Neden Tarkovski Olamıyorum…

image

Filmin Künyesi:

NEDEN TARKOVSKİ OLAMIYORUM… | Yönetmen: Murat Düzgünoğlu / Oyuncular: Tansu Biçer (Bahadır), Menderes Samancılar (Hasan), Esra Kızıldoğan (Yonca), Vuslat Saraçoğlu (Ceyda) / Türkiye / 2014 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Büyük hayalleri olan ve hayatını televizyona ucuz türkü filmleri çekerek sürdüren 35 yaşındaki bir yönetmenin, Bahadır’ın, traji-komik hikayesini konu edinen Neden Tarkovski Olamıyorum, Andrey Tarkovski’nin sanatına öykünen ve bir gün onun gibi filmler çekebileceğine inanan Bahadır’ın hayalleri ve hayatın gerçekleri arasında kalmışlığını anlatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema’nın sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Tansu Biçer’in oyunculuğu oldukça iyi.

Eksiler

  • Senaryoda kimi yerler düz bir şekilde mesaj kaygısı taşıyor gibi.

Keşif

  • Özellikle TV filminin çekimi sırasındaki absürt durumlar pek güzel işlenmiş: Telleri olmayan saz, ismi “Ala Geyik” olmasına rağmen çekim için gerçek bir geyiğin bulunamaması vb. gibi.
  • Filmde Bahadır’ın arkadaşlarının beraber Andrey Tarkovski filmi izlerken sıkıldıkları görülüyor. Benzer bir durum “Uzak” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde Mahmut’un (Muzaffer Özdemir) Yusuf’u (Mehmet Emin Toprak) erken yatırma yöntemi olarak kullanılması şeklinde karşımıza çıkıvermişti.
  • Bahadır’ın senaryosunu yazdığı ve çekmek istediği filmin adı: “Issız”. Bu kelime pek bir onu tarif ediveriyor sanki.
  • Bahadır’ın durmadan çalan telefonları onu yönetmenlikten devamlı ıssızlaştırıyor.
  • Bahadır gerçek hayatta Tarkovski gibi film çekemiyor belki ama rüyaları en azından Tarkovski filmleri gibi.
  • Bahadır’ın Hasan ile olan dostluğunun film içerisindeki devamlılığı iyiydi.
  • Bahadır’ın en çok korktuğu şeylerden biri belki de ilki, durumunun babasının bitmek bilmeyen inşaatına benzeyecek olması. Bahadır da hayatını yönetememek, yönetmenliğini inşa edememekten korkuyor.
  • Bahadır’ın Tarkovski olamamasında dahili (aile, ev arkadaşları vb.) ve harici (yapımcı, sektör vb.) bedhahları var.
  • Finalde küçük bir aynada görünen Bahadır’ın sureti kadrajın tamamını kaplıyor sonrasında. Kendini dev kadrajında mı görüyor Bahadır acaba?

Öylesine

  • Bulunamadı.

Bükreş’e Gece Çöktüğünde Ya Da Metabolizma

image

Filmin Künyesi:

BÜKREŞ’E GECE ÇÖKTÜĞÜNDE YA DA METABOLİZMA | WHEN EVENING FALLS ON BUCHAREST OR METABOLISM | CÂND SE LASA SEARA PESTE BUCUREŞTI SAU METABOLISM | Yönetmen: Corneliu Porumboiu / Oyuncular:  Diana Avramut, Bogdan Dumitrache, Mihaela Sirbu, Alexandru Papadopol, Alexandru Jitea, Gabriela Cretan  / Romanya  / 2013 / DCP / Renkli / 89’

Sinopsis:
Romanya’nın önde gelen “Yeni Dalga” yönetmenlerinden Corneliu Porumboiu, dünyanın halini absürt bir nüktedanlıkla ele aldığı Bükreş’in Doğusu ve Polis, (s.) filmlerinin ardından üçüncü uzun metrajında bu kez sinema dünyasına dalıyor. Bu film içindeki filmin yönetmeni Paul, çekimlerin son gününde, ilişki yaşadığı oyuncusu Alina’yla çıplak bir sahne çekmeye karar verir. Ama ertesi gün fikrini değiştirir ve yapımcısını arayıp ülseri olduğunu söyler. İlk uluslararası gösterimini Locarno Film Festivali’nde yapan ve yönetmenin alametifarikası plan sekanslardan oluşan filmin çıkış noktası Romanya’da sinemaya verilen devlet desteği için getirilen yeni şartlar olmuş.

Artılar

  • “Alina” rolünde Diana Avramut çok başarılı bir performans sergilemiş.
  • Uzun planlar halinde çekilen 2 yemek sahnesi  de çok iyi.
  • Filmde müzik kullanılmaması iyi bir tercih olmuş.

Eksiler

  • Yok.

Keşif

  • Filmin bir kısmındaki diyaloglarda Michelangelo Antonioni ve Monica Vitti  isimlerinin geçmesi güzel bir sürpriz oldu.
  • Paul’un (Bogdan Dumitrache) endoskopi videosunu (kendisine ait olup olmadığından emin değiliz) izliyoruz. Yönetmenin burada ilginç bir tercihi var. Video seyirciye izletilirken gösterilenlerle ilgili teknik bilgi verilmiyor. Daha sonra senaryo gereği videonun tekrar seyredilmesi gerekiyor. Bu sefer de video seyirciye gösterilmiyor ama verilen teknik bilgileri seyirci duyuyor.
  • Paul ve Alina’nın araba içerisinde yolculuk ettikleri sahneleri kamera bize hep arkadan çekerek gösteriyor.
  • Paul ve Alina karakterleri arasındaki ilişkide bir “uzaklık” sezinledim (özellikle de sinema sanatına bakışları açısından). Bu uzaklık bana “Uzak” (Yön: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki  Mahmut ile Yusuf karakterleri arasındaki ilişkiyi anımsattı.
  • Yemek kültürüne ilişkin Paul – Alina arasındaki sohbette, Paul yemek içeriği anlamında Çin/Asya mutfağını daha zengin bulurken; Avrupa mutfağının daha sade olduğunu ifade ediyor. Bu yargıyı acaba şu şekilde de okuyabilir miyiz diye düşündüm: Avrupa sineması  daha bireyci bir film diline sahipken; Asya sineması daha çoğulcu bir film diline sahip.

Öylesine

  • “Ah Güzel Bükreş”.