Uğur Böceği

image

Filmin Künyesi:

UĞUR BÖCEĞİ | LADY BIRD | Yönetmen: Greta Gerwig / Senarist: Greta Gerwig / Oyuncular: Saoirse Ronan (Lady Bird McPherson), Laurie Metcalf (Marion McPherson), Tracy Letts (Larry McPherson), Lucas Hedges (Danny O’Neill), Timothée Chalamet (Kyle Scheible), Beanie Feldstein (Julie Steffans), Lois Smith (Sarah Joan), Odeya Rush (Jenna Walton), Jordan Rodrigues (Miguel McPherson), Marielle Scott (Shelly Yuhan) / ABD / 2017 / Renkli / 94´

Sinopsis:

Christine McPherson, namıdiğer “Uğur Böceği” her ne kadar annesi gibi olmamak için elinden geleni yapsa da başaramayan, tıpkı onun gibi olan bir gençtir. Uğur Böceği’nin hemşire olan annesi, eşinin işini kaybetmesinden sonra ailesini geçindirmek için yorulmak bilmeden çalışır. Lise son sınıfta okuyan Uğur Böceği’nin yaklaşan üniversite tercihinin yarattığı stresin yanısıra, ergenlik sorunları, sosyal hayatında yaşadığı zorluklar ve annesi ile arasındaki zıtlaşmalarla uğraşır. Bunaldığı yaşantısından uzaklaşmak isteyen Christine, üniversite eğitimi için New York’a gitmeye çalışır.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Bir büyüme ya da uçmaya hazırlanma hikayesi olarak film bilindik şeyleri anlatmış olsa da bir bütün olarak ele alındığında belirli bir kaliteyi koruyabilmiş.
  • Bir futbol takımı koçunun tiyatrodaki oyuna koçluk yapmaya çalıştığı sahne eğlenceliydi.
  • Bu filmdeki Uğur Böceği Christine karakteri aklıma “Ateş Böceği” (Yönetmen: Osman Fahir Seden) filmindeki Necla (Necla Nazır) karakterini getiriverdi.
  • “La La Bird”
  • “Uğur Böceğiyim yok başka işim
    Silerim hüznü baştan çizerim
    Dünya dursa ben yine uçarım
    Uğur Böceğiyim yok başka işim”

Ana Yurdu

image

Filmin Künyesi:

ANA YURDU | Yönetmen: Senem Tüzen / Senarist: Senem Tüzen / Oyuncular: Esra Bezen Bilgin (Nesrin), Nihal Koldaş (Halise), Fatma Kısa (Emine), Semih Aydın (Halil), Habibe Doygun (Habibe Abla) / Türkiye / 2015 / Renkli / 96´

Sinopsis:

“Ana Yurdu”, annesine duyduğu sevgi ve nefret hisleriyle arafta kalmış bir kadının kendinden ödün vermeyen portresidir. Nesrin, romanını bitirmek ve yazar olma hayallerini gerçekleştirmek için, kısa süre önce ölen anneannesinin İç Anadolu’daki boş köy evine taşınır. Ama gün be gün muhafazakarlaşan annesi Halise’nin beklenmedik ziyareti ve tüm ısrarlarına rağmen dönmeyi reddetmesiyle birlikte Nesrin’in yazma denemeleri ve köy hayatına dair kurduğu hayaller suya düşer. Bu iki kadın, birbirlerinin iç dünyalarındaki en kuytu köşelerle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel olarak beğendim.
  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Filmin finali daha farklı ve iyi olabilirdi.
  • Oto tamircisinde geçen sahneler daha detaylı olabilirdi.

Keşif

  • Bir sahnede gaz lambası/fener ile anne Halise’nin yüzünün aydınlatılması “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki gaz lambalı benzer sahneyi çağrıştırıyor.
  • Filmin atmosferindeki karanlık ve tekinsizlik bana, baş rollerden birinde yine Esra Bezen Bilgin’in oynadığı “Kusursuzlar” (Yönetmen: Ramin Matin) filmini anımsattı.
  • Bu filmde baba figürünün varlığı bir köksüzlük yaratırken; “Köksüz” (Yönetmen: Deniz Akçay) filminde baba figürünün yokluğu mevzu bahisti.
  • Esra Bezen Bilgin’in oyunculuk yeteneğinde ve performansında yeni dönemin Müjde Ar’ını görür gibi oluyoruz.

Öylesine

  • “Niğde in Niğde”
  • “Şalvar Romanı” 
  • “Dua Krizinin Eşiğindeki Kadınlar”
  • “Ana Uykusu”

Annem

image

Filmin Künyesi:

ANNEM | MIA MADRE | Yönetmen: Nanni Moretti / Oyuncular: Margherita Buy (Margherita), John Turturro (Barry Huggins), Giulia Lazzarini (Ada), Nanni Moretti (Giovanni), Beatrice Mancini (Livia) / İtalya / 2015 / Renkli/ 107´

Sinopsis:

Ergen bir kız, şahane bir anne, bir de kendini beğenmiş Amerikalı film yıldızı. Hayatı alt üst olmuşken yeni filmini bitirmeye çalışan kadın yönetmenin son dertleri bunlar. Sinemacı Margerita annesinin ölümcül bir hastalığa yakalanmasıyla duygusal açıdan yıkılmıştır. Sanki yetmezmiş gibi, (Moretti’nin canlandırdığı) aşırı dirayetli abisi sayesinde kendini iyice yetersiz hissetmeye başlar.

Çektiği filmin Amerikalı yıldız oyuncusunun ukalanın teki çıkması da bardağı taşıran son damla olur. Nanni Moretti’nin bu yarı-otobiyografik filmi, dramla mizahı ustaca harmanlıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Başarılı bir film olmuş.
  • Oyunculuklar çok iyiydi. Özellikle de Margherita Buy ve John Turturro.
  • Müzik filmde iyi bir şekilde kullanılmış.

Eksiler

  • Hikayenin varacağı nokta belli olduktan sonra film süre anlamında hafif uzun tutulmuş.
  • Giovanni’nin kardeş olma anlamındaki varlığı filmde çok iyi hissettirilemiyor.

Keşif

  • Film, aile kavramına getirdiği bakış ve duygulara dokunma anlamında Japon filmlerini anımsattı.
  • Sinema dünyasına ve onun içindeki kişilere (yönetmen, oyuncu vb. gibi) yapılan öz eleştiriler güzeldi.
  • Margherita karakteri üzerinden yönetmenin yaptığı tespitler ve/veya anlatmaya çalıştığı şeyler biraz Ingmar Bergman filmi gibi hissettirdi.

Öylesine

  • “Latin Çilekleri”

Rüzgarların Arasında

image

Filmin Künyesi:

RÜZGARLARIN ARASINDA | RISTTUULES | Yönetmen: MARTTI HELDE / Oyuncular: LAURA PETERSON (Erna), MIRT PREEGEL (Eliide), TARMO SONG (Heldur), INGRID ISOTAMM (Hermiine), EİNAR HİLLEP / Estonya / 2014 / Siyah-Beyaz / 87´

Sinopsis:

Rüzgarların Arasında bugüne kadar zorunlu göç hakkında yapılmış en şiirsel film olabilir. 1941 Haziran’ında Baltık ülkelerinde evlerinden zorla çıkarılarak Sibirya’ya trenlere bindirilen, on yıllarca açlığa, soğuğa, zor çalışma koşullarına ve ölüme göğüs germek durumunda kalan yüz binleri anmak için yazılmış bir şiir gibi. Gerçek bir hikayeden esinlenen senaryo, Erna ve kızının hikayesini siyah-beyaz yaşayan tablolar, Erna’nın mektuplarını okuyan üst ses ve fısıltıları ortam sesleriyle karıştıran bir ses tasarımı ile usulca aktarırken, izleyiciyi trajediyle daha önce girmediği bir ilişkiye sokuyor ve kalbine işliyor. Karanlık, çok karanlık bir dönemde, zamanın donduğu anlarda, hafızanın paramparça edebilen hallerinde, bir rüya ya da bir kabus olarak yaşamın bilgisinde ve insanın dayanma gücünün ucu açık sınırlarında bir yolculuk bu. İnsanlık tarihini böyle görebilseydik, burası farklı bir yer olurdu.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Siyah-Beyaz renk tercihi olumlu olmuş.
  • Dış ses kullanılarak sürekli mektup okur gibi bir yapı kullanılması başarılı olmuş.

Eksiler

  • Tempo azıcık daha iyi dengelenebilirdi.
  • Gerçek hikayenin aktarılmasında dönemin gerçekliği ile ilgili biraz daha ayrıntı verilebilirdi.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Dul, eşi olmayan; öksüz, anne-babası olmayan; peki çocuğu olmayan kadına ne denir?”
  • Filmin bir yerinde geçen “öpüp öpüp gözyaşı silme” ne güzel bir ifade ediştir.
  • Küçük çocuğun sürgünde zorla tutulurken resim yapmaya çalıştığı sahne güzeldi.
  • Senaryonun dilindeki şiirsel yapıyı beğendim.
  • Film kimi yönleriyle zaman zaman “Kuleli Ev” (Yönetmen: Eva Neymann) filmini anımsattı.

Öylesine

  • “Fotoğraflar ve Suretler”