Aşkın Dili

image

Filmin Künyesi:

AŞKIN DİLİ | GEMMA BOVERY| GEMMA BOVERY | Yönetmen: Anne Fontaine / Oyuncular: Gemma Arterton (Gemma Bovery), Fabrice Luchini (Martin Joubert), Jason Flemyng (Charlie Bovery), Niels Schneider (Hervé de Bressigny), Mel Raido (Patrick), Elsa Zylberstein (Wizzy) / Fransa / 2014 / Renkli / 99´

Sinopsis:

Posy Simmonds’ın aynı adlı resimli romanından uyarlanan Gemma Bovery, gerçek hayat ve edebiyatın iç içe geçtiği bir komedi drama. Bir edebiyat tutkunu olan ama özellikle de Flaubert’in Madame Bovary’sine bayılan Martin Joubert’in Normandiya’da küçük bir kasabadaki heyecansız hayatı, yeni komşuları sayesinde renklenir. Gemma ve Charles Bovery adındaki bu İngiliz çift ona elbette en sevdiği romanı anımsatır. Martin, Madame Bovary’den yaptığı alıntılar aracılığıyla komşularının yaşantısına müdahale etmekten kendini alamaz. Anne Fontaine’in yeni filmi özellikle İngiliz sinemasının en revaçtaki oyuncularından Gemma Arterton’ın baş döndürücü güzelliğiyle ilgi topladı.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda başarılı buldum.
  • Oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Bressigny’nin mektup konusundaki muamması ve Paris’e dönme isteği film içerisinde pek uygun konumlandırılamıyor sanki.

Keşif

  • Gemma da bir Normandiya çıkarması yapmaya çalışıyor ama başaramıyor.
  • Gemma’nın ölümüne neden olan ekmek lokmasında hayatındaki dört erkeğin de bir şekilde etkisi oluyor.
  • Filmin içindeki hayata müdahale ve hayatı röntgenleme hali “Evde” (Yönetmen: François Ozon) filmini hatırlattı. İki filmde de Gustave Flaubert’in ‘Madame Bovary” eseri esin kaynağı olmuş.
  • Filmin sonunda mevsimin kışa dönmesi ve yeni esin kaynağı olarak Lev Tolstoy’un “Anna Karenina” eserine yapılan atıf güzeldi.

Öylesine

  • “Dilin ekmeği yok”
  • “Ekmek aşığın ağzında”

Hayat Altmışından Sonra

image

Filmin Künyesi:

HAYAT ALTMIŞINDAN SONRA | MISS SIXTY| MISS SIXTY | Yönetmen: Sigrid Hoerner / Oyuncular: İris Berben (Luise Jansen), Edgar Selge (Frans Winther), Carmen Maja Antoni (Doris Jansen), Björn Von Der Wellen (Max Winther), Jördis Richter (Romy von Cramm) / Almanya / 2014 / Renkli / 98´

Sinopsis:

Yapımcı kimliğiyle tanınan Sigrid Hoerner’in ilk yönetmenlik denemesi olan bu film, yaşına meydan okuyan iki kişiyi anlatıyor. Yaşlı sayıldıkları için dışlandıkları topluma yeniden uyum sağlamaya karar veren bu ikiliden Louise, 60 yaşında hamile kalıp bir bebek sahibi olmak ister. Frans ise modern sanatın yükselen yıldızı olmayı kafaya koymuştur. Yaşlanmanın aslında psikolojik olduğunu iki sıradışı insan üzerinden müjdeleyen Hayat Altmışından Sonra, oldukça keyif verici bir komedi.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi vasatın az üstü olarak değerlendirdim.
  • İris Berben ve Maja Antoni’nin oyunculukları başarılı.

Eksiler

  • Filmin mizahi yönü daha başarılı olabilirdi.
  • Frans ve Luise karakterlerinin geçmişleri hakkında biraz daha bilgi verilse fena olmazdı.

Keşif

  • Luise bir süre annelik aşerdikten sonra bu sevdadan vazgeçiyor.
  • Filmdeki modern sanat açmazları “Evde” (Yönetmen: François Ozon) filmini hatırlattı.
  • Luise karakterinde biraz “Gloria” (Yönetmen: Sebastián Lelio) filmindeki hava hakimdi özellikle minik çılgınlıklar anlamında.

Öylesine

  • “Altmışından sonra azanı moleküler biyoloji paklar”

Yılanların Öcü

image

Filmin Künyesi:

YILANLARIN ÖCÜ | REVENGE OF THE SNAKES | Yönetmen: Metin Erksan / Oyuncular: Fikret Hakan (Kara Bayram), Nurhan Nur (Hatçe), Aliye Rona (Irazca), Sadiye Arcıman (Fatma), Kadir Savun (Ak Ali), Erol Taş (Haceli), Ali Şen (Muhtar) / Türkiye / 1962 / Siyah-Beyaz / 106´

Sinopsis:

“Sosyal konuların filmi olmaz” diye söze başlasa da Metin Erksan sosyal konuları insanı merkeze alarak anlatır. Yılanların Öcü de sinemamızın yükseliş çağındaki sosyal gerçekçi başyapıtlarından biridir. Erksan filmin ana ekseninde toprak mülkiyetini ele alırken, kadın-erkek ve sosyal sınıf çelişkisinin de inceden inceye altını çizer.
Fakir Baykurt’un romanının ilk çıktığında sansürle boğuşan kaderini filmi de paylaşır ve hatta sinemamızda belki de ilk kez tüm aydın ve sanatçıların örgütlü bir sansür karşıtı dayanışmasına sebep olur. Daha sonra vizyona girdiğinde oynadığı salonlara saldırılar olur, muhafazakâr basında ciddi eleştiriler çıkar. Sadece anlatım konusu değil anlatım biçimi, dramatik ve plastik öğeleri kullanışı da çok önemlidir Erksan’ın. 60’lı yılların görece özgür ama sert toplumcu gerçekçi toprağında, hikâyesini bağırmadan çağırmadan ve hatta ince bir mizahla anlatır; filmdeki imam muhtar ve kaymakam, belirli sosyal katman ve sınıfların temsilcileri gibidir.

Erksan gününün sosyal gerçekliğini tam ana damarlarından ortaya koyar filmlerinde… Yılanların Öcü ile aynı yıllarda çektiği Acı Hayat’ta kira sorunundan, Gecelerin Ötesi’nde yoksul insanların çaresizliğinden dem vurur… Bu nedenle ünlü Fransız sinema tarihçisi-eleştirmen Georges Sadoul yazılarında, Erksan’ın bir filminden “sinemada sınıf çatışmasının en net göründüğü bir film” olarak bahseder.

Metin Erksan kendi coğrafyasının tüm girinti ve çıkıntılarını sosyal, siyasal, kültürel ve tarihsel anlamda içselleştirmiştir. Yılanların Öcü’nde de tüm bu özelliklerini bir arada görmek mümkündür. Yılanların Öcü, Altın Ayı’nın habercisi Susuz Yaz’ın hemen iki yıl öncesinde çekilmiş ve Kartaca Film Şenliği’nde En İyi Film Ödülü’yle onurlandırılmıştır. –Mehmet Eryılmaz

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Başarılı bir film olmuş.
  • Görüntü yönetimi oldukça iyidi.
  • Filmdeki müzik tercihi isabetliydi.

Eksiler

  • Fikret Hakanı rolüyle özdeşleştiremedim.
  • Irazca’nın sıkıntılarını Kaymakama açması, onun da emirler vererek olayları birdenbire çözüme kavuşturması bölümleri filmde çok hızlı verilmiş.

Keşif

  • Film içerisinde önce gerçek yılanlarla karşılaşıyoruz sonra da “yılanlaşan” insanlarla.
  • Hem Haceli hem de Irazca “yılan” gibi sinsice planlar yaparak birbirlerinin işlerini bozmaktalar.
  • Köy hayatına dair izlenimlerin cüretkar şekilde resmedilmesi bir Metin Erksan filmi olduğunu belli ediyor.
  • Haceli, kardeşlerin en büyüğü ve içlerinde en mülayim sayılacak olanı. Bu durum bana “Delisin” (Yönetmen: Ergin Orbey) filminde miras peşinde koşan kardeşleri hatırlattı.
  • Hem “Susuz Yaz”, “Kuyu” hem de bu filmde Metin Erksan’ın köy muhtarının işlevsizliğine dair bir eleştiri yaptığına kanaat getirdim.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Akşam Yemeği

image

Filmin Künyesi:

AKŞAM YEMEĞİ | I NOSTRI RAGAZZI| THE DINNER | Yönetmen: İvano De Matteo / Oyuncular: Alessandro Gassmann (Massimo), Giovanna Mezzogiorno (Clara), Luigi Lo Cascio (Paolo), Barbora Bobulova (Sofia), Rosabell Laurenti Sellers (Benedetta), Jacopo Olmo Antinori (Michele), Lidia Vitale (Giovanna) / İtalya / 2014 / Renkli / 92´

Sinopsis:

Birbirine hiç mi hiç benzemeyen iki erkek kardeş (biri havalı bir avukat, diğeri çocuk doktoru) ve sürekli gereksiz rekabetteki eşleri, ayda bir kez şık bir lokantada buluşur. Konuştukları konular fındık kabuğunu doldurmaz: Yedikleri yemekler, son filmler, gündemdeki hırsız politikacılar… Ta ki günün birinde, o sahte gülüşleri bir yana bırakıp çocuklarının birlikte yaptığı korkunç bir şeyi konuşmaları gerekinceye kadar. İnsanı hem şaşırtan, hem de epey rahatsız eden Akşam Yemeği, kentsoylu aile yaşamının perdesini aralayarak, altta yatan ikiyüzlülüğü ve şiddeti acımasızca gözler önüne seriyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel anlamda başarılı buldum.
  • Oyuncu seçimi ve de oyunculuklar başarılı.

Eksiler

  • Gençlerin başına gelen olaydaki adli boyutun filmde gösterilmemesini garip karşıladım.

Keşif

  • Filmin giriş bölümü başarılı olmuş.
  • Filmin sonunda kardeşlerin saflarının değişmesi ilginçti.
  • Hem kuzenlerin karıştıkları olay hem de ortak oyuncular olması “İnsan Sermayesi” (Yönetmen: Paolo Virzì) filmini aklıma getiriverdi.

Öylesine

  • “Doktor olan kardeş hayat kurtarırken avukat olan hayat karartıyor.”

Sonsuz Hüzün

image

Filmin Künyesi:

SONSUZ HÜZÜN | LA TIRISIA| PERPETUAL SADNESS | Yönetmen: Jorge Pérez Solano / Oyuncular: Gustavo Sánchez Parra (Silvestre), Adriana Paz (Cheba), Noé Hernández (Canelita), Gabriela Cartol (Ángeles Miguel), Mercedes Hernández, Alfredo Herrera / Meksika / 2014 / Renkli / 110´

Sinopsis:

Cheba ve Angeles aynı adamdan hamile kalmıştır: Silvestre. Silvestre, başka bir adamla evli olan Cheba’nın sevgilisi, Angeles’in ise üvey babasıdır. Angeles’in annesi, kızının bebeği doğurmasını istemez. Cheba’nın kocası ise çalışmak için gittiği yerden dönmek üzeredir. İki kadın da bütün hayatlarını etkileyecek bir karar vermek durumunda kalacaktır. Sonsuz Hüzün, Meksika’nın Oaxaca bölgesinde, herkesin tirisia (ebedi hüzün) denen bir ruh arazından mustarip olduğu, dünyadan izole, gerçeküstü küçük bir köydeki kadınların mutluluğu yakalamak için verdikleri uğraşı anlatıyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin geneline sinmiş sakinliği beğendim.

Eksiler

  • Sonlara doğru aileler içerisindeki kopuşlar çok hızlı işlendi gibi geldi bana.

Keşif

  • Kaktüs ağacının dilek ağacı olarak kullanılması ne garipti. Yaşanılan yöreye/bölgeye göre dilek ağacı farklı olabiliyor. Bu film Amasya’da geçseydi dilek ağacı belki de elma olurdu.
  • Bembeyaz tuzun içerisine kendisini bırakan karakter bir bakıma beyaz gelinlik özlemini gideriyor.
  • Finale doğru bizleri karşılayan Palyaço gösterisi hüzün sonsuz olsa da sonlu hayatın bir şekilde devam ettiğine işaret ediyordu.
  • Tuz ile kurulan saflık ilişkisi güzeldi.
  • Cheba karakteri ve genel anlamda filmin görsel dili “Medeas” (Yönetmen: Andrea Pallaoro) filmini aklıma getirdi.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Aşk Zahmetli İştir

image

Filmin Künyesi:

AŞK ZAHMETLİ İŞTİR | ASHA JAOAR MAJHE| LABOUR OF LOVE | Yönetmen: Aditya Vikram Sengupta / Oyuncular: Ritwick Chakraborty (Erkek), Basabdutta Chatterjee (Kadın) / Hindistan / 2014 / Renkli / 84´

Sinopsis:

Birkaç yıl önce Hindistan’ı etkisi altına alan ve binlerce kişinin işsiz kalmasına neden olan ekonomik kriz, Aşk Zahmetli İştir’in çıkış noktası… Neredeyse tümüyle diyalogsuz geçen bu filmde, bir kadın ve erkeğin gündelik hayatından, adeta ritüele dönüşen detaylar izliyoruz. Günleri işe hazırlanmak, dinlenmeye çalışmak ve bir türlü göremedikleri ama özledikleri “birisi”ni düşünmekle geçiyor. Hayal ve gerçeğin iç içe geçtiği, tekrarlanan sahneleriyle neredeyse meditatif bir etkiye ulaşan, alışılmadık bir aşk filmi bu.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin adında geçen ve içinde de değinilen “aşk” en olumlu yanı.

Eksiler

  • Genel anlamda pek başarılı bir film olmamış.
  • Filmin diyalogsuzluktan beslenme niyeti iyi bir çıkış noktası olsa da pratikte güzel kullanılamamış.

Keşif

  • Film içerisindeki sefer tası kullanımı oldukça iyiydi.  Başka bir Hindistan filmi olan “Sefer Tası” (Yönetmen: Ritesh Batra) nı da akıllara getirdi.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Hayal Ülkesi

image

Filmin Künyesi:

HAYAL ÜLKESİ | JAUJA| JAUJA | Yönetmen: Lisandro Alonso / Oyuncular: Viggo Mortensen (Gunnar Dinesen), Viilbjørk Malling Agger (Ingeborg), Ghita Nørby / Arjantin / 2014 / Renkli / 108´

Sinopsis:

Kadim olanlar demiş ki, kim ki dünya cenneti “Jauja”yı bulmaya çalışır, yolda kaybolur… 1882’de, yerli halka karşı soykırım harekâtı sırasında Patagonya’da bir ileri karakoldayız. Danimarkalı yüzbaşı Gunnar Dinesen’in 15 yaşındaki kızı Ingeborg genç bir askere tutulup evden kaçınca, yüzbaşı genç çifti bulmak için tekinsiz düşman bölgesine girmeyi göze almaya karar verir. Lisandro Alonso’nun senaryosunu yazdığı ve profesyonel oyuncularla çalıştığı ilk filmi olan Hayal Ülkesi, bizi zamanın ötesinde, geçmişin kaybolup geleceğin anlamsızlaştığı bir yere götüren yüzbaşının yalnız arayışının hikâyesi. Ünlü oyuncu Viggo Mortensen’in göz dolduran performansıyla emperyalizme dair bilmeceli bir tefekkür.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin görsel dokusu yer yer güzeldi.

Eksiler

  • Genel anlamda zayıf bir film olmuş.
  • Hikaye anlatımında/aktarımında kopukluklar var.
  • Senaryoyu güçsüz buldum.

Keşif

  • Filmin başlarında/ortalarında Gunnar’ın bulduğu oyuncak belki de filmin sonunda kız tarafından göle atılan oyuncaktı.
  • Mağara içerisinde bekleyen ve sonra birden görünür olan kadın karakteri “Tarkan Gümüş Eyer” (Yönetmen: Mehmet Aslan) filmindeki Gosha’yı (Eva Bender) akıllara getirdi.
  • Ötekileştirme teması anlamında “Tepenin Ardı” (Yönetmen: Emin Alper) filmini hatırladım.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Japon Nişanlım

image

Filmin Künyesi:

JAPON NİŞANLIM | TOKYO FIANCÉE| TOKYO FIANCÉE | Yönetmen: Stefan Liberski / Oyuncular: Pauline Etienne (Amélie), Taichi İnoue (Rinri), Julie Lebreton (Christine), Alice De Lencquesaing (Yasmine) / Belçika / 2014 / Renkli / 100´

Sinopsis:

Belçikalı yazar Amélie Nothomb’un romanından sinemaya uyarlanan Japon Nişanlım, bir şehir ve bir aşk hakkında. Yazarın kendi ismini verdiği başkarakteri hayalperest Amélie, çocukluğunu geçirdiği Tokyo’ya dönmeye ve hayatını kazanmak için Fransızca dersleri vermeye karar veriyor. Japon Nişanlım, Amélie’nin ilk ve tek öğrencisi olan Ringi’yle romantik ilişkisini ve bir ülkeyi keşfetme hikâyesini anlatıyor. Yönetmen Liberski, filmin romanda da bol miktarda mevcut olan mizahı bolca kullandığını söylüyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Film vasatın az üstü olarak değerlendirilebilir.
  • Pauline Etienne’nin oyunculuğu başarılı.
  • Dış ses kullanımı başarılı olmuş.

Eksiler

  • Film boyunca merak uyandırıcı unsur olarak kullanılan gizli cemiyetin Fransız fanatiklerinden oluşan bir grup/kulüp çıkması pek başarılı bir tercih olmamış.
  • Rinri’nin anne ve babası film içerisinde pekiyi konumlandırılamıyor.

Keşif

  • Amélie içindeki çocuksuluk ve hayat neşesi gibi renkli kıyafetler tercih ediyor.
  • Amélie ile Rinri arasındaki yakınlaşma sahneleri şiirsel ve dingindi.
  • Amélie’nin nişanlı olarak kalmasını artçı sarsıntı olarak değerlendirecek olursak yaşanan deprem felaketi sonrasında evlilik gerçekleşemiyor.
  • Filmin görsel dokusu uyumlu olmuş..

Öylesine

  • “Evlenmesek de Nişanlıyız”
  • “Nişanda keramet vardır”

Dış Ses

image

Filmin Künyesi:

DIŞ SES | LA VOZ EN OFF| VOICE OVER | Yönetmen: Cristián Jiménez / Oyuncular: İngrid İsensee (Sofia), Maria Siebald (Ana), Paulina García (Matilde), Niels Schneider (Antoine), Maite Neira (Alicia), Cristián Campos (Manuel) / Şili / 2014 / Renkli / 96´

Sinopsis:

Bir önceki filmi, 3 yıl önce yarışmada izlediğimiz Bonsai ile dikkatleri üzerine çeken Christian Jimenez’in Toronto’da prömiyerini yapan yeni filmi Dış Ses, 35 yaşındaki Sofia’nın hikâyesini anlatıyor. Sofia, çok sevdiği iki çocuğuyla boşanmanın etkilerinden kurtulmaya çalışırken huzura kavuşmak için, modern hayatın sunduğu her şeyi hayatının dışında bırakmaya karar veriyor. Ancak aldığı bu radikal karar işe yaramıyor. Üstüne üstlük sorunlu kız kardeşi Ana’nın Şili’ye geri dönmesiyle hayatı iyice karmaşık hale geliyor.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmi genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.
  • Oyunculukları başarılı buldum.
  • Filmin mizahi yönünü beğendim.

Eksiler

  • Anne-babanın çocuklarının karakterlerini pek tanımıyor olmaları ya da buna dair nedenler daha iyi aktarılabilirdi.

Keşif

  • Film Ana’nın çocuğunun doğum görüntüleri ile başlıyor. Dış sesimiz dünyaya geliyor belki de.
  • Çocuk oyuncular oldukça renk katmış filme.
  • Kız kardeşler arasındaki ilişkinin anlatımını beğendim.
  • Çiviye basma oyunu ve büyükannenin posta hesabından Sofia’nın cevaplar yazdığı bölümler eğlenceliydi.
  • Filme adını da veren dış ses sonda da devreye giriyor.
  • Festivalin “Aile Bağları” temasındaki yerini hak eden bir film olmuş.

Öylesine

  • Bulunamadı.

Bodrumda

image

Filmin Künyesi:

BODRUMDA | IM KELLER| IN THE BASEMENT | Yönetmen: Ulrich Seidl / Avusturya / 2014 / Renkli / 86´

Sinopsis:

Bu film takıntılar hakkında. Bu film insanlar, bodrumları ve insanların boş zamanlarında bodrumlarında yaptıkları şeyler hakkında. Bu film bando müziği, opera aryaları, pahalı mobilyalar, ucuz erkek şakaları, cinsellik, atıcılık, form tutma, faşizm, kırbaçlar, bebekler, yılanlar, silahlar, aşk, aşksızlık hakkında… Tartışmalar çıkaran “Cennet Üçlemesi”nin ardından Ulrich Seidl, Bodrumda ile belgesel biçimine geri dönüyor. Avusturyalı olma ruhunun altını eşeleyen, hem komik hem hüzünlü bir makale-film bu.

Not: Yukarıdaki paragraf İKSV sayfasından alınmıştır.

Artılar

  • Filmin sonlarında bodrum katlarının ışıklı olarak gösterildiği sahne güzeldi.

Eksiler

  • “Bodrum” teması ile ilgili seçilen konuları hiç beğenemedim. Bodrum katta hiç güzel/olumlu bir şey yapılmaz mı ki?

Keşif

  • Yönetmenin bir önceki Cennet üçlemesine (“Cennet: Aşk”, “Cennet: İnanç”, “Cennet: Umut”) göre bu film başarısız olmuş.
  • Alışılageldik kamera kullanımı devam ediyor yönetmenin üslubunda. Sabit duran kamera önündeki olayları kaydediyor.

Öylesine

  • Bulunamadı.