Ona İyi Bak

image

Filmin Künyesi:

ONA İYİ BAK | HJERTESTART | HANDLE WITH CARE | Yönetmen: Arild Andresen / Senarist: Hilde Susan Jægtnes, Jorge Camacho, Arild Andresen / Oyuncular: Kristoffer Joner (Kjetil), Marlon Moreno (Tavo), Kristoffer Bech (Daniel), Patricia Castañeda (Victoria), Amalia Santamaria (Chelsea),  Ellen Dorrit Petersen (Camilla),  Marcela Carvajal (Pilar), Mary Herrera (Olga), Vegar Hoel (Tom),  Kristina Lilley (Barbara Clarke), Uma Feed (Linda) / Norveç / 2017 / Renkli / 102´

Sinopsis:

Bir deniz platformunda petrol işçisi olarak çalışan Kjetil, karısının ölümünden sonra evlat edindiği oğlu Daniel ile ilişki kurmakta zorlanmaya başlar. Büyük bir çaresizlik içinde, oğlunu doğduğu Kolombiya’ya getiren adam, çocuğun biyolojik annesini aramaya koyulur. Norveçli yönetmen Arild Andresen, travmayla zedelenmiş bir baba-oğul ilişkisini odağına alırken, meselesini yalnızlık üzerine kuruyor. Kristoffer Joner’ın başroldeki kusursuz performansından gücünü alan film, baba-oğlun birbirlerinden ve ülkelerinden “uzakta” oluşlarını da ele alan oldukça çarpıcı bir dram.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi oldukça başarılı buldum.
  • Hem Kjetil rolünü oynayan Kristoffer Joner hem de Daniel rolünde çocuk oyuncu Kristoffer Bech oldukça iyi bir performans sergilemişler.
  • Klasik Kuzey Ülkeleri filmlerinin aksine oldukça sıcak ve dramatik yönü ağır basan bir Latin Amerika filmi olmuş.
  • Daniel’in Kolombiyalı olması gibi film de Kolombiya yapımı Norveç tarafından evlat edinilmiş gibi durmakta (olumlu anlamda).
  • Filmin Norveç’te geçen bölümleri daha ciddiyken Kolombiya’da geçen bölümleri daha eğlenceli.
  • Tavo’nun bir sahnede Kjetil’e onun yetimhanedeki çocuklar ile ilgili verdiği örnekten yola çıkarak vermiş olduğu cevap güzeldi.

Thelma

image

Filmin Künyesi:

THELMA | Yönetmen: Joachim Trier / Senarist: Eskil Vogt, Joachim Trier / Oyuncular: Eili Harbo (Thelma), Kaya Wilkins (Anja), Henrik Rafaelsen (Trond), Ellen Dorrit Petersen (Unni) / Norveç / 2017 / Renkli / 116´

Sinopsis:

Norveç’in son dönemlerde öne çıkan yönetmenlerinden Joachim Trier yeniden bir büyüme hikayesi ile karşımızda. Şehirde üniversiteye gitmek için köydeki evinden ve tutucu ailesinden ilk defa ayrılan çekingen Thelma’nın yaşadıklarını izliyoruz. Thelma, sınıflarından birindeki başka bir kıza aşık olmasıyla hem yaşadığı duygu yoğunluğuna hem de açığa çıkan doğa üstü güçlerine anlam vermeye çalışıyor. Yetiştiriliş tarzından içine işlemiş doğrular, ailesinin baskıcı tutumu ile iç dünyasında yaşadıklarının çatışması arasında kendini bulmaya çabalıyor. Açılış sahnesinden itibaren izleyiciyi kendine bağlayan bu etkileyici film dünya prömiyerini Toronto Film Festivalinde yapmıştı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Eili Harbo’nun oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Filmin görsel estetiğini başarılı buldum.
  • Filmdeki müzik kullanımı iyi tasarlanmış.
  • Kameranın kimi sahnelerde yukarıdan gerçekleştirdiği çekimler Thelma’nın Tanrısal varlığına dair bir gönderme olabilir.
  • Film kimi açılardan “Mavi En Sıcak Renktir” (Yönetmen: Abdellatif Kechiche) kimi açılardan ise “Bahçe” (Yönetmen: Martin Šulík) filmini hatırlattı bana.
  • “Bu Nöbetler Neden Thelma”
  • “Köyden İndim Kente”

1001 Gram

image

Filmin Künyesi:

1001 GRAM | 1001 GRAMS | 1001 GRAM | Yönetmen: BENT HAMER / Oyuncular: ANE DAHL TORP (Marie), LAURENT STOCKER (Pi ), STEIN WINGE (Ernst Ernst), HILDEGUN RIISE (Wenche), PER CHRISTIAN ELLEFSEN (Moberg), PETER HUDSON (Dr. Reinhard Winkler), CHRISTIAN ERICKSON (Dr. Andrew Johns), DIDIER FLAMAND (Gérard) / Norveç / 2014 / Renkli / 88´

Sinopsis:

Bilim kadını olan Marie (Ane Dahl Torp) her şeyin fiziksel olarak ölçülebilir olmasına takıktır ve hem özel hem de iş hayatını aynı mesafeli tavırla idare etmektedir. Kendisi gibi bu konuda fanatik olan babası Ernst’le birlikte Norveç’in ağırlık ve ölçekler enstitüsünde çalışır. Ernst kalp krizi geçirince, Paris’te gerçekleşecek olan uluslararası kalibrasyon konferansına katılmak Marie’ye düşer. Yolculuk Marie için bir dönüm noktası, içsel değişiminin başlangıcı olacaktır. Orada tanıştığı Pi’nin farklı düşünceleri ve sıcaklığı Marie’ye kendi mutluluğunu ne kadar önemsediğini düşündürür. Sıra dışı komedinin ve absürt filmlerin ustası Bent Hamer bu kez bilim ile insan duyguları arasındaki gri alanda gezinirken, yine hafifliği elden bırakmayarak, birbirimize duyduğumuz ihtiyacı, insan olmanın tuhaflıklarını irdeliyor.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda izlemeye değer bir film olmuş.
  • Ane Dahl Torp’un oyunculuğu başarılı.
  • Film müziği başarılı olmuş.

Eksiler

  • Gecenin bir vakti salonun ortasında, elinde kadehi ile Marie’yi tekrar tekrar görmek pek bir yere vardırmıyor bizleri.
  • Film bilimsel dilinin içine duygusallık ve mizah katmaya çalışsa da istendiği kadar başarılı olamamış.

Keşif

  • Film ile olan seyir serüvenimizin elektrikli araba kullanımı ile başlaması olumluydu.
  • Kameranın dar bir alanda sohbet ederken gösterdiği yaşlı adam ve genç kadının aslında baba-kız olduğunu daha sonradan anlıyor olmamız iyi bir ters köşeydi.
  • Kilogram prototipleri ile ilgili çalışmalar ve bu mekanlardaki mizansenler genel olarak iyiydi.
  • Bilim insanlarının ellerinde prototipleri ile hatıra fotoğrafı çektirmeleri iyi bir detaydı.
  • Kuş seslerinin kaydedildiği dingin ve naif ortamdan küvetli sahneye yapılan geçiş biraz sert olmuş.
  • Mekanların büyük ve içlerinin az yoğun döşenmiş olması yabancılaştırıcı bir etki yaratmış.
  • Kilogram prototipleri ile uğraşan bilim insanlarının mekanik hareketleri/tepkileri, onların da bir prototip olduğuna delalet ediyor olabilir.
  • Filmde geometri biliminden esinlenmiş yapılara da oldukça sık rastlıyoruz.

Öylesine

  • “Mavi En Gram Renktir”

Miss Julie

image

Filmin Künyesi:

MISS JULIE | Yönetmen: Liv Ullmann / Oyuncular: Jessica Chastain (Miss Julie), Colin Farrell (John), Samantha Morton (Kathleen), Nora Mcmenamy (Çocuk Miss Julie) / Norveç / 2014 / Renkli / 130´

Sinopsis:

Ingmar Bergman’ın “esin perisi”, efsane oyuncu Liv Ullmann’ın 2000 tarihli Sadakatsiz’den bu yana çektiği bu ilk film, dünya prömiyerini Eylül’de Toronto Film Festivali’nde yaptı. Miss Julie, aristokrat bir kadınla kahyası arasındaki “aşağıdakiler-yukarıdakiler” cinsinden tek gecelik bir aşk hikayesini anlatan, yıldızlarla dolu bir dönem filmi. 1890’larda bir yaz gecesi… İrlanda asıllı İngiliz aristokratlarından Bayan Julie, babasının kahyasını kendisini baştan çıkarmaya ikna eder. Sabaha kadar dans edip içki içer, birbirlerinin kanına girip birbirlerini etkilemeye; karşılıklı tiksinme ve arzuyla, birbirlerini ezip hükmetmeye çalışırlar. Sabahın umut mu, umutsuzluk mu getireceğinden emin olamadan, tek çıkışlarını bir Yunan trajedisinin feci sonunda bulurlar.

Artılar

  • Jessica Chastain ve Samantha Morton oldukça başarılı bir oyunculuk sergilemişler.
  • Filmdeki müzik kullanımı başarılı.
  • Film vasat ya da vasatın az altı olsa da Liv Ullmann’ın hatırına izlemeye değer.

Eksiler

  • Maalesef miss Liv Ullmann filmleri 🙁
  • Filmin ilk yarısı iyi ama daha sonra film başka bir hale bürünüyor.
  • Söz konusu olan kişi Liv Ullmann olmasından dolayı üzülerek yazıyorum ama maalesef diyaloglar başarılı değil. Diyalog uzunlukları Ingmar Bergman filmlerini hatırlatsa da kalite aynı derecede değil.
  • Colin Farrell’in oyunculuğu çok teatral kalmış.
  • John karakterindeki sert dönüşüm oldukça yapı bozucu olmuş.
  • Bir sahnede Miss Julie ve John dışarıdan gelenlerden saklanmak için Julie’nin kendi odası yerine neden John’un odasına girerler anlamak pek mümkün değil.

Keşif

  • Filmde müziğin kullanılış biçimi ve müzikler bana “Kış Uykusu” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmini hatırlattı.
  • Kathleen karakterini hem hizmetçi hem de inançlı biri olması nedeniyle “Çığlıklar ve Fısıltılar”  (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki Anna (Kari Sylwan) karakterine benzettim.

Öylesine

  • Yaz Dönümü Sonatı”

Körlük

image

Filmin Künyesi:

KÖRLÜK | BLIND| BLIND  | Yönetmen:  Eskil Vogt  / Oyuncular:  Ellen Dorrit Petersen (Ingrid), Henrik Rafaelsen (Morten), Vera Vitali (Elin), Marius Kolbenstvedt  / Norveç / 2014 / Renkli / 96´

Sinopsis:

Joachim Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi, seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün. “Filmde körlük nasıl gösterilir? En bariz yöntem ekranı karartmak, izleyiciyi sesle yönlendirmek olacaktır. (…) Bense çokça, bir ayrıntıyı soyutlama ya da bir görüntüyü daha fazla tutma yoluyla görsel beslemeyi kısıtladım. Filmin biçimi ve biçeminin kilidi bu oldu. Ve körlük, çelişkili de olsa, çok sinemasal aslında; sinemanın en temel yanlarını içeriyor: görmek, görülmek, aydınlık, karanlık…” –Eskil Vogt

Artılar

  • Genel anlamda başarılı buldum.
  • Ellen Dorrit Petersen’in oyunculuğu başarılı.
  • Filmin sakin tonda çekilen ve sessizliğin huzur içinde kullanıldığı sahneleri beğendim.

Eksiler

  • Filmin başında körlük ile ilgili yumuşak bir girişin ardından birden kendimizi Einar’ın cinsel açmazlarında buluyoruz. Hem bu sert geçişi hem de bu geçiş bölümüne ayrılan sürenin uzunluğunu olumsuz karşıladım.
  • Elin’in hikayeye dahil olması sonrasında, onun Ingrid’in zihnindeki bir karakter mi yoksa gerçek hayatta Ingrid’in bir yansıması mı olduğunu anlamakta oldukça güçlük çekiyoruz. Tamam, belki de bu bulanıklık filme gizemli bir hava katıyor ama izlediğim sırada benim zihnimi biraz zorlamıştı 🙂

Keşif

  • Kendime itiraf etmesi zor biraz ama Einar karakterinde yer yer kendimi gördüm sanki kimi hareketlerini tasvip etmesem de 🙂
  • Bir sahnede otobüste/trende olan Elin’in Morten ile cep telefonu ile mesajlaşmasını izliyoruz. Bu sahnede yaşananlar olayın kendisi acıklı olmasına rağmen eğlendiriciydi.
  • Körler için tasarlanmış teknolojik ürünlerin film içerisindeki kullanımları oldukça iyiydi.
  • Ingrid’in çıplak bir şekilde evin penceresinde durduğu sahneyi başarılı buldum.

Öylesine

  • “Işıkla Karanlık Arasında”