biraz da maço birinin Lilya ile beraber yaşamaya devam etmek istemesine dair filmde daha güçlü argümanlar yer alsa iyi olabilirmiş.
  • Filmin dinle olan ilişkisinde fazlaca mesaj kaygısı güdülmüş.

Keşif

  • Filmdeki uzun planlı ve diyaloglu iki duruşma sahnenin bir benzerine “Küf” (Yönetmen: Ali Aydın) filminin girişinde de rastlanabilir.
  • Denizdeki azgın dalgalar karakterlerin hayatında da bir operasyon dalgası olarak mevcut: Belediyenin arazi operasyonu, Lilya’nın aldatma operasyonu, Kolya’nın arkadaşlarının doğum günü operasyonu vb.
  • Ülkedeki dünyevi ve uhrevi liderlerin bir kraliyet sofrasında yaptıkları maneviyat eksenli sohbet oldukça manidar.
  • Kolya’nın evinin yıkılması sırasında, kameranın çektiği açıda biz seyirciler evin içerisinde oturuyormuşuz gibi hissediyoruz. Aslında o evde yaşamın normal şekilde devam etmesi gerektiğine dair bir yorum olarak algıladım bu tercihi.
  • Politik göndermeler oldukça başarılıydı ve buradaki taşlamalara hiç de yabancı olmadığımızı düşünüyorum.
  • Filmdeki mekanların geniş ve büyük olması yabancılaşma etkisini artırmış.
  • Eski liderlerin resimlerinin atış hedefi şeklinde kullanılması ilginç bir fikirdi.
  • “Erkekler kadınlara güzel derler ama sonra da öldürürler”, filmden bir replik.

Öylesine

  • “Bir Zamanlar Soğuk Deniz’de”
  • “Vadim O Kadar Rezildi Ki”

Kumun Tadı

image

Filmin Künyesi:

KUMUN TADI | Yönetmen: Melisa Önel / Oyuncular: Mira Furlan (Denise), Timuçin Esen (Hamit), Ahmet Rıfat Şungar (Mehmet), Mustafa Uzunyılmaz (Ali), Sanem Öge (Basima), Edanur Tekin (Sonya), Hakan Karsak (Fehmi), Selen Uçer (Selda) / Türkiye / 2014 / Renkli / 89´

Sinopsis:

Melisa Önel’in ilk uzun metrajı Kumun Tadı, dünya prömiyerini 64. Berlin Film Festivali’nde Forum bölümünde yaptı. Film, İstanbul’un tekinsiz mahalleleriyle, şehirden çok uzak olmayan Karadeniz sahilindeki yoksul bir sınır kasabası arasında gidip gelen Hamit’i izler. İnsan kaçakçılığı yapan kömür tüccarı Ali hesabına çalışan Hamit, kamyonetiyle kömür götürürken dönüşte kaçak göçmenler getirmektedir. Hamit’in tek tesellisi, yurtdışından bir araştırma projesi için çalışmaya gelmiş, botanik bilimci Denise’dir. Hamit ve Denise, geceleri denizin kenarında, ıssız bir kulübede gizlice buluşurlar. Yeni bir grup mültecinin kasabaya gelişi ve mahsur kalmasıyla beraber gerilim artarken ikilinin ilişkileri de kırılmaya başlar. “Hikâyenin ilk çıkış noktası denizdi… İnsanların asırlarca geçmeye korktuğu fiziksel ve simgesel bir sınır olarak deniz bugün hâlâ coğrafyalar, insanlar, hayaller arasında bir sınır. Kumun Tadı bu sınırın eşiğinde bulunan karakterler, onların çıkmazları, zamanın döngüselliği üzerine bir film.” -Melisa Önel

Artılar

  • Filmin görsel atmosferi oldukça başarılı.
  • Oyunculuklar dengeli.
  • Ahmet Rıfat Şungar’ın oyunculuğunu beğendim. 

Eksiler

  • Hikaye iyi olmasına rağmen diyalogları başarılı bulmadım.
  • Denise ile Hamit’in ayrılık ya da veda sahneleri daha net aktarılsa iyi olur muydu diye düşünmeden edemedim.
  • Denise’nin Hamit’in yaptığı işten haberdar olmaması ya da haberdar ise bir şey yapmaması gibi konular film içerisinde pek net değil.

Keşif

  • Denise ile Hamit’in buluştukları ev aklıma “Kızıl Çöl” (Yönetmen: Michelangelo Antonioni) filmindeki metruk yapıyı getirdi.
  • Kaçak göçmenlerle uğraşan Hamit’in sevdiği kadının da oraya çalışmak için gelen bir yabancı olması.
  • Denizdeki dalga, gökyüzü ve rüzgardan oluşan doğal üçgen film içerisinde etkileyici bir şekilde kullanılmış.
  • Mehmet’in hikayedeki konumu da bir göçmenden farksız gibi aslında. Ali ile Hamit arasında gidip gelen, bir şey yapabilmek için hep onların zamanını bekleyen bir göçmen.
  • Filmdeki ana karakterleri daha çok bireysel olarak görebiliyoruz. Mesela ailelerinden birilerini hiç göremiyoruz. Bu da aslında onların da yaşadıkları yerin birer doğal göçmeni oldukları tezini bize gösteriyor.

Öylesine

  • “Kiminin parası Kumunun Tadı”
  • “Dingin Kumlar”
  • “Kum Gönlümün Zincirini”

Deniz Seviyesi

image

Filmin Künyesi:

DENİZ SEVİYESİ | Yönetmen: Esra Saydam, Nisan Dağ / Oyuncular: Damla Sönmez (Damla), Ahmet Rıfat Şungar (Burak), Jacob Fishel (Kevin), Hakan Karsak (Sabri), Sanem Öge (Nayla) / Türkiye / 2014 / Renkli / 105´

Sinopsis:

Damla, senelerdir New York’ta yaşayan başarılı bir iş kadınıdır. Onu seven Amerikalı kocası ve karnındaki 6 aylık bebeğine rağmen Damla mutsuzdur, aklı hala geçmiştedir ve anne olmaya hazır değildir. Çocukluğunu geçirdiği yazlık evi kuzeninin satacağını öğrenince, Damla kocasıyla beraber Ayvalık’a gider. Damla’nın kendisi ve geçmişi ile barışabilmesi için, yıllar önce orada bıraktığı Burak’a ondan senelerce sakladığı sırrını anlatması gerekir.

Artılar

  • Ahmet Rıfat Şungar’ın oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Mira’yı canlandıran çocuk oyuncu çok sevimli ve sempatikti.
  • Bir ilk film olarak başarılı ve izlenmeyi hak ediyor.

Eksiler

  • İzlediğim salondaki kopyada mı öyleydi bilemedim ama İngilizce sahnelerde Türkçe altyazı olmaması iyi bir tercih olmamış.
  • Centilmenliğin ne olduğu ile ilgili Burak ve Damla arasında geçen bir sahne var filmde. Bu sahnedeki diyalogların kalitesi filmin geneline oranla çok ayrıksı ve zayıf kalmış.

Keşif

  • Denizde Mira’ya sarılan ahtapotu bir metafor olarak düşündüm. Damla’nın karnını saran ama onun istemediği bebeği olarak mesela.
  • Senaryo daha güçlü olabilirdi.
  • Mira ve Mehmet ikilisinde belki de Damla ve Burak’ın çocukluklarını görüyoruz. Mira’nın biraz tombiş bir kız olması da Damla’nın hamile görüntüsüne uyumlu olmuş 🙂
  • Damla’nın yazlığa geldiğinde arabanın içinden inmeden önceki o kararsızlığı ve korkusu çok iyi sahnelenmiş.
  • Nayla’nın (Damla’nın kuzeni) evinde kalabalık bir yemek sahnesindeyiz. Dışarıdan gelmekte olan Burak ve sevgilisi İpek de yemeğe davet edilirler. Burak’ın tenindeki su damlası arkasından geçtiği sırada Damla’nın sırtına damlar ve deniz seviyesine ineriz bir an.
  • Burak, Damla, Mira ve Mehmet bir sahnede diğer koya gitmişlerdir. Mira ve Mehmet kum seviyesinde Burak ve Damla’nın çocukluklarını temsil ederken, onlar deniz seviyesinde çocukluklarına dönmeyi arzulamaktadırlar belki de.

Öylesine

  • Biraz arabesk kaçacak olsa da Damla ve Burak’ın şarkısı olarak Ferdi Tayfur’un “Avareyim” geldi aklıma nedense.
    “Ben bir damlayım sen bir denizsin, ben gökte yıldız sen güneşimsin…”
  • “Damla’nın Yazı”
  • “Lost in Translation”