Siyah Gelinlik

image

Filmin Künyesi:

SİYAH GELİNLİK | LA MARIÉE ETAIT EN NOIR | THE BRIDE WORE BLACK | Yönetmen: François Truffaut / Senarist: François Truffaut (Senaryo), Jean-Louis Richard (Senaryo), Cornell Woolrich (Özgün Yapıt, William Irish adıyla) / Oyuncular: Jeanne Moreau (Julie Kohler), Jean-Claude Brialy (Corey), Michael Londsdale (Rene Morane), Claude Rich (Bliss), Michel Bouquet (Coral), Charles Denner (Fergus), Luce Fabiole (Julie’nin Annesi), Serge Rousseau (David) / Fransa / 1968 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Fransız Yeni Dalgası’nın alametifarika yönetmenlerinden François Truffaut’nun altıncı uzun metrajlı filmi Siyah Gelinlik, yönetmenin bu akımdan uzaklaştığı, yeni ve özgün bir tarza yöneldiği döneme denk gelir. Truffaut’nun Hitchcock’a saygı duruşu niyetiyle çektiği film, düğün günü kocasını öldüren beş katilin izini süren ve yalnızca siyah ya da beyaz giyinen bir kadının hikâyesini anlatıyor. Bu sıra dışı intikam filminin başrolünde, yine Truffaut’nun çektiği Jules ve Jim ile yıldızı parlayan Jeanne Moreau son derece gizemli, çarpıcı ve alabildiğine karizmatik. Siyah Gelinlik, 2006’da İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan efsane oyuncu Jeanne Moreau anısına gösteriliyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Film Festivali sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Jeanne Moreau iyi bir oyunculuk sergilemiş.
  • Filmin akıcılığı oldukça iyi ve gerilim/gizem düzeyi de dengeli.
  • Hitchcockvari bir hikâyeyi kendisine konu edinir film.
  • Filmi izlerken kendinizi Yeşilçamvari bir hikâyenin içinde hissedebilirsiniz.

Ders

image

Filmin Künyesi:

DERS | THE LESSON | UROK | Yönetmen: Kristina Grozeva, Petar Valchanov / Oyuncular: Margita Gosheva (Nadezhda), Ivan Barnev (Nadezhda’nın Kocası), Stefan Denolyubov / Bulgaristan / 2014 / Renkli/ 105´

Sinopsis:

Bulgaristan’daki küçük bir kasabada geçen hikayede öğretmenlik yapan Nadezhda, dürüst ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir. Bir gün sınıfındaki öğrencilerden biri küçük miktarda bir para çalar ve Nadezhda öğrencisini uyarır. Ancak ufak bir meseleymiş gibi başlayan bu olay, gün boyunca öğretmenin başına gelecek felaketlerin yalnızca ilk adımıdır.Petar Valchanov ve Kristina Grozeva ikilisinin birlikte yazıp yönettiği filmin başlıca rollerinde Margita Gosheva, Ivan Barnev ve Ivan Savov bulunuyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oldukça başarılı bir film olmuş.

Eksiler

  • Nadezhda’nın sınıftaki hırsızlık olayını kafasına takması kimi sahnelerde biraz zorlama olmuş.

Keşif

  • Nadezhda’nın babasını ve genç üvey annesini ziyaret ettiği sahnede bir Yeşilçam havası vardı.
  • Müzik kullanılmamasının herhangi bir olumsuz etkisi olmamış.
  • Nadezhda karakterindeki soğukkanlılığı “Mavi Kod” (Yönetmen: Urszula Antoniak) filmindeki Marian (Bien de Moor) karakterine benzettim.

Öylesine

  • “Son Ders: Hayat”

Dedemle Bu Yaz

image

Filmin Künyesi:

DEDEMLE BU YAZ | AVIS DE MISTRAL | Yönetmen: Rose Bosch / Oyuncular: Jean Reno (Paul), Anna Galiena (Irène), Chloé Jouannet (Léa) / Fransa / 2014 / Renkli/ 105´

Sinopsis:

Lea, Adrien ve küçük kardeşleri Theo, yıllar önce yaşanan bir tartışma nedeniyle hiç tanışamadıklarını dedeleri Paul’ü ziyaret etmek için yaz tatilinde Provence’e dedelerinin yaşadığı eve giderler. Ancak bu tatil hiç de bekledikleri gibi rüya tatile dönüşmez. Zira anne ve babaları boşanmanın eşiğindedir ve baba evi terk etmek üzeredir. Bu haberi aldıktan sonraki her birinin tatili başka bir kaosa sürüklenecektir…
Rose Bosch’un yazıp yönettiği filmin başrolündeki Jean Reno’ya Anna Galiena, Chloé Jouannet ve Hugo Dessioux gibi isimler eşlik ediyor.

Not: Yukarıdaki paragraf Beyazperde sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Anna Galiena’nın oyunculuğu oldukça başarılı.

Eksiler

  • Vasatın az altında bir film olmuş.
  • Oyuncu kadrosunun hakkını veremeyen bir film.
  • Hikaye örgüsü çok matematiksel şekilde planlarla ilerliyor ve bu da sinemasal derinliği azaltıyor.

Keşif

  • Filmin küçük çocuğu oldukça renk katmış. Sanki annesi ile dedesi arasındaki yıllar süren sessizliği simgelermiş gibi.
  • Kuşak çatışması şeklinde başlayan film kuşak çalışması ile mutlu bir şekilde sona erdi.
  • Biraz Yeşilçam havası da vardı filmde. Büyükbaba ve Büyükanne karakterlerinde bir Hulusi Kentmen – Adile Naşit edası vardı. Mahallenin fettan kadınında da bir Müjde Ar duruşu vardı.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Can Dostum

image

Filmin Künyesi:

CAN DOSTUM | GOOD WILL HUNTING| GOOD WILL HUNTING | Yönetmen: Gus Van Sant / Oyuncular: Robin Williams (Sean Maguire), Ben Affleck (Chuckie Sullivan), Casey Affleck (Morgan O’Mally), Cole Hauser (Billy McBride), Matt Damon (Will Hunting), Minnie Driver (Skylar), Stellan Skarsgård (Prof. Gerald Lambeau) / ABD / 1997 / Renkli / 126´

Sinopsis:

Amerika’nın en saygın üniversitesinin en parlak zekâsı, öğrenci değil; yerleri siliyor… Kafasının dikine giden Will Hunting, zehir gibi bir zekâsı olmasına rağmen hayatta hep ikmale kalıyor. Birkaç kez polisle de başı belaya girince, Will’in son şansı, belki de onun içini okuyabilecek tek kişi olan psikoloji profesörü oluyor. Geçmişiyle yüzleşmeyi sonunda göze alan Will’in önündeki tek engel, aslında kendisi… Deha, güven ve eğitim hakkında yapılmış en iyi filmlerden biri olan Can Dostum, Robin Williams’ın en iyi performanslarından biri olarak anılıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Bulunamadı.

Keşif

  • Sean’ın anlattığı hikayelerdeki replikleri Will’in uygulamaya geçirme fikri güzeldi.
  • Sean ile Will karakterlerinin temsil ettikleri figürleri çatışma anlamında önemli buldum. Will hayatı teorik yaşayan biriyken; Sean deneyimin de aslında çok önemli olduğunu usta bir şekilde ona anlatıyor.
  • Hikayenin kurgulanışı biraz Yeşilçam melodramlarını andırdı.
  • Bu filmden haberim yokken benim de vakti zamanında düşündüğüm benzer bir hikaye vardı. Eskiden İstanbul’daki Özel Halk Otobüsleri’nde bilet satan/para toplayan muavinler vardı. Ben de o muavinlerden birinin bir matematik dehası olduğunu hayal edip bununla ilgili bir hikaye tasarlamıştım : ) Bu filmi izlerken o geliverdi aklıma.

Öylesine

  • “Yetenekli Will Hunting”

Bozuk Düzen

image

Filmin Künyesi:

BOZUK DÜZEN | CUL-DE-SAC | Yönetmen: Roman Polanski / Oyuncular: Donald Pleasence (George), Françoise Dorléac (Teresa), Lionel Stander (Richard), Jack MacGowran (Albie), Maurice Evans (Hutch) / ABD / 1966 / Siyah-Beyaz / 113´

Sinopsis:

Polanski kendisinin altın dönemi olan 1960’larda çekilmiş ve kurnazca işlenmiş bu absürt paranoya hikayesinde uçuk kaçık bir üçlü ilişkiyi anlatıyor. Donald Pleasence ve Françoise Dorléac, Lionel Stander tarafından canlandırılan kaba ve iriyarı bir firari gangster tarafından izole evleri işgal edilen kabuğuna çekilmiş bir çifti oynuyor. Üçlü cinsel ve duygusal aşağılanmayı içeren rol yapma oyunlarına giriyor. Bozuk Düzen, kaos halindeki modern dünyaya dair, çağrışımlarla dolu, klostrofobik ve oldukça komik bir hikaye.

Artılar

  • Tüm oyunculuklar oldukça iyi.
  • Filmin müzikleri güzeldi.

Eksiler

  • Filmin, derdini anlatma konusunda biraz zayıf kaldığını düşünüyorum.
  • Christopher karakterinin film genelinde biraz zayıf kaldığını düşünüyorum.

Keşif

  • Genel anlamda ilginç ve cesur bir film olarak değerlendirdim.
  • Filmin geçtiği şato benzeri mekan oldukça ilginç. Tavuklar var her yerde. Diğer yandan eşyalar dağınık, bir düzen yok tıpkı içindeki yaşayanlar gibi.
  • Albie karakteri kısa süre yer almasına rağmen filme oldukça katkıda bulunmuş.
  • George’un evine gelen davetsiz misafirlerin yer aldığı sahneyi çok beğendim ve biraz da Yeşilçam tadı buldum.
  • Richard’ın zoraki “garson” olarak yer aldığı bölümler de oldukça renkliydi.
  • Albie’nin denizde kalmasına neden olan gel-git bir bakıma bozuk düzenin yansıması oluyor belki de.

Öylesine

  • Richard, işgal ettiği eve gelen davetsiz misafirlerle ilgilendiği sırada Dilber Ay’dan “Tavukları Pişirmişem” türküsü çalsa ne de güzel olurdu 🙂
  • Richard’ın gülüşünde klasik Yeşilçam kötüleri (Erol Taş, Hayati Hamzaoğlu, Bilal İnci) gülüşü de yok değil hani.
  • “Gel-Git Düzen”

Rüzgar Yükseliyor

image

Filmin Künyesi:

RÜZGAR YÜKSELİYOR | THE WIND RISES | Yönetmen:  Hayao Miyazaki  / Oyuncular:  Jirô HorikoshiHonjô, Nahoko SatomiKurokawaCaproniHattoriKayo Horikoshi, CastorpSatomiKatayama  / Japonya / 2013 / Animasyon / 126´

Sinopsis:

Jiro uçmayı ve güzel uçaklar tasarlamayı hayal ediyordur. Erken yaşlardan itibaren miyop olan ve pilotluk yapması mümkün olmayan Jiro, 1927 yılında Japonya’nın önde gelen havacılık şirketlerinden birinde kendine iş bulur. Dehası kısa bir sürede fark edilir ve Jiro dünyanın sayılı uçak tasarımcılarından biri olur.

RÜZGAR YÜKSELİYOR, Jiro’nun yaşamını ve onu etkileyen 1923 Büyük Kanto Depremi’ni, Büyük Buhran’ı, verem salgınını ve Japonya’nın II. Dünya Savaşı’na girişini konu ediniyor. Nakoho ile tanışıp ona aşık olan Jiro, Honjo ile de dostluğunu ilerletip pekiştirir. Olağanüstü icatlara imza atarak geleceğin havacılık dünyasını şekillendirir.

Artılar

  • Filmin görsel atmosferi oldukça güzel.
  • Filmde kullanılan müzikleri başarılı buldum.
  • Deprem ve yangın sahneleri oldukça başarılıydı.

Eksiler

  • Jiro’nun, kız kardeşi dışında anne ve babası ile görüştüğüne pek tanık olmuyoruz. Oysaki Japon toplumunda aile ilişkilerine çok önem verilir. Bu açıdan böyle bir durum bana biraz garip geldi.
  • Filmin otelde geçen bölümü aşırı romantik geldi bana 🙂
  • Jiro’nun Almanya iş gezisinden sonra dünya turuna devam etmesi ile ilgili hikaye tam aktarılamıyor gibi geldi bana.

Keşif

  • Filmden bir replik : “Rüzgar yükseliyor, yaşamalıyız artık”
  • Jiro’yu küçük hali ile ilk gördüğümüzde, üzerindeki elbisesinde uçak şeklinde desenlerin olması çok hoştu.
  • Jiro’nun kendisine örnek aldığı ve ona ilham veren Bay Caproni’nin bıyıkları rüzgar estiğinde bir uçak pervanesi gibi şekil alıyor 🙂
  • Japonya’daki şirket Jiro ve Honjo’yu uçaklarla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmaları için Almanya’ya gönderir. Almanya gezisi sırasında ikili biraz İyi Mühendis – Kötü Mühendis rollerine büründü gibi geldi bana.
  • Ülkemizde de sıkça dile getirilen “Batının iyi yanlarını” alma mottosunu bu filmde de Japonların uyguladığını görüyoruz 🙂
  • Filmin temel konularından biri olan Japonya’nın ilk yerli uçak yapma hikayesi bana “Devrim Arabaları” (Yönetmen: Tolga Örnek) filminde işlenen ülkemizin ilk yerli otomobil yapma macerasını hatırlattı.
  • Filmde yer alan Nahoko’nun vereme yakalanması, sanatoryumda tedavi görmesi, hastalığına rağmen Jiro’nun ona karşı tükenmeyen sevgisi gibi durumlar bana “Kelebeğin Rüyası” (Yönetmen: Yılmaz Erdoğan) filmini hatırlattı.
  • Kurokawa karakterine ait tipleme filme oldukça renk katmış. Sert görünümü altında zaman zaman gördüğümüz babacan tavırları Yeşilçam filmlerindeki karakterleri hatırlattı.
  • Hasta sevgilisi Nahoko’nun elinden tutarak tek eli ile uçak tasarımı üzerinde çalışan Jiro’nun sahnesi oldukça etkileyiciydi.

Öylesine

  • “Rüzgarlar Gerçek Olsa”
  • Bir Hayalimiz Vardı : Jiro & Nahoko
  • “Rüzgarlar da uçar durmaz yerinde
    Solar güzelliğin kalmaz veremde”
  • Jiro’nun hayattaki mottosu : “Uçmak ya da uçmamak, işte bütün mesele bu!”
  • “Rüzgar Jiro’yu Sürükleyecek”
  • “Rüzgarın Oğlu Jiro”
  • İbrahim Tatlıses’in “Sabuha” isimli bir türküsü vardır. Bunu acaba filme uyarlasak nasıl bir şey çıkar diye düşündüm.
    “Bırakıp gitme dedim
    Beni terk etme dedim
    Nahoko çok bekledim
    Haber bile etmedin
    Rüzgarsız Nahoko”