Monika’yla Bir Yaz

image

Filmin Künyesi:

MONİKA’YLA BİR YAZ | SOMMAREN MED MONIKA | SUMMER WITH MONIKA | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Anders Fogelström / Oyuncular: Harriet Andersson (Monika Eriksson), Lars Ekborg (Harry Lund), Dagmar Ebbesen (Bayan Lindström), Åke Fridell (Monika’nın Babası), Georg Skarstedt (Harry’nin Babası) / İsveç / 1953 / Siyah-Beyaz / 96´

Sinopsis:

19 yaşındaki genç Harry Lund bir gün, 17 yaşındaki romantik, tasasız ve asi Monika’yla tanışır ve ikili birbirlerine aşık olur. Yaşadıkları küçük kasabadan kaçıp ailelerini ve işlerini geride bırakırlar ve Harry’nin babasının botunu alarak ıssız bir adaya giderler. Bütün bir yazı beraber geçirirlerken Monika hamile kalır. Harry Monika’yla evlenmeye karar verir, sonra da bir işe girer, okula devam eder ve kızları June’u yetiştirirken bir yandan da daha iyi bir hayata sahip olmaları için uğraşır. Ancak Monika’nın tek isteği eğlenmeye devam etmektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Senaryoda biraz sıkıntılar var. Bu sıkıntılar özellikle de Monika ve Harry çiftinin adaya kaçmalarından sonra başlıyor. Öte yandan filmin senaryosunun şaşırtıcı olarak Bergman’a ait olmadığını belirtelim. Senaryo İsveçli yazar Anders Fogelström’e ait.
  • Film, aile ilişkilerini ele alma, aile yaşamını gösterme açısından zaman zaman 1950’lerin İtalyan ve İspanyol filmlerini hatırlatıyor.

Utanç

image

Filmin Künyesi:

UTANÇ | SKAMMEN | SHAME | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Liv Ullmann (Eva Rosenberg), Max von Sydow (Jan Rosenberg), Sigge Fürst (Filip), Gunnar Björnstrand (Jacobi, Belediye Başkanı), Birgitta Valberg (Jacobi’nin Eşi), Hans Alfredson (Fredrik Lobelius), Ingvar Kjellson (Oswald) / İsveç / 1968 / Siyah-Beyaz / 103´

Sinopsis:

Savaşın ortasında kalmış bir çiftin birbirlerine tutunma hikâyesi üzerinden utanç, ahlaki çöküntü ve şiddet kavramlarını ele alan Utanç, Bergman’ın ender distopya filmlerinden biri. Apolitik, sanatçı çift Eva ve Jan, savaştan olabildiğince uzak kalabilmek için ıssız bir adaya yerleşmişlerdir. Ancak eninde sonunda onlara ulaşan savaşın çiftin üzerindeki etkisi son derece yıkıcı olacaktır. Vietnam Savaşı’nın en sıcak döneminde çekilen film, savaşın kendisinden çok, birey üzerindeki psikolojik etkilerine değiniyor. Bergman, kendi yaşadığı ıssız Farö adasında çektiği Utanç’ta asıl savaşın hemen çeperinde süregiden “küçük savaş” kavramına yoğunlaştığını söylüyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar ve yaratılan atmosfer başarılı.
  • Genelde Bergman filmlerinde pek rastlamam ama bu filmin ikinci yarısında senaryoda yer yer aksaklıklar yer alıyor.
  • Jacobi karakteri sima olarak Stalin’i andırıyor.
  • Jan karakterinin bir benzerini yakın dönem çalışmalarından “Turist” (Yönetmen: Ruben Östlund) filmindeki Tomas (Johannes Kuhnke) karakterinde görmek mümkün.
  • Bencil ve korkak olan Jan, Eva’nın elinden kayıp gitmemesi için bencilliğinden vazgeçmeden korkaklığını yenmeye çabalıyor.

Sessizlik

image

Filmin Künyesi:

SESSİZLİK | TYSTNADEN | THE SILENCE | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Ingrid Thulin (Ester), Gunnel Lindblom (Anna), Birger Malmsten (Barmen), Håkan Jahnberg (Garson), Jörgen Lindström (Johan) / İsveç / 1963 / Siyah-Beyaz / 96´

Sinopsis:

Tanrının Sessizliği üçlemesinin son filmi olan Sessizlik, iki kız kardeş arasındaki çatışma üzerinden modern dünyada iletişimsizliği konu alıyor. Ester, kız kardeşi Anna ve oğlu, Avrupa’daki yolculukları sırasında, Ester’in hastalığının iyice kötüleşmesiyle, dillerini bile bilmedikleri, isli ve sevimsiz bir şehirde konaklamak zorunda kalırlar. Yerleştikleri otelde zaman geçtikçe, kız kardeşler arasındaki mesafe ve gerginlik iyice artar. Gösterime girdiğinde ahlaksızlık suçlamalarıyla İsveç parlamentosundan kiliseye kadar birçok kurumdan çok ağır tepkiler alan film, bu sayede müthiş bir gişe başarısına ulaştı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar, senaryo ve görüntü yönetimi başarılı.
  • Film boyunca kardeşlerden Anna sıcaktan bunalırken Ester soğuktan üşüyor biraz da hastalıktan kaynaklı. Bu durum biraz karakterlerin mizacını da yansıtıyor. Küçük kardeş Anna daha sıcakkanlı, kadınsı bir karakterken; abla Ester daha soğukkanlı, erkeksi bir karakter.
  • Bergman’ın pek çok filminde karakterler arasındaki problemin temel kaynağı olarak yorumlanabilecek “kibir” duygusu bu filmde de var.
  • Bu filmi de izledikten sonra Bergman’ın “Tanrının Sessizliği” ya da diğer bir ismiyle “Oda” üçlemesinin (“Aynanın İçinden”, “Kış Işığı”, “Sessizlik”) en iyi filminin “Aynanın İçinden (Through a Glass Darkly)” olduğuna kanaat getirdim.
  • “Kusursuzlar” (Yönetmen: Ramin Matin) filmindeki iki kız kardeş arasındaki iletişimsizlik problemi de bu filmdekine benziyor. O filmde abla Yasemin (Esra Bezen Bilgin) sıcakkanlı bir karakterken kardeş Lale (İpek Türktan Kaynak) soğukkanlı bir karakterdi.

Kış Işığı

image

Filmin Künyesi:

KIŞ IŞIĞI | NATTVARDSGÄSTERNA | WINTER LIGHT | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Ingrid Thulin (Märta Lundberg, Öğretmen), Gunnar Björnstrand (Tomas Ericsson, Rahip), Max von Sydow (Jonas Persson), Gunnel Lindblom (Karin Persson), Allan Edwall (Algot Frövik), Kolbjörn Knudsen (Knut Aronsson) / İsveç / 1963 / Siyah-Beyaz / 81´

Sinopsis:

Bergman’ın Tanrının Sessizliği üçlemesinin ikinci filmi olan Kış Işığı, üçlemenin diğer filmleri gibi, insanın Tanrı ve dinle ilişkisine yoğunlaşıyor ; Bergman’ın sözleriyle “nüfuz etmiş ”ten söz ediyor. Varoluşunu sorgulayan, inancını yitirmiş bir rahibin, ondan yardım isteyenler ve ona yardım etmek isteyenlerle olan ilişkilerini konu alan film , İsveç taşrasının karlı ve soğuk günlerini dingin ve şairane bir sinematografi eşliğinde sunuyor. 1960 ’ların nükleer savaş tehdidinin her anına sızdığı Kış Işığı Bergman’ın kendi yaşamından da izler taşıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • İnanmayı bırakmış bir rahibin inanmış görünmeyi de bırakmasına şahitlik edilir filmde.
  • Tomas’ın Märta ile arabada giderken, rahip olmasının anne ve babasının hayali olduğunu ifade ettiği sahnede hemzemin geçitte ilerleyen lokomotiften buharların çıkması güzel bir tesadüf olur.
  • Zangoç ile Rahip arasında ikinci kilisede geçen diyalog sahnesi güzel.
  • “Kırık Bir İnanç Hikayesi”

Persona

image

Filmin Künyesi:

PERSONA | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Bibi Andersson (Alma), Liv Ullmann (Elisabet Vogler), Margareta Krook (Doktor), Gunnar Björnstrand (Elisabet ‘in Eşi), Jörgen Lindström (Elisabet ‘in oğlu) / İsveç / 1966 / Siyah-Beyaz / 81´

Sinopsis:

Ingmar Bergman’ın en gizemli, en rahatsız edici filmlerinden Persona, David Lynch’ten Claude Chabrol’e, hatta Abba’ya kadar etkisi yayılan, sarsıcı bir psikolojik dram, Bergman’ın tarifiyle “iki enstrüman için bir sonat”. Bibi Andersson’ın canlandırdığı genç hemşire Alma, Liv Ullman’ın canlandırdığı, konuşmayı reddeden aktris Elisabeth Vogler’in tedavi süreciyle ilgilenmektedir. İkili, birlikte, deniz kıyısındaki bir eve yerleşir. Ancak zamanla tedavi tersine işler; Elisabeth yerine Alma konuşup içini dökmeye başlar; ikilinin kişilikleri birbirine geçtikçe, gerçekle hayal de birbirine girer. Bergman’ın birçok kusursuz başyapıtından biri olan Persona, yönetmenin sözleriyle “yalnızca sinemanın keşfedebileceği sözsüz gizlere dokunuyor”.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel olarak beğendim.
  • Bibi Andersson’un oyunculuğu çok başarılı.
  • Bu filmi daha çok seveceğimi düşünmüştüm ama beklediğim gibi olmadı.
  • Bergman’ın film hakkında yapılan kısa bir röportajda dikkat çektiği üzere filmin ilk 4 dakikası biraz zorlayıcı ve sabır gerektiriyor.
  • Alma, Elisabet için bir ayna belki de. Hem ruhi hem de fiziki olarak Elisabet’in sesi oluyor Alma. Çoğu zaman giydikleri kıyafetlerin rengi bile aynı.
  • Bu filmde “sıkıntılı” anne rolünü oynayan Liv Ullmann yıllar sonra yine Bergman’ın yönettiği “Güz Sonatı” filminde bu sefer “sıkıntılı” annenin kızı rolünde karşımıza çıkıyor.

Kuzgunlar

image

Filmin Künyesi:

KUZGUNLAR | KORPARNA | RAVENS | Yönetmen: Jens Assur / Senarist: Jens Assur / Oyuncular: Reine Brynolfsson (Agne), Maria Heiskanen (Gärd), Jacob Nordström (Klas), Peter Dalle (Krister), Saga Samuelsson (Veronika), Jens Jørn Spottag (Carsten), Roger Storm (Alvar), Gösta Viklund (Göran), Max Vobora (Pelle Bula) / İsveç / 2017 / Renkli / 107´

Sinopsis:

İsveçli ödüllü fotoğrafçı ve yönetmen Jens Assur’un Tomas Bannerhed’in kitabından uyarladığı ilk uzun metraj denemesi Kuzgunlar 70’li yıllarda geçiyor ve çiftlik hayatına sarsıcı bir bakış atıyor. Geçim sıkıntısı çeken çiftçi Agne, İsveç kırsalında ergenlik dönemindeki oğlu Klas ve karısı Gard’la yaşamaktadır. Bütün hayatı mücadeleyle geçen Agne artık çiftliğin sorumluluğunu yavaş yavaş Klas’a bırakmak istemektedir, oysa Klas’ın kendisi için gelecek hayalleri farklıdır. Birer tablo gibi şahane kadrajlarıyla zihninizde yer edecek, baş döndürücü bir görselliğe sahip olan Kuzgunlar hayatı boyunca istemediği bir işi yapmanın, insanın ruhunu nasıl tarumar ettiğini anlatan dokunaklı bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar ve mekan tasarımı başarılı.
  • Sakin ve dengeli tonda ilerleyen bir film.
  • Yönetmenin aynı zamanda ödüllü bir fotoğrafçı olması çekilen görüntülerden de kendini belli ediyor.
  • Senaryosunda zayıflıklar yer alsa da bir ilk film olarak kayda değer bir çalışma olmuş.
  • 2017 yılında çekilen Türk filmi “Sarı Sıcak” (Yönetmen: Fikret Reyhan) ile de tematik bir benzerliği var filmin.
  • “Kuzguna yavrusu şahin görünür”
  • “Sarı Soğuk”

Bir Yaz Masalı

image

Filmin Künyesi:

BİR YAZ MASALI | DEN BÄSTA SOMMAREN | Yönetmen: Ulf Malmros / Senarist: Ulf Malmros, Lars Johansson / Oyuncular: Kjell Bergqvist (Yngve Johansson), Anastasios Soulis (Mårten), Rebecca Scheja (Annika), Cecilia Nilsson (Bayan Svanström) / İsveç / 2000 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Yngve Johansson adındaki sert mizaçlı adam, yazı onunla geçirmeleri için iki çocuğu, Mårten ve Annika’yı evine kabul ediyor ve onların bakımını üstleniyor. Yıllardan 1958, İsveç’in neredeyse Brezilya’yı yenip Dünya Kupası’nı kazandığı yıl… Yngve önceleri çocukların gözünde bir diktatörden farksız gözükse de, çocukların öğretmenine aşık olmasıyla işler değişiyor; iki çocuk, iki yetişkini bir araya getirmek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Küçük bir erkek çocuğunun gözünden anlatılan Bir Yaz Masalı, kahkaha ve gözyaşını beraberinde getiren o sımsıcak filmlerden.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Diyaloglar başarılı.
  • Annika’nın sevgi ve nefret kutulu oyunu güzel/eğlenceli bir düşünceydi.
  • 1958 Dünya Kupası (Futbol).  Kupa İsveç’te düzenlenmekte. Finalde Brezilya – İsveç karşı karşıya. Brezilyalı efsane futbolcu Pele sahneye çıkmakta ve Brezilya’ya Dünya Şampiyonluğunu kazandırmakta. Filmdeki siyahi piyanist karakteri de filmin Pele’si olarak yorumlanabilir.
  • “Küçük Yaz Yalanları”

Hayata Rövaşeta Çeken Adam

image

Filmin Künyesi:

HAYATA RÖVAŞETA ÇEKEN ADAM| EN MAN SOM HETER OVE | Yönetmen: HANNES HOLM / Senarist: HANNES HOLM / Oyuncular: ROLF LASSGÅRD (Ove), FILIP BERG (Genç Ove), IDA ENGVOLL (Sonja), BAHAR PARS (Parvaneh), TOBIAS ALMBORG (Patrick), KLAS WILJERGARD (Jimmy), CHATARINA LARSSON (Anita), BORJE LUNDBERG (Rune) / İsveç / 2015 / Renkli / 116´

Sinopsis:

Ove’u tanıyorsunuz; onun gibi sinirli ve yaşlı bir adam komşunuz olmuştur mutlaka. Birkaç yıl önce apartman yöneticiliğinden bir darbeyle indirilmesine rağmen hâlâ yönetici gibi davranmaya devam etmekte ve komşularına kök söktürmektedir. Bir gün, karşısındaki daireye yeni taşınan İranlı Parvaneh arabasıyla geri geri giderken yanlışlıkla Ove’un posta kutusuna çarpınca, hiç beklenmedik bir arkadaşlığın kapıları aralanır. Hannes Holm’ün yazar Frederick Backman’le birlikte, Backman’ın İsveç’te çok satan romanından uyarladığı Hayata Röveşata Çeken Adam’ın samimi ve insancıl bir kalple anlatılan sade ve mizahî hikâyesini izlediğinizde, sinema salonundan yüzünüzde uzun süre kalacak bir gülümsemeyle ayrılacaksınız. Bu ilginç ve dokunaklı film, Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar adayları arasında!

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstabul sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Diyaloglar başarılı hazırlanmış.
  • Müzikler güzeldi.
  • Ove ile Parvaneh arasındaki ilişki ve süreç “Ben, Daniel Blake” (Yönetmen: Ken Loach) filminde Daniel ile Katie arasındaki ilişkiyi hatırlattı.
  • “Ben, Ove Blake”
  • Ove’nin milliyetçi duyguları hem araba seçimine (Saab, Volvo – İsveç Otomobil Markaları) hem de kıyafetlerine (mavi ve sarı renkli – İsveç Bayrağı renkleri) yansıyor.
  • Ove’nin filmin başında ve sonunda Sonja ile karşılaşma sahneleri güzel olmuş. Hatta biraz Bunuelvari.

Turist

image

Filmin Künyesi:

TURİST | TURIST | FORCE MAJEURE | Yönetmen: Ruben Östlund / Oyuncular: Brady Corbet (Brady), Kristofer Hivju (Mats), Lisa Loven Kongsli (Ebba), Johannes Kuhnke (Tomas), Clara Wettergren (Vera), Vincent Wettergren (Harry), Fanni Metelius (Fanni) / İsveç / 2014 / Renkli / 118´

Sinopsis:

Alpler’e tatile giden İsveçli bir aile için her şey tam istedikleri gibidir. Fakat dağ manzaralı bir restoranda öğle yemeklerini yedikleri sırada çığ düşer. Anne Ebba iki çocuğunu her şeye rağmen korumaya çalışırken baba Tomas kendi hayatını kurtarmak için kaçmak zorunda kalır. Ebba böylesi bir kriz anında hissettiği duyguları unutup hayatına devam edebilecek midir? Tomas, aile içindeki rolünü ve ailesinin güvenini yeniden kazanabilecek midir?

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Senaryo genel hatları ile başarılı.
  • Lisa Loven Kongsli başarılı bir oyunculuk sergilemiş.

Eksiler

  • Aslında çocuklar çığ düşmesi sırasında babalarının onları bırakıp kaçmış olduğunun farkında gibiler. Bu konu ile ilgili babaları ile hiç konuşmamaları biraz garip gözüktü.
  • Müziğin gerilim ya da dram unsuru olarak her fırsatta kullanılması biraz kulak tırmalayıcıydı.
  • Gecenin bir vaktinde hep Ebba-Tomas çiftinin ışıklarının yanıyor olarak gösterilmesi biraz ütopik.

Keşif

  • Ebba ile Tomas arasındaki ilişkide pürüz olduğu filmin başında aile fotoğrafının çekilmesi sırasında da hissediliyor.
  • Ebba ve Tomas ilk kavga ederlerken çocukları odaya gönderirler ve kamera bize çocukları göstermez. Sonrasında çift odaya girince çocuklar onlara karşı tavır alır. Kamera bu sefer de Ebba ve Tomas ikilisini bize göstermez.
  • Çığ düşmesi nasıl insanların görüş alanını etkileyen bir toz bulutu oluşturduysa bu aynı zamanda Ebba-Tomas ilişkisindeki görüş açısını zorlaştıran bir eylem olarak da okunabilir.
  • Ebba beyazlarla örtülü dağda hacetini giderirken kamera gözlerinden yavaş yavaş dökülen yaşlara odaklanır.
  • Tomas’ın, çığ düşmesi sırasında kaçıp gitmediğini iddia etmesi karşısında Ebba’nın videolu kanıtı oldukça iyi bir hamle oldu.
  • Mats’ın, Tomas’ı biraz suçluluk duygusundan arındırmak için ürettiği teselli hikayeleri ilginçti.

Öylesine

  • “Karda Beyaz Bir Aile”
  • “Turist Tomas Çığlar Arasında”
  • “İnsanlık için küçük ama Ebba-Tomas çifti için büyük bir çığ düştü”

İnsanları Seyreden Güvercin

image

Filmin Künyesi:

İNSANLARI SEYREDEN GÜVERCİN | A PIGEON SAT ON A BRANCH REFLECTING ON EXISTENCE | EN DUVA SATT PA EN GREN OCH FUNDERADE PA TILLVARON | Yönetmen: Roy Andersson / Oyuncular: Holger Andersson (Jonathan), Nisse Vestblom (Sam) / İsveç / 2014 / Renkli / 100´

Sinopsis:

Adı çoğu zaman Ingmar Bergman ile anılan, İsveç sinemasının usta yönetmeni Roy Andersson İkinci Kattan Şarkılar (2000) ve Siz, Yaşayanlar’ın (2007) ardından “yaşayanlar” üçlemesini tamamlıyor. Film, iki gezgin satıcıyı izliyor. Çağdaş zamanların Don Kişot ve Sanco Panza’sı gibi, bu iki bezgin adam, günümüzün, geçmişin ve geleceğin karmakarışık dünyasına bir bakış atıyor. Aynı anda absürt, gerçeküstü, öfke dolu, rahatsız edici, karanlık ve komik bu film, bir dalın uzerinden bizleri gözleyen bir güvercin gibi, bize yaşamın ihtişamını, insanoğlunun kırılganlığını ve yaklaşan kıyametini hatırlatıyor.

Artılar

  • Oyunculuklar başarılı.
  • Filmin görsel atmosferindeki sadeliği ve soluk renkliliği beğendim.
  • Kamera çekim açılarını çok başarılı buldum. Ne çok yakın ne de çok uzak. Güvercin perspektifinden 🙂

Eksiler

  • Filmdeki parçalı anlatımın anlaşılırlığı olumsuz etkilediğini düşünüyorum.

Keşif

  • Filmin iyi olduğuna sevindim 🙂
  • Filmi kimi açılardan “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği” (Yönetmen: Luis Bunuel) filmine benzettim. İzlerken farkına tam varamadığımız rüya sahneleri, bir türlü satılamayan şaka oyuncakları. Yakın temalar “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği” filminde de var mesela: rüya sahneleri, bir türlü gerçekleşemeyen yemek buluşması.
  • Filmdeki karakterlerin yüzlerinde “ölü insan” gibi bir renk tonu olması yaşamın geçici olmasına dair bir vurgu yapar gibiydi.
  • Filmin girişinde anlatılan 3 türlü ölüm vakası oldukça başarılıydı. Hele 2. vakada sedyedeki yaşlı kadının elinden çantayı alma uğraşı ve onun bir güvercin gibi çırpınışı.
  • Filmin başında 3 ölüm türü gösteren yönetmen insanları eğlendirme ile ilgili de şaka oyuncakları üzerinden 3 yöntem öneriyor.
  • Sahnelerdeki görsel atmosfer yer yer Manoel De Oliveira filmlerini hatırlattı.
  • “Bir Öpücük Bir İçki” kampanyası ile insanların dev bir kazanın içerisine tıkılıp ateşe verildikleri sahneler güzeldi.

Öylesine

  • İnsanların Gizli Güvercinliği”