Özgürlük Tepesi

image

Filmin Künyesi:

ÖZGÜRLÜK TEPESİ | JA-YU-EUI EON-DEOK| HILL OF FREEDOM | Yönetmen: Hong Sang-Soo / Oyuncular: Kase Ryo (Mori), Moon Sori (Youngsun), Seo Younghwa (Kwon), Kim Euisung (Sangwon), Youn Yuhjung (Juok) / Güney Kore / 2014 / Renkli / 66´

Sinopsis:

İlk gösterimi Venedik’te gerçekleşen yeni Hong Sang-soo filmi, mektuplar aracılığıyla anlatılan bir aşk hikâyesi. Sevdiği kadının peşinden Güney Kore’ye giden Japon dil öğretmeni Mori’nin yazdığı mektuplar bunlar. Aradığı kadını bulamayınca yeni insanlarla tanışan ama aşkına yaşadıklarını anlatmaktan, günlük gibi yazılmış mektuplar bırakmaktan vazgeçmeyen bir adamın öyküsü. Peki, kadın bu mektuplara nihayet ulaştığında artık çok geç mi olacak? Ya da anlatılanlar hangi sırayla gerçekleşti acaba? Özgürlük Tepesi sadece etkileyici bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda bellek ve zaman üzerine bir deneme.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Mekanın kullanımı filme oldukça uygun olmuş.

Eksiler

  • Genel anlamda beğenmediğim bir film oldu.
  • Hikayede ve/veya anlatımda eksik olan bir şeyler var. Zamansal kaymalar senaryoda pek anlaşılır kılınmamış.

Keşif

  • “Zaman” üzerine yazılmış kitap ile ilgili yapılan sohbet güzeldi.

Öylesine

  • “Anayurt Misafirhanesi”

Postacının Beyaz Geceleri

image

Filmin Künyesi:

POSTACININ BEYAZ GECELERİ | BELYE NOCHI POCHTALONA ALEKSEYA TRYAPITSYNA| THE POSTMAN´S WHITE NIGHTS | Yönetmen: Andrei Konchalovsky / Oyuncular: Aleksey Tryapitsyn (Lyokha), İrina Ermolova (Irina), Timur Bondarenko (Timur) / Rusya / 2014 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Usta Rus yönetmen Andrei Konchalovky’nin son filmi, yönetmenin Rus sinemasına muhteşem dönüşünü müjdeliyor. Filmde, bilfiil kendilerini oynayan köylüleri izliyoruz. Bu insanların yaşadığı köy resmen dünyanın öbür ucunda ve oraya ulaşmanın tek yolu da aradaki gölü tekneyle geçmek. Haliyle köyde yaşam neredeyse gerçeküstü. Bu kapalı toplumun dış dünyayla tek bağlantısı, diğer bir deyişle köyün can damarı ise, postacı. Gelgelelim postacının tutkun olduğu kadın kente taşınınca, üstüne üstlük postacının teknesinin motoru çalınınca, köyde alışılagelmiş yaşam alt üst olur

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Bazı görsel kareler filmin belki de tek olumlu yanı.

Eksiler

  • Genel anlamda başarısız bir film olmuş.
  • Postacının bölgedeki önemine dair pek bir şey çıkarılamıyor hikayedeki anlatımdan.
  • Irina’nın filmdeki konumu tam olarak şekillendirilemiyor.

Keşif

  • Kurmacadan ziyade belgesel havası var filmde.
  • Yaşamın sıradanlığını resmeden kimi sahneler var: Postacının her sabah uyandığında yatağının kenarında terliklerini bulması, açılan TV’de popüler kültür programlarının boy göstermesi vb.
  • Postacının ara ara gördüğü kedi ve Irina’nın çocuğunun da bir kedili oyuncağı olması.

Öylesine

  • “Bir Postacının Hayatı”

34. İstanbul Film Festivalinin Ardından

image

Bu festival süresince ( 4 Nisan – 19 Nisan 2015 ) toplam 22 tane film seyretmiş oldum. Metin Erksan’ın “Yılanların Öcü” filmini değerlendirme dışı bırakırsam, en çok beğendiğim filmler “Harika Çocuk”, “Aşkın Dili” ve “Akşam Yemeği” oldu. En az beğendiğim filmler ise “Postacının Beyaz Geceleri”, “Bodrumda” ve “Hayal Ülkesi” oldu. Tüm izlediğim filmlerin listesi aşağıdaki gibidir. Sıralama alfabetik olarak yapılmıştır.

  1. AKŞAM YEMEĞİ | I NOSTRI RAGAZZI| THE DINNER | Yönetmen: İvano De Matteo
  2. AŞK ZAHMETLİ İŞTİR | ASHA JAOAR MAJHE| LABOUR OF LOVE | Yönetmen: Aditya Vikram Sengupta
  3. AŞKIN DİLİ | GEMMA BOVERY| GEMMA BOVERY | Yönetmen: Anne Fontaine
  4. BODRUMDA | IM KELLER| IN THE BASEMENT  | Yönetmen: Ulrich Seidl
  5. CAN DOSTUM | GOOD WILL HUNTING| GOOD WILL HUNTING | Yönetmen: Gus Van Sant
  6. DIŞ SES | LA VOZ EN OFF| VOICE OVER | Yönetmen: Cristián Jiménez
  7. GÜEROS | GÜEROS| GÜEROS | Yönetmen: Alonso Ruizpalacios
  8. HARİKA ÇOCUK | IL GIOVANE FAVOLOSO| LEOPARDI | Yönetmen: Mario Martone 
  9. HAYAL ÜLKESİ | JAUJA| JAUJA | Yönetmen: Lisandro Alonso
  10. HAYAT ALTMIŞINDAN SONRA | MISS SIXTY| MISS SIXTY | Yönetmen: Sigrid Hoerner
  11. JAPON NİŞANLIM | TOKYO FIANCÉE| TOKYO FIANCÉE | Yönetmen: Stefan Liberski
  12. LIVERPOOL | LIVERPOOL| LIVERPOOL| Yönetmen: Lisandro Alonso
  13. MAHKEME | COURT| COURT | Yönetmen: Chaitanya Tamhane
  14. MANGLEHORN | MANGLEHORN| MANGLEHORN | Yönetmen: David Gordon Green
  15. MARNİE ORADAYKEN | OMOIDE NO MARNIE| WHEN MARNIE WAS THERE | Yönetmen: Yonebayashi Hiromasa
  16. ÖLÜLER | LOS MUERTOS| LOS MUERTOS | Yönetmen: Lisandro Alonso
  17. ÖZGÜRLÜK TEPESİ | JA-YU-EUI EON-DEOK| HILL OF FREEDOM | Yönetmen: Hong Sang-Soo
  18. PARTY GIRL | PARTY GIRL| PARTY GIRL | Yönetmen: Marie Amachoukeli, Claire Burger, Samuel Theis 
  19. POSTACININ BEYAZ GECELERİ | BELYE NOCHI POCHTALONA ALEKSEYA TRYAPITSYNA| THE POSTMAN´S WHITE NIGHTS | Yönetmen: Andrei Konchalovsky
  20. SONSUZ HÜZÜN | LA TIRISIA| PERPETUAL SADNESS | Yönetmen: Jorge Pérez Solano
  21. VEDA PARTİSİ | MITA TOVA| THE FAREWELL PARTY | Yönetmen: Sharon Maymon, Tal Granit
  22. YILANLARIN ÖCÜ | REVENGE OF THE SNAKES  | Yönetmen: Metin Erksan 

May’ın Yazı

image

Filmin Künyesi:

MAY´IN YAZI | MAY IN THE SUMMER | Yönetmen:  Cherien Dabis  / Oyuncular:  Hiam Abbass (Nadine), Cherien Dabis (May), Nadine Malouf (Yasmine), Elie Mitri (Karim), Ritu Singh Pande (Anu), Bill Pullman (Edward), Nasri Sayegh (Tamer), Alia Shawkat (Dalia), Alexander Siddig (Ziad)  / Ürdün / 2013 / Renkli / 100´

Sinopsis:

Neresinden bakarsanız bakın, May mükemmel bir kadın: Zeki, çok güzel, yeni çıkan kitabı ortalığı kasıp kavuruyor ve kısa süre sonra, New York’lu seçkin bir akademisyen olan nişanlısıyla dünyaevine girecek. Ancak, May düğün için memleketi Ürdün’ün başkenti Amman’a adım attığında, küçük kız kardeşleri ve neredeyse tarih öncesinde boşanmış olan annesiyle babasının arasındaki, saymakla bitmez ailevi ve kültürel çatışmalarla burun buruna geliyor ve derhal, bu evlilik kararının doğru bir karar olup olmadığını sorgulamaya başlıyor. Ödüllü yönetmen Cherien Dabis’in (Amreeka) bu yeni çalışması, Sundance Film Festivali’nin dramatik bölümünün açılış filmiydi.

Artılar

  • Filmdeki oyunculuklar genel anlamda başarılı. Hiam Abbas ve Cherien Dabis birer adım öne çıkıyorlar.

Eksiler

  • May ve Karim’i birden tenis maçı yaparken buluyoruz filmin bir sahnesinde. Bana zamanlaması biraz yanlış gibi geldi.

Keşif

  • May’ın film içerisindeki kararsız ve tedirgin hali ismi ile de uyum olmuş 🙂
  • Hiam Abbas’ın başrolde olduğu “Limon Ağacı” (Yönetmen: Eran Riklis) filmini de beğenmiştim. Tavsiye ederim.
  • Amman şehrinden görüntüler film içerisinde güzel bir şekilde kullanılmış.
  • May, Amman sokaklarında spor kıyafetlerle koşu yaparken etrafın (özellikle de erkeklerin) ona garip bir şekilde baktığını ve taciz ettiğini görüyoruz. May en sonunda dayanamayıp tepkisini de koyuyor. Bu bölümler bana, “Kusursuzlar” (Yönetmen: Ramin Matin) filminde Yasemin’in (Esra Bezen Bilgin) benzer koşu sahnelerini hatırlattı.
  • Üç kız kardeş arasında sevgi ve nefret ekseninde gidip gelen duygular oldukça iyi bir şekilde işlenmiş. Bu kardeşler bana “Gelinlik Kızlar” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmindeki üç kız kardeşi hatırlattı.
  • Nadine’nin kendini dine adaması bana “Cennet: İnanç” (Yönetmen: Ulrich Seidl) filmindeki Anna Maria (Maria Hofstätter) karakterini hatırlattı.
  • Babalarını ziyaret eden ve orada yemek yiyen kız kardeşlerin, annelerinin evine döndükten sonra tekrar yemek yemek zorunda kalmaları bana “Neşeli Günler” (Yönetmen: Orhan Aksoy) filmindeki benzer bir sahneyi anımsattı.
  • Kız kardeşlerin odalarında dertleşmeleri, sigara yakıp hayıflanmaları bana “Gülen Gözler” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmindeki kız kardeşlerin benzer bir sahnesini hatırlattı.
  • Filmde yapılan Ölüdeniz seyahati güzeldi.
  • Annesinin düzenlediği bir ayine giden May’ın vaaz sırasında geçen “İsa sizinle olsun” cümlesinden sonra salondan ayrılırken İsa maketinin peşine takılması hoş bir detaydı.

Öylesine

  • “May’ın Yazgısı”
  • “Çölde May”
  • “May may marry”
  • May için Bülent Ortaçgil’den geliyor “Olmalı mı Olmamalı mı”

Tanrının Oğlu

image

Filmin Künyesi:

TANRININ OĞLU | CHILD OF GOD | Yönetmen:  James Franco  / Oyuncular:  James Franco (Jerry), Scott Haze (Lester Ballard), Tim Blake Nelson (Sheriff Fate) , Jim Parrack (Deputy Cotton)  / ABD / 2013 / Renkli / 104´

Sinopsis:

On parmağında on marifet, James Franco’nun son uzun metrajlı çalışması Tanrının Oğlu, (The Counselor ve No Country for Old Men / İhtiyarlara Yer Yok’un da yazarı olan) Cormac McCarthy’nin bir romanından uyarlanmış. Son derece güçlü ve zeki bir dille sinemaya uyarlanan öykü, 1960’lı yıllarda Amerika’nın Tennessee eyaletindeki dağlık Sevier bölgesinin karanlığını günümüze taşıyor. Sert bir öykü; kahramanı Lester Ballard, mal mülk nedir bilmeyen, düzenin dışına itilmiş, vahşi bir adam. Dünyevi bağları da olmadığından, Ballard, suç batağına ve rezilliğe gitgide daha da saplanıyor; zalim bir intikam peşinde tam bir mağara adamına dönüşüyor.

Artılar

  • Scott Haze’nin oyunculuğu başarılı.

Eksiler

  • Kasabalının her şey olup bittikten sonra Lester Ballard’a ders vermeye kalkışması pek anlaşılır değil.
  • Filmin sinemasal dil anlamında pek bir özgün tarafı yok gibi geldi bana.

Keşif

  • Filmdeki “country” havası bana, yönetmenin “Döşeğimde Ölürken” filmini çağrıştırdı.
  • Ölü sevgilisine hediye almak için kasabaya inen Lester’in aldığı hediyelerde renk tercihini kırmızıdan yana kullanmasını kanı ya da ölümü çağrıştırma olarak okuyabilir miyiz diye düşündüm.
  • Lester Ballard’ın sapık tarafı ve yüzündeki o korkunç, tiksindirici hali bana, arabesk filmler döneminden bir Ferdi Tayfur filmi olan “Utanıyorum” (Yönetmen: Melih Gülgen) filmindeki sapık karakter Naci’yi (Fatih Özses) hatırlattı.

Öylesine

  • “Şiddet Çirkini”
  • “Lester İvedik”
  • “Hanzo”

Bugün Eve Yalnız Dönmek İstiyorum

image

Filmin Künyesi:

BUGÜN EVE YALNIZ DÖNMEK İSTİYORUM | HOJE EU QUERO VOLTAR SOZINHO| THE WAY HE LOOKS | Yönetmen:  Daniel Ribeiro  / Oyuncular:  Ghilherme Lobo (Leonardo), Tess Amorim (Giovana), Fabio Audi (Gabriel), Isabela Guasco (Karina), Victor Filgueiras (Guilherme), Pedro Carvalho, Guga Auricchio, Selma Egrei (Maria), Eucir de Souza (Carlos)  / Brezilya / 2014 / Renkli / 96´

Sinopsis:

Bu yılki Berlin Film Festivali’nin izleyici favorileri arasında yer alan Bugün Eve Yalnız Dönmek İstiyorum, ilk aşkın sarhoş edici etkisi üzerine. Görme engelli Leonardo, sınıflarına yeni gelen Gabriel ile çabucak kaynaşır. Çok geçmedense ona âşık olduğunun farkına varır. Ancak en yakın arkadaşı Giovana da Gabriel’e tutulmuştur. Yönetmen Daniel Ribeiro’nun ilk uzun metrajı, hikâyesi ne kadar sıradan görünürse görünsün, etkileyici bir gençlik filmi. Benzer öyküler anlatan çoğu eşcinsel temalı filme oranla umut dolu olması ise izleyicilerin bu filme âşık olmasındaki en önemli etken.

Artılar

  • Filmdeki tüm oyunculuklar oldukça başarılı ve dengeli. Oyuncu seçimi oldukça başarılı uygulanmış.
  • Liseli öğrenci tiplemeleri genel anlamda başarılı.
  • Senaryonun oldukça incelikli yazıldığını ve aksamadan ilerlediğini düşünüyorum.
  • Diyaloglardaki doğal mizahi yönü başarılı buldum.
  • Filmde kullanılan şarkı tercihlerini başarılı buldum.

Eksiler

  • Çocukları Leonardo’ya oldukça düşkün gözüken anne ve babanın onunla sadece yemek masasında hep birlikte olmaları garip geldi bana. Topluca birkaç etkinlikte daha yer alsalar sanki daha iyi olurdu.

Keşif

  • Filmin sakin ve dingin ilerleyişi bana, daha önce yine bir İstanbul Film Festivali’nde izlediğim başrolünde yine görme engelli bir gencin yer aldığı “Kalbimdeki Işık” (Yönetmen: Rong-ji Chang) filmini hatırlattı. O filmi de bu film gibi beğenmiştim.
  • Leonardo’nun anneannesinin otobüs şoförü eşi ile ilgili anlattığı tanışma hikayesi bana, “Çiçek Abbas” (Yönetmen: Sinan Çetin) filminde Şakir’in (Şener Şen) Nazlı (Pembe Mutlu) için minibüsü içindeki yolcularla bekletmesi sahnesini hatırlattı.
  • Leonardo’nun Giovana’ya “Ay tutulması” örneği üzerinden kendisinin, onun ve Gabriel’in durumunu anlattığı sahne iyiydi.
  • Gabriel’in Leonardo’nun görme engelli olduğunu unuttuğu sahneler hoştu 🙂
  • Filmin sonunda sınıfa yeni biri daha geliyor kıvırcık saçlı. Bakalım Giovana’nın şansı bu sefer yaver gidecek mi 🙂
  • Leonardo’nun temiz yüzü bir anlamda filmin de yüzünü temsil ediyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Kuyu

image

Filmin Künyesi:

KUYU | THE WELL | Yönetmen:  Metin Erksan  / Oyuncular:  Hayati Hamzaoğlu (Osman), Nil Göncü (Fatma), Demir Karahan (Mehmet), Aliye Rona (Anne), Osman Alyanak (Baba), T. Fikret Uçak  / Türkiye / 1968 / Siyah-Beyaz / 86´

Sinopsis:

Kuyu’da Osman (Hayati Hamzaoğlu), aynı köyde yaşadığı Fatma’ya (Nil Göncü) sevdalı. Fatma’nın bu konuda ne hissettiğinin ise onun gözünde pek bir önemi yok; tek görebildiği, kendi karşı konulmaz arzusu. Fatma’yı kaçırıp dağa kaldıran, bu uğurda hapse girip çıkan Osman’ın “zorla güzellik” uğruna giriştiği üçüncü deneme, genç kızın ölümcül isyanıyla her ikisi için de trajik bir finale ulaşıyor.

Artılar

  • Hayati Hamzaoğlu olağanüstü bir oyunculuk sergilemiş.
  • Senaryoyu çok başarılı buldum.
  • Filmin müzikleri (Abdullah Nail Bayşu , Orhan Gencebay ) de oldukça başarılı.
  • Yakın plan çekimleri başarılı buldum.

Eksiler

  • Bir filmde Osman Alyanak olur da bu kadar az replik yazılır mı onun için 🙂
  • Köyde yaşanan olaylar karşısında muhtar çok pasif kalıyor.

Keşif

  • Final oldukça güzel, sarsıcı ve acıklı bir şekilde kör kuyuda son buluyor. Osman, Fatma’nın elinden hayata veda ediyor. O çok coşku ile savurduğu su içerisinde boğulup gidiyor. Tüm günahları Osman’ın dediği gibi temizlenecek mi bilemiyoruz. Fatma kuyunun üstünü taşlarla örtüyor. Mezar taşı da hazır yani. Ve en son da kendi canına kıyıyor Fatma. Artık ona engel olacak ne iyi ne de kötü bir erkek de yok karşısında.
  • Fatma’yı evlendirmek istedikleri adamın, Fatma’nın düğün günü evden kaçması sonrasında harcadığı paraların derdine düşmesi ve bu minvalde gelişen olaylar filme mizahi bir boyut katmış. Fatma’nın evlendirileceği karakter bana “Salako” (Yönetmen: Atıf Yılmaz) filmindeki “Abuzer Ağa” (Talat Gözbak) karakterini anımsattı.
  • Osman’ın dağa kaçırdığı Fatma’nın başının çevresinde dolandığı sahnede kameranın çekim açısı oldukça güzeldi. Osman dini açıdan etrafına “ışıklar saçarken” Fatma’nın hayrına hiçbir şey dökülmüyor ağzından.
  • Osman Fatma’ya şöyle diyor: “Yarın sabaha kadar düşün ve bana evet de”. Yani Fatma’nın karar vermek şöyle dursun düşünme hakkı bile yok. Ölürcesine tutku Osman’ın gözlerini adeta kör etmiş.
  • Filmin açılış sahnesinde kameranın, Fatma’yı ağacın arkasından gözleyen Osman’ın yüzüne zum yaptığı bölüm oldukça iyi bir uygulamaydı.
  • Azgın derelerde kendi azgınlığını bulan Osman’ı görüyoruz zaman zaman. Osman mı nehri coşturuyor/azdırıyor yoksa nehir mi onu bilemiyoruz.
  • Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filminde eğildiği su konusunu/temasını bu filmde de görmek mümkün.
  • Hem “Susuz Yaz” hem de bu filmde kötü karakterimizin ismi Osman.
  • Filmde Fatma’nın yaşadığı olaylar karşısında annesi oldukça öne çıkarken; babasının çok pasif kaldığını görüyoruz. Filmin çekildiği dönemi de düşünürsek ataerkil düzenin ve erkek egemenliğinin oldukça belirgin olduğu o dönemde bir erkek figürü olarak babanın bu denli pasif kalmasını ve de hiç şiddete başvurmamasını oldukça ilginç ve cesaretli buldum.
  • Fatma’yı ölümden döndüren ve ona umut aşılayan karakterin idamlık bir kaçak olması ilginçti.
  • Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filminde olduğu gibi bu filmde de köy yerindeki cinsel arzulara/fantezilere getirdiği  cesur yorumları görüyoruz. Bir sahnede Osman’ı Fatma’yı ağaca bağlayıp soyunuk halde arzularını kamçılarken görüyoruz. Başka bir sahnede ise kayalıkların içerisinde soyunuk olan Fatma idamlık Mehmet ile belki de son arzularını yerine getirirlerken görüyoruz.
  • Mehmet ile Fatma’nın halvet olduğu sırada kameranın bize içinden su akan beton bir açıklığı göstermesi manidar.
  • Filmden bir replik: “Mekansız kurt olduk”
  • Filmden bir replik: “Yarına kadar düşün ve evet de”
  • Fatma sevildiği Osman için yaşayan bir ölü iken; sevdiği Mehmet ise  onun için yaşayan bir ölü.
  • Fatma’nın annesinin fütursuzca diyebileceğimiz öfkesini kustuğu diyaloglar oldukça iyiydi. Gerçi monolog da diyebiliriz çünkü karşı taraftan hiç cevap almıyordu 🙂
  • Derenin iki kenarında paralel bir şekilde yürüyen Fatma ve annesi ile Osman’ın annesinin kamera ile uzaktan çekildiği sahne iyiydi.

Öylesine

  • Filmin sonlarına doğru misafir olduğumuz oturak alemindeki kadınlar da bayağı oturaklıydı hani 🙂
  • “Fatma’nın Suçu Ne”
  • “Gramofon Fatma”
  • “Kuyudaki Yalnızlık”
  • “Kuyunun Ardı”
  • Fatma ne yapıp edip Osman’ın suyuna gitmiyor.
  • Fatma ve Osman’ın köyünde dağlar kıyıya değil kuyuya paralel 🙂

Hawaii

image

Filmin Künyesi:

HAWAİİ | | HAWAII | Yönetmen:  Marco Berger  / Oyuncular:  Manuel Vignau (Eugenio), Mateo Chiarino (Martín), Luz Palazon (Senora), Manuel Martinez Sobrado (Eugenio’nun kardeşi), Antonio De Michelis (Komşu)  / Arjantin / 2013 / Renkli / 102´

Sinopsis:

Plan B ve Ausente ile uluslararası festivallerde ses getiren Marco Berger’in yeni filmi Hawaii’de cinsel tansiyon inanılmaz yüksek! Eugenio yazlık evinde yeni romanını yazmaya çalışmaktadır. Bir gün iş aramak için kapısına gelen genç, çocukluk arkadaşı Martín çıkar. Martín önce gündelik işlere yardım etmeye başlar, birkaç gün sonra da Eugenio’nun yanına taşınır. İki erkek bir yandan kaçamak şekilde diğerini gözler, diğer yandan gelecek tepkiyi kestiremediğinden aklından geçeni dile getiremez. Berger, ses ve görüntüleri ustalıkla kullanarak bu mütevazı öyküden son derece erotik ve tutku dolu bir film çıkartmış.

Artılar

  • Mateo Chiarino’nun oyunculuğu başarılıydı.

Eksiler

  • Filmi genel anlamda beğenmedim ve başarısız buldum.
  • Senaryo doğaldı ama heyecansız ve etkisizdi.
  • Yönetmen açısından belki kilit bir nokta olabilir ama Martin ve Eugenio arasındaki sürekli elektriklenmenin enerjiye dönüşememesi bence filmin zayıf halkası.

Keşif

  • “Mavi En Sıcak Renktir” (Yönetmen: Abdellatif Kechiche) filmindeki aşk nasıl hızlı ve tüm heyecanıyla ilerliyorsa; bu filmde tam tersi aşk yavaş ve heyecansız ilerliyor.
  • Filmi izlerken bir bölümde “Issız Adam” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmindeki meşhur sahnelerden biri aklıma geldi. Bahsettiğim sahneyi bu filme şöyle uyarlarsak 🙂
    Martin: “Sen şehre gittikten sonra yatağına uzandım, kıyafetlerini kokladım. Kokun hala üzerindeydi.”
    Eugenio: “Aslında şehirde senin eski evini buldum. Oradaki eşyalarını alıp sana getirdim.”

Öylesine

  • “İki çıplak bir kulübeye yakışır”
  • “Ya gaydiğin gibi görün, ya da göründüğün gibi gay”
  • “Bir kıvılcım yeter bazen”

Düşman

image

Filmin Künyesi:

DÜŞMAN | ENEMY | Yönetmen:  Denis Villeneuve  / Oyuncular:  Jake Gyllenhaal (Adam + Anthony), Mélanie Laurent (Mary), Sarah Gadon (Helen), Isabella Rossellini (Anne)  / Kanada / 2013 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Denis Villeneuve ve Jake Gyllenhaal’ın bu yılki ve festivaldeki ikinci ortaklığı, José Saramago’nun bizde de yayımlanan Kopyalanmış Adam isimli romanının bir uyarlaması. Üstelik Gyllenhaal bu kez bir değil, iki karakter canlandırmakta. Tarih öğretmeni Adam, bir gün izlediği filmde kendisine tıpatıp benzeyen bir adam görür. Bu oyuncunun izini sürmeye başladıkça da gizemli ve ürkütücü bir dünyanın içine çekilir. İlk gösterimi Toronto Film Festivali’nde gerçekleşen ve özellikle atmosferiyle beğeni toplayan Düşman’ı Cronenberg, Lynch, Nolan, De Palma gibi yönetmenlerin filmleriyle karşılaştıran eleştirmenler olmuştu.

Artılar

  • Genel anlamda beğendim.
  • Filmdeki tüm oyunculuklar oldukça başarılıydı.

Eksiler

  • Gerilimi artırmak için müziğe biraz fazla yüklenilmiş gibi geldi bana.
  • Helen’in, eşi Anthony’nin benzerini gördüğünde Anthony’ye göre daha fazla etkilenmiş gözükmesi garip geldi.
  • Diyalogları zayıf buldum.

Keşif

  • Yönetmen film içerisinde ara ara bize gökyüzünden şehrin görüntülerini gösteriyor. Bunu, filmde kullandığı “örümcek” metaforu ile ilişkilendirdim.
  • Tarih hocası Adam’ı okuldaki dersinde  “Diktatörlükler ve Kontrol Arzuları” konusunu işlerken görüyoruz. Filmin ilerleyişinde de Adam ile Anthony arasında da bir kontrol savaşı görmekteyiz.
  • Adam’ın annesi,  oğlunun benzeri Anthony’yi 3. seviye aktör deyip aşağılıyor ama oturdukları evlere bakınca Anthony daha varlıklı gibi duruyor.
  • Film benim açımdan beklenmedik bir anda bitti. Benim için sürpriz oldu.
  • Filmdeki oyuncu kadrosu çok fazla değil. Zaten 2 kişiyi de aynı oyuncu canlandırıyor 🙂

Öylesine

  • “İyi Aile Çocuğu (mu)”

Körlük

image

Filmin Künyesi:

KÖRLÜK | BLIND| BLIND  | Yönetmen:  Eskil Vogt  / Oyuncular:  Ellen Dorrit Petersen (Ingrid), Henrik Rafaelsen (Morten), Vera Vitali (Elin), Marius Kolbenstvedt  / Norveç / 2014 / Renkli / 96´

Sinopsis:

Joachim Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi, seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün. “Filmde körlük nasıl gösterilir? En bariz yöntem ekranı karartmak, izleyiciyi sesle yönlendirmek olacaktır. (…) Bense çokça, bir ayrıntıyı soyutlama ya da bir görüntüyü daha fazla tutma yoluyla görsel beslemeyi kısıtladım. Filmin biçimi ve biçeminin kilidi bu oldu. Ve körlük, çelişkili de olsa, çok sinemasal aslında; sinemanın en temel yanlarını içeriyor: görmek, görülmek, aydınlık, karanlık…” –Eskil Vogt

Artılar

  • Genel anlamda başarılı buldum.
  • Ellen Dorrit Petersen’in oyunculuğu başarılı.
  • Filmin sakin tonda çekilen ve sessizliğin huzur içinde kullanıldığı sahneleri beğendim.

Eksiler

  • Filmin başında körlük ile ilgili yumuşak bir girişin ardından birden kendimizi Einar’ın cinsel açmazlarında buluyoruz. Hem bu sert geçişi hem de bu geçiş bölümüne ayrılan sürenin uzunluğunu olumsuz karşıladım.
  • Elin’in hikayeye dahil olması sonrasında, onun Ingrid’in zihnindeki bir karakter mi yoksa gerçek hayatta Ingrid’in bir yansıması mı olduğunu anlamakta oldukça güçlük çekiyoruz. Tamam, belki de bu bulanıklık filme gizemli bir hava katıyor ama izlediğim sırada benim zihnimi biraz zorlamıştı 🙂

Keşif

  • Kendime itiraf etmesi zor biraz ama Einar karakterinde yer yer kendimi gördüm sanki kimi hareketlerini tasvip etmesem de 🙂
  • Bir sahnede otobüste/trende olan Elin’in Morten ile cep telefonu ile mesajlaşmasını izliyoruz. Bu sahnede yaşananlar olayın kendisi acıklı olmasına rağmen eğlendiriciydi.
  • Körler için tasarlanmış teknolojik ürünlerin film içerisindeki kullanımları oldukça iyiydi.
  • Ingrid’in çıplak bir şekilde evin penceresinde durduğu sahneyi başarılı buldum.

Öylesine

  • “Işıkla Karanlık Arasında”