Manifesto

image

Filmin Künyesi:

MANİFESTO| MANIFESTO | Yönetmen: Julian Rosefeldt / Senarist: Arnaud Desplechin, Léa Mysius, Julie Peyr / Oyuncular: Cate Blanchett / Almanya / 2016 / Renkli / 93´

Sinopsis:

Yaşayan en önemli oyuncular arasında gösterilen Cate Blanchett’i 13 farklı rolde izlediğimiz Manifesto, oyuncunun kariyerinde yepyeni bir zirve oluşturan bir film. 21. yüzyılda sanat tarihine yön vermiş Pop Art, Fütürizm, Dadaizm, Dogma 95, Pop Art, Minimalizm gibi tüm dünyada kabul görmüş manifestolar, Cate Blanchett’in canlandırdığı karakterlerde vücut buluyor. 2 Oscar’lı yıldızı, birbirinden farklı aksanlarda bir haber spikerinden bir fabrika işçisine, bir borsacıdan bir öğretmene, evsiz bir adamdan bir kuklacıya kadar uzanan 13 farklı karakterde izlemek başlı başına unutulmaz bir deneyim. Medya ve siyasetin hoşgörü, saygı gibi değerlerin altını kazıdığı bir dönemde, Julian Rosefeldt ve Cate Blanchett’in beraber geliştirdiği bu proje günümüz toplumu için bir çığlık niteliğinde. Dünya prömiyerini bu yıl Sundance’te yapan ve yönetmenlik koltuğunda Julian Rosefeldt’in oturduğu Manifesto, 36. İstanbul Film Festivali’nde en çok izlenen film oldu.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Belki de benim film beğenime çok hitap etmediği için filmi vasatın altında buldum.
  • Cate Blanchett’in oyunculuğu filmin belki de tek olumlu tarafı.
  • En beğendiğim bölümler yukarıda filmle ilgili görselde yer alan karelerden 6 (Kuklacı) ve 11 (Haber Spikeri) numaralı parçalar.

Fukushima Sevgilim

image

Filmin Künyesi:

FUKUSHIMA SEVGİLİM | GRÜSSE AUS FUKUSHIMA | Yönetmen: Doris Dörrie / Senarist: Doris Dörrie / Oyuncular: Rosalie Thomass (Marie), Kaori Momoi (Satomi), Nami Kamata (Nami) / Almanya / 2016 / Siyah-Beyaz/ 108´

Sinopsis:

Marie ve kocası daha evlendikleri gün ayrılırlar. Marie, mutsuzluğunu geride bırakabilmek amacıyla çok uzaklara kaçmaya karar verir ve “Clowns4Help” örgütü için Japonya’ya gider. Hedef, Fukushima felaketi sonrasında hayatta kalanlara yardım etmektir. Marie bu görevi yerine getiremeyeceğini kısa sürede anlamasına rağmen, bir kadının yardım çağırısı onu geri dönmekten alıkoyar. Yaşı ilerlemiş bir geyşa olan Satomi’ye eşlik eder; birlikte Satomi’nin radyoaktif kirlenme yüzünden 2011’den bu yana karantinaya alınan bölgedeki yıkılmış evine giderler. Burada geçirdikleri süre içinde, birbirine hiç benzemeyen bu iki kadın arasında beklenmedik bir dostluk gelişir. İlk gösterimi 2016 Berlin Film Festivali’nde yapılan Fukushima Sevgilim, usta yönetmen Doris Dörrie’nin en iyi filmleri ile kıyaslanmış ve son derece başarılı siyah-beyaz görüntü yönetimiyle övgü toplamıştı.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Güzel ve başarılı bir film olmuş.
  • “Found in Translation”
  • Marie ile Satomi karakterleri arasındaki çatışma filmde çok iyi işlenmiş.

Elveda Berlin

image

Filmin Künyesi:

ELVEDA BERLİN | TSCHICK – GOODBYE BERLIN| Yönetmen: Fatih Akın / Senarist: Lars Hubrich, Fatih Akın, Hark Bohm / Oyuncular: Anand Batbileg (Andrej “Tschick” Tschichatschow), Tristan Göbel (Maik Klingenber), Nicole Mercedes Müller (Isa) / Almanya / 2016 / Renkli / 93´

Sinopsis:

Fatih Akın’ın son filmi “ELVEDA BERLİN / GOODBYE BERLIN”, Wolfgang Herrndorf’un 30 dile çevrilmiş çok satan romanından uyarlandı. Çağdaş bir Huckleberry Finn hikayesi olarak nitelenen bu yol filmi, zengin ve kopuk bir ailede büyüyen 14 yaşındaki Maik ile sınıfa yeni gelen göçmen Tschick’in sıra dışı dostluğunu anlatıyor. Annesi rehabilitasyon merkezine yatırılmış ve babası da iş gezisinde olan Maik yaz tatilini tek başına geçirecektir. Ancak Tschick kapısında çalıntı bir arabayla belirince plansız programsız bir yolculuğa çıkarlar. Maik için hem kendini hem de hayatı keşfedeceği bir macera olacaktır bu.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Öylesine

  • Fatih Akın’ın yol filmleri iyi bir yolda ilerliyor.
  • Maik karakterini canlandıran oyuncu “Arka Sokaklar” (Yönetmen: Orhan Oğuz) dizisindeki Komiser Hüsnü’nün (Özgür Ozan) oğlu Tekin’e (Onur Bay) oldukça benzemekte.
  • Bilmeceli-Bulmacalı yemek sahnesi güzeldi.

Her Şey Güzel Olacak

image

7 out of 10 stars (7 / 10)

Filmin Künyesi:

HER ŞEY GÜZEL OLACAK | EVERY THING WILL BE FINE | Yönetmen: Wim Wenders / Oyuncular: Rachel McAdams (Sara), James Franco (Tomas Eldan), Charlotte Gainsbourg (Kate), Marie-Josée Croze (Ann) / Almanya / 2015 / Renkli/ 118´

Sinopsis:

Trajik bir araba kazası sonrasında içine girdiği vicdani döngü genç bir yazar olan Tomas’ı başka birine dönüştürürken, bir yandan da yazar kimliğini beslemesine yol açar. Yıllar içinde değişen yaşamını izlerken, yavaş yavaş olayın izlerinin silindiğini gördüğümüz hikâyede, Tomas’ın karşısına hiç ummadığı bir “hatırlatıcı” çıkacak ve gerçek bir yüzleşme yaşamadan da peşini bırakmayacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyuncu seçimlerini başarılı buldum.
  • Görsel atmosfer iyi yaratılmış.

Eksiler

  • Karakterlerin yaşlılık sahneleri çok başarılı olmamış.

Keşif

  • Tomas’ın, çarpmaktan kurtulduğunu sanarak çocuğu evine götürmesi ve sonrasında gerçeği öğrendiğimiz sahne oldukça güzeldi.
  • Faulkner okurken çocuklara göz kulak olmayı kaçırmak…

Öylesine

  • Yazarın Dönüşü”
  • “AuthorHood”

Yüzündeki Sır

image

Filmin Künyesi:

YÜZÜNDEKİ SIR | PHOENIX | Yönetmen: Christian Petzold / Oyuncular: Nina Hoss (Nelly Lenz), Ronald Zehrfeld (Johnny Lenz), Nina Kunzendorf (Lene Winter) / Almanya / 2014 / Renkli/ 98´

Sinopsis:

II. Dünya Savaşı’nın sonrası toplama kampından yüzünde onu tanınmayacak hale getiren yaralarla kurtulan Nelly, bir dizi ameliyat geçirerek yeni bir yüze kavuşur. Bu süreçte ona yardım eden arkadaşı Lene’nin ısrarlarına rağmen yeni bir hayata başlamayı reddeder ve Berlin’de kalarak hakkında duyduklarına inanmak istemediği eşi Johnny’i aramaya karar verir. Karşılaştıklarında Johnny Nelly’yi tanımayacak ve ondan hayatını alt üst edecek bir istekte bulunacaktır.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin olumlu yanları görüntü yönetimi ve müzikler.

Eksiler

  • Filmi genel anlamda başarısız buldum. Hikayenin inandırıcılığında zaaflar var.
  • Christian Petzold’dan daha iyi bir film beklerdim.
  • Filmin hikayesi çok vaatkar olmasına rağmen iyi değerlendirilemiyor ve heba ediliyor.

Keşif

  • Ronald’ın her akşam pavyona/bara gitme ritüeli bana “Kürk Mantolu Madonna” (Yazar: Sabahattin Ali) romanında Raif Efendi’nin Maria’yı izlemeye gitmesini hatırlattı.

Öylesine

  • Nelly’nin yüzünde bir şey var ama o sır değil.
  • “Yüzeydeki Sır”

Hayat Altmışından Sonra

image

Filmin Künyesi:

HAYAT ALTMIŞINDAN SONRA | MISS SIXTY| MISS SIXTY | Yönetmen: Sigrid Hoerner / Oyuncular: İris Berben (Luise Jansen), Edgar Selge (Frans Winther), Carmen Maja Antoni (Doris Jansen), Björn Von Der Wellen (Max Winther), Jördis Richter (Romy von Cramm) / Almanya / 2014 / Renkli / 98´

Sinopsis:

Yapımcı kimliğiyle tanınan Sigrid Hoerner’in ilk yönetmenlik denemesi olan bu film, yaşına meydan okuyan iki kişiyi anlatıyor. Yaşlı sayıldıkları için dışlandıkları topluma yeniden uyum sağlamaya karar veren bu ikiliden Louise, 60 yaşında hamile kalıp bir bebek sahibi olmak ister. Frans ise modern sanatın yükselen yıldızı olmayı kafaya koymuştur. Yaşlanmanın aslında psikolojik olduğunu iki sıradışı insan üzerinden müjdeleyen Hayat Altmışından Sonra, oldukça keyif verici bir komedi.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi vasatın az üstü olarak değerlendirdim.
  • İris Berben ve Maja Antoni’nin oyunculukları başarılı.

Eksiler

  • Filmin mizahi yönü daha başarılı olabilirdi.
  • Frans ve Luise karakterlerinin geçmişleri hakkında biraz daha bilgi verilse fena olmazdı.

Keşif

  • Luise bir süre annelik aşerdikten sonra bu sevdadan vazgeçiyor.
  • Filmdeki modern sanat açmazları “Evde” (Yönetmen: François Ozon) filmini hatırlattı.
  • Luise karakterinde biraz “Gloria” (Yönetmen: Sebastián Lelio) filmindeki hava hakimdi özellikle minik çılgınlıklar anlamında.

Öylesine

  • “Altmışından sonra azanı moleküler biyoloji paklar”

Sevgili Rosa

image

7 out of 10 stars (7 / 10)

Filmin Künyesi:

SEVGİLİ ROSA | ROSA LUXEMBOURG | Yönetmen: Margarethe von Trotta / Oyuncular: Barbara Sukowa (Rosa Luxemburg), Daniel Olbrychski (Leo Jogiches), Otto Sander (Karl Liebknecht) / Almanya / 1986 / Renkli / 122´

Sinopsis:

Rosa Luxemburg’un politik kimliği kadar özlemleri, aşkları ve düşleriyle bir kadın olarak portresi… Seven, kıskanan, çocuk isteyen, dans eden, günbatımına karşı şarap içmekten hoşlanan, hapishane avlusunu çorak bir köşesine ektiği çiçeklerle bahçeye çeviren bir kadın… Devrimin olunacak ve yaşanacak bir pratik olduğunun farkında bir devrimci… Kişiliğinden, cinselliğinden, yaşamından ödün vermeyen bir kadın. Tutkusu ve cesaretiyle, daima Sevgili Rosa…

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda izlenmeyi hak eden bir film.
  • Oyunculuklar başarılı.
  • Hikayenin geçtiği dönemi yansıtması açısından kostüm tasarımı yerinde olmuş.

Eksiler

  • Filmin tarihsel olarak bölümlendirmeleri biraz fazlaydı.

Keşif

  • Akılda kalan güzel sahnelerden: Filmin giriş bölümü Rosa’ya siyah bir kuşun eşlik/arkadaşlık ettiği anlar.
  • Rosa’nın küçüklük halleri de pek bir bilmiş : )
  • Filmin bir sahnesinde Rosa’nın hediye olarak Lev Tolstoy’un “Anna Karenina” kitabını seçmesi anlamlıydı.
  • Film boyunca Rosa giydiği tüm beyaz renkli aydınlık elbiselere rağmen filmin sonunda kendisini karanlıklar içinde buluyor.
  • Rosa her ne kadar lider kişiliği ile davası uğruna meşgul bir kadın olsa da hep bir çocuk tarafı da var.
  • Bir kadın figürün böylesine bir oluşum ve eylemin içinde olması “Gölgede Dans” (Yönetmen: James Marsh) filmini hatırlattı.

Öylesine

  • Rosamary’nin Bebeği”

Kız Kardeşler Ya Da Mutluluğun Dengesi

image

Filmin Künyesi:

KIZ KARDEŞLER YA DA MUTLULUĞUN DENGESİ | SISTERS, OR THE BALANCE OF HAPPINESS | SCHWESTERN ODER DIE BALANCE DES GLUCKS | Yönetmen: Margarethe von Trotta / Oyuncular: Jutta Lampe (Maria Sundermann), Gudrun Gabriel (Anna Sundermann), Jessica Fruh (Miriam Grau) / Almanya / 1979 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Maria ve Anna kız kardeşler birlikte yaşarlar. Yönetici sekreterliği yapan Maria, Anna’yı eğitimini bitirip çalışmaya başlaması için cesaretlendirir. Üniversiteyi bırakmayı düşünen Anna ise ilaç üstüne ilaç alır ve bir yandan da günlük tutar. Maria’nın patronunun oğlu Maurice ile yeni başlayan ilişkisi Anna’nın sert müdahalesiyle biter. Maria’nın Anna ve geçmişiyle ilişkisi diğer ilişkilerine de dolanmaya devam edecek midir?

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • İzlemeye değer bir film olmuş.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Müzik kullanımı başarılı.

Eksiler

  • Sekreter adayının Maria ile kurduğu ilişki ve patronun oğluna yakın olmaya çalışma bölümleri tam bir bütünlük sağlayamıyor.

Keşif

  • Maria kardeşi Anna’nın ölümünden sonra iş yerindeki sekreter adayını onun yerine koymaya ve hatta onu yönetmeye çalışıyor.
  • Maria ve Anna’nın karakteristik özellikleri giyimlerine de yansıyor. Maria daha resmi giyinirken; Anna daha spor. Hatta iş yerindeki sekreter adayının giyimi de Anna gibi.
  • Maria karakterinde bir Liv Ullmann havası vardı sanki.
  • Filmin kadın karakterlerinde yönetmen Ingmar Bergman filmlerindeki kadınların havası vardı.
  • Kahverengi renk kullanımı filmin geçmişle olan ilişkisine oldukça katkı sağlıyor.
  • Filmin dış mekan çekimlerindeki melankolik hava “Teyzem” (Yönetmen: Halit Refiğ) filmini anımsatıyor.
  • Anna karakterini “Çile” (Yönetmen: Dietrich Brüggemann) filmindeki Maria (Lea Van Acken) karakterine “adanmışlık” teması üzerinden yakın buldum. Maria kendini dinine adarken; Anna kendini ablasına adıyor. Sonrasında iki karakter de çektikleri çileye dayanamayıp intihar yolunu seçiyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Kesik

image

Filmin Künyesi:

KESİK | THE CUT | Yönetmen: Fatih Akın / Oyuncular: Tahar Rahim (Nazaret Manoogian), Simon Abkarian (Krikor), Makram Khoury (Omar Nasreddin), Hindi Zahra (Rakel), Zein Fakhoury (Arsinée), Dina Fakhoury (Lucinée) / Almanya / 2014 / Renkli / 138´

Sinopsis:

1915, Mardin, Bir gece, Osmanlı askeri şehirdeki tüm Ermeni erkekleri toplar, demirci Nazaret Manukyan’ı da ailesinden koparırlar . Yıllar sonra, iki kızının hala hayatta olduğunu duyan Nazaret, kızlarını bulmayı kafasına koyar. Bu yolculuk onu Mezopotamya çöllerinden Havana’ya, oradan da Kuzey Dakota eyaletinin ıssız ve çorak arazilerine sürüklemiştir. Bu serüven, Nazaret’i iyi kalpli insanlarla karşılaştırdığı gibi aynı zamanda kötü̈ ve adeta şeytanın vücut bulduğu insanlarla da buluşturur.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Film müzikleri oldukça güzeldi.
  • Tahar Rahim’in oyunculuğu ilk başlarda biraz düşük seviyede olmasına karşın genel anlamda başarılı.
  • Filmin sinematografisini beğendim.
  • Senaryo genel hatları ile başarılı.

Eksiler

  • Nazaret’in kızlarının hikayeye evrensel boyut katma anlamında oradan oraya sürüklenmeleri biraz zorlama olmuş.
  • Nazaret’in, kızı Lucinée ile evlenmeyi kabul etmeyen adamı tartaklaması pek anlaşılır bir tepki olmamış.
  • Nazaret’in ve diğerlerinin esaretten kurtulma safhası iyi şekilde aktarılamamış.

Keşif

  • Filmdeki hikayenin 1923 yılında bitmesi manidar.
  • Mehmet’in, Nazaret’in boğazını kesme girişimi sırasındaki tereddüdü daha sonra Nazaret’in taş atması olayı sırasında görüyoruz.
  • Filmde bir ara gösterilen Charlie Chaplin filmi iyi bir uygulamaydı.
  • Nazaret’in Mardin’den başlayıp Amerika’da biten yolculuğu hikayeye evrensel bir boyut katmış.
  • Nazaret’in, eşinin serabını gördüğü sahne oldukça güzeldi.
  • Nazaret’in dilsiz kalmasını yaşananlara karşı sessiz kalmalara dair bir tepki olarak okudum.
  • Filmin başlarındaki saldırı sahneleri oldukça yürek burkucuydu.
  • Filmde yer yer bir “Western” havası da sezinleniyor.
  • Nazaret’in, kızlarının fotoğrafını elinde her tutuşunda sanki farklı bir ülkeye/şehre sürükleniyoruz. Bu durum bana “Gölgeler ve Suretler” (Yönetmen: Derviş Zaim) filminde Karagöz oynatıcısı babasını arayan Ruhsar’ın (Hazar Ergüçlü) elinde tuttuğu fotoğraflarla kurulan ilişkiyi hatırlattı.

Öylesine

  • “12 Yıllık Nazaret”
  • “Bir Canoyun Peşinde”
  • “Nazar etme ne olur, Nazaret senin de olur”
  • “Nazaret”

Çile

image

Filmin Künyesi:

ÇİLE | STATIONS OF THE CROSS | KREUZWEG | Yönetmen: Dietrich Brüggemann / Oyuncular: Lea Van Acken (Maria), Franziska Weisz (Maria’nın Annesi), Florian Stetter (Maria’nın Babası), Lucie Aron (Bernadette), Moritz Knapp (Christian), Ramin Yazdani (Doktor), Hanns Zischler (Cenazeci), Michael Kamp (Peder) / Almanya / 2014 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Çile, köktendincilik üzerine bir taşlama, bir azizenin öyküsü… 14 yaşındaki Maria, koyu Katolik bir mezhebe bağlı olan ailesinden öğrendiklerini gündelik yaşama bir türlü uyarlayamaz. Bu nedenle sürekli bir ikilem içinde kalan genç kız, giderek daha da radikal bir noktaya kayar ve dilsiz erkek kardeşinin iyileşmesi için kendini kurban etmeye karar verir. İsa’yı aklından çıkarmadan, onun çile çektiği on dört duraktan geçerek bir azize olacaktır. Dietrich Bruggemann’ın filmi bu öyküyü sabit acılı 14 plan sekans aracılığıyla anlatıyor. Filmin alışılmadık biçimsel tercihi, metnin dini fanatizm ve hoşgörü üzerine sorduğu soruları daha da çıplak hale getiriyor.

Artılar

  • Oldukça başarılı bir film olmuş.
  • Lea Van Acken ve Franziska Weisz çok başarılı bir oyunculuk sergilemişler.
  • Plan sekans yöntemi çok iyi bir şekilde uygulanmış.
  • En beğendiğim plan sekans Maria ve ailesinin evdeki yemek sahnesiydi.
  • Film kuvvetli bir senaryoya sahip.

Eksiler

  • Maria’nın babasının oldukça etkisiz olmasını biraz garipsedim.

Keşif

  • Filmi, işlediği konu ve ona yaklaşımı açısından “Tepelerin Ardında” (Yönetmen: Cristian Mungiu) filmine yakın buldum.
  • Bu filmdeki Maria ve Bernadette ikilisi bana “Tepelerin Ardında” filmindeki Voichita (Cosmina Stratan) ve Alina (Cristina Flutur) ikilisini hatırlattı.
  • Maria ile ona aşık olan delikanlı arasında “Uzak İhtimal” (Yönetmen: Mahmut Fazıl Coşkun) filminde Clara (Görkem Yeltan) ile Musa (Nadir Sarıbacak) arasındaki gibi bir iletişim var diye yorumladım. Hele Maria’nın fotoğraf çekilirken görünmemeye çalışması, yüzündeki solgun ve yorgun ruh hali sanki Clara’nın bir nevi gençliği gibi.
  • 14 plan sekans arasında yer alan Maria’nın 3 düşüş sahnesi fikri ve finalde Maria’nın gerçekten de “düşmesi” güzel bir uygulamaydı.
  • Maria ruhen kilo alıp kuvvetlenirken bedenen ters orantıda zayıf düşüyor.
  • Son sahnede kamera bize Maria’nın mezarını yukarıdan gösterip daha sonra bizi bulutlara çıkarıyor. Kim bilir belki de burada bir selam gönderiyoruzdur Maria’ya.
  • Maria’nın ailesinin de pek dış dünya, yakın çevre ile bir ilişkisi yok. Ailenin dışındaki tek yabancı, hizmetçi/bakıcı olarak çalışan Bernadette. Maria zaten bir bakıma evde de Manastır hayatı yaşıyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.