Yol Ayrımı

image

Filmin Künyesi:

YOL AYRIMI | Yönetmen: Yavuz Turgul / Senarist: Yavuz Turgul / Oyuncular: Şener Şen (Mazhar), Mert Fırat (Barlas), Rutkay Aziz (Altan), Nihal Yalçın (Emine), Çiğdem Selışık Onat (Firdevs), Tilbe Saran (Nur),  Ruhsar Öcal (Belgin), Defne Kayalar (Defne), Şerif Erol (Besim) / Türkiye / 2017 / Renkli / 150´

Sinopsis:

Mazhar, hayatını babasından devraldığı teskstil imparatorluğunu büyültmeye adamıştır. Bunun için de agresif ve acımasız yöntemler izlemekten çekinmez. Fakat Mazhar’ın yaşadığı trafik kazası birçok şeyi değiştirir. Kaza Mazhar’ın hayata yeniden tutunmasını sağlar. Belki böylece geçmişten bugüne fark etmeden taşıdığı ağır yükten de kurtulabilecektir. Bu değişim tabii ki kolay olmayacaktır. Karşılaştığı yol ayrımında, ailesi önünde bir engel olarak beklemektedir. Mazhar Kozanlı, yaptığı tercihin bedelini ödemek ya da pes etmekle karşı karşıya kalacaktır. Çıktığı bu yolda yeni dostlar ve mekânlar bulacak, yolu Nur’un Gemisi ve tayfasıyla da kesişecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Mazhar ile Emine karakterleri arasındaki ilişki yönetmenin “Gönül Yarası” filmindeki Nazım (Şener Şen) ile Dünya (Meltem Cumbul) karakterleri arasındaki ilişkiyi/yakınlaşmayı hatırlatıyor.
  • Mazhar’ın çocukları Defne ve Barlas ile olan sorunlu ilişkileri yine “Gönül Yarası” filminde Nazım’ın çocukları Piraye (Devin Özgür Çınar) ile Mehmet (Güven Kıraç) arasındaki ilişkiyi hatırlatıyor.
  • Filmde kullanılan/tercih edilen bazı kelimelerin içerdiği ironi güzel: Mazhar’ın satın almaya çalıştığı şirketin isminin “Yeni Hayat” olması; Emine’nin oturduğu evin yer aldığı sokağın isminin “Çalış Sokağı” olması; Hastanedeki sahnede doktorun telaffuz ettiği “Arabanız sizi korudu” cümlesi; Nur’un işlettiği mekanın isminin “Nur’un Gemisi” olması
  • Altan karakteri vasıtası ile filmin şiirle kurduğu teması sevdim.
  • Bisiklet nesnesinin kullanılma biçimini beğendim.
Reklamlar

Umberto D

image

Filmin Künyesi:

UMBERTO D | Yönetmen:  Vittorio De Sica  / Oyuncular: Carlo Battisti (Umberto Domenico Ferrari), Maria Pia Casilio (Maria), Lina Gennari (Antonia Belloni)  / İtalya / 1952 / Siyah-Beyaz / 89´

Sinopsis:

Vittorio De Sica’nın bu yeni-gerçekçi başyapıtı, İtalya’nın savaş sonrasında ekonomisini rayına sokmaya çalıştığı yıllarda geçinmeye çalışan yaşlı bir emekliyi izliyor. Köpeği Flike dışında kimsesi olmayan Umberto, insani duyguların modernleşme güçleri tarafından yok edilmiş gibi göründüğü bir şehirde onurunu korumaya çalışıyor. Temel ihtiyaçlarını –yiyecek, barınak, arkadaşlık- karşılamak için verdiği mücadele, çekilmiş en acıklı filmlerden birini, dünya sinemasının gerçek bir klasiğini yaratıyor.

Artılar

  • Filmi genel olarak beğendim ve başarılı buldum.
  • Müzik kullanımını başarılı buldum.
  • Carlo Battisti’nin oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Maria Pia Casilio’nun oyunculuğu da göz doldurdu.

Eksiler

  • Filmde Umberto’nun bir tek akrabası ya da yakını ile bile hiç karşılaşmıyor olmamız garip geldi.

Keşif

  • Umberto’nun gururundan dolayı dilenmeyi bile becerememesi ve o sahnelerdeki ifadesi/duruşu bana “Diyet” (Yönetmen: Ö. Lütfi Akad) filminde para kazanmak için o yaşta sokaklarda balon satmaya çalışan ama aslında satamayan Hacer’in (Hülya Koçyiğit) babası Yunus (Turgut Savaş) karakterini hatırlattı.
  • Umberto’nun köpeği Flike ile olan candan dostluğu bana benzer dostlukları gördüğümüz şu iki filmi hatırlattı:
    “Artist” (Yönetmen: Michel Hazanavicius) filminde George Valentin (Jean Dujardin) ile köpeği
    “Bwakaw” (Yönetmen: Jun Robles Lana) filminde Rene (Eddie Garcia) ile köpeği Bwakaw
  • Umberto karakteri zaman zaman bana “Yaban Çilekleri” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki yaşlı Profesör Isak Borg (Victor Sjöström) karakterini hatırlattı.
  • Umberto’nun harabeye dönmüş odasında kameranın bize tam karşı açıdan gösterdiği bölüm bir tablo gibiydi.
  • Maria’nın karıncaları ateş ile öldürdüğü sahne ilginçti.
  • Umberto’nun istemeye istemeye köpeği Flike’ın ayaklarına şapkasını koyup dilenmeye çalıştığı sahne hoştu durumun kendisi oldukça acıklı olsa da.
  • Filmin heyecanlı finali sürpriz oldu benim için. Önden gelen sahnelerle Umberto’nun artık intihar edeceğine kanaat getirmişken birden onun hayata yeniden tutunmasına ve köpeği Flike ile umut dolu yarınlara yol almasına tanık olduk.
  • Umberto’nun yüzündeki o mağrur ve acı dolu ifade bana “Milyarder” (Yönetmen: Kartal Tibet) filmindeki istasyon şefi Mesudiyeli Mesut (Şener Şen) karakterini çağrıştırdı.
  • Umberto ile Maria ikilisini “Gönül Yarası” (Yönetmen: Yavuz Turgul) filmindeki Nazım (Şener Şen) ve Dünya (Meltem Cumbul) ikilisine benzettim biraz. Umberto ile Maria arasında sanki tam olarak adı konulmamış bir yakınlık/ilişki var Nazım – Dünya arasında olduğu gibi. Öte yandan Umberto da Nazım gibi okumuş, intizamlı giyinen bir karakter. Maria ise Dünya gibi okuyamamış, sevgiden yoksun kalmış bir kadın.
  • Maria’nın iki sahnede dışarıda yalnız başına dolaşan kedi ile karşılaşmasını anlamlı buldum. Aslında Maria’nın durumu da o gördüğü kedilerden farklı değil.
  • Umberto elindeki 1000 lirayı kimseye bozduramaz. Gidip bir satıcıdan bardak alır paranın bozulması için ve aldığı bardağı anında yere fırlatır. Oldukça güzel bir sahneydi bu.

Öylesine

  • “Yataklar Üstünde 20.000 Karınca”
  • “Çanlar Umberto İçin Çalıyor”