Çöldeki İzler

image

Filmin Künyesi:

ÇÖLDEKİ İZLER | TRACKS | Yönetmen:  John Curran  / Oyuncular:  Mia Wasikowska (Robyn Davidson), Adam Driver (Rick Smolan), Emma Booth (Marg), Melanie Zanetti (Annie), Jessica Tovey (Jenny), Rainer Bock (Kurt Posel), Carol Burns (Bayan Ward), Robert Coleby (Pop), Tim Rogers (Glendle), Bryan Probets (Geoff), Roly Mintuma (Eddie), John Flaus (Sallay), Felicity Steel (Gladdy), Darcy Crouch (Tolly), Daisy Walkabout (Ada)  / İngiltere, Avustralya / 2013 / Renkli / 110´

Sinopsis:

John Curran’ın yeni filmi Tracks, Avustralyalı yazar Robyn Davidson’ın kendi anılarını kaleme aldığı aynı adlı kitabından bir uyarlama. Mia Wasikowska’nın Davidson’ı canlandırdığı film, yazarın köpeği ve dört deveyle 1977 yılında Avustralya çöllerinde yaptığı yolculuğu konu alıyor. Adam Driver ise, Davidson’ın yolculuğunu kaydeden National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan rolünde. Film büyüleyici görüntüler eşliğinde nefes kesici bir yolculuğu anlatırken; genç bir kadının meydan okuyuşuyla feminizmden, hikâyenin geçtiği coğrafya nedeniyle sömürgeciliğe kadar pek çok temaya da değiniyor. Yönetmen John Curran, New York’tan Avustralya’ya yerleştiği dönemde, 80’li yıllarda keşfetmiş Robyn Davidson’ın kitabını. Genç kadının bir anlamda kendisini de keşfetmek için yaptığı bu yolculuğu, kendi yolculuğuna çok yakın bulan Curran, yıllar sonra bu uyarlamayı yapmaktan büyük heyecan duymuş.

Artılar

  • Mia Wasikowska’nın oyunculuğunu oldukça başarılı buldum.
  • Gökyüzünden yapılan görüntü çekimlerini başarılı buldum.
  • Genel anlamda film için vasatın biraz üstü diyebilirim.

Eksiler

  • Müzik kullanılmayıp sadece doğanın kendi sesini dinlesek daha mı iyi olurdu diye düşündüm.
  • Robyn’in babası ve ablasının filmdeki varlığı/etkisi çok zayıf geldi bana.
  • Yolculuk öncesinde Robyn’in yanına uğrayan arkadaşlarının kısa süreli rock müzik etkinliği tüm o melankolik havayı bozuverdi 🙁

Keşif

  • Robyn’in bu yolculuğu belki de onun annesini ya da ilk köpeğini arama hikayesi bir açıdan da.
  • Yolculuk sırasında Robyn’in karşılaştığı Eddie karakteri dikkatimi çekti. Oranın bir yerlisi olan Eddie genellikle kendi dilince bir şeyler konuşur ve Robyn onunla bir şekilde anlaşır. Bu durum bana “Yoksul” (Yönetmen: Zeki Ökten) filminde Yoksul (Kemal Sunal) ile sürekli tesbih çeken, dua eden ama normal şekilde konuşamayan (büyük ihtimalle dilsiz) Hacı (Mustafa Suphi Baltacı) arasındaki ilişkiyi hatırlattı.
  • Dayanamıyorum diye çıldıran Robyn yangınını Rick ile yaptığı bir sevişme ile söndürüp yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor.
  • Çölün ortasındaki arayış teması bana “Nokta” (Yönetmen: Derviş Zaim) filminde Tuz Gölü’ndeki arayışı hatırlattı.
  • Robyn’in çöl yolculuğu sırasınca karşılaştığı ve ona yardımcı olan karakterleri onun hayatındaki diğer kişilerle aşağıdaki gibi ilişkilendirebiliriz.
    Eddie – Deve bakıcılığını öğreten Afganlı adam
    Yaşlı çift – Anne ve Babası
    Yerli kadınlar – Yakın arkadaşları
  • Bu film bana benzer şekilde gerçek bir olaya dayanan bir yolculuk hikayesi anlatan “Kon-Tiki” (Yönetmen: Joachim Roenning , Espen Sandberg) filmini hatırlattı. Kon-Tiki filminde Norveçli kaşif Thor Heyerdahl’ın Pasifik Okyanusu’nu 1947’de 5 kişilik bir ekip ile geçme hikayesi anlatılmıştı. Kon-Tiki filmini bu filme göre daha başarılı buldum.
  • Develerin bir ara kaybolması durumu bana “Tosun Paşa” (Yönetmen: Kartal Tibet) filmini hatırlattı. O filmde gerçekten develer Şaban’ın (Kemal Sunal) eşeğine uyup ortalıktan kaybolmuşlardı. İyi ki bu filmde Robyn’in köpeği Diggity’ye uyup da kaybolmadı develer 🙂

Öylesine

  • “Çöller Kızı Robyn”
  • “Çöl dedi gözlerim”
  • “İzler çölün aynasıdır”
  • Çöl yolculuğu için kararlı olan “Develi Kadın” Robyn için “Kibar Feyzo” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filminde bir sahnede geçen şu şekildeki bir sesleniş nasıl olurdu acaba : “Hele sen ne diysen Sekine Kadın” 🙂

Yatık Emine

image

Filmin Künyesi:

YATIK EMİNE | | EMINE THE PROSTITUTE  | Yönetmen:  Ömer Kavur / Oyuncular:  Necla Nazır (Emine), Serdar Gökhan (Hastabakıcı Server), Bilal İnci (Arzuhalci Deli İsmail), Nubar Terziyan, Mahmut Hekimoğlu (Kumandan), Renan Fosforoğlu, Güzin Özipek, Osman Alyanak (Fırıncı Mustafa), Atilla Ergün (Rıza), Ahmet Turgutlu (Çavuş)  / Türkiye / 1974 / Renkli / 84´

Sinopsis:

Ömer Kavur’un sinema okulu IDHEC’den çıkar çıkmaz çektiği 1974 tarihli Yatık Emine ise Refik Halit Karay’ın Memleket Hikâyeleri kitabında yer alan aynı adlı öyküden uyarlama. Hikâye, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında fahişelik yüzünden Anadolu’nun ücra bir kasabasına sürülen Emine’nin son günlerini konu edinir. Yatık Emine Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme dönemine denk düşen bir kadın hikâyesi olduğu kadar, hem Bressonvari minimal anlatımıyla sinemamızda bir ilk, hem de yıllar sonra Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’daki ödül töreninde adını koyacağı bir hissin, “tutkuyla sevilen yalnız ve güzel ülke”nin dolaylı ifadesidir belki de… Kadının, ülkenin-ulusun temsili olarak kullanılışının dokunaklı örneklerinden biri olan, uzaklarda yalnız bırakılmış bu karakterden yola çıkarak denebilir ki, “hepimiz hâlâ Yatık Emine’yiz, hepimiz bir taşrada sürgünüz…”

Artılar

  • Senaryoyu beğendim. Diyaloglarda Turgut Özakman’ın varlığı kendini belli ediyor.
  • Necla Nazır’ın oyunculuğunu oldukça başarılı buldum.

Eksiler

  • Kumandanın kasabadan 10-15 gün ayrılması öncesinde Emine’nin durumu ile ilgili hiç tedbir almaması; onun ailesine mektup yazarken tanık olduğumuz şefkatli imajına gölge düşürüyor. Sanki karakterin genel tavrına biraz ayrıksı bir tutum oluyor bu.

Keşif

  • Necla Nazır’ın bu filmde “Yatık Emine” rolünde çizdiği karakter ve oyunculuk bana onun “Umut Dünyası” (Yönetmen: Safa Önal) filmindeki “Zeynep” rolünü hatırlattı.
  • Şadırvanda Fırıncı Mustafa’nın Rıza ile oğlu Ali’nin “prova” için Yatık Emine’ye gitmesine izin vermesi ile ilgili konuştuğu sahne bana “Kibar Feyzo” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filminde “Feyzo” (Kemal Sunal) ile “Hoca Efendi” (Bahri Ateş) arasında yine şadırvanda geçen “büyü” ile ilgili anlaşmaya ilişkin konuşmaları hatırlattı.
  • Emine açlıktan ve perişanlıktan evinde ölümü beklerken; kamera, öncesinde bize devlet büyüklerini,  kasabanın zenginlerini, eşrafı her akşam olduğu gibi kahvede iken ya da bir eğlence ortamında iken gösteriyor.
  • Filmi izlerken Emine’nin, kasabalının toplu bir saldırısı sonucu öleceğini düşünmüştüm. Açlıktan/perişanlıktan ölmesi benim için sürpriz oldu.
  • Camı kırık pencerenin önünde duran Emine’nin yüzündeki o duruluk, yatıklık. Emine’nin aslında umudu yatık, kaderi yatık, insanlığa olan inancı yatık.
  • Bilal İnci’yi deli de olsa iyi adam rolünde görmek ilginçti 🙂
  • Rıza ve Ali prova için giderlerken Emine’yi ölü bulmuşlardır. Rıza, testosteronunun kölesi olarak nekrofil tavırlar sergiler.
  • Emine hastaneye ilk getirildiği sırada Server ile olan geleceğe dair umutlu konuşmaları bizim de yüreğimize umut tohumları saçıyor ama ne fayda.
  • Erkeğin kadına bakış açısındaki aşırı maddeselliği filmde tüm sertliğiyle görüyoruz maalesef.

Öylesine

  • “Emine’nin Suçu Ne?”
  • Filmden bir replik: “Acını ne tatlı anlatıyorsun”.