Turist

image

7 out of 10 stars (7 / 10)

Filmin Künyesi:

TURİST | TURIST | FORCE MAJEURE | Yönetmen: Ruben Östlund / Oyuncular: Brady Corbet (Brady), Kristofer Hivju (Mats), Lisa Loven Kongsli (Ebba), Johannes Kuhnke (Tomas), Clara Wettergren (Vera), Vincent Wettergren (Harry), Fanni Metelius (Fanni) / İsveç / 2014 / Renkli / 118´

Sinopsis:

Alpler’e tatile giden İsveçli bir aile için her şey tam istedikleri gibidir. Fakat dağ manzaralı bir restoranda öğle yemeklerini yedikleri sırada çığ düşer. Anne Ebba iki çocuğunu her şeye rağmen korumaya çalışırken baba Tomas kendi hayatını kurtarmak için kaçmak zorunda kalır. Ebba böylesi bir kriz anında hissettiği duyguları unutup hayatına devam edebilecek midir? Tomas, aile içindeki rolünü ve ailesinin güvenini yeniden kazanabilecek midir?

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Senaryo genel hatları ile başarılı.
  • Lisa Loven Kongsli başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Aslında çocuklar çığ düşmesi sırasında babalarının onları bırakıp kaçmış olduğunun farkında gibiler. Bu konu ile ilgili babaları ile hiç konuşmamaları biraz garip gözüktü.
  • Müziğin gerilim ya da dram unsuru olarak her fırsatta kullanılması biraz kulak tırmalayıcıydı.
  • Gecenin bir vaktinde hep Ebba-Tomas çiftinin ışıklarının yanıyor olarak gösterilmesi biraz ütopik.

Keşif

  • Ebba ile Tomas arasındaki ilişkide pürüz olduğu filmin başında aile fotoğrafının çekilmesi sırasında da hissediliyor.
  • Ebba ve Tomas ilk kavga ederlerken çocukları odaya gönderirler ve kamera bize çocukları göstermez. Sonrasında çift odaya girince çocuklar onlara karşı tavır alır. Kamera bu sefer de Ebba ve Tomas ikilisini bize göstermez.
  • Çığ düşmesi nasıl insanların görüş alanını etkileyen bir toz bulutu oluşturduysa bu aynı zamanda Ebba-Tomas ilişkisindeki görüş açısını zorlaştıran bir eylem olarak da okunabilir.
  • Ebba beyazlarla örtülü dağda hacetini giderirken kamera gözlerinden yavaş yavaş dökülen yaşlara odaklanır.
  • Tomas’ın, çığ düşmesi sırasında kaçıp gitmediğini iddia etmesi karşısında Ebba’nın videolu kanıtı oldukça iyi bir hamle oldu.
  • Mats’ın, Tomas’ı biraz suçluluk duygusundan arındırmak için ürettiği teselli hikayeleri ilginçti.

Öylesine

  • “Karda Beyaz Bir Aile”
  • “Turist Tomas Çığlar Arasında”
  • “İnsanlık için küçük ama Ebba-Tomas çifti için büyük bir çığ düştü”

Neden Tarkovski Olamıyorum…

image

Filmin Künyesi:

NEDEN TARKOVSKİ OLAMIYORUM… | Yönetmen: Murat Düzgünoğlu / Oyuncular: Tansu Biçer (Bahadır), Menderes Samancılar (Hasan), Esra Kızıldoğan (Yonca), Vuslat Saraçoğlu (Ceyda) / Türkiye / 2014 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Büyük hayalleri olan ve hayatını televizyona ucuz türkü filmleri çekerek sürdüren 35 yaşındaki bir yönetmenin, Bahadır’ın, traji-komik hikayesini konu edinen Neden Tarkovski Olamıyorum, Andrey Tarkovski’nin sanatına öykünen ve bir gün onun gibi filmler çekebileceğine inanan Bahadır’ın hayalleri ve hayatın gerçekleri arasında kalmışlığını anlatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema’nın sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Tansu Biçer’in oyunculuğu oldukça iyi.

Eksiler

  • Senaryoda kimi yerler düz bir şekilde mesaj kaygısı taşıyor gibi.

Keşif

  • Özellikle TV filminin çekimi sırasındaki absürt durumlar pek güzel işlenmiş: Telleri olmayan saz, ismi “Ala Geyik” olmasına rağmen çekim için gerçek bir geyiğin bulunamaması vb. gibi.
  • Filmde Bahadır’ın arkadaşlarının beraber Andrey Tarkovski filmi izlerken sıkıldıkları görülüyor. Benzer bir durum “Uzak” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde Mahmut’un (Muzaffer Özdemir) Yusuf’u (Mehmet Emin Toprak) erken yatırma yöntemi olarak kullanılması şeklinde karşımıza çıkıvermişti.
  • Bahadır’ın senaryosunu yazdığı ve çekmek istediği filmin adı: “Issız”. Bu kelime pek bir onu tarif ediveriyor sanki.
  • Bahadır’ın durmadan çalan telefonları onu yönetmenlikten devamlı ıssızlaştırıyor.
  • Bahadır gerçek hayatta Tarkovski gibi film çekemiyor belki ama rüyaları en azından Tarkovski filmleri gibi.
  • Bahadır’ın Hasan ile olan dostluğunun film içerisindeki devamlılığı iyiydi.
  • Bahadır’ın en çok korktuğu şeylerden biri belki de ilki, durumunun babasının bitmek bilmeyen inşaatına benzeyecek olması. Bahadır da hayatını yönetememek, yönetmenliğini inşa edememekten korkuyor.
  • Bahadır’ın Tarkovski olamamasında dahili (aile, ev arkadaşları vb.) ve harici (yapımcı, sektör vb.) bedhahları var.
  • Finalde küçük bir aynada görünen Bahadır’ın sureti kadrajın tamamını kaplıyor sonrasında. Kendini dev kadrajında mı görüyor Bahadır acaba?

Öylesine

  • Bulunamadı.

Mısır Adası

image

7 out of 10 stars (7 / 10)

Filmin Künyesi:

MISIR ADASI | CORN ISLAND | SIMINDIS KUNDZULI | Yönetmen: George Ovashvili / Oyuncular: İlyas Salman (Yaşlı Çiftçi), Mariam Buturishvili (Genç Kız / Torun), İrakli Samushia (Asker), Tamer Levent (Abhazya’lı Polis/Amir)  / Gürcistan / 2014 / Renkli / 100´

Sinopsis:

Özellikle başrolündeki İlyas Salman’ın performansıyla çok konuşulan ve Karlovy Vary’de büyük ödüle layık görülen Mısır Adası, Salman’ın canlandırdığı yaşlı bir çiftçi ile genç torununu bir tarım sezonu boyunca izliyor. Gürcistan ile Abhazya arasındaki doğal sınırın bir parçasını oluşturan küçük adada yaşayan dede ile onun sözünden çıkmayan torunu, yıllardır yaptıkları gibi önce toprağı belleyip sonra mısır ekerler. Arada kıyıdan geçen askerler dışında bu iki isimsiz çiftçiyi kimse görmez. Sonra bir gün, yaralı bir asker uzamış mısırların arasına saklanır. Yılların tarafsızlığını bozmak zorunda kalacaklar mıdır?

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema’nın sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmde görsellik büyüleyici özellikte.
  • Filmin finali oldukça etkileyici çekilmiş.
  • Tamer Levent kısa bir rolü olmasına rağmen iyi bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Filmi genel anlamda pek başarılı bulmadım.
  • Senaryo çok matematik içeriyor. Bu da hikayenin doğallığına zarar veriyor.
  • İlk bölümde neredeyse hiç diyalog olmaması filmin içine girmeyi zorlaştırmış.
  • Genç kızın/torunun gece çıplak olarak denize girme sahnesi biraz popülist olmuş.

Keşif

  • “Çizme” filmde önemli bir figür üstleniyor gibi:
    – İlk olarak filmin başında dedenin çizmeleri karşılıyor bizi
    – Genç kızın, kendisinden büyük çizmeleri ile ergenliğe sancılı geçişi
    – Asker çizmeleri ve sınırlar üzerindeki hakimiyet
    – Ve en sonunda doğanın çizmeyi aşıp geçici oluşan adayı yok edivermesi.
  • Filmin olay örgüsünün, mısır bitkisinin yetişmesi ve hasat edilmesine uygun olarak işlenmesi hoş olmuş.
  • Genç kızın ergenliğe/kadınlığa geçişi mısırların büyümesi ile paralel olarak verilmiş.
  • Ergenliğe geçiş sonrası genç kızda bazı değişiklikler görülüyor:
    – Artık o ufak bez bebek ile oynamıyor
    – Daha renkli (kırmızı) elbiseler giyiveriyor
  • Filmin sonunda farklı bir yerde tekrar oluşuveren adada, ilk baştaki adadan gelen genç kızın bez bebeğini görürüz. Bir bakıma hayatın döngüsüne de işaret ediyor film burada.

Öylesine

  • “Adanın Ardı”
  • “Veda Adası”

Kesik

image

Filmin Künyesi:

KESİK | THE CUT | Yönetmen: Fatih Akın / Oyuncular: Tahar Rahim (Nazaret Manoogian), Simon Abkarian (Krikor), Makram Khoury (Omar Nasreddin), Hindi Zahra (Rakel), Zein Fakhoury (Arsinée), Dina Fakhoury (Lucinée) / Almanya / 2014 / Renkli / 138´

Sinopsis:

1915, Mardin, Bir gece, Osmanlı askeri şehirdeki tüm Ermeni erkekleri toplar, demirci Nazaret Manukyan’ı da ailesinden koparırlar . Yıllar sonra, iki kızının hala hayatta olduğunu duyan Nazaret, kızlarını bulmayı kafasına koyar. Bu yolculuk onu Mezopotamya çöllerinden Havana’ya, oradan da Kuzey Dakota eyaletinin ıssız ve çorak arazilerine sürüklemiştir. Bu serüven, Nazaret’i iyi kalpli insanlarla karşılaştırdığı gibi aynı zamanda kötü̈ ve adeta şeytanın vücut bulduğu insanlarla da buluşturur.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Film müzikleri oldukça güzeldi.
  • Tahar Rahim’in oyunculuğu ilk başlarda biraz düşük seviyede olmasına karşın genel anlamda başarılı.
  • Filmin sinematografisini beğendim.
  • Senaryo genel hatları ile başarılı.

Eksiler

  • Nazaret’in kızlarının hikayeye evrensel boyut katma anlamında oradan oraya sürüklenmeleri biraz zorlama olmuş.
  • Nazaret’in, kızı Lucinée ile evlenmeyi kabul etmeyen adamı tartaklaması pek anlaşılır bir tepki olmamış.
  • Nazaret’in ve diğerlerinin esaretten kurtulma safhası iyi şekilde aktarılamamış.

Keşif

  • Filmdeki hikayenin 1923 yılında bitmesi manidar.
  • Mehmet’in, Nazaret’in boğazını kesme girişimi sırasındaki tereddüdü daha sonra Nazaret’in taş atması olayı sırasında görüyoruz.
  • Filmde bir ara gösterilen Charlie Chaplin filmi iyi bir uygulamaydı.
  • Nazaret’in Mardin’den başlayıp Amerika’da biten yolculuğu hikayeye evrensel bir boyut katmış.
  • Nazaret’in, eşinin serabını gördüğü sahne oldukça güzeldi.
  • Nazaret’in dilsiz kalmasını yaşananlara karşı sessiz kalmalara dair bir tepki olarak okudum.
  • Filmin başlarındaki saldırı sahneleri oldukça yürek burkucuydu.
  • Filmde yer yer bir “Western” havası da sezinleniyor.
  • Nazaret’in, kızlarının fotoğrafını elinde her tutuşunda sanki farklı bir ülkeye/şehre sürükleniyoruz. Bu durum bana “Gölgeler ve Suretler” (Yönetmen: Derviş Zaim) filminde Karagöz oynatıcısı babasını arayan Ruhsar’ın (Hazar Ergüçlü) elinde tuttuğu fotoğraflarla kurulan ilişkiyi hatırlattı.

Öylesine

  • “12 Yıllık Nazaret”
  • “Bir Canoyun Peşinde”
  • “Nazar etme ne olur, Nazaret senin de olur”
  • “Nazaret”

Kumun Tadı

image

Filmin Künyesi:

KUMUN TADI | Yönetmen: Melisa Önel / Oyuncular: Mira Furlan (Denise), Timuçin Esen (Hamit), Ahmet Rıfat Şungar (Mehmet), Mustafa Uzunyılmaz (Ali), Sanem Öge (Basima), Edanur Tekin (Sonya), Hakan Karsak (Fehmi), Selen Uçer (Selda) / Türkiye / 2014 / Renkli / 89´

Sinopsis:

Melisa Önel’in ilk uzun metrajı Kumun Tadı, dünya prömiyerini 64. Berlin Film Festivali’nde Forum bölümünde yaptı. Film, İstanbul’un tekinsiz mahalleleriyle, şehirden çok uzak olmayan Karadeniz sahilindeki yoksul bir sınır kasabası arasında gidip gelen Hamit’i izler. İnsan kaçakçılığı yapan kömür tüccarı Ali hesabına çalışan Hamit, kamyonetiyle kömür götürürken dönüşte kaçak göçmenler getirmektedir. Hamit’in tek tesellisi, yurtdışından bir araştırma projesi için çalışmaya gelmiş, botanik bilimci Denise’dir. Hamit ve Denise, geceleri denizin kenarında, ıssız bir kulübede gizlice buluşurlar. Yeni bir grup mültecinin kasabaya gelişi ve mahsur kalmasıyla beraber gerilim artarken ikilinin ilişkileri de kırılmaya başlar. “Hikâyenin ilk çıkış noktası denizdi… İnsanların asırlarca geçmeye korktuğu fiziksel ve simgesel bir sınır olarak deniz bugün hâlâ coğrafyalar, insanlar, hayaller arasında bir sınır. Kumun Tadı bu sınırın eşiğinde bulunan karakterler, onların çıkmazları, zamanın döngüselliği üzerine bir film.” -Melisa Önel

Artılar

  • Filmin görsel atmosferi oldukça başarılı.
  • Oyunculuklar dengeli.
  • Ahmet Rıfat Şungar’ın oyunculuğunu beğendim. 

Eksiler

  • Hikaye iyi olmasına rağmen diyalogları başarılı bulmadım.
  • Denise ile Hamit’in ayrılık ya da veda sahneleri daha net aktarılsa iyi olur muydu diye düşünmeden edemedim.
  • Denise’nin Hamit’in yaptığı işten haberdar olmaması ya da haberdar ise bir şey yapmaması gibi konular film içerisinde pek net değil.

Keşif

  • Denise ile Hamit’in buluştukları ev aklıma “Kızıl Çöl” (Yönetmen: Michelangelo Antonioni) filmindeki metruk yapıyı getirdi.
  • Kaçak göçmenlerle uğraşan Hamit’in sevdiği kadının da oraya çalışmak için gelen bir yabancı olması.
  • Denizdeki dalga, gökyüzü ve rüzgardan oluşan doğal üçgen film içerisinde etkileyici bir şekilde kullanılmış.
  • Mehmet’in hikayedeki konumu da bir göçmenden farksız gibi aslında. Ali ile Hamit arasında gidip gelen, bir şey yapabilmek için hep onların zamanını bekleyen bir göçmen.
  • Filmdeki ana karakterleri daha çok bireysel olarak görebiliyoruz. Mesela ailelerinden birilerini hiç göremiyoruz. Bu da aslında onların da yaşadıkları yerin birer doğal göçmeni oldukları tezini bize gösteriyor.

Öylesine

  • “Kiminin parası Kumunun Tadı”
  • “Dingin Kumlar”
  • “Kum Gönlümün Zincirini”

Deniz Seviyesi

image

Filmin Künyesi:

DENİZ SEVİYESİ | Yönetmen: Esra Saydam, Nisan Dağ / Oyuncular: Damla Sönmez (Damla), Ahmet Rıfat Şungar (Burak), Jacob Fishel (Kevin), Hakan Karsak (Sabri), Sanem Öge (Nayla) / Türkiye / 2014 / Renkli / 105´

Sinopsis:

Damla, senelerdir New York’ta yaşayan başarılı bir iş kadınıdır. Onu seven Amerikalı kocası ve karnındaki 6 aylık bebeğine rağmen Damla mutsuzdur, aklı hala geçmiştedir ve anne olmaya hazır değildir. Çocukluğunu geçirdiği yazlık evi kuzeninin satacağını öğrenince, Damla kocasıyla beraber Ayvalık’a gider. Damla’nın kendisi ve geçmişi ile barışabilmesi için, yıllar önce orada bıraktığı Burak’a ondan senelerce sakladığı sırrını anlatması gerekir.

Artılar

  • Ahmet Rıfat Şungar’ın oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Mira’yı canlandıran çocuk oyuncu çok sevimli ve sempatikti.
  • Bir ilk film olarak başarılı ve izlenmeyi hak ediyor.

Eksiler

  • İzlediğim salondaki kopyada mı öyleydi bilemedim ama İngilizce sahnelerde Türkçe altyazı olmaması iyi bir tercih olmamış.
  • Centilmenliğin ne olduğu ile ilgili Burak ve Damla arasında geçen bir sahne var filmde. Bu sahnedeki diyalogların kalitesi filmin geneline oranla çok ayrıksı ve zayıf kalmış.

Keşif

  • Denizde Mira’ya sarılan ahtapotu bir metafor olarak düşündüm. Damla’nın karnını saran ama onun istemediği bebeği olarak mesela.
  • Senaryo daha güçlü olabilirdi.
  • Mira ve Mehmet ikilisinde belki de Damla ve Burak’ın çocukluklarını görüyoruz. Mira’nın biraz tombiş bir kız olması da Damla’nın hamile görüntüsüne uyumlu olmuş 🙂
  • Damla’nın yazlığa geldiğinde arabanın içinden inmeden önceki o kararsızlığı ve korkusu çok iyi sahnelenmiş.
  • Nayla’nın (Damla’nın kuzeni) evinde kalabalık bir yemek sahnesindeyiz. Dışarıdan gelmekte olan Burak ve sevgilisi İpek de yemeğe davet edilirler. Burak’ın tenindeki su damlası arkasından geçtiği sırada Damla’nın sırtına damlar ve deniz seviyesine ineriz bir an.
  • Burak, Damla, Mira ve Mehmet bir sahnede diğer koya gitmişlerdir. Mira ve Mehmet kum seviyesinde Burak ve Damla’nın çocukluklarını temsil ederken, onlar deniz seviyesinde çocukluklarına dönmeyi arzulamaktadırlar belki de.

Öylesine

  • Biraz arabesk kaçacak olsa da Damla ve Burak’ın şarkısı olarak Ferdi Tayfur’un “Avareyim” geldi aklıma nedense.
    “Ben bir damlayım sen bir denizsin, ben gökte yıldız sen güneşimsin…”
  • “Damla’nın Yazı”
  • “Lost in Translation”

Nergis Hanım

image

Filmin Künyesi:

NERGİS HANIM | Yönetmen:  Görkem Şarkan / Oyuncular:  Zerrin Sümer (Nergis), Settar Tanrıöğen (Ekrem), Begüm Akkaya (Bahar), Faruk Barman (Gökhan) / Türkiye / 2013 / Renkli / 87´

Sinopsis:

Orta yaşlı Ekrem, Alzheimer hastası annesine bakmak zorundadır. Adını bile hatırlayamayan annesinin bakımını üstlenebilmek için açık denizlere yelken açma hayalini bir kenara bırakmıştır. Azıcık parayla yaşadıkları bu küçük eski evde geçen her gün birbirinin aynısıdır. Nergis her yere işer, yemeği çöpe atar. Bıkmış usanmış Ekrem de annesiyle bu pis kokan eski eve hapsolmuştur. Annesinin evden kaçmasına mani olmak için evin tüm kapıları ve pencerelerini kilitleyen Ekrem, kaderini kabul etmiş gibidir. Ta ki Nergis sabrını taşırana dek…

Artılar

  • Oyunculuklar çok başarılı.
  • Tek bir mekanda geçmesine rağmen sonuna kadar odak noktasını kaybetmeyen bir film olmuş.

Eksiler

  • Film içerisinde ana iki karakterin dönüşümü ile ilgili bir sıkıntı var sanki. Nergis Hanım ya da Ekrem film boyunca aslında herhangi bir dönüşüme uğramıyorlar gibi geldi bana.
  • Nergis Hanım’ın parayı kağıt sanıp kestiği sırada Ekrem’in mutfakta uzunca bir süre anahtarı aramakla meşgul olması bana biraz doğal olmayan planlı bir hareket gibi geldi.

Keşif

  • Aynı sinema ustalığında ya da derinliğinde olmasa da film bana Michael Haneke’nin “Aşk” filmini hatırlattı. Özellikle de biri sağlıklı diğeri hasta iki kişinin bir ev içerisinde yaşadıkları deneyimleme açısından.
  • Gökhan ve Bahar’ın eve ziyarete geldikleri sahnede geçen diyaloglar o kadar hayattan ve gerçekçi ki.
  • Gökhan karakterinin verdiği tepkilerde ve sergilediği davranışlarda kendimi buldum diyebilirim.
  • Filmin başında Nergis Hanım’ın radyoda dinlediği şarkıda geçen “Bir senaryo içinde kendi yazdığımızı yaşıyoruz” sözleri oldukça manidar. Tam aklımda tutamadım ama şarkı sözleri buna benzerdi diye hatırlıyorum.
  • Ekrem’in duvardaki tekne resmi üzerinden Gökhan ile yaptığı sohbet bölümü çok iyiydi.
  • Evin içindeki eşyalarda, objelerde bir Alzheimer durumu söz konusu sanki. Salonun duvarındaki saat durmuş, Ekrem’in odasındaki takvim yaprakları hiç koparılmamış, evin duvarları çürümeye başlamış…
  • Film içerisindeki diyaloglardan Nergis Hanım ve ailesi ile ilgili çatlaklardan adım adım haberdar oluyoruz.

Öylesine

  • “Hayallerim, Annem ve Ölüm”
  • O değil de Ekrem’in odasındaki duvar askısı hoşuma gitti 🙂

Balık

image

Filmin Künyesi:

BALIK | FISH | Yönetmen:  Derviş Zaim  / Oyuncular:  Bülent İnal (Kaya), Sanem Çelik (Filiz), Myroslava Kostyeva Akay (Deniz), Gizem Akman (Deniz’in Teyzesi), Melih Sezgin, Coşkun Tamer, Rıza Sönmez / Türkiye / 2013 / Renkli / 84´

Sinopsis:

Kaya, göl kıyısındaki bir köyde yaşayan bir balıkçıdır. Kaya’nın ve karısı Filiz’in küçük kızları Deniz konuşamamaktadır. Filiz kızını iyileştirmek için eskiden kalan alternatif bir yöntem denemeye karar verir. Şifalı olduğuna inanılan bir cins balığı kıza yedirirse kızının iyileşeceğini düşünmektedir. Ancak aradığı şifalı balık o civarlarda yoktur. Filiz bu şifalı balığı bulmak için başka bir göle gider. Sonunda aradığı ender balıktan sekiz tanesini yakalar. Kızına şifa bulsun diye yedirmeye başlar.
Kaya balıkların varlığını keşfedince bu balıklardan bir çiftlikte yetiştirip bu işten para kazanmayı düşünür. Ön araştırma yapılması için balıkların birkaç tanesini karısından gizli olarak şehirdeki su ürünleri fakültesine götürür. Fakültedekilerden balıkların nasıl çoğalacağını anlamak için yardım ister. Ancak balık çiftliğini kurmak için paraya gereksinimi vardır. Yasadışı şekilde kimyasal malzeme kullanarak balık avlamaya başlar.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı ve izlemeye değer bir film olmuş.
  • Filmin görsel estetiğini çok beğendim. Bu açıdan filmi yönetmenin “Cenneti Beklerken” ve “Nokta” filmlerine yakın buldum.
  • Oyunculuk anlamında Myroslava Kostyeva Akay ve Bülent İnal oldukça başarılıydı.
  • Kaya’nın kimyasalı göle dökerken doğanın verdiği tepkiyi yönetmenin gösteriş biçimi oldukça güzeldi.
  • Bursa şehrine ait enfes görüntüler filmin içerisine ustaca yerleştirilmiş.

Eksiler

  • Tamam, ailemiz balıkçılıkla geçiniyor ama her öğün de balık yenmez ki 🙁
  • Kaya’nın, Filiz’in bahsettiği balıklara birden ilgi duymaya başlamasını pek anlamlandıramadım açıkçası.
  • Kaya’nın zehirli balıklarının, Dumrul Dede ya da bir başkası tarafından pekala kolayca temin edilebileceği fikri oldukça kuvvetli bir ihtimal bence. Kaya’nın bunu düşünemiyor olması ya da önemsememesi senaryodaki bir açık gibi geldi bana.

Keşif

  • Bir Derviş Zaim filmi olduğu kendini hissettiriyor.
  • Ekranda Sanem Çelik’i görmeyi özlemişiz.
  • Kaya ve Filiz’in çocuklarının isminin Deniz olması oldukça manidar.
  • Filiz karakterindeki bilgelik ile kaçıklık arasındaki çizgide gezinme hali bana “Ulak” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmindeki Meryem-Rabia (Hümeyra Akbay) karakterini hatırlattı.
  • Zehirli Turna balığını yiyerek yaşama veda eden Filiz’in sahnesi oldukça iyiydi. Filiz’in balık yerken ayağının altında bir ileri bir geri yuvarladığı plastik topun Filiz’in fenalaşmasıyla göle doğru yuvarlanmasını bir metafor olarak yorumladım. Top bir bakıma auta çıkarak Filiz’in bu dünyadan ayrılışına, Kaya’nın cezaevine girmesine neden oluyor. Diğer yandan bu metafor bana aynı zamanda “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki yuvarlanan elma metaforunu hatırlattı.
  • Filmin sonunda Kaya balık avlanmasını engelleyen demirleri geç de olsa buz tutmuş gölün üstüne koyuyor. Bu sahne bana yönetmenin “Nokta” filminde Ahmet’in (Mehmet Ali Nuroğlu) Tuz Gölü’nün ortasındaki çaresizliğini hissettirdi.
  • Filiz’in zehirli balığı yedikten sonra yerde bir balık gibi çırpındığı sahnede kamera bize aynı zamanda akvaryumdaki Deniz’e emanet edilen balığı da gösteriyor. Çok iyi bir sahneydi bu.
  • Tabi ki yönetmen tercihidir ama sanki filmin finali Kaya’nın, eşi Filiz’in mezarı başına geldiği ve kızı Deniz’in konuşabildiğini öğrendiği sahne de olabilirdi.
  • Filmin senaryosunu Derviş Zaim’in izlediğim diğer filmlerine (Devir, Gölgeler ve Suretler, Nokta, Cenneti Beklerken) göre daha az başarılı buldum.
  • Filmde balıkların yanı sıra kuşlar da önemli bir rol üstleniyor.
  • Doğanın dengesini bozan Kaya ailesinin de düzenini bozmuş oluyor.

Öylesine

  • “Searching for Fisherman (Bir Balığın Peşinde)”
  • “Kaya topu tut”

Rosetta

image

Filmin Künyesi:

ROSETTA | Yönetmen:  Jean-Pierre Dardenne, Luc Dardenne  / Oyuncular:  Émilie Dequenne (Rosetta), Fabrizio Rongione (Riquet), Anne Yernaux (Rosetta’nın Annesi) / Belçika / 1999 / Renkli / 95´

Sinopsis:

Rosetta, bir tır parkında alkolik annesiyle yaşayan 17 yaşındaki bir kızın hikayesi.

Artılar

  • Émilie Dequenne başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Rosetta’nın, beraber çalıştığı erkek arkadaşını patrondan gizli waffle sattığı için ispiyonladığı sahne oldukça çarpıcıydı ve beklenmedik bir anda gerçekleşti.

Eksiler

  • Filmin içerisine çok giremedim.
  • Filmin durağan ilerleyişi odaklanmayı zaman zaman zorlaştırıyor.

Keşif

  • Belki biraz da kameranın genellikle yakın plan çekmesinden olacak Rosetta’yı hem oyunculuk performansı hem de sima olarak “Mavi En Sıcak Renktir” (Yönetmen: Abdellatif Kechiche) filmindeki Adèle Exarchopoulos’a benzettim.
  • Rosetta’nın hikayesinin anlatılış biçimi, karakterin çıkmazları ve yolculuğu bana yer yer “Meleğin Düşüşü” (Yönetmen: Semih Kaplanoğlu) filmini anımsattı. O filmde Zeynep (Tülin Özen), sorunlu babası ve ona ilgi duyan bir genç etrafında geçen bir hikaye vardı. Burada da Rosetta, sorunlu annesi ve yine ona ilgi duyan bir genç var.
  • “Meleğin Düşüşü” filminde bir bavul kahramanımız Zeynep’in hayatını değiştirirken; bu filmde de bir waffle Rosetta’nın hayatını değiştiriyor.
  • Filmde dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu. Kamera bize Rosetta’nın eski çizmelerini hep giyildiği sırada gösteriyor. Rosetta’nın çizmelerini çıkarışı yanlış hatırlamıyorsam hiç gösterilmiyor. Belki önemsiz bir ayrıntı ama ilgimi çekti nedense.
  • Rosetta’nın ağrıyan/üşüyen karnını saç kurutma makinası ile ısıtmaya çalışması güzel bir uygulamaydı.
  • Kameranın film süresince Rosetta’yı yakından izleme tavrı bana “Zerre” (Yönetmen; Erdem Tepegöz) filmini hatırlattı.
  • Un çuvalının üstünde yerde yattığı bir sahnede Rosetta ekmeğini adeta taştan çıkarıyor dedirtiyor.

Öylesine

  • “Adı Rosetta”
  • “Rosetta koş! İşten çıkarıyorlar”
  • “Rosetta’nın Düşüşü”

Arabani

image

Filmin Künyesi:

ARABANI | Yönetmen:  Adi Adwan  / Oyuncular:  Eyad Sheety (Yusuf), Daniella Niddam (Smadar), Tom Kelrich (Eli), Zuhaira Sabbagh (Afifa), Shadi Mari (Samer), Lucy Aharish (Yusra) / İsrail / 2013 / Renkli / 84´

Sinopsis:

“Arabani” Arapça ve İbranice karışımı bir dildir. İsrailli araplar ve Dürzi halkları bu dili kullanır.

40 yaşındaki Dürzi Joseph 17 yıl sonra, 16 yaşındaki kızı Smadar ve 14 yaşındaki oğlu Eli ile birlikte doğduğu köye geri döner.

Joseph’ in köyünden ayrılma sebebi Dürzi din kurallarına aykırı olan Yahudi bir kadınla evlenmesidir. Joseph eşinden ayrılmasından sonra Dürzi kabul edilmeyen iki çocuğuyla beraber annesiyle yaşamak için köyüne geri döner. (Dürzi olabilmek için Dürzi anne ve Dürzi babadan olmak gerekir.)

Joseph ‘in geri dönüşü kavgalara neden olur. Başta annesi Afifa onları kabul etmez ancak daha sonra fikrini değiştirir ve bütün köyün geleneksel kurallarına ve dini liderlerine karşı çıkar. Bu karşılaşma köyün sakinleri ve yeni gelenler arasında çatışmalara sebep olur.

Eli, Arap dili ve mentalitesine karşı kin besler, görüşleri aşırılaşır ve bu Eli’nin gençlik davranışlarını etkiler. Köyde geleneksel Yahudi kostümleriyle dolaşmaya başlar.

Diğer taraftan Smadar bütün tehlikelere karşı köyün 18 yaşındaki genç delikanlısı Samir’le aşk yaşamaya başlar.

Afifa dua etmek için Hilwe (Dürzi şapeli)’e geldiğinde oradan kovulur. Joseph çocukluk arkadaşı Sami’den yardım ister. Sami de köyün diğer yaşayanlarında farklı bir tepki vermez. Joseph ve ailesine şiddet bunlarla sınırlı kalmaz. Joseph ve ailesini taşlarlar, duvarlara “domuzlar evinize dönün ” yazarlar. Joseph iki adam tarafından saldırıya uğrar ve “iki gün içinde köyü terket” diye tehdit alır.

Son gece aile arasında tansiyon yükselir. Evinizi yakarız tehditleri gerçek olmak üzeredir.

Artılar

  • Filmin görsel estetiğini beğendim.
  • Filmdeki sakin ilerleyiş başarılıydı.

Eksiler

  • Genel anlamda vasat bir filmdi.
  • Eli’nin yeni geldikleri Dürzi köyünde gençlerle hemen kaynaşması pek inandırıcı gelmedi bana.

Keşif

  • Yaşını başını almış Yusuf’un küçük bir çocuk gibi annesinin dizlerine başını koyduğu sahne oldukça dokunaklıydı.
  • Bir sahnede salondaki kanepede Yusuf, Smadar’ın sevgilisi, Smadar ve Yusuf’un annesi yan yana oturuyorlar. Derken bir süre sonra herkesin bir işi çıkıp kanepeden kalkıyor. Sadece Yusuf’un annesi kanepede kalıyor. Yusuf’un yokluğunda yıllardır yalnız oturduğu gibi…
  • Farklı boyutlarda da olsa Yusuf’un istenmeyen bir evlilik yaptığı için evden kovulması, köyde onu seven Yusra’nın olması gibi öğeler bana zaman zaman “Babam ve Oğlum” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmini anımsattı.

Öylesine

  • “Annem ve Oğlum”
    – Ona bir oda ver anne, bir evi olsun. ama zaman zaman da çıkıp Dürzi olmayan biriyle evlenebilsin.