Gökdelen

image

Filmin Künyesi:

GÖKDELEN | HIGH-RISE | Yönetmen: Ben Wheatley / Senarist: Amy Jump, J.G. Ballard (Roman) / Oyuncular: Tom Hiddleston (Laing), Jeremy Irons (Royal), Sienna Miller (Charlotte), Luke Evans (Wilder), Elisabeth Moss (Helen) / İngiltere / 2015 / Renkli / 119´

Sinopsis:

J.G. Ballard’ın romanından uyarlanan film, kainatın bir türlü efendisi olmayı başaramayan insanın şaşkınlığını, gururunu, yoldan çıkmışlığını özetliyor. Doktor Robert Laing aslında biraz kendi içine çekilmek, ortalarda fazla gözükmemek için lüks, fütüristik bir apartmana yerleşir. Betondan yapılmış bu kulenin birbirinden ilginç sakinleri vardır. Aşağı katlarda bitmek bilmeyen uyuşturucu ve toplu seks partileriyle hedonizm tavan yaparken, gökdelenin mimarı Mr. Royal binanın en üstteki teras katında alt katlarda yaşayanlardan kopuk, saraylarla yarışır bahçesiyle üstün bir hayat sürmekteyken, üst, orta ve alt kattakiler arasındaki ilişki giderek vahşileşir ve akıl almaz derecede şiddetli bir savaşa dönüşür.

Not: Yukarıdaki paragraf İstanbul Modern sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Senaryo daha güçlü olabilirdi.
  • Bir bütün olarak değerlendirildiğinde filmin içerisine tam girilemiyor.

Keşif

  • İzlenmeyi hak eden ilginç bir çalışma olmuş film.
  • Mekan tasarımı başarılı. Gökdelenin kendine has klostrofobisi izleyiciye hissettiriliyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Brooklyn

image

Filmin Künyesi:

BROOKLYN | Yönetmen: John Crowley / Senarist: Nick Hornby, Colm Tóibín / Oyuncular: Saoirse Ronan (Eilis), Domhnall Gleeson (Jim Farrell), Emory Cohen (Tony), Jim Broadbent, Julie Walters (Bayan Kehoe), Fiona Glascott (Rose Lacey), Jessica Paré (Fortini)  / İngiltere / 2015 / Renkli / 112´

Sinopsis:

Sundance´te yaptığı prömiyerin ardından yılın en çok ses getiren filmlerinden biri olacağının sinyallerini veren, Toronto ve New York´taki gösterimlerinin ardından ise “hit”e dönüşen ve üç dalda Oscar ´a aday olan Brooklyn, 1950´lerde dünyanın cazibe merkezi New York´a gelen İrlanda göçmeni genç Ellis´in hikâyesini anlatıyor. Ellis, Brooklyn´de yaşamı için beyaz bir sayfa açarken, hayatını değiştirecek yeni bir aşka tutuluyor. Gelgelelim, birlikte göç ettiği geçmişi onu iki ülke ve iki hayat arasında bir tür seçim yapmaya zorluyor. Filmin övgüye mazhar senaryosu, ünlü romancı Nick Hornby imzalı.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Dekor tasarımı ve kostümler eğlenceli.

Eksiler

  • Eilis’in, İrlanda’ya dönüş sonrasında Brooklyn’deki aşkı Tony’yi unutması ani işlenmiş.

Keşif

  • Tony’nin en küçük kardeşi filme renk katmış.
  • “Özgürlük Dansı” (Yönetmen: Ken Loach) filmindeki tadı verdi bu film.
  • Filmin romantik tarafında bir Çağan Irmak filmi havası vardı.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Bir Liderin Çocukluğu

image

7 out of 10 stars (7 / 10)

Filmin Künyesi:

BİR LİDERİN ÇOCUKLUĞU | THE CHILDHOOD OF A LEADER | Yönetmen: Brady Corbet / Oyuncular: Bérénice Bejo (Anne), Robert Pattinson (Charles), Stacy Martin (Öğretmen), Liam Cunningham (Baba), Yolande Moreau (Hizmetçi) / İngiltere / 2015 / Renkli / 116´

Sinopsis:

Bir Liderin Çocukluğu, faşist bir liderin çocukluğunda geleceğin izlerini arıyor. ABD´li aktör Brady Corbet, bu ilk filminde 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı´nı bitirecek Versay Barış Antlaşması için ABD´den Fransa´ya gelmiş güçlü bir diplomat, dindar eşi ve oğlunu takip ediyor. Özellikle de imtiyazlı bir aileye mensup küçük çocuğun gitgide kontrolden çıkan ve faşizm eğiliminin habercisi olan davranışlarını gösteriyor. Müziğini Scott Walker´ın bestelediği, Jean Paul Sartre´ın aynı adlı öyküsünün serbest uyarlaması olan film, Bérénice Bejo, Liam Cunningham ve Robert Pattinson´ın da yer aldığı parlak bir oyuncu kadrosuna sahip. Karanlık bir atmosfer içinde, izleyicisine ileride milyonları etkileyecek kararlar verecek bir karakteri analiz etme şansını veriyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda başarılı bir film olmuş.
  • Oyunculukları beğendim.
  • Görüntü yönetimi güzeldi.

Eksiler

  • Özellikle gerilim yaratma amaçlı kullanılan müzikte biraz aşırıya kaçılmış.
  • Çocuğun değişime uğrama hali filmde çabuk işlenmiş gibi.

Keşif

  • Bérénice Bejo’da bir Selma Güneri havası var.
  • Filmin atmosferine uygun karanlık bir ortam yaratılmış.

Öylesine

  • “Kol kırılır lider içinde kalır”

Körlük Üzerine Notlar

image

Filmin Künyesi:

KÖRLÜK ÜZERİNE NOTLAR | NOTES ON BLINDNESS | Yönetmen: Peter Middleton, James Spinney / Oyuncular: Dan Skinner (John Hull), Simone Kirby (Marilyn Hull) / İngiltere / 2016 / Renkli/ 86´

Sinopsis:

1983 yılının yazında yazar ve dinbilimci John Hull, ilk oğlunun doğumundan birkaç gün önce kör olur. Hayatındaki bu büyük değişimle başa çıkabilmek için bir kasetçalarla sesli günlüklerini kaydetmeye başlar. Bu günlükler 1990 yılında yayımlandığında Oliver Sacks “körlük hakkında bugüne kadar okuduğum en detaylı, en olağanüstü, derin ve güzel şey, bana göre bir başyapıt” yorumunu yapar. Bu ses kayıtlarının orijinallerinden hareketle ortaya çıkan ve çok katmanlı bir anlatı üzerine kurulan Körlük Üzerine Notlar, düşler, bellek ve hayal gücünün sınırları etrafında dolaşarak körlüğün içsel dünyasını ortaya çıkaran çok özel bir yolculuk.

Not: Yukarıdaki paragraf !f İstanbul sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Genel anlamda filmi beğendim.

Eksiler

  • John’un üniversitedeki durumu, kitap okuma hareketi gibi noktalarda film biraz daha detay verebilirdi.

Keşif

  • Filmde geçen “Beynin açlık çekmesi; yağmurun çizgileri/kenarları belirlemesi” gibi okumalar ilginçti.
  • Görememe üzerine oldukça güzel görüşler aktarılmış.

Öylesine

  • “Gözümün Sesi”

Diren!

image

6.5 out of 10 stars (6,5 / 10)

Filmin Künyesi:

DİREN! | SUFFRAGETTE | Yönetmen: Sarah Gavron / Oyuncular: Carey Mulligan (Maud Watts), Helena Bonham Carter (Edith Ellyn), Anne-Marie Duff (Violet Miller), Meryl Streep (Emmeline Pankhurst), Grace Stottor (Maggie Miller), Geoff Bell (Norman Taylor) / İngiltere / 2015 / Renkli/ 106´

Sinopsis:

Maud (Carey Mulligan), hastalıklara ve yaralanmalara sık sık rastlanan bir çamaşırhanede 7 yaşından beri çalışmaktadır. Aynı çamaşırhanede çalışan George (Ben Whishaw) ile evli olan Maud’un hayatta en büyük dayanağı oğlu Sonny’dir. Bir paketi teslim etmeye giderken eylem yapan süfrajetlerin arasında kalır ve eylemciler arasında kendisiyle aynı çamaşırhanede çalışan Violet’ı (Anne-Marie Duff) görür. Maud’un harekete olan ilgisini fark eden Violet, onu oy haklarını savunmaya ikna etmeye çalışır.

Süfrajetlerin içinde sözcülük yapıp eylemlerde ön plana çıkması nedeniyle göze batan Maud, bir gösteriden sonra tutuklanır ve bir hafta hapiste kalır. Hapishaneden çıktığında işler daha da karışır; çünkü kocası onu ne eve alır, ne de oğlunu görmesine izin verir. Maud’un adaletsizliğe karşı duyduğu öfke, onu hareketin lideri olan Emmeline Pankhurst (Merly Streep) ile tanışmaya dek götürecektir.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel olarak beğendim. Başarılı bir film olmuş
  • Oyunculuklar oldukça güçlü.
  • Dekor ve kostüm tasarımı güzel olmuş.

Eksiler

  • Direniş ile ilgili toplumsal bilinç oluşması konusuna biraz daha yer verilebilirdi.

Keşif

  • Kadınların direnişini anlatan  “Kadının Fendi” (Yönetmen: Nigel Cole) filminin dram hali olarak düşünebiliriz bu filmi.

Öylesine

  • Bulunamadı.

45 Yıl

image

Filmin Künyesi:

45 YIL | 45 YEARS | Yönetmen: Andrew Haigh / Oyuncular: Charlotte Rampling (Kate Mercer), Tom Courtenay (Geoff Mercer), Dolly Wells (Charlotte) / İngiltere / 2015 / Renkli/ 95´

Sinopsis:

Çocuk yapmadan 45 yıl evli kalan Kate ve Geoff Mercer, evlilik yıl dönümlerini bir partiyle kutlama hazırlıkları içindedir. Ancak Geoff’un aldığı bir mektup ikisini de sarsacaktır. İsviçre’den gelen mektupta bir cesedin bulunduğu yazılıdır. Ceset, Geoff’un, 1962’de gittikleri tatilde bir yürüyüş sırasında yarılmış bir buzulun içine düşüp ölen, Kate’den önceki kız arkadaşı Katya’ya aittir. Kate parti hazırlıklarını sürdürse ve çiftimiz kutlama için romantik bir heyecan duysa da Kate, Geoff’un sürekli Katya olayıyla meşgul olmasından git gide daha fazla rahatsızlık duyar. Geoff tekrar sigaraya başlar; eski aşkıyla dertsiz tasasız geçirdikleri günleri anar; tavan arasında onun fotoğraflarını arar ve arkadaşlarının, eski meslektaşlarının yaşlanış şekillerini acı acı eleştirir. Kate kocasını Katya konusunda sıkıştırdığında, yaşasaydı onunla evlenmiş olacağını öğrenir. Geoff’un arkadaşlarıyla çıktığı bir yemek sırasında Kate tavan arasındaki eskileri karıştırarak Katya’nın fotoğraflarını bulur. Fotoğraflarda, Katya öldüğünde hamiledir. Kutlama yaklaştıkça geçmişlerini deşmeye, geleceklerini gölgelemeye başlarlar.

Not: Yukarıdaki paragraf Başka Sinema sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda beğendim.
  • Oyunculuklar oldukça başarılı.
  • Diyaloglar sade ve etkileyici olmuş.

Eksiler

  • Film kimi sorulara tam bir açıklık getiremiyor.

Keşif

  • Kate ve Geoff ‘un ilk danslarının parçası: “Go Now” (The Moody Blues)
  • 45 yıldır birlikte olan Kate ve Geoff, Katya ile ilgili gelen mektuptan sonraki 4.5 günün her birini 45 yıl gibi geçirdiler.
  • Geoff geçmişini halının altına değil tavan arasına süpürmüş.

Öylesine

  • 45’lik”
  • “Hatırlarsam Fısıldama”

Özgürlük Dansı

image

Filmin Künyesi:

ÖZGÜRLÜK DANSI | JIMMY’S HALL | Yönetmen: Ken Loach / Oyuncular: Barry Ward (James Gralton), Simone Kirby (Oonagh), Jim Norton (Peder Sheridan), Aisling Franciosi (Marie), Aileen Henry (Alice), Francis Magee (Mossy), Karl Geary (Seán), Denise Gough (Tess), Sorcha Fox (Molly) / İngiltere / 2014 / Renkli / 106´

Sinopsis:

Efsane yönetmen Ken Loach Cannes Film Festivali’nde yarışan son yapıtında her zamanki gibi adaletsizliğe karşı öfkesiyle siyasal heyecanını bir araya getiriyor. 1921’de iç savaşın eşiğindeyken toplu dansların, boks derslerinin, şiir toplantılarının yapıldığı bir “halk salonu” açan İrlandalı komünist ve aktivist Jimmy Gralton, bu mekanın tehlikeli ve yıkıcı olduğunu iddia eden Katolik Kilisesi ve “ileri gelenler” yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kalır. 1932’de geri döndüğünde salonu yeniden açmaya niyetlenir. Özgürlük Dansı, bu salona gelerek bir şeyler öğrenen, hayaller kuran, ama her şeyden öte, dans edip eğlenen o hür fikirli gençlerin duygusal bir portresini çiziyor.

Artılar

  • Filmdeki oyunculuklar özellikle de Simone Kirby çok başarılı.

Eksiler

  • Jimmy’nin salonuna gittiği için babasından işkence gören kız ile ilgili dişe dokunur bir tepki gelmemesi garipti.

Keşif

  • Jimmy’nin annesi bana “Sonbahar” (Yönetmen: Özcan Alper) filminde Yusuf’un (Onur Saylak) annesinin (Raife Yenigül) canlandırdığı karakteri hatırlattı.
  • Filmde halkın kullandığı ortak salonun karşısına çıkan engeller bana “Köy Enstitülerini” ve bu konuyu işleyen “Toprağın Çocukları” (Yönetmen: Ali Adnan Özgür) filmini hatırlattı.
  • Bir Ken Loach filmi olduğunu hissettiriyor.
  • Jimmy’nin lider figürü ve inandığı şeyler uğruna verdiği mücadele bana “Milk” (Yönetmen: Gus Van Sant) filmindeki Harvey Milk’i (Sean Penn) hatırlattı.
  • Dans etmeyi çok sevmememe (belki de pek becerikli olmadığım için)  rağmen benim bile dans edesim geldi filmi izlerken.
  • Jimmy’nin salonunun önünde, gelen insanları fişleme yapan Peder ve beraberindekilerin yer aldığı sahne güzeldi.
  • Peder’in vaazı ile beraber paralel kurguda verilen Jimmy’nin salonundaki görüntüler çok iyi bir uygulamaydı.
  • Filmi izlerken biraz “Kadının Fendi” (Yönetmen: Nigel Cole) filmindeki havayı sezdim.

Öylesine

  • “Hisseli Sanatlar Kumpanyası”

Pislik

image

6.5 out of 10 stars (6,5 / 10)

Filmin Künyesi:

PİSLİK | FILTH | Yönetmen:  Jon S. Baird  / Oyuncular:  Imogen Poots (Drummond), James McAvoy (Bruce), Jamie Bell (Lennox), Jim Broadbent (Dr. Rossi), Eddie Marsan (Bladesey), Joanne Froggatt (Mary), Shirley Henderson (Bunty), Brian McCardie (Gillman), Emun Elliott (Inglis), Gary Lewis (Gus), John Sessions (Toal), Shauna Macdonald (Carole), Kate Dickie (Chrissie), Martin Compston (Gorman), Iain De Caestecker (Ocky), Joy McAvoy (Estelle), Jordan Young (Lexo), Pollyanna McIntosh (Size Queen), Bobby Rainsbury (Stephanie), Michael Moreland (Tramp), Therese Bradley (Madam Maisie),  Ron Donachie (Hector), Tracy Ann Oberman (Diana), Mitchell Mullen (Bobby), Luke McDonald (Euan), Colin Healy (Colin), Natasha O’Keeffe (Anna), Chidi Chickwe (Steven), Sanjeev Kohli (Sunil), Neil D’Souza (Anil), Trudie Styler (Madame R Zen Ficken), Megan Finn (Stacey) / İngiltere / 2013 / Renkli / 97´

Sinopsis:

Entrikacı, geri kafalı ve yoz polis memuru Bruce Robertson terfi beklemektedir ve istediğini elde etmekten onu hiçbir şey alıkoyamayacaktır. Vahşi bir cinayeti çözmek için görevlendirilen ve meslektaşlarıyla da uğraşmak zorunda kalan Bruce, burnunun dibindeki olaylardan bihaber polis şefi Toal’un gözleri önünde diğer polislerin sonunu getirecek bir olay tezgahlar.

 Arkadaşlarının eşleriyle birlikte olup hepsinin sırlarını ortaya çıkartan ve onları birbirine düşüren Bruce, kontrolünden çıkan hile ağında kaybolmaya başlar. Çevirdiği oyundan şüphelenen meslektaşları, geçmişi, kayıp eşi ve felce uğratan uyuşturucu alışkanlığı içinde yitip giden Bruce’a bir oyun oynarlar.

Artılar

  • James McAvoy, Shauna Macdonald ve  Joanne Froggatt başarılı bir oyunculuk sergilemişler.
  • Genellikle geniş mekanların tercih edildiği filmin görsel atmosferini beğendim.

Eksiler

  • Genel anlamda orta seviyede bir film olmuş.
  • Filmin sonunda Carole’nin aslında onun varlığına bürünen Bruce olduğunu görmek bence beklenildiği kadar şaşırtıcı bir etki yaratmadı.
  • Filmin bir bölümünde geçen Bruce ve Bladesey’in Almanya tatili genel hikaye akışı içerisinde çok absürd ve gereksiz durmuş.
  • Bladesey’in filmin hikayesine dahil olma biçimi ve filmdeki sürekliliği pek başarılı değil gibi geldi bana.

Keşif

  • Fotokopi makinesini Recep İvedik tarzında kullanma deneyimi ilginçti.
  • Bladesey karakterinde yer yer Mr. Bean (Rowan Atkinson) tarzı davranışlar mevcut. Bu arada Bladesey filmde İngiliz bir karakteri canlandırıyor tıpkı Mr. Bean gibi.
  • Bruce’un intihar girişiminde kendini asma aracı olarak Mary’nin onun için ördüğü atkıyı kullanması ilginç bir detaydı.
  • Mary’nin çocuğunun erkek olması ile Bruce’un aynı yaşlarda ölen erkek kardeşi arasında bir bağlantı kurulabilir diye düşündüm.
  • Bruce, kardeşinin ölümüne neden olduğuna dair çektiği vicdan azabından dolayı yer yer sanrılar görmekte ve sesler duymaktadır. Hikayedeki bu uygulama bana “Mustafa Hakkında Her Şey” (Yönetmen: Çağan Irmak) filminde Mustafa (Fikret Kuşkan) ve onun gizemli geçmişi ile olan ilişkisini hatırlattı.
  • Bruce karakterinin film içerisindeki genel kişilik özellikleri ve davranışlarını “Dom Hemingway” (Yönetmen: Richard Shepard) filminin Dom Hemingway’ine (Jude Law) benzettim.
  • Eddie Marsan ve Joanne Froggatt ikilisi “Durgun Hayat” (Yönetmen: Uberto Pasolini) filminde de beraber yer almışlardı.
  • Bir sahnede Bruce, eşi Carole ve kızı Stacey’in yer aldığı bir videoyu izlemektedir. Derken Bruce Carole’nin ekranda olduğu bir anda videoyu durdurur. Sonra Bunty’yi arayıp telefon seksi yapar. Bruce’un duygusal patlaması bir anda biyolojik patlamaya kendini bırakıvermiştir. Tam bir erkek kafası hali yani 🙂

Öylesine

  • “Sanrılar ve Pislikler”
  • “Bruce Hakkında Her Şey”
  • “Terfin varsa gelir Yemenden; terfin yoksa ne gelir elden”
  • “Pislikler de Sever”
  • Bruce’in mottosu “Pislik at izi kalsın” olur herhalde 🙂

Dom Hemingway

image

Filmin Künyesi:

DOM HEMINGWAY | Yönetmen:  RICHARD SHEPARD / Oyuncular: JUDE LAW (Dom Hemingway), RICHARD E. GRANT (Dickie Black), DEMIAN BICHIR (Mr. Fontaine), EMILIA CLARKE, KERRY CONDON (Melody), JUMAYN HUNTER, MADALINA GHENEA (Paolina), NATHAN STEWART-JARRETT / İngiltere / 2013 / Renkli / 93´

Sinopsis:

Hapishanede 12 yıl boyunca dilini tutup sabrettikten sonra, epeydir beklediği şaşaalı hayatına kavuşmak üzere her şeye saldırır Hemingway. Kerameti kendinden menkul bir efsane olarak, iş arkadaşlarına ona olan borçlarını ödetmek ve hayattan ona ait olanı geri almak için… Mahrum kaldıklarına yumulurken gördüğümüz, öfkesini ve fermuarını kontrol edemeyen, aşırı edepsiz monologlarıyla herkesi dumura uğratan küfürbaz bir manyaktır Hemingway. Eski ortağıyla bir araya gelir, kızını bulur, bonus olarak bir de torunu olduğunu öğrenir. Büyük bir hırsla eski işini canlandırmaya calışır, katıldığı her partinin kanı canı olmak ister. Bu sonuncusu en iyi yaptığı şeydir ama filmin esas ilginç tarafı, Hemingway’in öteki alanlarda tökezleyip durmasında yatar. Jude Law’un mükemmel canlandırdığı ‘muhteşem sevimsiz’ Dom Hemingway’in hayatına sıradışı bir mizahla bakıyoruz. Donuk ifadesi ve alaycılığıyla zıt karakterli ortağı oynayan Richard E. Grant ile Law’un uyumu tek kelimeyle müthiş!

Artılar

  • Dom’un en yakın arkadaşı ve ortağı Dickie rolünde Richard E. Grant oldukça başarılı. Dom’un zıttı bir karakter olması da filme çatışma anlamında olumlu katkı yapmış.
  • Temponun sürekli yukarıda olması izleyicinin filmin sürekli içinde kalmasına olumlu yönde katkı yapmış.
  • Zevkten dört köşe bir şekilde araba ile gezintiye çıkan Dom-Dickie-Fontaine-Paolina dörtlüsünün kaza yaptığı sahne ve sonraki ağır çekimler başarılı ve etkileyici olmuş.

Eksiler

  • Filme eklenen “Melody” yan karakteri biraz eğreti duruyor gibi geldi bana.
  • Filmin sonunda oldukça pembe bir tablo çizen yönetmen sanki klişe bir son ile bizleri kucaklamak istemiş.
  • Jude Law makyaj ile karakterin yaşına göre biraz daha yaşlı olabilirmiş sanki.

Keşif

  • Fontaine’in evinde Paolina’nın kırmızılar içinde şarkı söylediği sahne “Devlerin Aşkı” (Yönetmen: Osman F. Seden) filminde  Türkan’ın (Türkan Şoray), eski aşkı Tarık’ a (Kadir İnanır) diskodayken şarkı söylemesi sahnesini anımsattı.
  • Dom’un Dickie’nin kopan elini fark ettiği sahne oldukça eğlenceliydi.
  • Bir kaybeden gözüken ve yanlış yollarda ilerleyen Dom karakterinin filmin sonuna doğru “doğru insan” olma yolunda adımlar atması bana, “Meleklerin Payı” (Yönetmen: Ken Loach) filmindeki başkarakterimiz Robbie’nin (Paul Brannigan) hikayesini çağrıştırdı. O filmde karakterimizin hayatı “şarap” ekseninde şekillenirken bu filmde ise “bira” ekseninde şekillendiğini kısmen de olsa söyleyebiliriz.

Öylesine

  • “12 Yıllık Esaret”
  • “Kızgın Domdaki Kedi”

Derinin Altında

image

Filmin Künyesi:

DERİNİN ALTINDA | UNDER THE SKIN | Yönetmen:  JONATHAN GLAZER / Oyuncular: SCARLETT JOHANSSON (Laura), ANTONIA CAMPBELL-HUGHES, PAUL BRANNIGAN (Andrew) / İngiltere / 2013 / Renkli / 107´

Sinopsis:

Scarlett Johansson dünyaya erkek otostopçuları yakalamak için gönderilmiş bir uzaylıyı oynuyor. Ne kadar donuk ve buz gibi görünse de, dolgunkırmızı rujlu dudaklardan kürk mantosuna noir filmlerinden çıkma bir femme fatale’den çok farkı yok aslında. İskoçya’nın ıssız mahallelerinde arabasüren bu seksi kadının neyin peşinde olduğu ya da kim olduğu hakkında bir fikrimiz yok. Kült filmleri ve videolarıyla tanıdığımız Jonathan Glazer uzunyıllar sonra gene tuhaf ve görselliğiyle zihin açıcı bir filmle karşımızda. Halüsinatif ve rüya gibi sıfatlarını sonuna kadar hak eden film, sosyal gerçekçibir arkaplanda oldukça tensel ve duyusal bir biçimde sizi yavaş yavaş içine çekiyor. Michel Faber’in aynı adlı kült romanından uyarlanan film, insan olmaya ve hissetmeye dair bir meditasyon adeta. Yarattığı etkiyle uzun bir süre derinizin altında kalacağı kesin!

Artılar

  • Filmdeki müzik kullanımını ve ses kurgusunu beğendim.
  • Scarlett Johansson’un oyunculuğunu başarılı buldum.
  • Filmin ilk başlarında “Laura” karakterinin ölü bir kadının yerine geçmesi sırasında, elbise değişiminin yapıldığı sahnenin tasarımı ve çekimi oldukça güzel. Beyaz bir fon üzerinde derinin altında dolaştık.
  • “Laura” karakterinin erkekleri baştan çıkarıp onları paralel bir dünyaya/mekana götürdüğü ve onların derisine/derinine indiği sahneler çok güzel ve fantastik bir biçimde çekilmiş.
  • Genel yapısı itibari ile sıra dışı bir film olmuş.

Eksiler

  • Filmin ikinci yarısından itibaren hikayenin takibi biraz zorlaşıyor gibi geldi bana.

Keşif

  • “Laura” karakterinin  zaman zaman donuk kaldığı kimi karelerdeki hareket ve tavırları bana “Japon İşi” (Yönetmen: Kartal Tibet) filmindeki şarkıcı “Başak Billurses”in (Fatma Girik) robot versiyonu olan karakteri anımsattı. Scarlett’in yüzü de Fatma Girik’e benziyor hani 🙂
  • Çağlayan nehirlerin/derelerin, karlarla kaplı yüksek tepelerin olduğu görüntülerin yer aldığı bölümler bana, “Faust” (Yönetmen: Aleksandr Sokurov) filminde “Faust” (Johannes Zeiler) ve “Şeytan”ın benzer görsellikteki bir evrende dolaştıkları sahneleri anımsattı.
  • Filmin birçok yerinde kullanılan gerilim müziği bana “Tarkan Viking Kanı” (Yönetmen: Mehmet Aslan) filminden kulağımın aşina olduğu şu müziği anımsattı.
  • “Laura” karakterinin erkekleri baştan çıkararak onları yok etmesi/öldürmesi “Tarkan Gümüş Eyer” (Yönetmen: Mehmet Aslan) filmindeki “Büyücü Gosha” (Eva Bender) karakterini anımsattı.
  • Yönetmenin filmde “Laura” karakterine yüklediği misyon ve nihai amaç tam olarak kestirilemiyor diye düşünüyorum.

Öylesine

  •  “Uzay İşi”.