Yatak Dersleri

image

Filmin Künyesi:

YATAK DERSLERİ | BEST IN BED | Yönetmen:  Delphine de Vigan  / Oyuncular:  Laurence Arné (Emma Dorian), Eric Elmosnino (Tristan), Didier Bezace (Paul), Valérie Bonneton (Bene Dorian), Jérémy Lopez (Yann), Julia Faure (Agathe), Eric Boucher (Benjamin), François Morel (Docteur Gipch), Loïc Corbery (Tom Lesage), Sophie De La Rochefoucauld (Michèle), Yolande Folliot (Françoise), Riton Liebman (Thierry), Damien Ferrette (Bob Clark), Aude Briant (Nicole), Delphine Chuillot (Catherine) / Fransa / 2014 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Emma işinde başarılı, kendine güvenen ve her zaman istekli bir kadın-dı, artık değil. Art arda gelen başarısız tek gecelikler onu ciddi bir problemi olduğuna ikna eder. Şimdi ise Emma’nın tek bir amacı vardır: O da yatakta en iyisi olmak… Biz kahramanımızın mucizeler yaratamayacağını biliyoruz ama yine de bu tuttuğunu koparan kadını kahkahalarla izleyeceğinize eminiz.

Artılar

  • Genel anlamda vasatın biraz üstü bir film olmuş.
  • Oyunculukları başarılı buldum.
  • Senaryoda olayların birbirlerine bağlanması ile ilgili yapılan ince ayarlamaları beğendim.

Eksiler

  • Filmin komedi yönü daha da güçlü olabilirdi.
  • Filmin açılış sahnesinde ilk ve son defa Emma ve babasını birlikte görüyoruz. Daha sonra Emma babasını kaybetmiş yetişkin bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Gördüğüm kadarıyla babanın Emma üzerinde önemli bir ağırlığı ve etkisi var aslında. Ama film içerisinde Emma’yı, babası ile ilgili bir yad etme ya da eski anıları hatırlama gibi eylemlerde görmüyoruz.

Keşif

  • Filmde cinselliğin kullanılışı/ele alınışı bana biraz François Ozon filmlerini hatırlattı.
  • Filmde bir ekonomi dergisinde sürekli seks temalı makalelerin ele alındığını görüyoruz. Seks ve ekonomi birleşirse: Seksonomi
  • Emma’nın çalıştığı dergideki patronun, yazı ekibine ekonomi ve seks konusundaki araştırmalar ile ilgili sürekli öneri ve yardımlarda bulunması (başkalarından öğrendiğini kastederek) fikri güzel bir uygulamaydı.
  • Filmdeki Bene karakterini canlandıran Valérie Bonneton’u sima ve tavır olarak, daha çok “Arka Sokaklar” dizisinde Komiser Hüsnü Çoban’ın (Özgür Ozan) eşi Suat Çoban olarak tanınan emektar oyuncu Figen Evren’e benzettim.
  • Eskort Kız Agathe rolünde Julia Faure oldukça başarılıydı. Bu filmdeki üniversiteli eskort kız figürü bana benzer bir konunun ele alındığı “Kadınlar” (Yönetmen: Malgorzata Szumowska) filmini hatırlattı.

Öylesine

  • “Seksen Dakikada Devr-i Alem”
  • “Emma Mutlu Son İstiyor”

Rüzgar Yükseliyor

image

Filmin Künyesi:

RÜZGAR YÜKSELİYOR | THE WIND RISES | Yönetmen:  Hayao Miyazaki  / Oyuncular:  Jirô HorikoshiHonjô, Nahoko SatomiKurokawaCaproniHattoriKayo Horikoshi, CastorpSatomiKatayama  / Japonya / 2013 / Animasyon / 126´

Sinopsis:

Jiro uçmayı ve güzel uçaklar tasarlamayı hayal ediyordur. Erken yaşlardan itibaren miyop olan ve pilotluk yapması mümkün olmayan Jiro, 1927 yılında Japonya’nın önde gelen havacılık şirketlerinden birinde kendine iş bulur. Dehası kısa bir sürede fark edilir ve Jiro dünyanın sayılı uçak tasarımcılarından biri olur.

RÜZGAR YÜKSELİYOR, Jiro’nun yaşamını ve onu etkileyen 1923 Büyük Kanto Depremi’ni, Büyük Buhran’ı, verem salgınını ve Japonya’nın II. Dünya Savaşı’na girişini konu ediniyor. Nakoho ile tanışıp ona aşık olan Jiro, Honjo ile de dostluğunu ilerletip pekiştirir. Olağanüstü icatlara imza atarak geleceğin havacılık dünyasını şekillendirir.

Artılar

  • Filmin görsel atmosferi oldukça güzel.
  • Filmde kullanılan müzikleri başarılı buldum.
  • Deprem ve yangın sahneleri oldukça başarılıydı.

Eksiler

  • Jiro’nun, kız kardeşi dışında anne ve babası ile görüştüğüne pek tanık olmuyoruz. Oysaki Japon toplumunda aile ilişkilerine çok önem verilir. Bu açıdan böyle bir durum bana biraz garip geldi.
  • Filmin otelde geçen bölümü aşırı romantik geldi bana 🙂
  • Jiro’nun Almanya iş gezisinden sonra dünya turuna devam etmesi ile ilgili hikaye tam aktarılamıyor gibi geldi bana.

Keşif

  • Filmden bir replik : “Rüzgar yükseliyor, yaşamalıyız artık”
  • Jiro’yu küçük hali ile ilk gördüğümüzde, üzerindeki elbisesinde uçak şeklinde desenlerin olması çok hoştu.
  • Jiro’nun kendisine örnek aldığı ve ona ilham veren Bay Caproni’nin bıyıkları rüzgar estiğinde bir uçak pervanesi gibi şekil alıyor 🙂
  • Japonya’daki şirket Jiro ve Honjo’yu uçaklarla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmaları için Almanya’ya gönderir. Almanya gezisi sırasında ikili biraz İyi Mühendis – Kötü Mühendis rollerine büründü gibi geldi bana.
  • Ülkemizde de sıkça dile getirilen “Batının iyi yanlarını” alma mottosunu bu filmde de Japonların uyguladığını görüyoruz 🙂
  • Filmin temel konularından biri olan Japonya’nın ilk yerli uçak yapma hikayesi bana “Devrim Arabaları” (Yönetmen: Tolga Örnek) filminde işlenen ülkemizin ilk yerli otomobil yapma macerasını hatırlattı.
  • Filmde yer alan Nahoko’nun vereme yakalanması, sanatoryumda tedavi görmesi, hastalığına rağmen Jiro’nun ona karşı tükenmeyen sevgisi gibi durumlar bana “Kelebeğin Rüyası” (Yönetmen: Yılmaz Erdoğan) filmini hatırlattı.
  • Kurokawa karakterine ait tipleme filme oldukça renk katmış. Sert görünümü altında zaman zaman gördüğümüz babacan tavırları Yeşilçam filmlerindeki karakterleri hatırlattı.
  • Hasta sevgilisi Nahoko’nun elinden tutarak tek eli ile uçak tasarımı üzerinde çalışan Jiro’nun sahnesi oldukça etkileyiciydi.

Öylesine

  • “Rüzgarlar Gerçek Olsa”
  • Bir Hayalimiz Vardı : Jiro & Nahoko
  • “Rüzgarlar da uçar durmaz yerinde
    Solar güzelliğin kalmaz veremde”
  • Jiro’nun hayattaki mottosu : “Uçmak ya da uçmamak, işte bütün mesele bu!”
  • “Rüzgar Jiro’yu Sürükleyecek”
  • “Rüzgarın Oğlu Jiro”
  • İbrahim Tatlıses’in “Sabuha” isimli bir türküsü vardır. Bunu acaba filme uyarlasak nasıl bir şey çıkar diye düşündüm.
    “Bırakıp gitme dedim
    Beni terk etme dedim
    Nahoko çok bekledim
    Haber bile etmedin
    Rüzgarsız Nahoko”

Çöldeki İzler

image

Filmin Künyesi:

ÇÖLDEKİ İZLER | TRACKS | Yönetmen:  John Curran  / Oyuncular:  Mia Wasikowska (Robyn Davidson), Adam Driver (Rick Smolan), Emma Booth (Marg), Melanie Zanetti (Annie), Jessica Tovey (Jenny), Rainer Bock (Kurt Posel), Carol Burns (Bayan Ward), Robert Coleby (Pop), Tim Rogers (Glendle), Bryan Probets (Geoff), Roly Mintuma (Eddie), John Flaus (Sallay), Felicity Steel (Gladdy), Darcy Crouch (Tolly), Daisy Walkabout (Ada)  / İngiltere, Avustralya / 2013 / Renkli / 110´

Sinopsis:

John Curran’ın yeni filmi Tracks, Avustralyalı yazar Robyn Davidson’ın kendi anılarını kaleme aldığı aynı adlı kitabından bir uyarlama. Mia Wasikowska’nın Davidson’ı canlandırdığı film, yazarın köpeği ve dört deveyle 1977 yılında Avustralya çöllerinde yaptığı yolculuğu konu alıyor. Adam Driver ise, Davidson’ın yolculuğunu kaydeden National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan rolünde. Film büyüleyici görüntüler eşliğinde nefes kesici bir yolculuğu anlatırken; genç bir kadının meydan okuyuşuyla feminizmden, hikâyenin geçtiği coğrafya nedeniyle sömürgeciliğe kadar pek çok temaya da değiniyor. Yönetmen John Curran, New York’tan Avustralya’ya yerleştiği dönemde, 80’li yıllarda keşfetmiş Robyn Davidson’ın kitabını. Genç kadının bir anlamda kendisini de keşfetmek için yaptığı bu yolculuğu, kendi yolculuğuna çok yakın bulan Curran, yıllar sonra bu uyarlamayı yapmaktan büyük heyecan duymuş.

Artılar

  • Mia Wasikowska’nın oyunculuğunu oldukça başarılı buldum.
  • Gökyüzünden yapılan görüntü çekimlerini başarılı buldum.
  • Genel anlamda film için vasatın biraz üstü diyebilirim.

Eksiler

  • Müzik kullanılmayıp sadece doğanın kendi sesini dinlesek daha mı iyi olurdu diye düşündüm.
  • Robyn’in babası ve ablasının filmdeki varlığı/etkisi çok zayıf geldi bana.
  • Yolculuk öncesinde Robyn’in yanına uğrayan arkadaşlarının kısa süreli rock müzik etkinliği tüm o melankolik havayı bozuverdi 🙁

Keşif

  • Robyn’in bu yolculuğu belki de onun annesini ya da ilk köpeğini arama hikayesi bir açıdan da.
  • Yolculuk sırasında Robyn’in karşılaştığı Eddie karakteri dikkatimi çekti. Oranın bir yerlisi olan Eddie genellikle kendi dilince bir şeyler konuşur ve Robyn onunla bir şekilde anlaşır. Bu durum bana “Yoksul” (Yönetmen: Zeki Ökten) filminde Yoksul (Kemal Sunal) ile sürekli tesbih çeken, dua eden ama normal şekilde konuşamayan (büyük ihtimalle dilsiz) Hacı (Mustafa Suphi Baltacı) arasındaki ilişkiyi hatırlattı.
  • Dayanamıyorum diye çıldıran Robyn yangınını Rick ile yaptığı bir sevişme ile söndürüp yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor.
  • Çölün ortasındaki arayış teması bana “Nokta” (Yönetmen: Derviş Zaim) filminde Tuz Gölü’ndeki arayışı hatırlattı.
  • Robyn’in çöl yolculuğu sırasınca karşılaştığı ve ona yardımcı olan karakterleri onun hayatındaki diğer kişilerle aşağıdaki gibi ilişkilendirebiliriz.
    Eddie – Deve bakıcılığını öğreten Afganlı adam
    Yaşlı çift – Anne ve Babası
    Yerli kadınlar – Yakın arkadaşları
  • Bu film bana benzer şekilde gerçek bir olaya dayanan bir yolculuk hikayesi anlatan “Kon-Tiki” (Yönetmen: Joachim Roenning , Espen Sandberg) filmini hatırlattı. Kon-Tiki filminde Norveçli kaşif Thor Heyerdahl’ın Pasifik Okyanusu’nu 1947’de 5 kişilik bir ekip ile geçme hikayesi anlatılmıştı. Kon-Tiki filmini bu filme göre daha başarılı buldum.
  • Develerin bir ara kaybolması durumu bana “Tosun Paşa” (Yönetmen: Kartal Tibet) filmini hatırlattı. O filmde gerçekten develer Şaban’ın (Kemal Sunal) eşeğine uyup ortalıktan kaybolmuşlardı. İyi ki bu filmde Robyn’in köpeği Diggity’ye uyup da kaybolmadı develer 🙂

Öylesine

  • “Çöller Kızı Robyn”
  • “Çöl dedi gözlerim”
  • “İzler çölün aynasıdır”
  • Çöl yolculuğu için kararlı olan “Develi Kadın” Robyn için “Kibar Feyzo” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filminde bir sahnede geçen şu şekildeki bir sesleniş nasıl olurdu acaba : “Hele sen ne diysen Sekine Kadın” 🙂

Pislik

image

6.5 out of 10 stars (6,5 / 10)

Filmin Künyesi:

PİSLİK | FILTH | Yönetmen:  Jon S. Baird  / Oyuncular:  Imogen Poots (Drummond), James McAvoy (Bruce), Jamie Bell (Lennox), Jim Broadbent (Dr. Rossi), Eddie Marsan (Bladesey), Joanne Froggatt (Mary), Shirley Henderson (Bunty), Brian McCardie (Gillman), Emun Elliott (Inglis), Gary Lewis (Gus), John Sessions (Toal), Shauna Macdonald (Carole), Kate Dickie (Chrissie), Martin Compston (Gorman), Iain De Caestecker (Ocky), Joy McAvoy (Estelle), Jordan Young (Lexo), Pollyanna McIntosh (Size Queen), Bobby Rainsbury (Stephanie), Michael Moreland (Tramp), Therese Bradley (Madam Maisie),  Ron Donachie (Hector), Tracy Ann Oberman (Diana), Mitchell Mullen (Bobby), Luke McDonald (Euan), Colin Healy (Colin), Natasha O’Keeffe (Anna), Chidi Chickwe (Steven), Sanjeev Kohli (Sunil), Neil D’Souza (Anil), Trudie Styler (Madame R Zen Ficken), Megan Finn (Stacey) / İngiltere / 2013 / Renkli / 97´

Sinopsis:

Entrikacı, geri kafalı ve yoz polis memuru Bruce Robertson terfi beklemektedir ve istediğini elde etmekten onu hiçbir şey alıkoyamayacaktır. Vahşi bir cinayeti çözmek için görevlendirilen ve meslektaşlarıyla da uğraşmak zorunda kalan Bruce, burnunun dibindeki olaylardan bihaber polis şefi Toal’un gözleri önünde diğer polislerin sonunu getirecek bir olay tezgahlar.

 Arkadaşlarının eşleriyle birlikte olup hepsinin sırlarını ortaya çıkartan ve onları birbirine düşüren Bruce, kontrolünden çıkan hile ağında kaybolmaya başlar. Çevirdiği oyundan şüphelenen meslektaşları, geçmişi, kayıp eşi ve felce uğratan uyuşturucu alışkanlığı içinde yitip giden Bruce’a bir oyun oynarlar.

Artılar

  • James McAvoy, Shauna Macdonald ve  Joanne Froggatt başarılı bir oyunculuk sergilemişler.
  • Genellikle geniş mekanların tercih edildiği filmin görsel atmosferini beğendim.

Eksiler

  • Genel anlamda orta seviyede bir film olmuş.
  • Filmin sonunda Carole’nin aslında onun varlığına bürünen Bruce olduğunu görmek bence beklenildiği kadar şaşırtıcı bir etki yaratmadı.
  • Filmin bir bölümünde geçen Bruce ve Bladesey’in Almanya tatili genel hikaye akışı içerisinde çok absürd ve gereksiz durmuş.
  • Bladesey’in filmin hikayesine dahil olma biçimi ve filmdeki sürekliliği pek başarılı değil gibi geldi bana.

Keşif

  • Fotokopi makinesini Recep İvedik tarzında kullanma deneyimi ilginçti.
  • Bladesey karakterinde yer yer Mr. Bean (Rowan Atkinson) tarzı davranışlar mevcut. Bu arada Bladesey filmde İngiliz bir karakteri canlandırıyor tıpkı Mr. Bean gibi.
  • Bruce’un intihar girişiminde kendini asma aracı olarak Mary’nin onun için ördüğü atkıyı kullanması ilginç bir detaydı.
  • Mary’nin çocuğunun erkek olması ile Bruce’un aynı yaşlarda ölen erkek kardeşi arasında bir bağlantı kurulabilir diye düşündüm.
  • Bruce, kardeşinin ölümüne neden olduğuna dair çektiği vicdan azabından dolayı yer yer sanrılar görmekte ve sesler duymaktadır. Hikayedeki bu uygulama bana “Mustafa Hakkında Her Şey” (Yönetmen: Çağan Irmak) filminde Mustafa (Fikret Kuşkan) ve onun gizemli geçmişi ile olan ilişkisini hatırlattı.
  • Bruce karakterinin film içerisindeki genel kişilik özellikleri ve davranışlarını “Dom Hemingway” (Yönetmen: Richard Shepard) filminin Dom Hemingway’ine (Jude Law) benzettim.
  • Eddie Marsan ve Joanne Froggatt ikilisi “Durgun Hayat” (Yönetmen: Uberto Pasolini) filminde de beraber yer almışlardı.
  • Bir sahnede Bruce, eşi Carole ve kızı Stacey’in yer aldığı bir videoyu izlemektedir. Derken Bruce Carole’nin ekranda olduğu bir anda videoyu durdurur. Sonra Bunty’yi arayıp telefon seksi yapar. Bruce’un duygusal patlaması bir anda biyolojik patlamaya kendini bırakıvermiştir. Tam bir erkek kafası hali yani 🙂

Öylesine

  • “Sanrılar ve Pislikler”
  • “Bruce Hakkında Her Şey”
  • “Terfin varsa gelir Yemenden; terfin yoksa ne gelir elden”
  • “Pislikler de Sever”
  • Bruce’in mottosu “Pislik at izi kalsın” olur herhalde 🙂

Son Şans

image

Filmin Künyesi:

SON ŞANS | THE CONGRESS | Yönetmen:  Ari Folman  / Oyuncular: Robin Wright (Robin Wright), Harvey Keitel (Al), Jon Hamm (Dylan Truliner), Paul Giamatti (Dr. Barker), Kodi Smit-McPhee (Aaron Wright), Danny Huston (Jeff), Sami Gayle (Sarah Wright), Michael Stahl-David (Steve), Michael Stahl-David (Maxi), Sarah Shahi (Michelle), Ed Corbin (Charlie), Christopher B. Duncan (Christopher Ryne) / İsrail / 2013 / Renkli / 122´

Sinopsis:

Robin Wright kendisini oynadığı Son Şans (The Congress) filminde, büyük bir stüdyodan sinema kimliğini satması için teklif alır. Birebir taratılıp bir örnek çıkarılacak ve yaratılan figür kısıtlama olmadan her tür Hollywood filminde kullanılabilecektir. Üstelik o zamana kadar oynamayı reddettiği en ticari filmler dahil! Karşılığında ise oldukça yüklü bir ücret ama daha da önemlisi, sonsuza kadar genç kalma olanağı… 20 yıllık kontratın sonunda ise Robin Wright’ı, geleceğin düşsel sinema dünyasında izliyoruz. Yarı animasyon olan bu film, sizi çizgi ve gerçeklik arasında bir yolculuğa çıkaracak.

Artılar

  • Filmi genel anlamda vasatın üstünde buldum.
  • Filmdeki müzik kullanımını beğendim.
  • Animasyon sahneleri oldukça başarılıydı.
  • Robin Wright’ın oyunculuğu başarılıydı.

Eksiler

  • Robin’in eşi hakkında az da olsa bilgi sahibi olsak iyi olabilir miydi diye düşündüm.
  • İnsanların dünyanın öte tarafına geçip geçmemeye tam olarak neye göre karar verdiklerini pek çözemedim.
  • Robin’in kontratı sonrası filmin direkt 20 yıl sonrasından devam etmesi çok hızlı bir geçiş mi oldu acaba.
  • Filmin animasyon bölümünde Robin’in önüne sürekli engeller çıkması biraz zorlayıcı çatışmalar yaratmış.

Keşif

  • Fütüristler kongresindeki protesto sahnesi bana “Nereye Bakıyor Bu Adamlar” (Yönetmen: Osman F. Seden) filminde Zeki Alasya ve Metin Akpınar ikilisinin Reklam Şirketinin Patronu Memduh’un (Ali Sururi) oyununu bozup protesto ettikleri sahneyi anımsattı.
  • Robin’in dijital kopyası için taranması sırasında mikrofonu eline Al bir susmadı yani 🙂 Robin’i duygudan duyguya soktu.
  • Robin’in dijital taranma sahnesi bana “Aurora” (Yönetmen: Kristina Buozyte) filminde beyindeki sinir hücrelerinin içerisine girme ile ilgili deneyimi hatırlattı.
  • Bilim-kurgusal ve fütürist yaklaşımlar açısından benzer temaya sahip “Sıfır Teorisi” (Yönetmen: Terry Gilliam) filminden çok daha iyi bir film bence.
  • Film çok katmanlı bir yapıya sahip ve pek çok şekilde okunabilir.

Öylesine

  • “Kırmızı Planörün Yolculuğu”
  • “Selvi Robinim Al Menejerim”

İtirazım Var

image

Filmin Künyesi:

İTİRAZIM VAR | LET´S SIN | Yönetmen:  Onur Ünlü  / Oyuncular:  Serkan Keskin (Selman Bulut), Hazal Kaya (Zeynep Bulut), Büşra Pekin (Nebahat Kuzu), Öner Erkan (Gökhan Sevinç), Osman Sonant (Cihan Demir), Serdar Orçin, Umut Kurt, Sırrı Süreyya Önder, Güler Ökten  / Türkiye / 2014 / Renkli / 110´

Sinopsis:

Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)ile Altın Lale En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanan, ayrıca FIPRESCI jürisince de ödüle layık görülen Onur Ünlü’nün son filmi İtirazım Var bir cinayetin izini dedektif gibi süren bir imamın hikâyesini anlatıyor. Klasik polisiye türünün kurallarına mümkün olduğunca sadık kalan bir film yapmaya çalıştığını söyleyen yönetmen Onur Ünlü, filmin hikâyesini Sırrı Süreyya Önder’le birlikte yazmış. Filmin kahramanı Selman Bulut’un imamı olduğu camide bir cinayet işlenir. İmam, polisin pek de ilgilenmediği bu cinayeti çözmek için kolları sıvar. Ancak yöntemleri de en az kendisi kadar sıra dışıdır. İmam ve çevresindeki diğer kişilerin hepsi bu cinayetle bir şekilde bağlantılıdır. Ortada yıllarca saklanmış sırlar, yalanlar, tefecinin paraları, aç bir köpek ve aşk vardır. Bir de herkesin şüphelisi olduğu şu cinayet…

Artılar

  • Serkan Keskin’in oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Filmde kullanılan “İtirazım Var” şarkısı başta olmak üzere diğer tüm şarkı ve türküler başarılı.
  • Filmin başından sonuna kadar sürdürülen SMS’li satranç uygulaması başarılıydı.

Eksiler

  • Filmin finalinde tüm esrarın bir anda anlatılması fikrini pek sevemedim.
  • Selman-Doktor-Nebahat arasındaki diyaloglarda bazı tutarsızlıklar vardı.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Hiss-i Kable’l-Vukû. Attım tuttu Cihan.”
  • Filmden bir replik: “Ali Rıza Balboa”
  • Filmden bir replik: “Watson Bu Dünya”
  • İmam Selman Bulut’un İslam Fıkıhı ile ilgili camide ders verir nitelikte haykırdığı cümleler sırasında cemaatten kimsenin olmaması manidar.
  • Onur Ünlü filmlerinde alışık olduğumuz fütursuz/küfürlü diyaloglar yine bol miktarda mevcut.
  • Filmden bir replik: “Eh işte Hegel kadar.”
  • Diyanet’ten gelen yetkililerin teftişi sürerken bir anda Selman’ın karşısına kızı Zeynep ve ev arkadaşı Gökhan’ın çıkması çok hoş bir sahneydi.
  • Filmden bir replik: “Boks, insanı insana döve döve anlatma sanatıdır.” 🙂

Öylesine

  • “Uzak İhtimal”
  • “İhtimalim Var”

Adalet İçin

image

Filmin Künyesi:

ADALET İÇİN | MICHAEL KOHLHAAS | Yönetmen:  Arnaud des Pallières / Oyuncular: Mads Mikkelsen (Michael Kohlhaas), Mélusine Mayance (Lisbeth), Delphine Chuillot (Judith), David Kross (Prédicant), Denis Lavant (Théologien), Bruno Ganz (Gouverneur) / Fransa / 2013 / Renkli / 122´

Sinopsis:

2013 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan MICHAEL KOHLHAAS/ADALET İÇİN Kafka’nın “Ne zaman aklımdan geçse gözyaşlarına boğulurum” dediği, Heinrich von Kleist’in unutulmaz edebiyat klasiğinden uyarlandı. 16. Yüzyılda geçen hikayede Michael Kohlhaas ailesine bağlı, varlıklı, onuruyla yaşayan bir at taciridir. Bir gün yoluna çıkan bir baron adaletsiz bir şekilde atlarına el koyar. Kohlhaas kendisine tazminat ödenmesi için yaptığı başvuru sonuçsuz kalınca, açıktan açığa meydan okumaya başlar. Yönetime isyan eden halkın da katılımıyla bir ordu kurar ve tüm ülkeyi ateşe atmak uğruna hakkını arama mücadelesine girişir. Adaleti yalnızca kendi için değil, ülke için de sağlaması gerektiğini anlayınca ailesini de büyük bir tehlikeye atmış olacaktır. Filmdeki olağanüstü performansıyla övgüler toplayan Mads Mikkelsen’e David Kross, Denis Lavant ve Bruno Ganz eşlik ediyor.

Artılar

  • Michael Kohlhaas rolünde Mads Mikkelsen oldukça başarılı.
  • Atın doğum anına tanıklık ettiğimiz sahne iyi çekilmiş. Hemen bu sahnenin ardından ise Kohlhaas açtığı davanın reddedildiği haberini alıyor.

Eksiler

  • Filmin senaryosunu pek beğenmedim.
  • Kohlhaas’ın halkı bir anda arkasına alıp savaşa girmesinin öncül sebepleri çok iyi aktarılamıyor seyirciye.
  • Filmde zaman zaman oldukça düşen tempo izlenirliğe olumsuz etki yapıyor.

Keşif

  • Kohlhaas’ın sakin tavırları ve saçlarındaki kahküller bana “Tarkan” filmlerindeki Kartal Tibet’i hatırlattı.
  • Savaşın nedensizliğini ya da anlamsızlığını, Kohlhaas’a kızı Lisbeth’in sorduğu şu sorulara cevap veremeyişinde bulabiliriz.
    1. Bu savaş annem için mi baba?”
    2. Bu savaş atlar için mi bana?”
  • Biraz absürd kaçacak belki ama Kohlhaas’ın yanına savaşmak için gelen kişilerin olduğu sahne bana “Erkek Güzeli Sefil Bilo” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filminde “Bilo”nun (İlyas Salman) dağda yanına katılmak isteyen kişileri hatırlattı.
  • Prenses’in Kohlhaas’ın evine gelip ona açtığı dava ve devam ettirdiği savaş ile ilgili tirad attığı sahne güzeldi.

Öylesine

  • “Atla Gel Kohlhaas”

Köksüz

image

Filmin Künyesi:

KÖKSÜZ | NOBODY´S HOME   | Yönetmen:  Deniz Akçay Katıksız / Oyuncular: Ahu Türkpençe (Feride), Lale Başar (Nurcan), Savaş Alp Başar (İlker), Sekvan Serinkaya (Gülağa), Mihriban Er (Gülten), Melis Ebeler (Özge) / Türkiye / 2012 / Renkli / 81´

Sinopsis:

Köksüz, bir kaybın ardından yeniden aile olmayı başaramayan, gün geçtikçe kendini yok eden dört kişinin kaybolma hikâyesidir. Nurcan, kocasının ölümünden sonra üç çocuğu ile baş başa kalır; büyük kızları Feride, ailede baba rolünü üstlenmek zorunda kalır. Zaten tutunacak bir dala ihtiyacı olan Nurcan bu duruma dört elle sarılır, Feride´yi neredeyse kocası yerine koyar ve tüm sorumluluğu ona yıkar. Babasına taparcasına hayran olan evin tek erkeği 17 yaşındaki İlker, evdeki idarenin ablasına geçmesine tepki olarak hızla aileden uzaklaşır. Ergenlik çağında, ailesine en ihtiyaç duyduğu zamanda ne annesine ne ablasına yaklaşabilen evin en küçüğü Özge ise bir kenarda unutulur ve varlığını hatırlatabilmek için çaba harcar durur. Feride´nin evin yükünden bunalıp, kendisiyle evlenmek isteyen Gülağa´nın teklifini çıkış yolu olarak görüp kabul etmesiyle evdeki dengeler alt üst olur. Yönetmen Deniz Katıksız kendi sözleriyle ilk filminde, “arada kalmış, kendine rol biçememiş insanların başkalarınca giydirilen rolleri beceriksizce taşıma çabalarının hikâyesini” anlatıyor.

Artılar

  • Filmdeki oyunculukları oldukça başarılı buldum.

Eksiler

  • Anneannenin, kızı ve torunları ile daha çok didaktik formda geçen konuşmaları sanki biraz yapay olmuş.

Keşif

  • Feride’nin annesi Nurcan bana hem sima hem de itilmiş yapısı itibarı  ile efsanevi Yasemin Yalçın tiplemesi “Kakılmış” karakterini çağrıştırdı. Temizlik takıntısının da payı var tabi bunda.
  • Filmde planların birbirlerine bağlandıkları birçok kesme hareketi görüyoruz. Bunlardan özellikle 3 tanesi dikkatimi çekti.
    1. Feride’nin ofis mutfağında elindeki su bardağını tutarken kamera hemen sonrasında Gülağa’nın suyu yudumlamasını gösteriyor.
    2. İlker, arkadaşının annesi ile sevişirken ritmin yükseldiği anda kamera annesi Nurcan’ın evde mutfak lavabosundaki su tıkanıklığını fark ettiği sahneye kesme yapıyor.
    3. İlker’in klasikleşen sevişme serüvenlerinden birinde heyecanın dorukta olduğu anda kamera İlkerlerin evinde annesi Nurcan’ın resminin yer aldığı saatin duvara asılmasına kesme yapıyor.
  • Nurcan’ın kendini eve kapatıp mümkünse hiç dışarıya çıkmak istememe davranışı bana “Karanlıktakiler” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmindeki “Gülseren” (Meral Çetinkaya) karakterini hatırlattı.
  • Oyunculuk performanslarının tavan yaptığı aşağıdaki 5 sahne dikkatimi çekti.
    1. Feride’nin, annesi Nurcan’a Gülağa’nın evlenme teklifini kabul ettiğini söylediği sahne.
    2. Nurcan’ın yine Feride’yi iğnelediği sahnelerin birinde Feride’nin elindeki kirli tabakları bilerek yere düşürdüğü sahne.
    3. Nişan törenini hasta olan Nurcan’ın yatakta geçirdiği sahne.
    4. Filmin sonlarına doğru düğün sahnesinde kelimelerden çok gözlerin konuştuğu, farklı oktavlarda iç ve dış ağlamaların yer aldığı sahne.
    5. Gülağa ve Nurcan’ın hastane  koridorunda yürüdükleri sahne.
  • Temizlik/titizlik hastası Nurcan düğün sırasında eve gidip birçok ilaç içiyor (intihar girişimi mi?) ve sonrasında ilaç kutularını muntazam bir şekilde yerleştirmeyi de ihmal etmiyor.
  • Yönetmen filmde kardeşlerin kendi iç heyecanları ve hayatla olan mücadelelerine eşit şekilde yer vermeye çalışmış gibi geldi bana.

Öylesine

  • “İzmir’in Mor Gülü”
  • Feride’nin çıldırma noktasına geldiği kimi sahnelerde Emel Sayın’ın “Feride” şarkısının çaldığını hayal ettim.

Mavi Dalga

image

Filmin Künyesi:

MAVİ DALGA | THE BLUE WAVE | Yönetmen:  Zeynep Dadak, Merve Kayan / Oyuncular: Ayris Alptekin (Deniz), Barış Hacıhan (Kaya), Nazlı Bulum (Gül), Albina Özden (Esra), Begüm Akkaya (Perin), Onur Saylak (Fırat), Sude Aslantaş (Defne) / Türkiye / 2013 / Renkli / 97´

Sinopsis:

Yaz boyunca görüşemeyen Deniz ve arkadaşlarının birbirlerine anlatacakları çok şey vardır. Son sınıftaki erkeklerin boyu ansızın uzamış, yeni albümler piyasaya çıkmış, Balıkesir’e doğalgaz gelmiştir. Ama aynı zamanda hiçbir şey değişmemiştir sanki. Anne babaları iş güç derdindeyken, Deniz ve arkadaşlarının üniversite tercihi konusunda kafaları hâlâ karışıktır. Günlük hayatın rutin telaşı içinde bir yandan gelecek planları yapar bir yandan da ergenliklerinin en çetrefil dönemini yaşarlar. Kaya’yla yakınlaşıyor olsa da Deniz’in aklı hâlâ rehberlik hocası Fırat’tadır. Arkadaşlarına bunun “her zamanki gibi bir şey” olmadığını kanıtlamak ister. Hem arkadaşlarının gelecek tasarılarından, hem de anne babasının mevcut durumlarından farklı bir hayatı arzular Deniz. Kimsenin bilmediği bir şarkı, umutsuz bir aşk, yalnızlık… İstanbul yerine Ankara, fen yerine sosyal bilimler… Başka bir dünya ama neresi?

Artılar

  • Deniz rolünde Ayris Alptekin’in oyunculuğunu oldukça başarılı buldum.
  • Filmin iç mekan çekimlerinde karanlık bir atmosferin hakim olması etkili bir tercih olmuş.
  • Deniz ve Fırat’ın evde yalnız başlarına oldukları sahnelerin çekimlerini beğendim. Kimi bölümlerde sesin görüntüyü takip etmeme tercihi iyi bir uygulama olmuş.

Eksiler

  • Filmin ortasından itibaren bir yan hikaye olarak paralelde ilerleyen kayıp tablo konusunu biraz zayıf buldum.

Keşif

  • Deniz adı gibi gel-gitleri olan bir karakter. Bu açıdan karakter isminin Deniz olmasını anlamlı buldum.
  • Kaya rolünde Barış Hacıhan’a da bir parantez açmak lazım. Oldukça iyi bir ekran enerjisi ve sempatisi var. “Araf” (Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu) filmindeki kadar ön rollerde olmasa da filme kayda değer bir katkı yapıyor.
  • Filmimizdeki 4 kız arkadaşın (Deniz, Gül, Esra, Perin) ilişkileri, dostlukları, gel-gitleri bana 90’ların fenomen TV dizilerinden “Çılgın Bediş”  dizisindeki kız arkadaş grubunu hatırlattı.
  • Ağırlıklı olarak lisede okuyan gençlerin hikayesini izlediğimiz bu filmde hiç okul içerisinde geçen bir sınıf, ders sahnesinin olmamasını ilginç buldum.

Öylesine

  • “Mavi En Sıcak Dalgadır”.
  • Deniz için Müzeyyen Senar söylüyor:
    “Dalgalandım da duruldum
    Koştum Fırat’ın ardından yoruldum
    Binlerce güzel sevdim de
    En son Kaya’ya vuruldum”.

Kapital

image

Filmin Künyesi:

KAPİTAL | CAPITAL | LE CAPITAL | Yönetmen:  Costa-Gavras / Oyuncular: Gad Elmaleh (Marc Tourneuil), Gabriel Byrne (Dittmar Rigule), Liya Kebede (Nassim), Natacha Régnier (Diane Tourneuil), Céline Sallette (Maud Baron), Hippolyte Girardot (Raphaël Sieg), Daniel Mesguich (Jack Marmande), Olga Grumberg (Claude Marmande) / Fransa / 2012 / Renkli / 114´

Sinopsis:

Kapital, para dünyasının en gözden çıkarılabilir hizmetkârlarından biriyken onun tartışmasız efendisi haline gelen Marc Tourneuil´ün önlenemez yükselişini konu alıyor. Avrupa´nın en büyük bankası Phenix Bank´ın yeni yönetim kurulu başkanı olunca, Tourneuil kurul üyelerine bir açıklama yapar: “Yeni Robin Hood benim! Yoksullardan çalıp zenginlere vermeye devam edeceğiz!” Gavras´ın deyişiyle, “Sermayenin kölesiyiz. Peki bizi kim özgür kılacak?”

Artılar

  • Marc rolünde Gad Elmaleh diğer oyunculara göre bir iki adım önde.
  • Kimi sahnelerde Marc’ın zihninden geçen davranışın hayali olarak canlandırılmasına dair uygulamaları çok beğendim.
  • Marc’ın bankanın tüm dünyadaki çalışanları ile yaptığı online toplantı sahnesinin çok başarılı bir şekilde çekildiğini düşünüyorum. Dev ekranda dünyanın dört bir yanından toplantıyı takip eden kişilerin resimlerinin oluşturduğu büyük resim sanki kapitalizmin bir portresi gibiydi.

Eksiler

  • Filmin en zayıf yanı Marc’ın Nassim’e olan anlaşılmadık tutkusu diye düşünüyorum. Diğer yandan bu yan hikayenin filmin başından sonuna kadar devam etmesinin filme zarar verdiğini düşünüyorum. Belki bana öyle geldi ama Nassim de hani öyle her şeyden vazgeçilecek bir kız değil Allah için 🙂 Nassim uğruna koca bankanın yönetim kurulu başkanının düştüğü durumlar pek gerçekçi gelmedi bana doğrusu.
  • Marc’ın, gizli hesabındaki parasının sıfırlandığını gördüğü/öğrendiği sahnedeki tepkisi sanki daha şiddetli olmalıydı.

Keşif

  • Eşi Diane zaman zaman “Banker Marco”ya hayıflanıyor.
    – Neden bu para hırsı Marc?
    – Hele bir sor niye yaptım?
  • Marc’ın dış ses ile bazı sahnelere dahil olması filmin anlatım diline güç katmış.
  • Ele alınan iş hayatındaki hırs ve ayak oyunları temaları açısından filmi “Aşk Suçu” (Yönetmen: Alain Corneau) filminin eril versiyonu olarak değerlendirebiliriz.
  • Jack Marmande karakterini canlandıran Daniel Mesguich’i sima ve fiziki yapı olarak Süleyman Demirel’e çok benzettim. Bir de şapkası olsaydı tamamdı.
  • Yönetmenin film içerisinde Marc ve eşi Diane’in anne ve babalarını birer kez göstermesini anlamlı buldum.
  • Marc ile Raphael’in hisse satışları ile ilgili gizli görüşme için esnaf lokantasını seçmeleri iyi bir ironiydi.
  • Marc sürekli daha çok para kazanıyor ama onu bu kazandığı paraları pek de harcarken göremiyoruz. Bir nevi “Varyiyemez” durumu hakim sanki.

Öylesine

  • Bulunamadı.