Provadan Sonra

Provadan Sonra filmi. Ingmar Bergman, Erland Josephson ve Lena Olin

Provadan Sonra filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

PROVADAN SONRA | AFTER THE REHEARSAL | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman  / Oyuncular: Erland Josephson (Henrik Vogler), Ingrid Thulin (Rakel Egerman), Lena Olin (Anna Egerman), Bertil Guve (Henrik Vogler’in Gençliği), Nadja Palmstjerna-Weiss (Anna Egerman’ın Gençliği) / İsveç / 1984 / Renkli / 72´

Sinopsis:

Ingmar Bergman, boş bir tiyatronun içindeki bir odada yaşananlarla, sürekli işlediği hayat ile sanat arasındaki geçirgenlik temasına geri dönüyor. August Strindberg’in Rüya Oyunu piyesi için yapılan bir provanın ardından tiyatroda oyalanan ünlü yönetmen Henrik, yeni parlayan yıldızı Anna ile flörtleşirken içten bir sohbete dalar. Bu esnada, Anna’nın da yönlendirmesiyle yönetmen kendine zarar veren bir oyuncu olan, Anna’nın artık hayatta olmayan annesi Rakel ile yaşadığı ilişkiyi anımsamaya başlar. Keskin bir kalemden çıkmış ve mükemmel oyunculukla taçlandırılmış bir film olan Provadan Sonra, görünenin ardını göstererek tiyatroda yaşamın hem albenisini hem de bedelini irdeliyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda vasat buldum.
  • Filmin atmosferi izleyiciye yeteri kadar hissettirilememiş.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Kısa bir süre yer alsa da Ingrid Thulin’in varlığı güzel olmuş.
  • Filmden bir replik: “Özel hayatındaki aktristen kurtul”
  • Yönetmenin “Saraband” filminde de Henrik diye bir karakter vardır. Üstelik Henrik’in ölen eşinin ismi de Anna’dır. Çocukları Karin vardır bir de 19 yaşında. İster misiniz Bergman’ın “Saraband” filmindeki Henrik ve Anna bu filmdekiler olsun. “Saraband” yılı 2003 yapımı. Bu film ise 1984.  Karin’in 19 yaşında olması da ilginç bir rastlantı. Bu filmle ilgili Öylecine Bir Aşk sayfasındaki yazıya buradan erişebilirsiniz.

Provadan Sonra Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • “Henrik’in Hayatı”

 

Annem Hakkında Her Şey

Annem Hakkında Her Şey filmi ile ilgili künye, sinopsis ve değerlendirmeler aşağıdaki gibidir.

Filmin Künyesi:

ANNEM HAKKINDA HER ŞEY | ALL ABOUT MY MOTHER | Yönetmen: Pedro Almodóvar / Senarist: Pedro Almodóvar  / Oyuncular: Cecilia Roth (Manuela), Penélope Cruz (Hermana Rosa), Candela Peña (Nina), Marisa Paredes (Huma Rojo), Antonia San Juan (Agrado),  Rosa Maria Sardà (Rosa’nın Annesi), Fernando Fernán Gómez (Rosa’nın Babası), Toni Cantó (Lola), Eloy Azorín (Esteban) / İspanya / 1999 / Renkli / 101´

Sinopsis:

Annem Hakkında Her Şey unutulmaz kadınlardan oluşan zengin, kaleydoskop benzeri bir evren yaratıyor. Eve Hakkında Her Şey, Arzu Tramvayı gibi klasik melodramlara ve Cassavetes’in Açılış Gecesi’ne göndermelerle dolu olan film, ergen yaştaki oğlunun trajik ölümünden sonra Madrid’den Barselona’ya giden hemşire Manuela’nın (Cecilia Roth) şehirde geçirdiği günlerin izini sürer. Manuela Barselona’da mülksüzleştirilmiş kadınlardan oluşan bir topluluğa katılır, bunların arasında sorunlu bir oyuncu (Marisa Paredes), sözünü sakınmayan bir seks işçisi (Antonia San Juan) ve hamile, HIV-pozitif bir rahibe (Penélope Cruz) vardır. Bu çılgın fantezi, kadın dostluğuna ve gücüne sunulan cömert ve içten bir selam.

Not: Yukarıdaki paragraf Pera Müzesi sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Dinamik, dramatik ve eğlenceli bir film olmuş.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Hikaye içerisindeki bağlamalar güzel yorumlanmış.
  • Filmin negatif yönü hikayedeki olayların çok hızlı akması olarak düşünülebilir.
  • Huma Rojo’nun piyesteki repliklerini gerçek hayattaki diyaloglara serpiştirmesi güzel bir uygulama olmuş.
  • Esteban’ın not defterinin, fotoğrafındaki gözlerinin altına gelecek şekilde yerleştirilmesi güzel bir mizansen olmuş.
  • Yardımcı rollerden birinde olan Agrado karakteri filme oldukça renk katmış.
  • Filmden bir replik: “Kalbimin peşinden gittim”
  • Esteban’ı canlandıran Eloy Azorín ünlü İspanyol tenisçi Rafael Nadal’a benziyor.
    Annem Hakkında Her Şey Filminde Eloy Azorín
    Eloy Azorín

    İspanyol Tenisçi Rafael Nadal
    Rafael Nadal

Annem Hakkında Her Şey Filmi için Öylesine İsim Önerileri 

  • “Tramvayın Kıyısında”

 

Persona

image

Filmin Künyesi:

PERSONA | Yönetmen: Ingmar Bergman / Senarist: Ingmar Bergman / Oyuncular: Bibi Andersson (Alma), Liv Ullmann (Elisabet Vogler), Margareta Krook (Doktor), Gunnar Björnstrand (Elisabet ‘in Eşi), Jörgen Lindström (Elisabet ‘in oğlu) / İsveç / 1966 / Siyah-Beyaz / 81´

Sinopsis:

Ingmar Bergman’ın en gizemli, en rahatsız edici filmlerinden Persona, David Lynch’ten Claude Chabrol’e, hatta Abba’ya kadar etkisi yayılan, sarsıcı bir psikolojik dram, Bergman’ın tarifiyle “iki enstrüman için bir sonat”. Bibi Andersson’ın canlandırdığı genç hemşire Alma, Liv Ullman’ın canlandırdığı, konuşmayı reddeden aktris Elisabeth Vogler’in tedavi süreciyle ilgilenmektedir. İkili, birlikte, deniz kıyısındaki bir eve yerleşir. Ancak zamanla tedavi tersine işler; Elisabeth yerine Alma konuşup içini dökmeye başlar; ikilinin kişilikleri birbirine geçtikçe, gerçekle hayal de birbirine girer. Bergman’ın birçok kusursuz başyapıtından biri olan Persona, yönetmenin sözleriyle “yalnızca sinemanın keşfedebileceği sözsüz gizlere dokunuyor”.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel olarak beğendim.
  • Bibi Andersson’un oyunculuğu çok başarılı.
  • Bu filmi daha çok seveceğimi düşünmüştüm ama beklediğim gibi olmadı.
  • Bergman’ın film hakkında yapılan kısa bir röportajda dikkat çektiği üzere filmin ilk 4 dakikası biraz zorlayıcı ve sabır gerektiriyor.
  • Alma, Elisabet için bir ayna belki de. Hem ruhi hem de fiziki olarak Elisabet’in sesi oluyor Alma. Çoğu zaman giydikleri kıyafetlerin rengi bile aynı.
  • Bu filmde “sıkıntılı” anne rolünü oynayan Liv Ullmann yıllar sonra yine Bergman’ın yönettiği “Güz Sonatı” filminde bu sefer “sıkıntılı” annenin kızı rolünde karşımıza çıkıyor.

Satıcı

image

Filmin Künyesi:

SATICI | THE SALESMAN | Yönetmen: Asghar Farhadi / Senarist: Asghar Farhadi / Oyuncular: Shahab Hosseini (Emad Etesami), Taraneh Alidoosti (Rana Etesami), Babak Karimi (Babak) / İran / 2016 / Renkli / 125´

Sinopsis:

Oscar’lı Bir Ayrılık’ın yönetmeni Asghar Farhadi, Fransa’da çektiği Geçmiş’in ardından sarsıcı bir dramla yeniden ülkesine dönüyor. İran’da günümüzde geçen filmde Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü oyununu sahneye koyan tiyatrocu çift Rana ve Emad, yeni bir eve taşınır. Rana, burada saldırıya uğrar. Emad, travmasını sessizce atlatmaya çalışan Rana’nın aksine intikam alma yolunu seçer. Farhadi’nin izleyiciyi girdap gibi içine çeken ve mükemmel işleyen senaryosu ve oyuncu kadrosunun kusursuz performansları, filme Cannes’da iki ödül ve bol övgü kazandırdı. İran sinemasının güçlü soluğu Ashgar Farhadi, ahlaki açılımları ve İran toplumuna getirdiği derin çözümlemelerle bir kez daha insan davranışlarının dehlizlerine iniyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça beğendim.
  • Senaryo ve oyunculuklar başarılı.
  • Filmin başında yer alan iş makinesi / vinç sahnesi bir bakıma aile düzeninin sarsılmasını simgeliyor diye de düşünülebilir. “Leviathan” (Yönetmen: Andrey Zvyagintsev) filminde de sonlara doğru benzer ve daha sert bir iş makinesi / vinç sahnesi vardı.
  • Filmin polisiye yönünü iyi buldum.
  • Filmde düğüm yine başta gördüğümüz evin içinde çözülüyor. Bu sefer herkes dışarıya çıkmaya değil içeriye girmeye çalışıyor.

Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi

image

Filmin Künyesi:

BIRDMAN VEYA CAHİLLİĞİN UMULMAYAN ERDEMİ | BIRDMAN: OR (THE UNEXPECTED VIRTUE OF IGNORANCE) | Yönetmen: Alejandro González Iñárritu / Oyuncular: Michael Keaton (Riggan Thomson), Zach Galifianakis (Brandon), Edward Norton (Mike Shiner), Andrea Riseborough (Laura), Amy Ryan (Sylvia), Emma Stone (Sam), Naomi Watts (Lesley), Lindsay Duncan (Tabitha) / ABD / 2014 / Renkli / 119´

Sinopsis:

Bir dönemin ‘Birdman’ adlı süper kahraman filmleri serisiyle ünlenen oyuncusu Riggan, Broadway’de kendi yönettiği ve başrolünde yer aldığı bir oyunun son hazırlıklarını yapmaktadır. Ancak provalar esnasında oyunculardan biri beklenmedik bir biçimde yaralanır ve yerinin acil olarak doldurulması gerekir. Lesley ve onun en yakın arkadaşı olan Jake’in önerisiyle bir zamanların gözde yıldızı olan Mike Shiner ile anlaşılır. Riggan sahneye çıkma hazırlıkları yaparken en başta Mike Shiner ardından ise oyuncu olan sevgilisi Laura, kişisel asistanlığını yürüten kızı Sam ve mükemmeliyetçi eski karısı Sylvia baş etmek durumunda kalır. Riggan kendine yeniden prestij kazandırmasını beklediği bu oyunu, beklentilerin aksine olumlu tepkiler kazanması için elinden geleni yapacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı. Özellikle de Michael Keaton ve Edward Norton.
  • Senaryo başarılı.

Eksiler

  • Hareketli kamera kullanımı zaman zaman rahatsız edici boyutlara ulaşıyor.
  • Film müzikleri pek başarılı değil.
  • Riggan’ın Birdman benliğini canlandıran dış ses çok itici.
  • Diyalogların belden aşağı bölümleri biraz abartılı olmuş.

Keşif

  • Riggan’ın tiyatro uyarlamasını yaptığı “What We Talk About When We Talk About Love” (Yazar: Raymond Carver) hikayesinde geçen kimi sahnelerin filmin içindeki gerçek hayatta da olduğunu görürüz.
    • Sargılar içindeki yaşlı çift / Riggan’ın filmin sonundaki sargılı hali
    • Oyunu sergileyenlerin normalde de sevgili olması
    • Oyunda rolü gereği hamile olan Laura’nın gerçekte de hamile olması
  • Filmde bahsi geçen ilginç bir tespit: “Aşk ile hayranlığı karıştırma”
  • Riggan ile tiyatro eleştirmeni kadının bardaki atışma sahnesi iyiydi.
  • Filmin sonunda burnunu yaralayan Riggan bir nevi Birdman maskesi takmış gibi oluyor.
  • Özellikle dış çekimlerde kameranın yüksekten çekim yapması şöhrete ve ihtişama yapılan bir tasvir gibiydi.
  • Filmin büyük çoğunluğunun tiyatro binası içinde geçmesi aklıma “Riley’nin Hayatı” (Yönetmen: Alain Resnais) filmini getirdi.
  • Şöhret ve gücü kaybetme/elinde bulundurma temaları açısından film “Yıldız Haritası” (Yönetmen: David Cronenberg) filmine yakın duruyor.
  • Riggan’ın menajeri hem siması hem de rolü gereği “Şark Bülbülü” (Yönetmen: Kartal Tibet) filminde Gazino Müdürünü canlandıran Levent Öktem’e pek benziyor.

Öylesine

  • “Riggan’ın Hayatı”
  • “Garip bir kuştu rolüm,
    Elimden uçtu ünüm”

Afife Jale

image

Filmin Künyesi:

AFİFE JALE | Yönetmen: Şahin Kaygun / Oyuncular: Müjde Ar (Afife Jale), Tarık Tarcan (Ziya), Macit Koper (Afife’nin Babası), Alev Sezer (Selahattin Pınar), Gülsen Tuncer (Afife’nin Annesi), Şahika Tekand (Seniha Tepsi) / Türkiye / 1987 / Renkli / 89´

Sinopsis:

Türk, Müslüman kadınlarının sahneye çıkma yasağı olduğu Osmanlı döneminde Afife Jale, sahneye çıkmayı başarmış ilk tiyatro oyuncusudur. Ama sahne ömrü uzun sürmez; çevresinin, devlet otoriterlerinin karşı çıkmaları sonucu sahneden indirilecektir. Tüm zorluklara rağmen mesleğine devam etmek istese de, yoğun baskılar ve yaşadığı ilişkiler sonucu ruh sağlığı bozulur ve yaşamının geri kalanını akıl hastanesinde geçirmek zorunda kalır. Osmanlı dönemi baskıcı rejiminin toplum üzerindeki etkilerine gerçek bir hayat hikayesi üzerinden değinen drama, Şahin Kaygun’un ilk yönetmenlik deneyimidir.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern’in sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Bir ilk film olarak oldukça başarılı.
  • Müjde Ar çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş.
  • Diyalogların edebi yönü çok başarılı. Senaryoya (Selim İleri, Nezihe Araz) edebiyatçı eli değdiği hissediliyor.
  • Sanat yönetimi başarılı.
  • Oyuncu kadrosu başarılı seçilmiş.

Eksiler

  • Filmin görsel atmosferi kimi yerlerde çok karanlıktı. Belki biraz daha ışık kullanılabilirdi o bölümlerde.
  • Afife’nin, ablasının evinden kaçma sahnesi ve sonraki takip kısımlarında biraz kopukluk olmuş.

Keşif

  • Dönemi için aykırı bir kadın sanatçı hikayesi olması anlamında film bana “Violette” (Yönetmen: Martin Provost) filmini hatırlattı.
  • Afife Jale ve Selahattin Pınar birlikteliği pek güzelmiş. Biri sahnede içli oynuyor diğeri ise sahnede içli söylüyor.
  • Filmde bahsi de geçen güzel bir Selahattin Pınar bestesi: “Gözünün Rengini Sordum Kara Sevda Dediler”
  • Filmden pek güzel bir replik: “Mizaçlarımız çarpışıyor, sevgimiz değil”
  • Afife ile Ziya’nın karşılıklı oynadığı birçok sahnede kamera onları uzaktan çekiyor. Ve perdeye yansıyanlar sanki bir tabloya dönüşüyor.
  • Filmden güzel bir replik daha: “Bu ev de bana benziyor, hazin bir dekor gibi”
  • Selahattin Pınar’ın, misafiri ile meşk yaparken Afife’den cacık yapmasını istemesi; Afife’nin soğan doğrarken ayrılmak istemeye karar vermesi hayatın gerçeklerine dokunur gibiydi biraz : )
  • Afife’nin film boyunca kurduğu cümlelerdeki o garip hava, derinlik sanki  hayatı boyunca bir tiyatro oyununda yer alıyormuş hissi veriyor.
  • Filmden bir replik : “Hep drama oynamak isterdim oysa şimdi her akşam komedi oynuyorum hayatım drama”
  • Tarık Tarcan filmde çok fazla gözükmese de önemli bir katkı sağlamış.
  • Müjde Ar’ın siması, duruşu kimi sahnelerde ünlü ressam Frida Kahlo’ya çok benziyor.
  • Bir dönem filmi olmasının da etkisiyle geçmişle ilgili güzel ayrıntılar veriyor film.
  • Mezarlığın yanından geçilen bir sahnede Afife Jale tiyatro oynaması ile ilgili önüne çıkan engellerden mütevellit duygularla şöyle diyor: “Ölüler bile daha az korkutucudur” 

Öylesine

  • “İki Reddedilmiş Bir Olursa Tiyatro Seyran Olur”

Sils Maria

image

Filmin Künyesi:

SILS MARIA | CLOUDS OF SILS MARIA | Yönetmen: Olivier Assayas / Oyuncular: Juliette Binoche (Maria Enders), Kristen Stewart (Valentine), Chloe Grace Moretz (Jo-Ann Ellis), Lars Eidinger (Klaus Diesterweg)  / Fransa / 2014 / Renkli / 124´

Sinopsis:

Assayas’nin, Juliette Binoche’un derin ve karmaşık bir karakter yazma meydan okumasına cevap olarak yazdığı filmde, oyuncu Maria Enders’in (Juliette Binoche) hikayesi anlatılıyor. Uluslararası kariyerinin doruğundayken Maria Enders’e kendisini yirmi yıl önce meşhur eden oyunun yeniden gösteriminde oynaması teklif edilir. Ancak bu sefer, daha yaşlı bir karakter olan Helen’ı oynayacaktır. Sigrid (Chloe Grace Moretz) rolünü ise, skandal çıkarmaya eğilimli genç bir yıldız adayı oynayacaktır. Maria kendisini aynanın öbür tarafında, aslında kendisinin rahatsız eden bir yansıması olan çekiciliği de muğlak bir kadınla karşı karşıya bulur.

Artılar

  • Juliette Binoche yine döktüren bir oyunculuk performansı sergilemiş.
  • Genel anlamda filmi başarılı buldum.
  • İsviçre, Alpler, Sils Maria ve Maloja Yılanı harika bir görsel doku armağan ediyor izleyiciye.

Eksiler

  • Valentine’nin bir anda Maria’nın hayatından çıkışını çok keskin buldum.
  • Valentine’nin bir eğlence dönüşü Rock müzik arka planı eşliğinde perişan olduğu sahne ne kadar gerekliydi diye düşündüm.
  • Jo-Ann’in erkek arkadaşı olarak filme dahil olan karakterin filme pek katkı getirmediğini düşünüyorum.

Keşif

  • Filmin diyalogları çok komedi içermese de Juliette Binoche sayesinde bayağı güldüm. Allah razı olsun 🙂
  • Eşsiz doğanın koynunda Maria ve Valentine’nin hem gezip hem de okuma provaları yaptığı sahneler çok güzeldi.
  • Maria ve asistanı Valentine belki de “Maloja Yılanı” oyunundaki Helen ve Sigrid karakterlerine bürünüverdiler gerçek hayatta. İkili arasındaki iş ilişkisi ve okuma provaları sırasında birbirlerini keşfetmeleri de bu duruma katkı sağladı sanki.
  • Filmdeki kimi karakterler bir an hafızamda “Yıldız Haritası” (Yönetmen: David Cronenberg) filmini çağrıştırdı. İki filmdeki karakterler arasında şöyle bir benzerlik kuruverdim.
    Maria ~ Havana
    Valentine ~ Agatha
    Jo-Ann ~ Benjie
  • Maria ve Valentine, Jo-Ann ile buluştukları yemekte kafaları iyice dağıtırlar. Sonra da sarhoş halde araba ile dönmek isterler. Valentine arabayı başka bir araca çarpar. Maria da durur mu yapıştırmış cevabı: Go! Go! Go! 🙂
  • Maria’nın, oyunda Helena’yı canlandırdığı sahnede giydiği kıyafet ve yüzü “Victor Victoria” (Yönetmen: Blake Edwards) filminde oynayan Julie Andrews’i hatırlattı bana.
  • Maria ve Valentine’nin kırda sere serpe uzandıkları sahne güzeldi.

Öylesine

  • “Tirat Atan Kadınlar”
  • “Maloja Yılanı’nı Gördüm”
  • “Sigrid idi Helena idi. Sigrid idi Helena idi. Sigrid idi Helena idi…” 🙂
  • Maria için asistanı Valentine’den bir istek türkü gelsin:
    “Google Google diye nicesini aradım
    Benim sadık yarim asistanımdır”