Üç Renk: Beyaz

image

Filmin Künyesi:

ÜÇ RENK: BEYAZ | THREE COLOURS: WHITE | TROIS COULEURS: BLANC | Yönetmen: Krzysztof Kieslowski / Senarist: Krzysztof Kieslowski , Krzysztof Piesiewicz, Agnieszka Holland, Edward Zebrowski, Edward Klosinski, Marcin Latallo / Oyuncular: Zbigniew Zamachowski (Karol Karol), Julie Delpy (Dominique), Janusz Gajos (Mikolaj), Jerzy Stuhr (Jurek),Teresa Budzisz-Krzyzanowska (Madam Jadwiga) / Polonya / 1994 / Renkli / 91´

Sinopsis:

Her hareketin bulacağı bir karşılık illa ki vardır. Her ne kadar işin içinde sevgi, aşk gibi kavramlar yer alsa da içgüdüsel tepkilerimiz çok farklı tezahür edebilir yeri geldiğinde. Polonyalı Karol, Paris’te yaşayan bir kuafördür. Evliliklerini cinsel açıdan doyurucu bulmayan karısının kendisini boşamasının ardından, bir de kuaför salonunu ateşe vermesi, üstelik zavallı adamı kundakçı olarak gammazlaması bardağı taşırır. Memleketi Polonya’ya dönemeyecek kadar parasız ve duygusal olarak çökmüş olan Karol, hala sevdiği karısıyla durumu eşitlemek için fantastik bir plan yapar…Usta sinemacı Kieslowski, modern ve en özgürlükçü toplumlarda bile ‘Eşitlik’ kavramının mümkün olamaması, aşkta ve savaşta en ‘güçlü’ olanın en ‘eşit’ olduğu bir dünyada yaşıyor olmamız durumunu dahice bir yöntemle alaya alıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi vasat buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Müzik kullanımı başarılı.
  • Julie Delpy’nin potansiyeli çok iyi kullanılamamış.
  • Mizahi anlamda artıları olsa da genel anlamda kalite sıkıntısı çeken bir film ortaya çıkmış.
  • Bavul ile seyahat olayı eğlenceli bir uygulamaydı.

Monika’yla Bir Yaz

image

Filmin Künyesi:

MONİKA’YLA BİR YAZ | SOMMAREN MED MONIKA | SUMMER WITH MONIKA | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Anders Fogelström / Oyuncular: Harriet Andersson (Monika Eriksson), Lars Ekborg (Harry Lund), Dagmar Ebbesen (Bayan Lindström), Åke Fridell (Monika’nın Babası), Georg Skarstedt (Harry’nin Babası) / İsveç / 1953 / Siyah-Beyaz / 96´

Sinopsis:

19 yaşındaki genç Harry Lund bir gün, 17 yaşındaki romantik, tasasız ve asi Monika’yla tanışır ve ikili birbirlerine aşık olur. Yaşadıkları küçük kasabadan kaçıp ailelerini ve işlerini geride bırakırlar ve Harry’nin babasının botunu alarak ıssız bir adaya giderler. Bütün bir yazı beraber geçirirlerken Monika hamile kalır. Harry Monika’yla evlenmeye karar verir, sonra da bir işe girer, okula devam eder ve kızları June’u yetiştirirken bir yandan da daha iyi bir hayata sahip olmaları için uğraşır. Ancak Monika’nın tek isteği eğlenmeye devam etmektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Senaryoda biraz sıkıntılar var. Bu sıkıntılar özellikle de Monika ve Harry çiftinin adaya kaçmalarından sonra başlıyor. Öte yandan filmin senaryosunun şaşırtıcı olarak Bergman’a ait olmadığını belirtelim. Senaryo İsveçli yazar Anders Fogelström’e ait.
  • Film, aile ilişkilerini ele alma, aile yaşamını gösterme açısından zaman zaman 1950’lerin İtalyan ve İspanyol filmlerini hatırlatıyor.

Utanç

image

Filmin Künyesi:

UTANÇ | SKAMMEN | SHAME | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Liv Ullmann (Eva Rosenberg), Max von Sydow (Jan Rosenberg), Sigge Fürst (Filip), Gunnar Björnstrand (Jacobi, Belediye Başkanı), Birgitta Valberg (Jacobi’nin Eşi), Hans Alfredson (Fredrik Lobelius), Ingvar Kjellson (Oswald) / İsveç / 1968 / Siyah-Beyaz / 103´

Sinopsis:

Savaşın ortasında kalmış bir çiftin birbirlerine tutunma hikâyesi üzerinden utanç, ahlaki çöküntü ve şiddet kavramlarını ele alan Utanç, Bergman’ın ender distopya filmlerinden biri. Apolitik, sanatçı çift Eva ve Jan, savaştan olabildiğince uzak kalabilmek için ıssız bir adaya yerleşmişlerdir. Ancak eninde sonunda onlara ulaşan savaşın çiftin üzerindeki etkisi son derece yıkıcı olacaktır. Vietnam Savaşı’nın en sıcak döneminde çekilen film, savaşın kendisinden çok, birey üzerindeki psikolojik etkilerine değiniyor. Bergman, kendi yaşadığı ıssız Farö adasında çektiği Utanç’ta asıl savaşın hemen çeperinde süregiden “küçük savaş” kavramına yoğunlaştığını söylüyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar ve yaratılan atmosfer başarılı.
  • Genelde Bergman filmlerinde pek rastlamam ama bu filmin ikinci yarısında senaryoda yer yer aksaklıklar yer alıyor.
  • Jacobi karakteri sima olarak Stalin’i andırıyor.
  • Jan karakterinin bir benzerini yakın dönem çalışmalarından “Turist” (Yönetmen: Ruben Östlund) filmindeki Tomas (Johannes Kuhnke) karakterinde görmek mümkün.
  • Bencil ve korkak olan Jan, Eva’nın elinden kayıp gitmemesi için bencilliğinden vazgeçmeden korkaklığını yenmeye çabalıyor.

Siyah Gelinlik

image

Filmin Künyesi:

SİYAH GELİNLİK | LA MARIÉE ETAIT EN NOIR | THE BRIDE WORE BLACK | Yönetmen: François Truffaut / Senarist: François Truffaut (Senaryo), Jean-Louis Richard (Senaryo), Cornell Woolrich (Özgün Yapıt, William Irish adıyla) / Oyuncular: Jeanne Moreau (Julie Kohler), Jean-Claude Brialy (Corey), Michael Londsdale (Rene Morane), Claude Rich (Bliss), Michel Bouquet (Coral), Charles Denner (Fergus), Luce Fabiole (Julie’nin Annesi), Serge Rousseau (David) / Fransa / 1968 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Fransız Yeni Dalgası’nın alametifarika yönetmenlerinden François Truffaut’nun altıncı uzun metrajlı filmi Siyah Gelinlik, yönetmenin bu akımdan uzaklaştığı, yeni ve özgün bir tarza yöneldiği döneme denk gelir. Truffaut’nun Hitchcock’a saygı duruşu niyetiyle çektiği film, düğün günü kocasını öldüren beş katilin izini süren ve yalnızca siyah ya da beyaz giyinen bir kadının hikâyesini anlatıyor. Bu sıra dışı intikam filminin başrolünde, yine Truffaut’nun çektiği Jules ve Jim ile yıldızı parlayan Jeanne Moreau son derece gizemli, çarpıcı ve alabildiğine karizmatik. Siyah Gelinlik, 2006’da İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan efsane oyuncu Jeanne Moreau anısına gösteriliyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Jeanne Moreau iyi bir oyunculuk sergilemiş.
  • Filmin akıcılığı oldukça iyi ve gerilim/gizem düzeyi de dengeli.
  • Hitchcockvari bir hikâyeyi kendisine konu edinir film.
  • Filmi izlerken kendinizi Yeşilçamvari bir hikâyenin içinde hissedebilirsiniz.

Hannah

image

Filmin Künyesi:

HANNAH | Yönetmen: Andrea Pallaoro / Senarist: Andrea Pallaoro, Orlando Tirado / Oyuncular: Charlotte Rampling (Hannah), André Wilms (Hannah’ın Eşi), Stéphanie Van Vyve (Elaine), Jean Michel Balthazar (Chris) / İtalya / 2017 / Renkli / 95´

Sinopsis:

Bol ödüllü ilk uzun metrajlı filmi Medealar ile 2014’te festivale konuk olan Andrea Pallaoro, dört yıl aradan sonra çektiği ikinci filminde başrolü usta oyuncu Charlotte Rampling’e teslim ediyor. Rampling filmde, hapse giren eşinin arkasında durmayı seçen ama bu yüzden kendi oğlu tarafından bile dışlanan, Hannah adında yalnız bir kadına hayat veriyor. Bir yandan son derece güçlü ve kendinden emin, diğer yandan içini kemiren şüpheyle yüzleşmekten çekinen bir karakter Hannah. Pallaoro bu çok katmanlı karakteri sakin bir sinema diliyle analiz ederken, sade ama aynı zamanda son derece ayrıntılı tasarlanmış mizansenleri, Haneke ya da Akerman gibi yönetmenlerle karşılaştırılıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi başarısız buldum.
  • İlk uzun metraj çalışması “Medealar” filminden sonra bu film bir hayal kırıklığı olmuş.
  • Charlotte Rampling’in oyunculuğu 2017 Venedik Volpi Kupası En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirmiş olsa da bu iyi bir film olmasına yetmemiş.
  • “Muğlakların Sessizliği”

Paramparça

image

Filmin Künyesi:

PARAMPARÇA | IN THE FADE | AUS DEM NICHTS | Yönetmen: Fatih Akın / Senarist: Fatih Akın, Hark Bohm / Oyuncular: Diane Kruger (Katja Şekerci), Numan Acar (Nuri Şekerci), Ulrich Tukur (Jürgen Möller), Denis Moschitto (Danilo Fava, Avukat), Samia Muriel Chancrin (Birgit), Johannes Krisch (Savunma Avukatı), Ulrich Brandhoff (André Möller), Hanna Hilsdorf (Edda Möller) / Almanya / 2017 / Renkli / 106´

Sinopsis:

Fatih Akın’ın Altın Küre Ödülü kazanan, Oscar yarışındaki yeni filmi PARAMPARÇA / IN THE FADE, eşi Nuri (Numan Acar) ve 6 yaşında oğlunu bir patlamada kaybeden Katja’nın (Diane Kruger) hikayesinde saldırının ırkçı motifleri en başta göz ardı edilse de, ortaya çıkan deliller Neo-Nazi bağlantılarına işaret eder. Bundan sonraki etapta Katja’yı yıpratıcı bir mahkeme süreci bekleyecek ve adaleti kimin sağlayabileceği kocaman bir soru işareti olacaktır. Tüm hayatı alt üst olan Katja’nın tek isteği, bu terör saldırısını kimlerin neden yaptığını öğrenmektir. Yılın merakla beklenen filmlerinden Paramparça, Fatih Akın’ın güçlü sineması ve Diane Kruger’in Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazanan olağanüstü performansıyla etkisi uzun süre unutulmayacak bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim. Başarılı bir film olmuş.
  • Diane Kruger oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Oyuncu ekibi seçimleri iyi yapılmış.
  • Filmin temposu ve sürükleyiciliği iyi bir şekilde düzenlenmiş.
  • Özdeşleşme anlamında, özellikle de Katja karakteri için, seyirciyi içine kolaylıkla alabilen bir film olmuş.
  • Film paramparça başlayıp paramparça bitiyor.
  • Yakın zaman önce kaybettiğimiz usta aktör Münir Özkul’un “Hababam Sınıfı Tatilde” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filminde “Mahmut Hoca” olarak “okul” ile ilgili söylediği cümleleri şu şekilde “adalet” için uyarlayabiliriz: “Adalet sadece dört yanı yargıçla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Adalet her yerdir. Sırasında bir mahkeme salonu, sırasında bir deniz kenarı.”
  • “Adalette Salınan Katja”

Sevgisiz

image

Filmin Künyesi:

SEVGİSİZ | LOVELESS | Yönetmen: Andrey Zvyagintsev / Senarist: Oleg Negin, Andrey Zvyagintsev / Oyuncular: Mariana Spivak (Zhenya), Alexei Rozin (Boris), Matvei Novikov (Alyosha), Varvara Shmykova (Lena), Andris Keiss (Anton), Marina Vasileva (Masha), Aleksey Fateev (Ivan) / Rusya / 2017 / Renkli / 127´

Sinopsis:

Zhenya ve Boris, bıkkınlık, nefret ve karşılıklı suçlamalarla tükenen evliliklerini sonlandırmak üzeredir. Boşanma işlemlerini başlatmadan çok önce hayatlarına birileri giren ikili yeni bir başlangıç yapmak için sabırsızdır; ta ki tartışmalarından birine kulak misafiri olan 12 yaşındaki oğulları Alyosha ortadan kayboluncaya kadar. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri yıkılınca ağlamayı bile unutmuş Rus toplumunun portresini çiziyor bu filminde. Sevgisiz, bu yıl Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nün sahibi oldu ve Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim. Başarılı bir film olmuş.
  • Oyunculuklar başarılı. Oyuncular büyük bir sevgi ile “sevgisiz” karakterler yaratmışlar.
  • Alyosha’nın her şeyi tüm çıplaklığı ile yarı çıplakken banyoda öğrendiği sahne güzeldi.
  • Filmin görsel atmosferi bana “Beden ve Ruh” (Yönetmen: Ildikó Enyedi) filmini hatırlattı. Öte yandan Boris’in çalıştığı iş yeri ve iş yerindeki yemekhane sahneleri de “Beden ve Ruh” filmindeki benzer sahneleri çağrıştırıyor.
  • Boris karakteri “Velayet | Custody” (Yönetmen: Xavier Legrand) filmindeki başka bir “sevgisiz” ve sevimsiz baba karakteri Antoine Besson’u (Denis Ménochet) hatırlattı. Alexei Rozin ve Denis Ménochet fiziki olarak da biraz birbirlerine benziyorlar sanki.
  • “Sevgi anlaşmak değildir.
    Nedensiz de sevilmez.”

Fortunata

image

Filmin Künyesi:

FORTUNATA | FORTUNATA | Yönetmen: Sergio Castellitto / Senarist: Margaret Mazzantini / Oyuncular: Jasmine Trinca (Fortunata), Stefano Accorsi (Patrizio), Nicole Centanni (Barbara), Alessanro Borghi (Chicano), Edoardo Pesce (Franco), Hanna Schygulla (Lotte) / İtalya / 2017 / Renkli / 102´

Sinopsis:

Adının anlamı “şanslı” belki ama yıkıcı evliliğinin enkazından sağ kurtulmaya çabalayan bir kadın Fortunata. Bir kuaför açmak için olanca gücüyle çalışıyor, bu esnada da sadece küçük kızı elinden tutuyor. Tek bir amacı var; yoluna taş koymaya bir hayli hevesli erkeklerle dolu bu büyük şehirde kendini özgür kılıp, hayata karşı dimdik durmak… Bugün değilse bile yarın, kendi varlığı dışında hiç kimseyi umursamadan mutlu olmak… Sergio Castellitto’nun Fortunata’sı Roma’nın arka sokaklarında güçlü bir kadının fırtınasından doğan, delişmenliğiyle Fellini tonlarına çalan bazen eğlenceli bazen de can yakıcı bir film.

Not: Yukarıdaki paragraf Film Ekimi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda vasat buldum.
  • Film iyi bir hikayeye sahip fakat ortaya çıkan yapıt pek isteneni verememiş.
  • Fortunata ile kızı Barbara arasındaki ilişki bana “Prensesim” (Yönetmen: Eva Ionesco) filminde Hanah Giurgiu (Isabelle Huppert) ile kızı Violetta Giurgiu (Anamaria Vartolomei) arasındaki ilişkiyi hatırlattı.
  • Fortunata karakterinde bir Anna Magnani ile Sophia Loren karışımı görmek mümkün.
  • “Fortunata Hanım’ın Gündüz Topukları”

Gelecek Günler

image

Filmin Künyesi:

GELECEK GÜNLER | THINGS TO COME | Yönetmen: Mia Hansen-Løve / Senarist: Mia Hansen-Løve / Oyuncular: Isabelle Huppert (Nathalie Chazeaux), André Marcon (Heinz), Roman Kolinka (Fabien) / Fransa / 2016 / Renkli / 102´

Sinopsis:

Avrupa’nın yükselişteki yönetmenlerinden Mia Hansen-Løve’a Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü getiren beşinci filmi GELECEK GÜNLER / THINGS TO COME, güçlü bir kadın karakter portresi sunuyor. Nathalie evli ve çocuklu, ayakları yere basan bir felsefe öğretmenidir. İlgi bekleyen yaşlı annesi, çok sevdiği işi ve yolunda giden evliliği arasında üçe bölünmüş olan hayatındaki taşlar, 25 yıllık kocası onu terk ettiğinde yerinden oynamaya başlar. Nathalie, kurmak için yıllarını verdiği hayatı bir anda kaybetmiştir. Orta yaştan sonra hayatın getirdiği değişikliklerle geleceğini nasıl kuracağını, hayatının bu yeni evresini nasıl karşılayacağını henüz bilmemektedir. Rotten Tomatoes tarafından 2016’nın Yabancı Dilde En İyi Filmi seçilen ve Time, Rolling Stone, New York Times, Screen, Variety, Los Angeles Times gibi pek çok kaynak tarafından 5 yıldızla taçlandırılan filmde Isabelle Huppert, etkileyici performansıyla sene boyunca pek çok ödüle layık görüldü.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Genel olarak başarılı bir film olmuş.
  • Yönetim ve oyunculuklar başarılı.
  • Film müzikleri güzel ve keyifliydi.
  • Felsefe öğretmeni Nathalie’nin yaşamı ve başından geçen kimi olaylar “Öğretmen Zeynep” (Yönetmen: Ümit Efekan) filmini hatırlatıyor.
  • Heinz ile Nathalie arasındaki evlilik kurumu “Hayatboyu” (Yönetmen: Aslı Özge) filmini hatırlatıyor.
  • “Brittany By Sea”

Tereddüt

image

Filmin Künyesi:

TEREDDÜT | Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu / Senarist: Yeşim Ustaoğlu / Oyuncular: Funda Eryiğit (Şehnaz), Ecem Uzun (Elmas), Mehmet Kurtuluş (Cem), Okan Yalabık (Umut), Serkan Keskin (Elmas’ın Kocası), Sema Poyraz (Elmas’ın Kaynanası) / Türkiye / 2016 / Renkli / 110´

Sinopsis:

Şehnaz, 30’larının başında, uzmanlığını yeni bitirmiş ve bir sahil kasabasında mecburi hizmete başlamış bir psikiyatrdır. İstanbul’da, özenle kurduğu, hiçbir şeyin eksik değilmiş gibi göründüğü dünyasında, başarılı ve karizmatik kocası Cem ile kusursuz olduğunu düşündüğü bir evlilik sürdüren Şehnaz, bir yandan da İstanbul’dan çok uzak olmayan bu kasabada bir bağ kurmadan ve yerleşik bir düzene geçmeden yaşayarak, her hafta sonu İstanbul’daki evine gidip gelir. Özlemle dolu her hafta sonu yapılan bu gidip gelmelerin arkasında aslında derinde yatan bir mutsuzluk, Cem’in narsist istekleri karşısında tutulup kalmış kırılgan bir cinsellik ve yüzleşmekten uzak, ötelenmiş korkular yatmaktadır.

İki yıl önce, henüz 16 yaşındayken zorla evlendirilerek aynı sahil kasabasına getirilmiş Elmas’ın hayatı ise kayınvalidesinin bakımı, temizliği ve kocasının cinsel arzularını zorla yerine getirdiği, üzerine çok erken yaşta yüklenen bunaltıcı sorumluluklarla geçer. Çoktan çocuk olduğunu unutmuş olan Elmas, duvarların üstüne üstüne geldiği bir hapishanede yaşadığını hissettiği bir hayatın içine sıkışıp kalmıştır.

Fırtınalı bir gecenin sabahında yolları kesişen Şehnaz ve Elmas’ın hayatlarındaki çok farklı ama aynı olan sorunlarla yüzleşmeleri, hayatlarında yeni bir kapıyı aralamalarını sağlayacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • İki ayrı kadın karakteri görüyoruz filmde. Biri (Şehnaz) bedeninden haz alma konusunda tereddüt yaşamayan; diğeri (Elmas) ise bedenine dokunulması konusunda tereddüt yaşayan.
  • Elmas’ın rüyasını canlandırarak anlattığı sahne güzeldi.
  • Filmin görsel atmosferi “Sonbahar” (Yönetmen: Özcan Alper) filmini çağrıştırdı.
  • Filmde bolca yer verilen dalgalar ve onların gel-git yapısı sanki tereddüt duygusunu yansıtmakta.
  • “Hazdan Gelen Huya Gider”