Tarih Sonrasına Yolculuk

image

Filmin Künyesi:

TARİH SONRASINA YOLCULUK | VIAGGIO NELLA DOPO-STORIA | JOURNEY INTO POST-HISTORY | Yönetmen: Vincent Dieutre / Senarist: Vincent Dieutre / Oyuncular: Simon Versnel (Alex), Vincent Dieutre (Tom), Emmanuel Pierrat (Emmanuel) / Fransa / 2015 / Renkli / 80´

Sinopsis:

Rossellini’nin İtalya’ya Yolculuk filmi çocukluğundan bu yana peşini bırakmayan bir sinemacı, Napoli’ye gider. Bir yeniden çekim gibi değil, ama aşırı sinemasever bir yerde, yavaş yavaş yeni bir film çıkar ortaya; sanatsal şüphelerle, serseri hatıralarla, şarkılar ve hayaletlerle bölünen bir film. Dieutre’ün bu filmi, İtalya’ya Yolculuk’taki çifti alıp bambaşka bir İtalya’ya, Tarih Sonrası’na götürür. Bakalım yeniden dönüşümden, yeniden karışımdan, yeniden örneklemeden, rüzgârdan geriye hangisi kalabilecek; çiftimiz mi, Napoli mi, turizm mi, sosyal ilişkiler mi?

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Vasatın altında bir film olmuş.
  • Fikir olarak filmin çıkış noktası belki güzel ama uygulama başarılı değil.

Bir Yıldız Dönüyor

image

Filmin Künyesi:

BİR YILDIZ DÖNÜYOR | SOUVENIR | SOUVENIR | Yönetmen: Bavo Defurne / Senarist: Bavo Defurne, Yves Verbraeken, Jacques Boon / Oyuncular: Isabelle Huppert (Liliane Cheverny/ Laura), Kévin Azaïs (Jean Leloup), Johan Leysen (Tony Jones) / Belçika / 2016 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Elle sayesinde kariyerinin belki de en müthiş yılını yaşayan Isabelle Huppert’in unutulmaz karakterlerine eklenen bir yenisi: Liliane yıllar önce Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmış Fransız bir şarkıcıdır. Birinciliği ABBA’ya kaptırdıktan sonra kariyeri yokuş aşağı gitmiş ve en nihayetinde şarkıcılığı bırakmış, sıradan bir hayat sürmektedir. Ancak çalıştığı fabrikada, bir mesai arkadaşı onu tanır ve bu genç adam sayesinde geçmişte kalan şan ve şöhret, tekrar Liliane’ın hayatına girer. Komedi ve dram arasında başarıyla gidip gelen Bir Yıldız Dönüyor’da Huppert’in seslendirdiği şarkılar ünlü pop caz grubu Pink Martini’ye ait.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Vasatın altında bir film olmuş.
  • Isabelle Huppert’in kalibresine göre zayıf bir film olmuş.
  • “Unutursam Hatırla”
  • Jean Leloup karakteri “Stromboli” (Yönetmen: Roberto Rossellini) filmindeki Karen’e (Ingrid Bergman) aşık Denizci Antonio’yu (Mario Vitale) hatırlattı.
  • Yardımcı rolde Jean’ın babası filme renk/güç katmış.
  • Bir yıldız dönüyor belki ama film başladığı güçte dönemiyor maalesef.

Almanya, Sıfır Yılı

image

Filmin Künyesi:

ALMANYA, SIFIR YILI | GERMANY YEAR ZERO| GERMANIA, ANNO ZERO | Yönetmen:  Roberto Rossellini  / Oyuncular: Edmund Moeschke (Edmund Moeschke), Ernst Pittschau (Baba), Ingetraud Hinze (Eva), Franz-Otto Krüger (Karl-Heinz), Erich Gühne (Öğretmen), Heidi Blänkner (Frau Rademaker), Jo Herbst (Jo), Barbara Hintz (Thilde), Alexandra Manys (Eva’nın arkadaşı), Christl Merker (Christl), Inge Rocklitz (Rifugiata), Hans Sange (Herr Rademaker), Franz von Treuberg (General von Laubniz)  / İtalya / 1948 / Siyah-Beyaz / 78´

Sinopsis:

Roberto Rossellini’nin Savaş Üçlemesi’nin son bölümü en etkileyicisi; yerle bir edilmiş bir Berlin’in, 12 yaşında bir çocuğun bakışından aktarılan portresi. Hasta babası ve iki kardeşiyle bombalanmış bir binada yaşayan Edmund, kendi başına şehirde dolaşıyor, bir grup yeniyetmenin karaborsa tezgahlarına karışıyor, Nazi sempatizanı eski bir öğretmenin etkisi altına giriyor. Almanya, Sıfır Yılı (Deutschland im Jahre Null) faşizmin toplum ve birey açısından nelere yol açtığı hakkında cesur ve insanın içini burkan bir bakış.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuk performansında Edmund Moeschke ve Ingetraud Hinze öne çıkıyorlar.
  • Roberto Rossellini’nin savaş üçlemesi oldukça güzel olmuş: “Roma, Açık Şehir”, “Hemşehri” ve “Almanya, Sıfır Yılı”

Eksiler

  • Karl-Heiz da durdu durdu tam babasının öleceği zaman polise kayıt olmaya gitti 🙁
  • Edmund ve ailesinin hiç anne ile ilgili konuşmamaları ya da en azından onu yad etmemeleri garip geldi.

Keşif

  • Edmund rolü içi seçilen Edmund Moeschke çok isabetli bir oyuncu seçimi olmuş.
  • Edmund karakterinde “Yusuf ile Kenan” (Yönetmen: Ömer Kavur) filmindeki iki kardeş Yusuf (Cem Davran) ve Kenan’ın (Tamer Çeliker) bir karışımı var sanki.
  • Edmund’un bu filmdeki konumu bana “Vurmayın” (Yönetmen: Ümit Efekan) filmindeki Emrah’ın durumunu çağrıştırdı.
    – İki filmde de babalar (Ernst Pittschau ve Süleyman Turan) yaşlı ve sağlık problemleri var.
    – İki filmde de evin büyük oğlu (Franz-Otto Krüger ve Cem Özer) çalışmıyor/çalışamıyor ve aileleri onlar için kendilerini feda ediyor.
    – İki filmde de evin kızı (Ingetraud Hinze ve Çeçilya Daymaz) kötü yola düşüyor/düşürülüyor.
    – İki filmde de evin küçük oğlu (Edmund Moeschke ve Emrah) ailesi için kendisini parçalıyor.
  • Zaman zaman Edmund’a yapılan yakın plan çekimler oldukça başarılı.
  • Filmden bir replik: “Yaşamaya mahkum edilmişiz.”
  • Edmund’daki o burukluğun, acının yansımasını konuşurken sesinde görebiliyoruz.
  • Evin sahibi Bay Rademaker’de bir Erol Taş + Bilal İnci karışımı gözlemledim 🙂
  • Edmund’u film boyunca sanırım hep aynı kıyafetle görüyoruz.
  • Edmund’un yaşadığı tüm zorluklara ve acılara rağmen dürüstlüğünden ödün vermemesi başarılı bir uygulama olmuş. Ayrıca onun bu özelliğini, eski öğretmeni bizlere Edmund ile ilk karşılaştıkları sahnede hatırlatıyor.
  • Hitler’in ses kaydının dinletildiği sahnede kameranın bizlere boşlukları göstermesi anlamlı.

Öylesine

  • Bu filmi “Yalnız ve Güzel Edmund” için izledim.
  • “Küçük Edmund”

Roma, Açık Şehir

image

Filmin Künyesi:

ROMA, AÇIK ŞEHİR | ROMA CITTA APERTA| ROME, OPEN CITY | Yönetmen:  Roberto Rossellini  / Oyuncular: Aldo Fabrizi (Don Pietro Pellegrini), Anna Magnani (Pina), Marcello Pagliero (Giorgio Manfredi / Luigi Ferraris), Harry Feist (Major Bergmann), Vito Annichiarico (Piccolo Marcello), Nando Bruno (Agostino the Sexton), Giovanna Galletti (Ingrid), Francesco Grandjacquet (Francesco), Maria Michi (Marina Mari), Carla Rovere (Lauretta), Joop van Hulzen (Kaptan Hartmann)   / İtalya / 1945 / Siyah-Beyaz / 103´

Sinopsis:

Roberto Rossellini, 1945 tarihli başyapıtı Roma Açık Şehir’i çekerken savaş daha yeni bitmişti, bu da bütün düzenin çöktüğü bir ortamda insanların zorunlu seçimlerini anlatan sarsıcı hikayeye bir belgesel havası kazandırmıştı. Rossellini’nin filmi bir-iki yıl öncesinde, Nazi yetkilileri şehrin direnişini kırmak için planlar yaptığı dönemde geçer. Romalılar neredeyse çıkışsız bir konuma itilmişti – direnmeli mi? İşbirliği mi yapmalı? Yoksa ikisinin arasındaki acı verici gri alanda var olmayı sürdürmekle mi yetinmeli? Rossellini’nin filminde çok sayıda karakter var (bazıları da profesyonel olmayan oyuncular), ama bu dürüst ve kızgın filmin merkezinde kaçak bir mühendis ve direniş savaşçısı (Marcello Pagliero), davaya hizmet eden bir rahip (Aldo Fabrizi) ve başka bir partizanla nişanlı olan, cesur ve hamile bir kadın (Anna Magnani) var. Olup bitenlerin büyük kısmı yıkıcı nitelikte, ama Rossellini mizaha ve günlük yaşamın sıcaklığına da yer bulmuş.

Artılar

  • Filmi genel anlamda başarılı buldum.
  • Tüm oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Senaryo başarılı.
  • Görüntü yönetimini başarılı buldum.

Eksiler

  • Pina’nın ölümünden sonra herkesin bir anda normal yaşantısına hızlı bir şekilde dönmesi beni biraz şaşırttı.
  • Francesco’yu, Nazi yetkilileri tarafından yakalanmaktan son anda kurtulduktan sonra filmde tekrar göremememiz sanki bir eksiklik yaratmış.
  • Francesco ile Pina arasındaki aşka biraz daha tanık olabilsek iyi olurdu 🙂

Keşif

  • Yönetmen dram yüklü hikaye içerisine mizahi öğeleri oldukça ustaca yerleştirmiş.
  • Yatalak dede karakteri filme oldukça sempati katmış. Bu karakter bana “Bitirim Kardeşler” (Yönetmen: Zeki Ökten) filminde Ali (Kadir İnanır) ve Veli (Kartal Tibet) kardeşlerin babasını (Hulusi Kentmen) hatırlattı. Onun da filmde çocuklarını kandırarak yatağa düşmüş hasta numarası yaptığı bir sahne vardı.
  • Francesco’nun Pina’ya umut dolu bir konuşma yaptığı sahne güzeldi.
  • Francesco’nun Marcello’ya veda ettiği sahne oldukça sade ve etkileyiciydi.
  • Rahip Don Pietro’yu canlandıran Aldo Fabrizi’yi sima olarak Yıldırım Önal’a benzettim.
  • Filmden bir replik: “Zor olan onurlu ölmek değil yaşamaktır.”
  • Filmden bir replik: “Bir kadın değişebilir, hele ki aşıksa”
  • Gestapo’nun katipliğini üstlenen karakter, yanı başında insanlık tarihinin en kötü hatıralarından Nazi vahşetinin bir uzantısı olarak devam eden işkenceye aldırmadan mutlu mesut kalemtıraşında kalemini açıyor.
  • Marina’nın yatakta yüz üstü uzanırken Almanlarla işbirliği konuşması yaptığı sahne güzeldi.
  • Akşam eve geç gelen çocukların, evlerin kapıları açılır açılmaz ebeveynleri tarafından azarlandığı yer yer pataklandığı bölümler oldukça iyiydi.
  • Alman işgalciler arasında iki tane de güçlü kadın karakter yer alıyor.
  • Rahip Don Pietro’nun Alman işgalcilere lanet okuduktan sonra dini hassasiyetlerinden dolayı Tanrı’dan kendini bağışlamasını istemesi güzel bir uygulamaydı.
  • Yönetmen bu filmde Roma’daki fiziksel yıkım yerine insanlardaki psikolojik yıkıma odaklanmış.

Öylesine

  • “İki Oda Bir Savaş”. Odanın birinde işkence yapılırken; diğerinde klasik müzik ve caz ezgileri yükseliyor.

Stromboli

image

Filmin Künyesi:

STROMBOLI | Yönetmen:  Roberto Rossellini  / Oyuncular: Ingrid Bergman (Karen), Mario Vitale (Antonio), Renzo Cesana  / İtalya / 1950 / Siyah-Beyaz / 81´

Sinopsis:

Roberto Rossellini’yle İngrid Bergman arasındaki ilk işbirliği, volkanik bir adanın fon olarak kullanıldığı, bir kadının varoluşsal krizinin anlatıldığı son derece etkileyici bir portre. II. Dünya Savaşı’nın ardından Litvanyalı bir göçmen (Bergman), savaş esiri kampında tanıştığı basit bir İtalyan balıkçısıyla (Mario Vitale) evleniyor ve birlikte kocasının Sicilya açıklarında ıssız bir adadaki köyüne gidiyorlar. Dünyadan kopunca duygusal olarak çökmeye başladığını hissediyor, ama dramatik bir uyanış onu bekliyor. Yönetmenin alameti farikası olan yeni-gerçekçiliği (balıkçıların yaşamı ve işlerinin anlatımı) derinden hissedilmiş bir melodramla dengeleyen Stromboli, tam bir aydınlanma.

Artılar

  • Ingrid Bergman’ın oyunculuğu oldukça başarılı.

Eksiler

  • Karen’in daha adım atar atmaz köyü beğenmemesi ve hemen geri dönmek istemesi bana biraz garip geldi. Keşke biraz zaman geçtikten sonra bu tepki bize gösterilseydi.
  • Karen’in köyden ve Antonio’dan kaçabilmek adına fener bekçisi ile yakınlaşmasını yadırgadım 🙂
  • Karen ve Antonio’nun köye ilk vardıkları andan itibaren filme bir süre eşlik eden müziği olumsuz buldum.
  • Büyük aşıklar olarak tanıştırıldığımız Karen ve Antonio çiftini bir öpüşürken göremedik 🙂

Keşif

  • Karen’in Peder ile daha iyi anlaşması ve onunla kısa süreli yakınlaşması bana “Aşkın İzleri” (Yönetmen: Terrence Malick) filmindeki Marina (Olga Kurylenko) ile Peder Quintana (Javier Bardem) arasındaki yakınlaşmayı hatırlattı.
  • Karen’in Peder ile kayalıkların orda konuştukları sahne güzeldi.
  • Yönetmenin balıkçıların gündelik yaşantılarına ilişkin detayları bizlerle paylaşmasını başarılı buldum.
  • Büyük balıkların avlanmasına ilişkin sürecin gösterildiği sahne güzel ve anlamlıydı. Bu süreci Karen de izliyor bu arada. Karen’in yüzüne doğru ara ara suların fışkırması onun daha da korkmasına ve bunalmasına yol açıyor.
  • Karen’lerin evine tadilat için gelen Amerikalı yaşlı amcalar hoştu.
  • Birdenbire yanardağın aktif hale gelmesi ve kül yığınlarının köyün üstüne salınması belki de bir anlamda doğanın Karen-Antonio çiftinin ilişkisinin bitimine ve/veya avlanan onca balığın diyetine dair bir mesaj olarak da okunabilir.
  • Tanrı ile arasının pekiyi olmadığı Karen’in finalde yanardağın orta yerinde Tanrı’ya yalvarması manidar.
  • Karen’in yanardağın eteklerinde, kayalıklarda dolaştığı bölümler “Serüven” (Yönetmen: Michelangelo Antonioni) filminde Anna’nın (Lea Massari) kayboluşa giden yolunu hatırlattı.
  • Köylünün Karen’e muamelesi biraz bana “Yatık Emine” (Yönetmen: Ömer Kavur) filminde köylünün Emine’ye (Necla Nazır) olan davranışlarını hatırlattı. Yatık Karen

Öylesine

  • “Stromboliyi kül aldı,
    Bir yar sevdim lav aldı.”
  • “Bir Balıkçıya Gönül Verdim”
  • Antonio der ki: “İlkelim ama Karen bende”
  • “Neden geldim Stromboliye,
    Tutuldum kaldım avare.”
  • “Yanardağlar Kızı Karen”
  • “Yanardağda Var Bir Kadın”

Hemşehri

image

Filmin Künyesi:

HEMŞEHRİ | PAISA | PAISAN | Yönetmen:  Roberto Rossellini  / Oyuncular: Carmela Sazio (Carmela, Epizod 1 ), Robert Van Loon (Joe, Epizod 1), Harold Wagner (Harry, Epizod 1), Merlin Berth (Merlin, Epizod 1), Mats Carlson (Swede, Epizod 1), Dots Johnson (Joe, Epizod 2), Alfonsino Pasca (Pasquale , Epizod 2), Maria Michi (Francesca , Epizod 3), Gar Moore (Fred, Epizod 3), Harriet Medin (Harriet, Epizod 4), Renzo Avanzo (Massimo, Epizod 4), William Tubbs (Kaptan Bill Martin, Epizod 5), Dale Edmonds (Dale, Epizod 6), Lorena Berg (Amalia, Epizod 3), Elmer Feldman (Kaptan Feldman, Epizod 5), Newell Jones (Kaptan Jones, Epizod 5), Anthony La Penna (Tony, Epizod 1)   / İtalya / 1946 / Siyah-Beyaz / 120´

Sinopsis:

Yeni gerçekçiliğin kilometre taşlarından olan Hemşehri, Rossellini’nin Savaş Üçlemesi’nin ikinci filmiydi (Roma Açık Şehir’den sonra) ve Alfred Hayes’e Akademi Ödülü adaylığı kazandırmıştı. Film, her biri ayrı bir yazar tarafından yazılan (içlerinden biri Federico Fellini’ydi) altı bölümde, müttefiklerin II. Dünya Savaşı sırasında İtalya’yı işgalini anlatıyor. Po Vadisi’nde Almanlarla İtalyan direnişçileri arasındaki savaşı anlatan son bölümse, neredeyse hiç konuşmanın olmadığı dehşetli bir gerilim sunuyor.

Artılar

  • Epizot 3’te Maria Michi oldukça başarılıydı. Savaş temalı bu filmde kısa da olsa bir aşk masalına da tanıklık etmiş olduk bu bölümde.
  • Epizot 4’te oyunculuklar ve hareketli kamera çekimleri başarılıydı.

Eksiler

  • Bu tür epizotlara ayrılmış filmleri genelde pek sevmem.

Keşif

  • Epizotları beğeni sıralamam şu şekilde: 4 > 5 > 3 > 1 > 6 > 2
  • Epizot 6’daki bir sahne oldukça etkileyiciydi. Herkesin katledildiği bir ortamda ağlayan bir çocuğu görüyoruz bu sahnede.
  • Bir manastırda geçen Epizot 5 filmin hem en ruhani hem de en mizahi bölümüydü. Bu bölümde özellikle kameranın yüz çekimlerinde oldukça başarılı kullanıldığını düşünüyorum.
  • Epizot 5’ten bir replik: “Dünya bizim kilisemiz”
  • Amerikalı din adamlarından ikisinin Protestan ve Yahudi oldukları öğrenilmesinden sonra manastırda kısa süreli yaşanan kriz sahneleri güzeldi.
  • Epizot 5’te Peder, yiyeceklerinin yeterli olmadığını ama bir şekilde hallolacağını söyler. Sonrasında hem manastırın komşuları onlara yemek getirir hem de Amerikalılar yanlarında getirdikleri yiyecekleri paylaşırlar. Burada yemek konusunun hallediliş şekli bana biraz ütopik geldi.
  • Epizot 4’te olağanca hızıyla yaşanan savaşın ortasında yönetmen ironiyi de elden bırakmayarak mizahi dokunuşlar yapıyor filme. Çatı katında kafalarının üzerlerinde mermiler uçuşurken güneşten korunmak için başını örtmeyi düşünen karakter vb. gibi sahneler var bu bölümde.

Öylesine

  • Bulunamadı.

İtalya’ya Yolculuk

image

Filmin Künyesi:

İTALYA’YA YOLCULUK | VIAGGIO IN ITALIA | JOURNEY TO ITALY | Yönetmen:  Roberto Rossellini  / Oyuncular:  Ingrid Bergman (Katherine Joyce), George Sanders (Alexander ‘Alex’ Joyce), Maria Mauban (Marie Mauban), Paul Muller (Paul Dupont), Anthony La Penna (Tony Burton), Natalia Ray (Natalie Burton), Jackie Frost (Betty)  / İtalya / 1954 / Siyah-Beyaz / 97´

Sinopsis:

Homer Amca’nın evini satmak için Napoli’ye giden Londralı iş adamı George Sanders ve karısı Ingrid Bergman, sekiz yıllık bir evliliğin ardından konuşacak neredeyse hiçbir şeylerinin kalmadığını görüyor. Pazarlık uzadıkça, Bergman ona aşık olan ama çok genç yaşta ölen bir şairi hatırlıyor, Sanders işten uzak kaldığı için yakınıyor, sonunda da ayrılıyorlar – Bergman Müze’deki heykellerin yalınlığına, Vezüv kraterlerindeki iyonlaşmaya ve mezarlıktaki iskeletlere bakmaya gidiyor, Sanders ise Capri’deki arkadaşlarıyla takılıyor, kendisinden uzaklaşmış karısını gönülsüzce takip ediyor, çekici bir fahişeden yakasını kurtarmaya çalışıyor; ikisi de sonunda Pompeii’nin ölülerinin alçı kalıplarına bakmak için bir araya geliyor. Pek az şey oluyor, ama bir evliliğin inceden inceye çözülmesini görüyoruz. Kurtarmak için bir mucize mi gerekli? Rossellini ve Bergman’ın kendi evlilikleri de parçalanıyordu, dolayısıyla burada anlatılanlar salt kurgudan öte şeyler, zaman ve ölümlülük karşısında kırılgan bir birlikteliğin acı verici derecede içten bir anlatımı söz konusu.

Artılar

  • Ingrid Bergman ve George Sanders ikilisinin oyunculukları başarılı.
  • Katherine’nin müze ziyaretleri sırasında kullanılan müzikler iyiydi.
  • Katherine ve Alex çiftinin evliliklerinde gelmiş oldukları noktaya dair tespitlerini içeren diyaloglar oldukça başarılıydı.

Eksiler

  • Filmin sonunu biraz popülist buldum.

Keşif

  • Filmden bir replik: “Bazen bir insanın öksürüğü konuşmasından daha çok şey anlatabilir”
  • Katherine karakterinde “Gece” (Yönetmen: Michelangelo Antonioni) filmindeki Lidia (Jeanne Moreau) ile “Serüven” (Yönetmen: Michelangelo Antonioni) filmindeki Anna (Lea Massari) karakterlerinin bir karışımını gördüm.
  • Katherine’nin Dük ziyareti için giydiği siyah iddialı kıyafeti anlamlı buldum.
  • Katherine’nin film içerisinde yapmış olduğu müze/tarih ziyaretleri hem onun hem de bizlerin ruhlarımızdaki boşlukları doldurur nitelikteydi.
  • Tarihi gezilerde bu sefer  bir yanardağ kraterine uğruyoruz. Tur rehberi burada iyonlaşmanın etkisini ve gücünü gösteriyor. Burada etkiden kasıt, krater alanındaki bir noktada gaz açığa çıkarıldığı zaman yanardağın her noktasında gaz çıkışı görülmeye başlanması. Ben buradaki sahneyi bir de Katherine  ve Alex arasındaki ilişki açısından okudum. Sönmüş yanardağ krateri burada ikilimizin ilişkisini temsil ediyor. Hangi ortamda olursa olsunlar çiftimizin yaptığı en ufak bir tartışma, sonrasında ilişkilerinin tüm çehresinde gözlenebiliyor.
  • Kafataslarının sergilendiği yeraltı mezarlığı dehşet vericiydi.
  • Pompeii’de geçen son tarihi ziyaret de oldukça güzeldi. Rehber, çiftimize Pompeii’nin ölülerinin alçı kalıplarını göstermeye çalışıyor bir sahnede. Çıkan kalıplar bir kadın ve erkeğe ait. Katherine oldukça etkileniyor o kalıpları görünce. Belki de kendini ve Alex’i görüyor onların yerinde.
  • Katherine’nin müze ziyaretlerine yoğunlaşmasında ilk aşkı Charles’in ve onun şiirlerindeki kasvetli romantizmin etkisi olduğunu düşünüyorum.

Öylesine

  • “Tarihe Yolculuk”