Yalnızlar Rıhtımı

image

Filmin Künyesi:

YALNIZLAR RIHTIMI | PORT OF THE LONELY |  | Yönetmen:  Ö. Lütfi Akad / Oyuncular: Çolpan İlhan (Kontes Güner), Sadri Alışık (Rıdvan Kaptan), Turgut Özatay (Ali), Melahat İçli (Melahat), Sadettin Erbil (Kıl Şükrü), Kamuran Yüce (Sarı), Ahmet Tarık Tekçe (Rıfat), Osman Alyanak (Feyzullah), Yavuz Yalınkılıç (Sabri), Rıza Tüzün (Simon), Kemal Edige (Cıvık Hamdi) / Türkiye / 1959 / Siyah-Beyaz / 113´

Sinopsis:

Üzerinde üstünkörü tartışılmış ama değeri pek bilinmemiş bu iki film, sinemamızın en özgün ve ustaca işlenmiş hikayelerinden. Akad’la Akar’ı birlikte izlemek unutulmaz bir deneyim olacak. Yalnızlar Rıhtımı, açıklarda tek başınayken huzur bulan Kaptan Rıdvan’la (Sadri Alışık), bar şarkıcısı “Kontes” Güner’in (Çolpan İlhan) hüzünlü hikayelerini anlatır. Senaryo, şair Atilla İlhan tarafından (Ali Kaptanoğlu takma adıyla) İzmir Pasaport Limanı düşünülerek yazılmıştır. Filmin Ömer Lütfi Akad’ın tercihiyle İstanbul’da çekilmesi, iki şehrin limanları arasındaki fark sebebiyle zamanında eleştirilere konu olmuşsa da, filme özgün ve dokunaklı bir mekan kurgusu kazandırmıştır. Film boyunca gittiğimiz her yerde karanlığın ortasında buluruz kendimizi. Böylece karakterlerin içinde bulunduğu duygusal yalnızlık görsel bir karşılık bulur. Filmin düşmüş kadın hikayesine yaklaşımında hem Karafilm türü etkisi hem de Şiirsel Gerçekçiliğin izlerini görmek mümkündür. Bu melezlik famfatalsiz bir karafilm yaratmış, suçu bir kadına atmak yerine birbirini kazıklayan erkeklerin sinsi ve yalancı hallerini görünür kılmıştır. Akordeon ve tangoya rağmen, karakterlerin tüm insanlığa mal olmuş çaresizliği hayli yerlidir.

Artılar

  • Oyunculuklar harika.
  • Feyzullah rolünde Osman Alyanak filme önemli bir katkı yapmış her filminde olduğu gibi.
  • Senaryo, özellikle de diyaloglar çok kuvvetli.

Eksiler

  • Bulunamadı.

Keşif

  • Para çantasının aşırı doluluk nedeni ile arada bir kendiliğinden açılması çok ince bir uygulama olmuş. Hem filme mizahi anlamda katkı yapmış hem de filmin sonuna ilişkin alarm veren bir saatli bomba görevi üstlenmiş.
  • Feyzullah’ın arada bir hap içmesini “Hapı yuttuk” anlamında da okuyabilir miyiz diye düşündüm.
  • Ana temanın aşk olduğu, Rıdvan-Güner, Güner-Ali ve Ali-Rıdvan arasında geçen karşılıklı sahnelerde diyaloglardaki edebi üslup ve derinlik çok iyi.
  • Rıdvan-Güner çiftimizi biraz da “Sevmek Zamanı” (Yönetmen: Metin Erksan) filmindeki Halil-Meral (Müşfik Kenter, Sema Özcan) çiftine benzettim. Rıdvan önceleri aslında kendi yalnızlığının suretine aşık. Daha sonra o suretin yerini Güner alıyor.
  • “Yalnızlığım bir limana girince başlıyor benim.”, Rıdvan Kaptan’a ait bir replik.
  • Elindeki para dolu çanta ve Şükrü ile beraber kayığa doğru yürüyen Feyzullah, havanın bozması üzerine “Rahmet geliyor” diyor. Ne güzel ironidir bu.
  • Feyzullah’ın para dolu çantayı kendisinden başkasının taşımasına izin vermemesi ve ortakların her azalışında payına düşen hissenin artmasını düşünmesi gibi noktalar bana “Köyden İndim Şehire” (Yönetmen: Ertem Eğilmez) filmindeki kardeşlerin altın çuvalı ile olan maceralarını anımsattı.
  • Şükrü’nün tutkular üzerine yaptığı felsefi yorumlar ve bu bağlamda ortaklarının profilini betimlediği sahne güzeldi.  Ali (Kendine tutkun) ; Şükrü (Kadına tutkun) ; Feyzullah (Paraya tutkun)
  • Güner ile sahilde buluşan Rıdvan’ın kumdan ev yaptığı sahne oldukça manidar. Ev, onun düşüncesinde Güner’in hasret olduğu şey.
  • “İçindeki acıya içelim.”, filmden bir replik.

Öylesine

  • “Para çantada durduğu gibi durmuyor”.
  • Dini bütün Feyzullah Efendi kaçakçılık ile ilgili toplantı için yatsı namazı sonrasını seçiyor. Nafile olarak kaçakçılık yaptığı için herhalde 🙂

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak

image

Filmin Künyesi:

KARPUZ KABUĞUNDAN GEMİLER YAPMAK | BOATS OUT OF WATERMELON RINDS | Yönetmen:  Ahmet Uluçay / Oyuncular: İsmail Hakkı Taslak (Recep), Kadir Kaymaz (Mehmet), Gülayşe Erkoç (Nezihe), Boncuk Yılmaz (Nihal), Hasbiye Günay (Güler), Mustafa Çoban (Karpuzcu Kemal), Fizuli Caferov (Deli Ömer), Ahmet Uluçay (Berber) / Türkiye / 2004 / Renkli / 98´

Sinopsis:

Tüm hayatını bir köyde geçiren Ahmet Uluçay’ın çocukluk anılarına döndüğü Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, yönetmenin film gösterimi düzenlemek için projeksiyon makinesi yapmaya çalışmaktan bizzat film çekme hayaline, ayrıca güzel bir komşu kızına uzanan ilk aşklarının ve imkânsızlıkların hikâyesi. Ancak Uluçay’ın seyirciye aktardıkları, basit bir sinema aşkından veya “köyde sinemasever olmanın” zorluklarından ibaret değil. Uluçay, sıkıcı bir gündelik hayatın içinde bir sinemacının gözünün nasıl gördüğüne, hayatı kendi algısında nasıl sinemalaştırdığına dair mizansenlerle, sembolizme kaymadan farklı çağrışımlara (kısmen Anadolu mistisizmine) kapı açan bir imgelemle zenginleştiriyor filmini.

Artılar

  • Film genel olarak güzeldi. Mizahi yönden Arzu Film ekolüne yakın buldum.
  • Saniyede 24 kare olayının Deli Ömer’in etrafı seyrederken uygulanması güzel bir denemeydi.
  • Karpuzcu Kemal karakteri filme önemli ölçüde renk katmış.
  • Recep ve Mehmet’in sinema salonunda makinistin penceresine baktıkları sahne güzeldi.
  • Filmde ara ara duyduğumuz “Beyaz Giyme Toz Olur” türküsünün müziği iyi bir seçim olmuş.
  • Nihal rolünde Boncuk Yılmaz’ı oldukça başarılı buldum.

Eksiler

  • Filme katılan gerilim ve korku öğeleri bence pek başarılı olmamış sanki.
  • Nihal’in, gecenin bir yarısı kalkıp Recep’in hediye ettiği bir cevizi kırıp sonra yatağına dönüp onu arzulu bir şekilde yemesi ilginç bir denemeydi ama pek inandırıcı gelmedi bana.
  • Recep ve Mehmet’in köy yaşamlarına ve ailelerine dair biraz daha sahne olsa sanki güzel olurdu.

Keşif

  • Nihal’in annesinin, Recep’in saçlarını ipek gibi diye övdükten sonraki yakın bir sahnede Recep’in saçlarının kesilmek zorunda kalınması iyi bir ironi olmuş.
  • Köylü – Kasabalı arasındaki sınıf farkına ilişkin dokundurmalar ve göndermeler dikkate değer.
  • Filmin sonuna doğru cinnet getiren Ömer’in, Recep ve Mehmet’in sinema teçhizatını dağıttığı sahnede hayvanların tepki vermeleri uygulamasını beğendim.
  • Recep ve Mehmet’in köy ile kasaba arasında yolda yürürlerken çekilen sahnelerde kamera onları bize hep arkaları dönük olarak gösteriyor. Konuşurlarken yüzlerini göremiyoruz.

Öylesine

  • “Recep’in kırdığı ceviz bini aştı”.

Kaşık Düşmanı

image

Filmin Künyesi:

KAŞIK DÜŞMANI  Yönetmen:  Bilge Olgaç / Oyuncular: Perihan Savaş (Deli Elif), Halil Ergün (Osman), Mesut Engin (Gazeteci Bora) / Türkiye / 1984 / Renkli / 90´

Sinopsis:

Bir köy düğünü sırasında meydana gelen tüp patlaması sonucu, çoğunluğu kadın ve çocuklar olan pek çok insan ölür. Köyde düğüne katılmayan tek bir kadın hayatta kalır. Köye, yaşanan tüp gaz felaketi üzerine film yapmak üzere bir Alman ekip gelir. Köyün yaşayan tek kadını, artık ruh sağlığını yitirmiş olsa da bu ekibin hilesini ilk fark eden kişi olur…

Artılar

  • Perihan Savaş’ın oyunculuğu oldukça başarılı.
  • İsmet Ay filmin mizahi tarafına oldukça katkıda bulunmuş.
  • Filmin finalini oldukça beğendim. Tüm köylüleri kandırarak onları makaraya alan Almancı film ekibinin oyununu Deli Elif bozuyor. Elif makaraların içerisindeki filmleri yüksekten aşağıya doğru bırakırken belki de kendi filmini (hayatını) başa almak istiyor.

Eksiler

  • Almanya’dan Sarıca köyüne yapılan ziyarete ilişkin gerekçeler çok sahici durmuyor.

Keşif

  • Bulunamadı.

Öylesine

  • “Bir Türke Gönül Verdim (mi)”
  • “Sarıcalı Gelin”

Köksüz

image

Filmin Künyesi:

KÖKSÜZ | NOBODY´S HOME   | Yönetmen:  Deniz Akçay Katıksız / Oyuncular: Ahu Türkpençe (Feride), Lale Başar (Nurcan), Savaş Alp Başar (İlker), Sekvan Serinkaya (Gülağa), Mihriban Er (Gülten), Melis Ebeler (Özge) / Türkiye / 2012 / Renkli / 81´

Sinopsis:

Köksüz, bir kaybın ardından yeniden aile olmayı başaramayan, gün geçtikçe kendini yok eden dört kişinin kaybolma hikâyesidir. Nurcan, kocasının ölümünden sonra üç çocuğu ile baş başa kalır; büyük kızları Feride, ailede baba rolünü üstlenmek zorunda kalır. Zaten tutunacak bir dala ihtiyacı olan Nurcan bu duruma dört elle sarılır, Feride´yi neredeyse kocası yerine koyar ve tüm sorumluluğu ona yıkar. Babasına taparcasına hayran olan evin tek erkeği 17 yaşındaki İlker, evdeki idarenin ablasına geçmesine tepki olarak hızla aileden uzaklaşır. Ergenlik çağında, ailesine en ihtiyaç duyduğu zamanda ne annesine ne ablasına yaklaşabilen evin en küçüğü Özge ise bir kenarda unutulur ve varlığını hatırlatabilmek için çaba harcar durur. Feride´nin evin yükünden bunalıp, kendisiyle evlenmek isteyen Gülağa´nın teklifini çıkış yolu olarak görüp kabul etmesiyle evdeki dengeler alt üst olur. Yönetmen Deniz Katıksız kendi sözleriyle ilk filminde, “arada kalmış, kendine rol biçememiş insanların başkalarınca giydirilen rolleri beceriksizce taşıma çabalarının hikâyesini” anlatıyor.

Artılar

  • Filmdeki oyunculukları oldukça başarılı buldum.

Eksiler

  • Anneannenin, kızı ve torunları ile daha çok didaktik formda geçen konuşmaları sanki biraz yapay olmuş.

Keşif

  • Feride’nin annesi Nurcan bana hem sima hem de itilmiş yapısı itibarı  ile efsanevi Yasemin Yalçın tiplemesi “Kakılmış” karakterini çağrıştırdı. Temizlik takıntısının da payı var tabi bunda.
  • Filmde planların birbirlerine bağlandıkları birçok kesme hareketi görüyoruz. Bunlardan özellikle 3 tanesi dikkatimi çekti.
    1. Feride’nin ofis mutfağında elindeki su bardağını tutarken kamera hemen sonrasında Gülağa’nın suyu yudumlamasını gösteriyor.
    2. İlker, arkadaşının annesi ile sevişirken ritmin yükseldiği anda kamera annesi Nurcan’ın evde mutfak lavabosundaki su tıkanıklığını fark ettiği sahneye kesme yapıyor.
    3. İlker’in klasikleşen sevişme serüvenlerinden birinde heyecanın dorukta olduğu anda kamera İlkerlerin evinde annesi Nurcan’ın resminin yer aldığı saatin duvara asılmasına kesme yapıyor.
  • Nurcan’ın kendini eve kapatıp mümkünse hiç dışarıya çıkmak istememe davranışı bana “Karanlıktakiler” (Yönetmen: Çağan Irmak) filmindeki “Gülseren” (Meral Çetinkaya) karakterini hatırlattı.
  • Oyunculuk performanslarının tavan yaptığı aşağıdaki 5 sahne dikkatimi çekti.
    1. Feride’nin, annesi Nurcan’a Gülağa’nın evlenme teklifini kabul ettiğini söylediği sahne.
    2. Nurcan’ın yine Feride’yi iğnelediği sahnelerin birinde Feride’nin elindeki kirli tabakları bilerek yere düşürdüğü sahne.
    3. Nişan törenini hasta olan Nurcan’ın yatakta geçirdiği sahne.
    4. Filmin sonlarına doğru düğün sahnesinde kelimelerden çok gözlerin konuştuğu, farklı oktavlarda iç ve dış ağlamaların yer aldığı sahne.
    5. Gülağa ve Nurcan’ın hastane  koridorunda yürüdükleri sahne.
  • Temizlik/titizlik hastası Nurcan düğün sırasında eve gidip birçok ilaç içiyor (intihar girişimi mi?) ve sonrasında ilaç kutularını muntazam bir şekilde yerleştirmeyi de ihmal etmiyor.
  • Yönetmen filmde kardeşlerin kendi iç heyecanları ve hayatla olan mücadelelerine eşit şekilde yer vermeye çalışmış gibi geldi bana.

Öylesine

  • “İzmir’in Mor Gülü”
  • Feride’nin çıldırma noktasına geldiği kimi sahnelerde Emel Sayın’ın “Feride” şarkısının çaldığını hayal ettim.

Mavi Dalga

image

Filmin Künyesi:

MAVİ DALGA | THE BLUE WAVE | Yönetmen:  Zeynep Dadak, Merve Kayan / Oyuncular: Ayris Alptekin (Deniz), Barış Hacıhan (Kaya), Nazlı Bulum (Gül), Albina Özden (Esra), Begüm Akkaya (Perin), Onur Saylak (Fırat), Sude Aslantaş (Defne) / Türkiye / 2013 / Renkli / 97´

Sinopsis:

Yaz boyunca görüşemeyen Deniz ve arkadaşlarının birbirlerine anlatacakları çok şey vardır. Son sınıftaki erkeklerin boyu ansızın uzamış, yeni albümler piyasaya çıkmış, Balıkesir’e doğalgaz gelmiştir. Ama aynı zamanda hiçbir şey değişmemiştir sanki. Anne babaları iş güç derdindeyken, Deniz ve arkadaşlarının üniversite tercihi konusunda kafaları hâlâ karışıktır. Günlük hayatın rutin telaşı içinde bir yandan gelecek planları yapar bir yandan da ergenliklerinin en çetrefil dönemini yaşarlar. Kaya’yla yakınlaşıyor olsa da Deniz’in aklı hâlâ rehberlik hocası Fırat’tadır. Arkadaşlarına bunun “her zamanki gibi bir şey” olmadığını kanıtlamak ister. Hem arkadaşlarının gelecek tasarılarından, hem de anne babasının mevcut durumlarından farklı bir hayatı arzular Deniz. Kimsenin bilmediği bir şarkı, umutsuz bir aşk, yalnızlık… İstanbul yerine Ankara, fen yerine sosyal bilimler… Başka bir dünya ama neresi?

Artılar

  • Deniz rolünde Ayris Alptekin’in oyunculuğunu oldukça başarılı buldum.
  • Filmin iç mekan çekimlerinde karanlık bir atmosferin hakim olması etkili bir tercih olmuş.
  • Deniz ve Fırat’ın evde yalnız başlarına oldukları sahnelerin çekimlerini beğendim. Kimi bölümlerde sesin görüntüyü takip etmeme tercihi iyi bir uygulama olmuş.

Eksiler

  • Filmin ortasından itibaren bir yan hikaye olarak paralelde ilerleyen kayıp tablo konusunu biraz zayıf buldum.

Keşif

  • Deniz adı gibi gel-gitleri olan bir karakter. Bu açıdan karakter isminin Deniz olmasını anlamlı buldum.
  • Kaya rolünde Barış Hacıhan’a da bir parantez açmak lazım. Oldukça iyi bir ekran enerjisi ve sempatisi var. “Araf” (Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu) filmindeki kadar ön rollerde olmasa da filme kayda değer bir katkı yapıyor.
  • Filmimizdeki 4 kız arkadaşın (Deniz, Gül, Esra, Perin) ilişkileri, dostlukları, gel-gitleri bana 90’ların fenomen TV dizilerinden “Çılgın Bediş”  dizisindeki kız arkadaş grubunu hatırlattı.
  • Ağırlıklı olarak lisede okuyan gençlerin hikayesini izlediğimiz bu filmde hiç okul içerisinde geçen bir sınıf, ders sahnesinin olmamasını ilginç buldum.

Öylesine

  • “Mavi En Sıcak Dalgadır”.
  • Deniz için Müzeyyen Senar söylüyor:
    “Dalgalandım da duruldum
    Koştum Fırat’ın ardından yoruldum
    Binlerce güzel sevdim de
    En son Kaya’ya vuruldum”.

Şarkı Söyleyen Kadınlar

image

Filmin Künyesi:

ŞARKI SÖYLEYEN KADINLAR | Yönetmen:  Reha Erdem / Oyuncular: Binnur Kaya (Esma), Philip Arditti (Adem), Kevork Malikyan (Mesut), Deniz Hasgüler (Meryem), Vedat Erincin (Doktor), Aylin Aslım (Hale) / Türkiye / 2014 / Renkli / 128´

Sinopsis:

İstanbul’un adalarından birinde muhtemel bir deprem nedeniyle adayı boşaltma kararı alınmıştır. İnsanlar akın akın oradan ayrılırlar ancak küçük bir kesim bu karara uymayarak kalmakta ayak direr. Etrafta kıyamet arifesini andıran bir atmosfer hüküm sürerken geride kalanlar için hayat koşulları günden güne zorlaşacaktır. Film, yaşamları farklı engellerle sıkıştırılmış bir grup kadının, inanç, cesaret ve enerji ile hayatın farklı boyutlarına yaptıkları heyecan verici insani serüvenlerine eşlik ediyor. Trajedilerini, isyan ve hayat şarkılarıyla dönüştüren bu kadınlar, bir türlü çıkamadığı çocukluğuyla erkekliğinde boğulan Adem’i elinden tutmalarıyla, insan olmanın eşsizliğini tattırıyorlar.

Artılar

  • Filmin görüntü yönetimini oldukça başarılı buldum.
  • Filmdeki ses kurgusu ve ses işçiliği mükemmel seviyede.
  • Doktorun evindeki kanepede uzanmış olan Meryem’in yüzünü gösteren kameranın, kesme yaparak benzer bir pozisyonda olan atın yüzünü bizlere göstermesi oldukça güzel bir uygulama olmuş.
  • Atlara da bu filmde ayrı bir parantez açmak lazım. Bu filmde insanlar ve atlar zaman zaman birbirlerine karışıyorlar. Benzer uzanış şekilleri, duygusal devinimler, hastalıklar vb.

Eksiler

  • Senaryoyu biraz zayıf buldum. Film içerisinde birçok hikaye yer alması bütünselliğe zarar vermiş.
  • Doktorun çok istediği Meryem’e (daha doğrusu bir kadına) kavuşup evlendikten sonra ona cinsel anlamda yaklaşmaması ya da onu tehlikelere karşı korumaması gibi tavırlarına çok anlam veremedim.
  • Adem’in eşi Hale’nin birdenbire Mesut’un evinde onlarla beraber kalmaya başlamasını çok anlamlandıramadım.
  • Kadın karakterlerimizin ormanda tekerleme ve şarkı söylediği sahneler filme genel anlamda renk katsa da bu sahnelerin fazla olmasının izleyicinin hikayeden uzaklaşmasına sebep olabileceğini düşündüm.

Keşif

  • Filmde kadınların yanı sıra rüzgarın da zaman zaman kendince şarkı söylediğini görüyoruz. Özellikle filmin açılış sahnesinde rüzgar adeta döktürüyor.
  • Esma karakterini hem inançlı biri olması hem de hizmetçi olarak çalışması özelliklerinden dolayı “Çığlıklar ve Fısıltılar” (Yönetmen: Ingmar Bergman) filmindeki hizmetçi karaktere benzettim.
  • Tanrı’dan gelen işaretlerle yolunu bulmaya çalışan Esma, kaybolan Adem’i arama çalışmaları sırasında karşısına çıkan geyiğin gittiği yönü takip ederek Adem’e ulaşıyor.
  • Mesut karakterini hem sima olarak hem de maddiyata verdiği önemden dolayı, “Bizim Aile” (Yönetmen: Ergin Orbey) filminde “Yaşar Usta”nın (Münir Özkul), suratına karşı efsanevi tiradını haykırdığı “Saim Bey”  (Saim Alpago) karakterine benzettim.
  • Bu filmde erkeklerin kadınlarla ve daha çok onların bedenleri ile ilgili temel saplantılarını ve çaresizliklerini görüyoruz. Adem kimi anlarda kendine sahip olamayıp karşısındaki kadına sahip olmaya çalışır. Doktor ve Mesut havuz başında hayal ettikleri kadın formuna ilişkin ölçüler üzerinde sohbet ederler. Filmde bu ve bunun gibi birkaç örneğe daha rastlamak mümkün.
  • Filmin kimi bölümlerindeki gerçeküstücü yaklaşım ve masalsı formlar Onur Ünlü filmlerini çağrıştırdı.
  • Filmin karanlık ve kasvetli bir atmosfere sahip olması bana “Gölgesizler” (Yönetmen: Ümit Ünal) filmini çağrıştırdı.
  • Pelerinle dolaşan Esma karakteri filme masalsı bir boyut katmış. “Kahverengi Pelerinli Kız”ımız ormanda dolaşırken kendisine gösterilen işaretlerle tehlikelerden korunuyor ve tekerlemeler, şarkılarla doğaya kendini kabul ettiriyor.
  • Filmin son karesinde, çıkan yangın sonrasında göğe yükselen toz bulutunu görüyoruz. Rüzgar da hafiften esiyor. Filmin bir yerinde de geçtiği gibi: “Rüzgar kaçar, toz dolar; toz kaçar, rüzgar dolar”.
  • Filmin hikayesinde yer alan adadaki deprem beklentisinin öncüleri ya da artçılarını karakterlerimizin yaşamlarında başlarına gelen olaylarda görmüş oluyoruz.
  • Meryem’in Doktor’un evlenme teklifini kabul ettiği sırada deprem meydana gelmesini anlamlı buldum. Bu durumu  Meryem-Doktor arasındaki ilişkinin temelinin sağlam olmadığına dair bir okuma olarak yorumladım.
  • Adadan tahliye edilme konusuna ilişkin yönetmenin hiç devlet erkanından birilerini filmin içerisinde kullanmamasını anlamlı buldum. Durum sadece TV haberleri ve anonslarla aktarılıyor.

Öylesine

  • “Issız Adem”.
  • “Atların Fısıldadığı Adem”.
  • “Susuz Ada”.

Daire

image

Filmin Künyesi:

DAİRE | Yönetmen:  Atıl İnaç / Oyuncular: Fatih Al, Nazan Kesal, Erol Babaoğlu / Türkiye / 2013 / Renkli / 91´

Sinopsis:

İnsan bazen bir delilik yapar.

Zamanın Soytarılığına İnat Hayatla Düello Yapanların Hikayesi

Bazen insan en aptalca ve saçma görünen şeyi yapar. Herşeyin üzerine geldiğini ve bunu umursamadığını göstermek ister. Hayatla inatlaşmanın keyfi gizlidir bu kararlarda.

“Daire” üniversitedeki öğretim görevini kaybettikten sonra kullanılmayan bir havaalanında güvenlik görevlisi olarak çalışmayı seçen Feramus ile çalıştığı belediye
tiyatrosu kapatılınca hayatla inatlaşmak adına bir camide ölü yıkayıcı olmayı kabul eden Betül’ün fırsat bulamadıkları hüzünlü aşkları etrafında gelişir.
Yaşamakta olduğumuz sert değişim dönemini konu alan “Daire“ sıradışı güçlükler, engeller, durumlar karşısında döngüsel olarak daha sıra dışı çarelere, daha şaşırtıcı meydan okumalara cürret eden karakterlerin kullanılmayan bir havaalanı etrafında gelişen trajikomik hikayesini seyirci ile buluşturuyor.

“Daire” 2011 yılında Güneydoğu Avrupa film network’ü kapsamında üç ayrı ülkede senaryo, produksiyon ve dağıtım workshop’unda yeraldı. 2011 yılında İstanbul Film Festivali Türkiye-Fransa ortak yapım platformuna seçildi. Aynı yıl İtalya Trieste ortak yapım workshop’ına ve 2013 yılında Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nin “Geliştirme Aşamasında olan Filmler” seçkisine davet alan “Daire “ Ulusal Premierini Adana Altın Koza Film Festivalinde gerçekleştirdi ve Film Yön En İyi Yönetmen Ödülüne değer bulundu. Filmin yapımcılığını Lacivert Film Üstleniyor.

Artılar

  • “Betül” rolünde Nazan Kesal ve “Feramus” rolünde Fatih Al’ın oyunculukları başarılı.
  • Devlet – Bürokrasi – Birey üçgenindeki açmazlara ilişkin dokundurmalar genellikle yerindeydi.
  • Havaalanında güvenlik görevlisi olarak çalışan Arif (Erol Babaoğlu) filmin mizahı boyutuna önemli ölçüde katkıda bulunmuş.

Eksiler

  • Betül’ün, yanlarına yeni taşınan Feramus’un geçmişi hakkında hiç bilgi öğrenmek istememesi ; evine ilk davet ettiği gece Feramus’tan onlarla kalmasını istemesi gibi durumlar inandırıcılık anlamında problemli gibi geldi bana.
  • Feramus’un, babası, eşi ve çocuğu ile ilgili gördüğü rüya sahnelerinin daha çok felsefi sözlerle donatılmış olması, bu sahnelerin  filmin genel dilinden biraz ayrıksı kalmasına neden olmuş.

Keşif

  • Filmin hikayesinde Feramus’un ıssız bir havalimanında çalışması kurgusu bana, “Gişe Memuru” (Yönetmen: Tolga Karaçelik) filminde Kenan (Serkan Ercan) karakterinin ıssız bir otoyola gişe memuru olarak sürülmesini anımsattı.
  • Filmde ilginç bir performans oyununa tanık oluyoruz. Önce Arif karakterinin sergilediği, filmin sonlarına doğru ise Feramus’un bayrağı Arif’ten devraldığı bir oyun bu. Oyunun amacı ipe boynunu geçirerek havada en uzun süre asılı kalmaya dayanıyor. Sanki bizim kelimelerle oynadığımız “Adam Asmaca” oyunun farklı bir versiyonu gibi. Kelimelerin yerini insanlar ve onların duyguları alıyor bu oyunda.
  • Çalıştığı tiyatronun kapatılması ile yine belediyenin açtığı “ölü yıkayıcılığı” (Gassal) işine talip olan Betül karakterini canlandıran Nazan Kesal, “Saç” (Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu) filminde eşi gassal olan Meryem karakterine hayat vermişti.
  • Filmin genelinde bir ölüm temasının hakim olduğunu söyleyebiliriz.
    Fermaus: Baba ölü ; Eşi ve çocuğu onun için ölüden farksız ; Kedisi Gece (isim bir anlamda ölümü de çağrıştırıyor) filmin sonunda ölüyor.
    Betül: Eşi ölü ; Ölümcül hastalığa yakalanan kızı filmin sonunda ölüyor.
    Havaalanı: Ölü yatırım.
  • Feramus’un hiçlikten geçilmeyen havaalanında Nietzsche okumasını oldukça manidar buldum 🙂
  • Feramus’un sakin yapısında ve tavırlarında, “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filmindeki Doktor Cemal (Muhammet Uzuner) karakterinin yansımasını gördüm.

Öylesine

  •  “Havaalanı Memuru”.
  • “Ferminal”.

FerahFeza

image

Filmin Künyesi:

FERAHFEZA | Yönetmen: Elif Refiğ / Oyuncular: Uğur Uzunel, Mert Asutay, Sitare Akbaş, Rıza Akın, Hüseyin Sevimli, Şebnem Köstem / Türkiye / 2012 / Renkli / 97´

Sinopsis:
Yirmi yaşındaki hayalperest Ali, Tuzla bölgesinde mal tedarikçisi olarak çalışmaktadır. Baskıcı babasının buyrukları kabus gibidir ve zorla da olsa yerine getirmeye çalışır. Tek arkadaşı Kısmet’tir; en büyük zevkleri ise gece olduğunda yakınlardaki tepeliğe tırmanıp şehri seyretmektir. Bu sıradan görünen hayatının içerisinde Ali, tesadüflere büyük anlamlar yükler ve onu daha güzel bir hayata götüreceğine inandığı işaretleri takip eder. Bu gecelerden birinde şehrin ışıklarını farklı bir noktadan görmek ister ve bir kuleye tırmanır. Bu farklı bakış açısı ona, duvarda yarım kalmış bir gemi grafitisi hediye edecektir. Ali, duvara bu çizimi yapan kişiyi bulması gerektiğine kendisini ikna eder. Bu gizemli kişi ona “Vamos”u bulmakta yardım edecek ve bu yerlerden uzaklara gitmesini sağlayacaktır…

Elif Refiğ’in ilk uzun metrajlı sinema filmi olan yapım iki gencin tesadüfen tanışmaları ve beraber çıktıkları yolculuğu beyazperdeye taşıyor…

Artılar

  • “Eda” rolünde Sitare Akbaş’ın oyunculuğu oldukça başarılı.
  • Ali’ye (Uğur Uzunel) yıldırım çarptığı ve sonra şiddetli bir yağmurun başladığı sahne güzel çekilmiş.

Eksiler

  • Yıllar önce ailesini terk edip daha sonra geri döndüğünü öğrendiğimiz Eda’nın babasının, anne tarafından çok çabuk affediliyor olması inandırıcılık anlamında bana biraz zayıf kalıyor gibi geldi.
  • Ali’nin biraz ani bir kararla gemi hayalinden vazgeçip babasının yanında çalışmaya başlamasını biraz sert bir geçiş olarak yorumladım.

Keşif

  • Ali’nin peşine düştüğü geminin ismi “Vamos”. Vamos, İspanyolca’da “Haydi” anlamına geliyor. Rüyasında Ali’nin karşısına çıkan bu gemi, ona haydi gel peşimden diyor belki de.
  • Ali Eda’da anne sevgisini; Eda da Ali’de baba sevgisini buluyor.
  • Ali’nin hayat içerisindeki durumu bana Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” şiirini hatırlattı.
  • Eda’ların evinde yaşanan iki sahnedeki “kavanoz kapağı açma” olayını şu şekilde yorumladım. Baba yokken anne kavanozu açamadığında kızı Eda’dan yardım isterken, baba geldikten sonra Eda’yı es geçerek direkt ondan yardım istiyor. Baba figürünün güç temsilini kavanoz kapağını açma üzerinden yorumlayabiliriz.
  • Babası Raif’in (Mert Asutay) biraz zorla da olsa Ali’yi alarak, baba-oğul felekten bir gece çalmak için meyhaneye gittikleri sahnedeyiz. Babanın Ali’den ısrarla meze söylemesini istemesinin sonucunda, Ali’nin meze olarak “Şakşuka” istemesini, “Bir Zamanlar Anadolu’da” (Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan) filminde katil zanlısı Kenan’ın kardeşinin (Burhan Yıldız), köydeki evde geçen yemek sahnesinde kola istemesine benzettim.
  • Ali’nin babasının kedisi Ejder’e gösterdiği sevgi bir bakıma çocuğuna olan sevgisizliğin yansıması oluyor.

Öylesine

  •  “Bir Geminin Peşinde”.

Kusursuzlar

image

Filmin Künyesi:

KUSURSUZLAR | Yönetmen: Ramin Matin / Oyuncular: Esra Bezen Bilgin, İpek Türktan Kaynak, İbrahim Selim, Mehmet Ali Nuroğlu, Suna Selen, Melih Düzenli / Türkiye / 2013 / Renkli / 95´

Sinopsis:
30’lu yaşlarındaki iki kız kardeş, çocukken gittikleri Ege kasabasındaki yazlıklarına, bu sefer başbaşa bir süre dinlenmeye ve kafa dinlenmeye giderler. Anneannelerinin evine, eski odalarına yerleşen Lale ve Yasemin başta sorunsuzca sahile gidip gelen, iyi anlaşan kız kardeşler gibi görünseler de, ikisinin de içinde kopan fırtınalar çok geçmeden su yüzüne çıkacaktır. Aralarındaki gerilim yan komşu Kerim’in hayatlarına girmesiyle iyice su yüzüne çıkar. Beraber geçirdikleri süre boyunca, geçmişten gelen ve halen kanayan yaralar peşlerini bırakmayacaktır. İlk uzun metrajlı işi olan Canavarlar Sofrası filmiyle ile yurt dışı ve yurt içi pek çok ödül alan Ramin Martin’in ikinci uzun metrajlı işi yine aile odaklı bir dram öyküsünü konu alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda İpek Türktan, Esra Bezen Bilgin, Elif Tasçıoğlu, Suna Selen ve Mehmet Ali Nuroğlu gibi isimler yer alıyor

Artılar

  • “Yasemin” rolünde Esra Bezen Bilgin ve “Lale” rolünde İpek Türktan Kaynak olağanüstü bir oyunculuk sergilemişler.
  • Yönetim ve senaryo oldukça başarılı.
  • Filmde kullanılan müzikleri kimi sahneler için ilginç bulsam da genel olarak beğendim.
  • Tesisatçı ve çırağının Lale ve Yasemin’in evine geldiği sahnedeki diyaloglar ya da belki de diyalogsuzluklar (bakışlar daha bir önem kazanmıştı) oldukça doğal ve naifti.
  • Yasemin ve Lale’nin yazlığa geldikleri ilk akşam, evin bahçesinde yan yana yerde uzanırlarken yaptıkları sohbet sahnesi oldukça güzeldi. Burada kameranın tepeden çekim yapması iyi bir tercih olmuş.
  • Yasemin’in yazlıktayken dışarıya koşuya çıktığı bir sahnede yerde rastladığı cam kırıklarından kameranın Lale’nin sırtındaki yaralara kesme yapması çok güzel bir uygulama olmuş.
  • Kerim (İbrahim Selim), Yasemin ve Lale’nin balık restoranındaki yemek sahnesi yine çok güzel çekilen bir bölüm olmuş.
  • Filmin sonlarına doğru arabaları en sonunda bozularak yolda kalan Yasemin ve Lale’nin içinde bulundukları bu ıssız ortamda yaptıkları hesaplaşma/yüzleşme/iç dökme oldukça etkileyiciydi. Araba farının bir sorgu odası havası yaratması, rüzgarın şiddetinin hesaplaşmanın yönünü tayin etmesi gibi detaylar ise çok iyiydi.

Eksiler

  • Yasemin ve Lale’nin geçmişlerindeki muğlak noktalar biraz daha aydınlatılmış olsa daha iyi olur muydu diye düşünmeden edemedim.

Keşif

  • Lale karakterine hayat veren İpek Türktan Kaynak, sima ve rol açısından bana Füsun Demirel’in canlandırdığı iki TV dizisi karakterinin karışımını hatırlattı: “Sıdıka” dizisindeki “Safiye Saka” ile “Yalan Dünya” dizisindeki “Servet” karakterleri.
  • Tesisatçı çırağının Lale ve Yasemin’e olan bakışları bana “Bizimkiler” dizisinde yine bir tesisatçı çırağını canlandıran “Davut Usta”nın (Selçuk Uluergüven) yeğeni “Galip” (Mehmet Gülerbaşlı) karakterini hatırlattı.
  • Filmin başrollerinde yer alan iki kardeşin isimleri Yasemin ve Lale aynı anda birer çiçek adı. Çiçeklerin özellikleri ile karakterler arasında bir bağlantı olabileceğini hayal ettim. Yasemin bitkisi her mevsim çiçeklenebilirken; Lale bitkisi yılda bir defa çiçek açar. Filmde de Yasemin karakterini her daim çiçeklenmiş bir pozisyonda görüyoruz Lale’nin aksine.
  • Filmin jeneriğinde akan yazılarda kullanılan efekt/uygulama (araba farının yanıp sönmesi şeklinde yorumladım)  tercihini beğendim.

Öylesine

  •  Bulunamadı.

Halam Geldi

image

Filmin Künyesi:

HALAM GELDİ | Yönetmen: Erhan Kozan / Oyuncular: Miray Akay, Melisa Celayir, Tunç Oral, Melis Kara, Görkem Eşgünoğlu, Burçin Terzioğlu, Tugay Mercan, Necip Memili, Onuryay Evrentan, Ümit Çırak, Berke Hürcan, Barış Refikoğlu, Osman Alkaş / Türkiye / 2013 / Renkli / 100´

Sinopsis:
Film, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde medeniyetlerin iç içe geçtiği, birden fazla kültürün bir arada yaşadığı köylerden biri olan Akıncılar’da yaşayan Diyarbakırlı ve henüz 13 yaşındaki üç genç kızın hazin öyküsünü anlatıyor ve ülkemizin halen kanayan yaralarından biri olan, “çocuk gelinler” gerçeğini beyazperdeye taşıyor. Çocuk gelinlerin uzaktan uzağa seyrettiğimiz dramını, akraba evliliğinden doğan engelli çocukların yaşamını çocukların gözünden anlatan film aynı zamanda sosyal sorumluluk projesi olarak hayat buluyor. Film, aynı zamanda Kıbrıs’ın kuzeyi ve güneyi arasındaki sınır sorununu da insani yönleriyle ele alışıyla ön plana çıkıyor.  50. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde özel bir gösterimle galası yapılan filmin senaryosu, gazeteci Evrim Kanpolat tarafından gerçek bir olaydan uyarlanarak yazıldı. Filmde Türk oyuncuların yanı sıra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan oyuncular da yer alıyor. 

Artılar

  • Tüm oyunculuklar genel olarak başarılı.

Eksiler

  • Filmin odak noktasının Huriye’nin (Melisa Celayir) hikayesinden Reyhan’ın (Miray Akay) hikayesine keskin geçişi daha yumuşak olabilirdi.
  • Kimi sahneler filmden ziyade bir TV dizisi formundaydı.
  • Film içerisinde birden fazla final olabilecek sahne ile karşılaşıyoruz.

Keşif

  • Belgeselvari bir çalışma olmuş.
  • “Cahiliye Dönemi”nin devam ettiği yıllara ve olaylara tanık olduk bu film içerisinde.
  • Reyhan’ın Halil (Tunç Oral) ile dertleşirken kafasını işaret ederek söylediği “sınırlar burada” repliği güzeldi.
  • “Oya” (Melis Kara) ve “Himmet” (Görkem Eşgünoğlu) karakterleri bu acı filme biraz olsun renk katmış.
  • Huriye’nin halasının hayat verdiği karakter sima ve kötülük formu taşıması bakımından bana “Çağrı” filmindeki “Hind” (Irene Papas) karakterini çağrıştırdı.

Öylesine

  • “Bayram gelmiş neyime, Halam gelmiş kime ne”.
  • “Reyhan ve Huriye tatile çıktı.”